ÖRNEK VAKALAR    17.04.2021

Bu sayfada yer alan yazılar

BELA VE MUSİBETLERDE ARKA PLANI OKUMAK 

ALLAH'IM CANIMI AL DUASI YAPMAK (MAT 1)

ALLAH'A İSYAN VE KINAMA (MAT-2)

BÜYÜK SÖZ (MAT-3)

ANNEYE ŞİDDET (MAT-4)

BEDDUA VE MS HASTALIĞI (MAT-5)

BU ÇOCUK NEDEN HAYIRSIZ!... (MAT-6)

YÜZ FELCİ VE ALLAH'A İSYAN (MAT-7)

MİGREN VE GUSÜL İLİŞKİSİ (MAT 8)

ÇOK ÇİRKİNİM (MAT 9)

TEMİZLİK TAKINTISI-OKB (MAT-10)

UYKUSUZLUK VE TİK (MAT-11)

ALLAHA VERİLEN SÖZ (MAT-12)

ANNE BABA BEDDUASI (MAT-13)

PANİK ATAK (MAT-14)

EŞCİNSELLİK VE ADAK İLİŞKİSİ (MAT-15)

ADAK, HASTALIK VE KARAKTER İLİŞKİSİ (MAT-16)

KÜRTAJ CİNAYETİ (MAT 17)

LANET OKUMA NELERE YOL AÇIYOR (MAT-18)

HAYIRLISINI İSTEMEK (MAT-19)

PARASAL LANET ve İFLAS (MAT-20)

ALZHEİMER ve CİNCİ (HOCA!) (MAT-21)

MÜRÜVVETSİZLİK ve AFFETMEK ÜZERİNE (MAT-22)

ÇOCUĞU OLMAMA (MAT 23)





Bediüzzaman kırk yıllık hayatımda otuz yıllık tahsilimde dört kelime ile dört kelam öğrendim diyor. Dört kelime olarak manayı ismi, manayı harfi, niyet ve nazarı sayıyor.

Manayı İsmi'yi açıklarkan bunu ehli dünyanın eşya ve hadiselerin kışrına, dış, görünen, zahir yüzüne bakmaları olarak yorumluyor. Mana-yı Harfi'yi ise eşya ve hadiselerin batını, iç yüzeyi ve arkası olarak değerlendiriyor ve bunun mü'minin bakış açısı olduğunu söylüyor. "O" diyor; san'ata bakar sanatkârı görür, nimete bakar mün'im-i hakikiyi görür, rızka bakar rezzakı görür.

"Size gelip çatan her musibet ellerinizin kazandığı yüzündendir. Allah birçoklarını da affediyor." (Şuara 30) fehvası gereği, bizzat müşahede ettiğim veya haberdar olduğum bir kısım "Manevi ArınmaTerapisi (MAT)" çalışmalarını sizlerle paylaşmak istiyorum.

www.tevbeterapisi.com





Afyonda yaşanmış olay; 14 yaşındaki kız ablasının küçük bebeğini elinden baş üstü düşürüyor. Olayın üzüntüsü ile saatlerce "Allah'ım o ölmesin ben öleyim" diye dua ediyor. Allah'ın izni ile bebeğe birşey olmuyor ve kurtuluyor. Ama ortada yapılmış bir dua var.

Kız bir müddet sonra psikolojik rahatsızlığa yakalanıyor. Ailesinin hastahane süreci başlıyor. Bu arada anne "Kızım düzelirse horoz kesip çocukları sevindireceğim." diye adakta bulunuyor. Kız bazı zamanlar düzeliyor bazen tekrar rahatsızlanıyor. Anne de her rahatsızlığında adaklarına devam ediyor ama hiçbirini yerine getirmiyor. Bu arada 7 yıl geçiyor, genç kızın hareketleri ise çocuklaşmaya başlıyor.

Ailenin tedavi arayışları devam ediyor. Hocasıydı, muskasıydı derken ilahi müddet dolunca iş ehline ulaşıyor, Eş-şafi ismi tecelli ediyor. Kızcağız şifaya kavuşuyor.

NETİCE:Anne adakları için tevbe ediyor ve yerine getiriyor. Kızcağızın çocuksu hareketleri kayboluyor. Kız ölümü temenni etme günahına tevbe ediyor ve Allah'ın izni ile o da 7 yıllık yaşayan ölü olma halinden kurtuluyor.

TAVSİYE:
"Sizden hiç kimse, maruz kaldığı bir zarar sebebiyle, ölümü temenni etmesin. Mutlaka onu yapmak mecburiyeti hissederse, bari şöyle söylesin: 'Rabbim! Hakkımda hayat hayırlı ise yaşat. Ölüm hayırlı ise canımı al.' " (Buhari, Merda, 19)

EMİR: Adaklarını da yerine getirsinler.” (Hac, 22/29)

Hayat Cenab-ı Hakk'ın kula en büyük emanetidir. Ölümü temenni etme Allah'ın Hayy esmasına karşı bir isyandır. Bu temennide bulunan insanlar, yaşama zevkini kaybederler. Ense ağrısı ve göğüs daralmaları yaşayabilirler. Kitaptaki "Hayata İsyan Tevbesi"ni okumalarını tavsiye ederim...
MAT: Manevi Arınma Terapisi www.tevbeterapisi.com





Danışman; İç daralması, işlerin ters gitmesi, öfke, vesvese, kararsızlık, istikrarsızlık, ikili ilişkilerde zayıflama problemleri sebebiyle başvurdu.

HAYAT SEYRİ: Osman Antalya'da yaşıyor. Bir müddet burada turizm sektöründe aşçı olarak çalıştıktan sonra arkadaşı ile iş kurmak için Brezilya'ya gidiyor. 5 yıl orada kalıyor. Güzel bir iş imkanı yakalıyorlar. Lüks araba alıyor, zengin bir hayat yaşıyor ve her türlü gayri meşru zevke batıyor. Kumardan büyük paralar kazanıyor ve bu kazancından da ailesine para gönderiyor.

Birgün Arjantinli müslüman bir arkadaşı kendisini Kadir gecesi programına davet ediyor. Halbuki onun Ramazan ayının başladığından bile haberi yok.
Program mekanında içine müthiş bir sıkıntı basıyor. Namazdan sonra imam tanışalım diyor. Herkes kendini tanıtıyor. Osman'a sıra geldiğinde dili tutulup kalıyor. Bir ara adeta kendinden geçtiğini hissediyor. Üçüncü kekelemeden sonra kendi işinden, arabasından, lüks yaşamından bahsetmeye başlıyor. Tabi etrafındaki Brezilyalı müslümanlar da onun her anlatışında "maşaallah" diyerek onu takdir ediyorlar.

Osman bir anda birşeyi farkediyor. Oradakilerin hepsi, hristiyan olarak gayri meşru zevklerin içinden gelmiş ve müslüman olmuşlardı. Kendisi ise müslüman olarak başladığı hayatta her türlü çirkinliğin içine batmış durumdaydı. Oysa kendisi on iki yaşında iken camide müezzinlik yapıyordu.

Ertesi gün ani bir kararla Türkiye'ye dönüyor. Askere gidiyor. Askerde asabi tavırlarıyla problemler yaşıyor. Artık hayatın mutsuz ve sıkıntılı dönemi başlıyor.
Her gördüğünü kınayan ve eleştiren bir yapısı var.

PROBLEMİN KÖKLERİ:
1. Üniversite yıllarında maddi yönden çok sıkıntı çekmiş. Bir ara Allah'a (cc) isyanda bile bulunmuş. "Ben çalışıyorum onlar rahat, ben neden değilim?" şeklinde.
2. Amcası kumar oynayıp gayri meşru zevklerin peşine gidermiş. Babası içki ve uyuşturucu kullanırmış. Sonra tevbe etmiş. Anne devamlı olarak bunların durumunu kınayıp söylenirmiş.

MESELENİN KAYNAĞI:
1. “Allah’tan istekte bulunun. Allah kendisinden talepte bulunanları sever. En faziletli ibadet, sıkıntıların giderilmesini (yakında biteceğini düşünerek, bunu Allah’tan ümit ederek) beklemektir.” (Tirmizi, Daavat, 115)
“Kaderi tenkid eden başını örse vurur, kırar. Rahmete itiraz eden, rahmetten mahrum kalır.” (Mektubat, s. 266)

2. Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz."(Tirmizi, Kıyamet, 53, no: 2507)

3. «Şeytan içkide ve kumarda ancak aranıza düşmanlık ve kin düşürmek, sizi Allah'ı anmaktan alıkoymak ister. Artık siz vazgeçtiniz değil mi?» (Mâide, 5/91)

TAVSİYELER
1. Öncelikle anne kınamaları için tevbe etmeli.
2. Beş yıl boyunca elde edip yediği haram kazanç için sebil, kuyu gibi insanların daimi faydalanabileceği sadaka-i cariye bir eser yaptırmalı veya inşasına ortak olmalı. Çünkü haramzadelik insanda asabiyet yapar.
"SİZE DERDİNİZİ VE ONUN ŞİFASINI BİLDİREYİM Mİ? DİKKAT EDİN! SİZİN DERDİNİZ GÜNAHLAR, DEVANIZDA İSTİĞFARDIR." ( Hadis; Beyhaki) www.tevbeterapisi.com

MAT: Manevi Arınma Terapisi.




BÜYÜK SÖZ (MAT-3)    29.11.2020

Ankara'dan Antalya'ya otobüs yolculuğu yapıyorum. Arka koltukta 50'li yaşlarında bir bayan ile üniversiteyi yeni bitirmiş bir kız sohbet ediyor. Gece olduğu için ister istemez sohbetlerini duyuyorum.

Genç kız üniversiteyi Afyon'da okumuş. Hatrımda kaldığı kadarıyla sağlık bilimlerinden bir bölüm. Afyon'un soğuğu meşhurdur. Halk arasında bir söz vardır; kış Erzurum'dan girer, Yozgat'ta devam eder, Afyon'dan çıkar diye.

Kızcağız bir kış gecesi arkadaşlarından çıkmış evine giderken o kadar üşümüş ki şöyle bir söz kullanmış; "Üniversite bitsin bir daha Afyon'a gelirsem... Otobüsle falan geçersem gözlerimi kapatacağım, Afyon'u görmeyeceğim" diye.

Son sözünü şöyle bitirdi; "Şimdi tayinim Afyon'a çıktı."

Halk arasında meşhur bir söz var. Büyük lokma ye ama büyük söz konuşma. Allahtan hayırlısını istemek lazım.

HADDİ AŞAN CÜMLELER

Geçenlerde bir tv programında yaşlıca bir teyzemiz insanlara "Bekarlık sultanlık, evlilik muhtarlık, dulluk imparatorluktur." diyordu. Bakın söz nereye gidiyor.

1. Bekarlık sultanlık; "Ey gençler topluluğu! Kimin evlenmeye (bedeni ve mali) gücü yeterse hemen evlensin. Zira evlilik, gözü (harama karşı) daha çok yumduran, ırzı daha fazla koruyandır. Kimin de buna (mali) gücü yetmezse ona oruç tutmak gerekir. Çünkü oruç, onun (şehvetini teskin) için eneme (gibi)dir"
(Buhari c. 6, s. 117)

2. Evlilik muhtarlık (karışanı çok demek istemişmiş); "Evleniniz, çoğalınız, çünkü ben kıyamet gününde sizin çokluğunuzla iftihar edeceğim." (Beyhakî, VII/81)

3. Dulluk imparatorluk; "Herhangi bir kadın, gereksiz yere, kocasından boşanmayı isterse, cennetin kokusu ona haram olur." (bk. Ebu Davud, Talâk, 18)

Dinin ruhuna uymayan sözleri kulağımıza bir fısıldayan var da insan kendinden sanıyor. İnsan ne konuştuğuna dikkat etmeli.

MAT:Manevi Arınma Terapisi www.tevbeterapisi.com




ANNEYE ŞİDDET (MAT-4)    30.11.2020

Bir aydır devam eden iç daralması, intihar isteği, kaygı, uyku bozukluğu, yataktan sıçrama, nefes alamama, korku, elde uyuşma, namazda vesvese, aklını kontrol edememe...

OLAY: Bir ay önce ablası ile tartışıyor; ablasını ve yeğenini dövüyor, araya giren annesinin kolunu öyle sıkıyor ki annesinin kolu morarıyor.
O akşam kendisini hastaneye zor yetiştiriyorlar. Ablası ile helalleşiyor, biraz rahatlıyor.
Zevkle namaz kılarken artık vesveseden kurtulamaz hale geliyor.

İHLAL:
"Herhangi bir hayat sahibine kim işkence yapar, sonunda tevbe etmeden ölürse; kıyamet gününde Allah'da ona azap eder." (Müsned, 11/92)
"Rahmet ve şefkat sahiplerine Rahman olan Allah rahmet eder; yeryüzü sakinlerine rahmet edin ki (müşfik olun ki), sema ehli de size rahmet etsin. (Ebu Davut, Edeb 66)

TAHLİL: Bir insan herdem şeytanla birlikte ise şeytan ortaya çıkmaz. Müslüman bir kötülük yaparsa anında ortaya çıkar. Delikanlı inançlı ve ibadetinde bir insan.
"Öfke şeytandandır." (hadis) Delikanlının bu kadar kontrolünü kaybetmesinin de bir sebebi var. Anne ikinci evliliğini yaparken "Bu evliliğim iyi olursa adak keseceğim." demiş ama yıllardan beri bunu yerine getirmemiş. Yerine getirilmeyen adaklar gerek adayan gerek adanan üzerinde bir cinni şeytanın girmesine kapı açar. 
Anne babanın duası, peygamberin ümmete duası gibidir. Abla, teyze ve dayı anne yarısıdır. Bunlara el kaldıran anneye el kaldırmış gibidir. Abi, amca ve hala ise baba yarısıdır. İnsan bunlara da hürmetle mesuldür.
ÇÖZÜM:
1. Anne ve abla ile helalleşip tevbe edecek.
2. Kesilmeyen kurban kesilecek.
3. Vuran ele kısas uygulanacak. "Ey temiz akıl sahipleri! Kısasta sizin için bir hayat vardır. Ümit edilir ki, korunursunuz." (Bakara, 179)

"Başınıza gelen her musibet, sizin ellerinizle işledikleriniz yüzündendir. Bununla beraber Allah, kusurlarınızın pek çoğunu da affeder." (Şura, 30)

MAT:Manevi Arınma Terapisi www.tevbeterapisi.com





Hastalık: Multiple Skleroz (MS)
Bayan 34 yaşında ve tekerlekli sandalye kullanıyor. Sağ el ve ayağı felç durumunda, zoraki birkaç adım atabiliyor. 20 yaşında sağ göz seyirmesi ile başlamış.

HİKAYE: 19 yaşında Karslı bir genci seviyor. Babası görür görmez "Bundan sana koca olmaz." diyor. Sekiz ay boyunca babası ile inatlaşıyor "Ya beni vereceksin ya vereceksin, yoksa kendimi öldürürüm." diyor. Ayrıca "Babam beni verirse bir kurban keseceğim." demiş ama kesmemiş.

Neyse, evlilik gerçekleşiyor. Baba "İnşaallah bu kapıya gelirsin." diyor. Kız "Göreceğiz bakalım." diyor. Baba sonra genci kabulleniyor ve seviyor.

Evlilik 10 yıl devam ediyor. Şimdi dört yıldır ayrı yaşıyorlar ama iki tarafta henüz boşanma davası açmamış.

Evlilikten 1.5 yıl, doğumdan 6 ay sonra ilk sağ gözde seyirmeler başlamış.

Eşiyle tartışmalarda başlamış. Ama eşi çok el kaldırmamış kadına. Eşine bir gün "Benim gözyaşlarım ekmeğine katık olur, benden kötü olursun da gün gelir ben sana bakarım." diye beddua etmiş.

TAHLİL:
1. Babasına "Beni vermezsen kendimi öldürürüm." demiş. Şimdide ölmüşten beter olmuş. İnsanın kendini öldürmek gibi bir tasarruf hakkı yok. Burada babasını çaresiz bırakmış.
Sağ taraf babayı temsil eder, zaten hastalık da sağdan vurmuş. "Yüce Allah'ın rızası, ana-babanın rızasında, gadabı da, ana-babanın gadabındadır." (Tirmizi)

2. Babanın bedduası var. "Kendinize, malınıza ve çoluk çocuğunuza beddua etmeyin! Duaların kabul olduğu bir saate rastlar da bedduanız kabul olmuş olur." (Müslim, zühd 74)

3. Evlilik için adakta bulunmuş ama kesmemiş. "Onlar, Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlâki bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir." (Bakara Suresi, 27) Evliliğin ziyana uğramasının bir sebebi de adak ihmali.

4. Kadın kocasına gereğinden büyük bedduada bulunmuş. Eş bunu hak etmeyince beddua kendine dönmüş. "Mü'mine beddua etmek, onu öldürmek gibidir." (Buhari, cenaiz 64)

MAT:Manevi Arınma Terapisi www.tevbeterapisi.com





Maalesef günümüz insanı eleştirme, kınama, muhalif olma, takdir etmeme ve minnet etmemeyi bir kültür haline getirdi. Bu huylarımızın hayatımıza etkilerini mutlaka yaşıyoruz.

VAKA 1
Aile 13 yaşındaki çocukları için başvurdu. Çocuğun 11 tane gasp, yaralama, hırsızlık, tehdit gibi suçlardan adli dosyası var. Hakim 13 yaşına girdiği için tekrar karşısına gelirse 9 yıl ile yargılanacağını söylemiş. İki defa psikiyatri ve iki defa da psikolog desteği almış. Psikiyatri ilaç başlamış, 18 yaşına kadar böyle devam edeceğini söylemiş.

Vaka tahlil edildiğinde karşımıza çıkan manzara şöyle; Çocuk sinirlenince gözü birşey görmüyor, "Sanki vücudumda başka birşey devreye giriyor, aklım başımdan gidiyor." diyor. Olaydan sonra yaptıklarını hemen unutuyor. Anne baba dua edip okuyunca içi sıkılıyor.

ARKA PLAN
Anne düğün hazırlıkları devam ederken yengeleri ile bir gün ekmek yapıyorlar. Yengesinin küçük çocuğu gelip unla oynuyor. O anda gelin hanım "Ya benim böyle bir çocuğum olsa boğar atıveririm." diyor, yengesi de "Senin de olsun öldürüyor musun öldürmüyor musun gör bak." demiş.

Babanın kardeşi çok problemli bir insanmış. Yeni gelin kayınvalidesine "Küçükken ağzının üstüne bir tane vurmamışsın." diyor, kayınvalidesi de "Senin olsun da sen vur bakalım." demiş.

Baba da hep sıkıntılı olan kardeşini kınarmış.

VAKA-2
Öğretmen arkadaşım anlattı;
Doğuda öğretmen olarak çalıştığım dönemde eşimin öğrencisi oldukça gösterişe düşkün ve devamlı alışveriş yapmak istiyordu. Oysaki bu kız öğrencimizi özel okula gönderebilmek için memur olan anne ve baba kendi evlerini kiraya vermişler ve kurumun lojmanının bodrum katında kalmakta idiler. Ben o gün için bu kız öğrencinin halden dertten anlamaz halini yadırgıyordum.

Bugün bende iki kız babasıyım ve benim küçük kızım da maalesef aynı karaktere sahip. Dışarıya beraberce çıkıp da para harcamadan eve dönmemiz mümkün değil. Bizde eşimle beraber öğretmeniz ve bizde fedakarlık yaparak kızımızı özel okula gönderdik. Maalesef bizim kızımız da halden dertten anlamıyor. Sanki aynı senaryoyu şimdi biz oynuyoruz gibi.

Sadece bu da değil. Yakın bir akrabamızın kızı 7. sınıfta iken babasına son çıkan I-Phone modelini 2.500 tl'ye aldırmıştı. Bu defa da onu kınamıştım. Altı yıl sonra benim kızımda 7. sınıfta Samsung'un son modelini 2.500 tl'ye aldırdı. Yine de altı yıllık enflasyon farkını koyarsak ben karlıyım. :)

VAKA 3
Bir arkadaşımız okuduğu evrad-ü ezkara rağmen bir türlü iç huzuru yakalayamadığını yazdı. Ne okuyorsun günlük diye sordum. Günlük okudukları neredeyse benim haftalık okuduğum kadardı. Tekrar sordum "Okumayan insanları kınar mıydın?" diye. Kınamazdım ama kızardım ve yadırgardım diye cevap verdi. Mesele bazen de böyle çarpar bize. Adeta ilahi hüküm bize şunu der. "O bu kadarına istekli ve bu kadarına gücü yetiyor. Madem sen çok isteklisin o zaman hadi bakalım sen çok yap denilir. Çok yaparsınız ama sadece beş vakit namaz kılan insanın gönül huzur ve sükunetini yakalayamazsınız."

VAKA 4
50'li yaşlarda bir bayan ayak bileklerinin ağrısından şikayet etti. Tıbbi anlamda bir problem bulunamadığını ama ayak bileklerinin ağrısından gece geç saatlere kadar uyuyamadığını anlattı. İşin ilginç yanı bu bayan saatler boyu evinde temizlik yaparken ayak bilekleri hiç ağrımıyor fakat gece ise ağrıdan uyuyamıyordu.

Meseleyi biraz irdelediğimizde bu bayanın temizlik takıntısı vardı. Bu takıntının geri planında ise insanların ev temizliklerini beğenmiyor onları kınıyor ve hallerini yadırgıyordu. " Ev hanımı olmalarına rağmen neden evlerinin temizliğine dikkat etmiyorlar?" diyerek onları yargılıyor ve İnsanların temizliğini beğenmediği için evlerinde yemek yemiyordu. Bu defa da o kınadığı amelin tersiyle imtihan yaşıyordu.

Cenab-ı Hakk'ın Kuddüs isminin sahasına müdahele etmiş. İnsanda Allah'ın 76 esması tecelli etmiştir. Herkeste bu esmalar farklı miktarda tecelli eder. Kimisinde Halim ismi tecelli etmiştir ve çok sakin bir yapısı vardır. Kimisinde ise Celal ismi tecelli etmiştir ve kabına sığmayan bir hali vardır.

TAHLİL
"Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." (Tirmizi, Kıyamet, 53)

Kınama, bela ve musibeti peşin satın almaktır. Kınama fiili insana iki şekilde geri dönüyor.
1. Ya aynıyla geri dönüyor.
2. Ya zıddıyla geri dönüyor.

"Her kim bir müslüman kardeşinin ayıp ve kusurlarını, kimsenin görmediği ve görmesini istemediği şeylerini örterse, Allah'u Teâlâ da kıyamet gününde onun ayıplarını örter. Her kim müslüman kardeşinin meydana çıkmasını istemediği birşeyini ortaya çıkarır ve dile verirse; Allah da onun ayıplarını, kimsenin bilmesini istemediği hallerini meydana çıkarır. Bu suretle kendi evi içinde de olsa onu rezil eder. Müslüman kardeşinin ayıplarını örten, bir ölüyü diriltmiş gibidir." (Buhârî, Mezâlim 3)

"Kim bir müslümanın ayıbını örterse Allah da kıyamet gününde onun ayıbını örter. " (Ebû Dâvud, Edeb, 39)

"Kim bir ayıp görür de örterse sanki kabrine diri gömülmüş bir yavruya can vermiş gibi olur." (Ebû Dâvud, Edeb, 38)

"Kendi ayıbı, insanların ayıbını görmekten alıkoyan kimseye müjdeler olsun." (Aclûnî, Keşfu'l-Hafa, II, 46)

NE YAPMALI: Kınama ile gelen enerji oldukça güçlüdür ve devamlı insanların hata ve kusurlarını kişiye farkettirir. İnsan bu durumda ısrarla bu günaha tevbe etmeli, bu günahının keffareti olması niyeti ile sadaka vermelidir.

MAT(Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com





Bir mühendis arkadaşım yüz felci geçirmiş. Ona sorarsak hafta sonu köyde üşütmüş, soğuk rüzgara maruz kalmış. Eskiler buna çarpılmış derlerdi. Tabi biz şimdi esbabperest olunca herşeye bir kulp takıyoruz. Biz eşyaya ve hadiselere mana-yı harfi gözlüğü ile bakarız. Bu 3D gözlükler gibidir, resmin veya filmin içindeki gizli hakikatı gösterir.

"Müslümana fenâlık, hastalık, keder, hüzün, ezâ, iç sıkıntısı ârız olmaz, hattâ vücûduna bir diken batırılmaz; ancak Allahu Teâlâ bu musûbetlerden birisi sebebiyle o müslümanın suçlarını ve günahlarını örter, bastırır." (Buhari, Kitab'ül Mezra, 1907)

Ben en son kendisini ziyaret ettiğimde "O, bizi unuttu" demiş ve başıyla semaya işaret etmişti. Zaten daha öncede namazları bıraktığını duymuştum.

Yüz uyuşması, dille işlenen günahlar sebebiyledir. "Her musibet, affedilecek bir günah için gelir." (Ebu Nuaym) Şükretsin yüzü yamulmuş. İki insan vardır; yaşayarak öğrenenler, nasihatle öğrenenler. Umarım ihtarı almıştır. İlk ihtar yüz felci ise son ihtar alzmehier olmaz inşaallah. Ceza amelin cinsinden gelir. Her türlü eksik sıfattan münezzeh olan Allah'ı unutmakla itham ediyor.

Bir arkadaşta kendisi gibi mağdur arkadaşı için "Artık ilahi adalete inancım kalmadı" dediğini aktardı ve devam etti "Şimdi evinde hiç huzuru yok."
Her bela bir tevbe davetiyesidir.

"Şeytan insanoğlunun kalbinin üzerinde tünemiş vaziyette bekler. Allah'ı zikredince siner, çekilir, gaflet etse vesvese verir." (Buhârî, Tefsir, Kul eûzu birabbi'nnâs 1.)

Maalesef şartların ağırlığı bizleri farklı imtihanlara sürüklüyor. Cenab-ı Hakk'a ait Adl (adaletle hükmeden), Hakîm (her işi hikmetli), Mucîb (dualara icabet eden), Müheymin (her şeyi görüp gözeten) esmalarında şüpheye düşüyor, isyana giriyoruz. Allah'ın Mucîb ismi var ama Kâbil ismi yok. Her duaya cevap var ama her duaya kabul yok. İsterse ve hikmeti iktiza ederse kabul edecek. Hemen ve bizim istediğimiz gibi, en az zahmetle olsun istiyoruz.

"Schindler'in Listesi" filminde toplumdan tecrid edilen ve nazilerin inşaatta çalıştırdığı yahudilerden birisi yemek dağıtım sırasında bir söz kullanır; "Ben artık Tanrıya inanmıyorum."

Bugün bırakın Almanya'yı dünyanın birçok ülkesinde gerek siyasetçiler gerek medya Yahudiler aleyhine yazı kaleme alırken veya bir söz söylerken en az iki defa düşünüyor. "Hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlı olabilir. Yine sevdiğiniz bir şey de hakkınızda şer olabilir. Allâh bilir, siz bilemezsiniz." (Bakara, 216)

“Allah tarafından kendisine takdir edilene râzı olması Âdemoğlunun mutluluğundan¸ Allah'tan hayır dilemeyi terk etmesi Âdemoğlunun bedbahtlığından ve Allah tarafından kendisine takdir edilene karşı kırgın olması şekâvet sebeplerinden biridir.” (Tirmizî¸ 2077)

İsyana düşünlerde imanın mekanı olan kalpte (eskiler iman tahtası, canevi derlerdi) huzursuzluk başlar. Göğsünüz sıkışır, içiniz daralır ve imanın verdiği itminanı, huzuru kaybedersiniz. Sırtınızda kambur varmış gibi hissedersiniz. "Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur." (Ra'd, 28)

Şimdi bakın bakalım isyan şeytanı size de girmiş mi? Ellerinizi açın ve 10-15 defa kalbinize indirerek "Allahım isyan sözlerinden gelen şeytandan sana sığınırım." diye dua edin. "Şeytan, insanların kanının dolaştığı yerde dolaşır." (Buhârî, İ’tikâf 11) Eğer şunların biri veya birkaçı veya benzerleri oluyorsa; cümleyi unutuyor, kekeliyor, vücudunuz elektrikleniyor, elleriniz uyuşuyor veya başınız ağrıyorsa Buyrun;
"Allah'ım üzüntü ve kederle, kızgınlık ve öfke ile söylediğim isyan sözlerimden sana sığınırım. Estağfirullah Ya Ğaffar" 
MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com






Uzun süredir depresyon yaşayan ve ilaç kullanan bir danışanımızla durumunu irdeledik. Bu arkadaşımızın eşi öğretmen ve kendisi de hatırlı maaşı olan bir işe sahip olmasına rağmen maddi sıkıntıları vardı.

Biraz irdeleyince iki şey dikkat çekiciydi. Arkadaş gerek kendisi için gerekse akrabalarının ihtiyaçları için evlendiği günden beri bankanın kapısından ayrılmamıştı. Zaten mide yanmaları da had safhada olduğu için ilaç kullanıyordu. Faiz günahından gelen enerji midenin sol altına yerleşir ve mide yanmalarıyla kendini hissettirir.

İkinci dikkatimi çeken ise, bu arkadaşımız uzun yıllardan beri sinüzitten rahatsız idi ve devamlı yanında mendil taşımak durumundaydı. Birkaç yıl önce gittiği bir doktor burnunu sümkürmemesi gerektiğini söylemiş kendisine.

İmam bir dostum da 17 bin nüfuslu ilçede Kulak-burun-boğaz doktorunun kendisine şakayla karışık "Bu ilçenin yarısı cenabet geziyor desem yalan olmaz." dediğini ve o hafta yapacağı bir burun ameliyatına kendisini davet ettiğini aktarmıştı. Doktor, haftada ortalama 2-3 burun tıkanıklığı ameliyatı yapıyormuş. Sigara içenlerde bıyıkların sarardığını veya filtre kullananların filtrelerindeki yağlı katranı görürsünüz. Meğer sigara katranı burun içerisinde katman oluşturuyor ve zamanla tortuya dönüşüyormuş. Zamanla kişi burnundan nefes alamıyor ve bu katran ancak ameliyatla kazınarak temizlenebiliyormuş.
Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem): 'Sizden biri uykusundan uyanıp abdest alırken burnuna su alıp sümkürsün! Çünkü şeytan onun genzinde geceler!’ buyurdu.” ( Buhari, Bed’ul-Halk, 11) Burundan giren bazı cinni şeytanlar burun direği ile kulak skolyozu arasındaki mekana yerleşir. Migren ağrılarına sebep olur. Aslında ona cingren demek daha doğru olur. Bayanlarda migren ağrılarının çok olmasının bir sebebi de küpe deliklerini yıkamadaki kusurdur. Küpeyi duş esnasında bir kere çıkarıp takmaları, eğer halkalı küpeyse döndürmeleri gerekir.

Gusülsüz insanlar, mutsuz, karamsar ve gergin olurlar. 27 yaşında ağır depresyon hastası ve iki yıldır evinden çıkmayan bir gencin, gusulü ilk defa 25 yaşında aldığını öğrenmek, şu müslüman memleketindeki insanımızın halini ortaya koymaktadır. Bir tesisatçı da, 50'li yaşlardaki emekli bir askerin banyosunda, gusül tarifini görmenin kendisini şaşırttığını söylemişti. Öğretmenlik hayatımda, 12. sınıf öğrencilerinin en dikkatli dinledikleri konunun gusül olduğunu gördüm. Oysa gusül konusunu, çok daha önce kız çocuğunun anneden, erkek çocuğun babadan öğrenmesi gerekir. Gusülsüzlük hali insanın koruma kalkanının kalktığı ve negatif enerji saldırılarına açık olduğu bir andır. İnsan onların oteline döner. İnsanı koruyan melekler gusülsüz durumda kişiyi terkederler ve kişiye bir atalet hali çöker.

NELERE DİKKAT ETMELİ
Eskiler guslün şartlarını sayarken; ağıza mazmaza, burna istinşak yapmak ve tüm vücudun iğne ucu kadar kuru kalmamasına dikkat etmek derlerdi. İlmihalde bu mazmaza ve istinşak meselesi şöyle geçiyor;

Fakihler oruçlu olmayanın mazmaza (ağıza su alıp çalkalamak) ve istinşakta (buruna su çekip sümkürmek) mubalağa etmesinin sünnet olduğunda ittifak etmiştir.

İbni Kattan'ın isnadını sahih gördüğü bir rivayette Peygamber (a.s.) şöyle buyurdu:
"Abdest aldığında, oruçlu olmadıkça mazmaza ve istinşakta mubalağa et."

Lakit b. Sabri'nin hadisi de şöyledir:
"Abdesti güzel al, parmaklarının aralarını hilâlle, oruçlu olmadıkça istinşakta mubalağa et.
(Tirmizi ve diğerleri sahih demiştir. Beş İmam -İmam Ahmed ve dört Sunen sahibi- rivayet etmişlerdir.. Neylu'l-Evtâr, I, 145)
Oruç için mubalağa sünnet değildir; bilakis orucu bozma korkusundan dolayı mekruhtur.

Mazmazada mubâlağa:
Kişinin suyu boğazın en ucuna ve diş ve damak kenarlarına kadar ulaştırmasıdır. Sağ elinin parmağını bunlarda gezdirmesi sünnettir.
İstinşakta: Nefesle suyu genze çekmesidir. Suyun ağızda döndürülüp tükürülmesi sünnettir.

İbni Abbas'ın Peygamber (a.s.)'den haberindeki emre binaen istinşak da sünnettir:
"İki kere mubalağalı olarak istinşak edin ya da üç defa." (Ahmed, Ebu Dâvud, ibni Mace, Hakim ve Ibnu'l-Carud rivayet edip Îbnu'l-Kattan sahih demiştir.
Hafız ibni Hacer de Tathıs'da zikretmiş, zayıf olduğunu söylememiştir. (Neylu'l-Evtâr, I, 146)

Mazmaza ve İstinşakta Hanefi'lerin kitablarında geçen cümle şöyledir:
İkisi de beş sünneti ihtiva eden muekked sünnetlerdir:
Tertib, üçleme, suyu yenileme, sağ elle yapılmaları, gargara ve (ifsad ihtimalinden dolayı) (ed-Durrul-Muhtar, I, 108) oruçlu olmayanın burun yumuşağını aşarak mubalağa yapması.

Dikkat Edilmesi Gerekenler;
1. Burun Temizliği: Burun direğinin sızlaması değil çekilen suyun genizden gelmesine dikkat edilmeli. Eğer deliklerden birisi tıkalı ise diğerini parmakla tıkayıp öyle su çekmeli ve bu tıkanıklığı açmalıdır. Burnun açılması için lavanta yağını çekmekte çok faydalıdır ve sinüsleri de açar. Zaten böyle bir temizlikten sonra zihninizin açıldığını ve başımızın hafiflediğini hissedeceksiniz.

2. Boğazda gargara; Ağza alınan suyun çalkalanması değil başın geriye doğru kaldırılarak ve gargara yaparak genze kadar indirilmesine dikkat edilmeli.

3. Makat Temizliği; Eskiden insanlar dökme suyla ve oturarak banyo yapıyorlardı. Günümüzde 1 m2'lik dar duşakabinlerde ayakta duş alınıyor. Haliyle makat bölgesi kuru kalabiliyor. Gusül esnasında oturur vaziyetteki gibi makatın temizlenmesine dikkat edilmelidir.

4. Kulak ve göbek deliğinin parmakla yıkanması ve ıslatılması gerekir.




ÇOK ÇİRKİNİM (MAT 9)    01.12.2020

10 yılı aşkın süredir depresyon tedavisi görüyor. Evililiği bitme aşamasına gelmiş. İbadet yapmak istiyor ama yapamıyor. İçine kapanmış tamamiyle.

ARKA PLAN:
Bayanın kemik yapısı biraz bozuk. Üç kardeşte de aynı şekilde bozukluklar varmış. Kadın "Allah'ım beni neden çirkin yarattın?" diyerek Allah'ın Musavvir, Hayy (hayat veren), Hakîm (hikmetle iş yapan) esmalarına, isyanda bulunmuş. Hayy esmasına isyandan bulunandan yaşama sevinci alınır. Mülk sahibi mülkünde dilediği gibi tasarruf eder.

Anne babada herhangi bir fiziksel bozukluk yok. Ama üç kardeşte de fiziksel bozukluklar var. Ailede adak geleneği var. Adak kesmişler etini dağıtmışlar ama kemikleri evde kaynatıp yiyorlarmış. Muhtemelen bu görgü nene dedede de vardır.

Halk arasında yaygın bir bilgi vardır. Adaktan kesen yemez, yerse yediğinin parasını fakirlere verecek diye. Sizin makamınıza gönderilen bir tepsi baklavanın kenarından hediye sahibi tarafından bir miktar alınıp yanına para tutuşturulsa hoşunuza gider mi? Adak her şeyi ile Allah'a hediyedir. Belki hataen yenirse bedeli sadaka verilebilir. Galiba nene dededen gelen bu kültür üç kardeşin kemiklerinde tezahür etmiş.

Kadın devlet memuru olmasına rağmen kat kat ve çok kötü giyiniyor. Yüzü hiç gülmüyor. 40 kg bir deri bir kemik. Zayıf olması için bir hastalığı yok.

Anne sık sık adakta bulunur ama yerine getirmezmiş. Fakir doyurma adağını yerine getirmeyenler genelde sıska olur. Kat kat ve çirkin giyinmesi de yetim giydireceğim adağı sebebiyle. Annenin yetime giydirmediği kıyafetleri kızı giyiyor. Giydirme adağını yerine getirmeyenler şık giyinemezler, fakir gibi giyinirler.

“Sa’d bin Ubade (Radiyallahu Anh), Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e:
Annesinin bir adak adadığını fakat bunu yerine getiremeden vefat ettiğini söyleyerek bunun hükmünü sordu. Allah Rasulü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem):
−‘Annenin adına onun adağını sen yerine getir.’ buyurdu.”(Müslim 3092)

Soyun adayıpta yerine getirmediği adaklar soyda problemlere sebep olabilmektedir.

Üzerinde adak bulunanların en büyük ortak özelliklerinden biri de isteseler de namaz kılamamalarıdır. Çünkü üzerlerine farz olmayan ve kadere hiçbir tesiri bulunmayan bir meseleyi kendilerine farz hale getirmiş ve yerine getirmemişlerdir. Hani bazen hayatta böyle lüzumsuz insanlarla karşılaşırız da içimiz ısınmaz ya bu insanlara. Kendi işini yarım yamalak yapar, kendisi ile alakalı olmayan işlerle size yaranmaya çalışır.

Söz veripte yapmamak yahudi adetidir. Yahudilerin lanetlenme sebeplerin başında bu huyları gelir." Onların kendi sözlerini bozmaları, Allah’ın ayetlerine karşı inkâra sapmaları, peygamberleri haksız yere öldürmeleri ve: ‘Kalplerimiz örtülüdür.’ demeleri nedeniyle (onları lanetledik.) Hayır; Allah, inkârları dolayısıyla onlara (kalplerine) damga vurmuştur. Onların azı dışında, inanmazlar.” (Nisa, 155)

Aslında adakta biraz Allah'a teslimiyetsizlik vardır. Önden şart koşma "Ya Rabbi benim şu işimi benim istediğim gibi gör benden sana bir koç." der gibi haddi zorlama vardır.

“Rasulullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bizlere adak adamayı yasakladı ve:
‘Adak hiç bir şeyi değiştirmez. Onunla sadece cimri kimsenin elinden mal çıkar’ buyurdu.” (Müslim 3093)

Şunlar adanıp yerine getirilmeyen adaklarla ile ilgili olabilir;
1. Fakirleşmenin sebebi fakir doyurma ve yetim sevindirme adağı,

2. Devamlı çırpınan ve kaşınan çocuk,

3. Rüyada sık sık hayvan görmek,

4. Kendini kesme isteği, hacamatta çok rahatlama, gerek olmadığı halde bıçak taşıma,

5. Ensede ve başta ağrı,

6. Adağı, kim adayıp da yerine getirmemişse çocuğun ona karşı tetiklenmesi, atar yapması.
MAT: Manevi Arınma Terapisi www.tevbeterapisi.com





Kadın bundan on yıl önce kimse ile paylaşmadığı ve "Benimle kabre gidecek." dediği bir günah işlemiş. O günden sonra kendisini ibadete vermiş. İçine kapanmış, evinden dışarı doğru dürüst çıkmıyor. Çok agresif ve zaman zaman sinir krizleri geçiriyor, sosyal hayatı bitmiş. Temizlik takıntısı hastalık seviyesine ulaşmış.

Meselenin biraz derinine inince kullandığı büyük bir isyan cümlesiyle karşılaşıldı. "Bu günahımdan ötürü Allah beni affetmez." Bu sözüyle çarpılmış, şeytana kapı açmış, farkında değil. Allah'ın Tevvab, Ğaffar, Kuddüs, Rahim, Afüvv esmalarının dışına düşmüş. Cenab-ı Hakka ait bir sıfatı yüklenmeye kalkmış, kendi kendini affetmeye teşebbüs etmiş ve kendini ibadete vermiş. Buna da güç yetiremeyince dengeyi kaybetmiş.

"De ki: Ey kendi aleyhlerine haddi aşmış kullarım, Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah, bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir." (Zümer, 53) ayetinin hükmüne ve "Allah, kulunun tevbesini, canı boğazına gelmediği müddetçe kabul eder.” (Ahmed bin Hanbel, Müsned, II/132) beyanına itimat etmemiş.

Mükemmel kul olma sevdası tekebbürdür. Kendi sevabı ile cennete gitmek isteyen çarpılır.
“Hiç kimse kendi ameliyle cennete girmez.”
“Sen de mi ya Resulallah!” dediklerinde de,
“Evet ben de; meğer ki Rabbim beni rahmetinin kucağına almış olsun.” (Buharî, Rikak,18; Müslim, Münafikîn, 71-73)
Tevbe edince kabulü kısmına karışır "Beni affetmez." dersek o an çarpılırız. Burada bir anlamda Allah'ın vaadinden döndüğünü ima etmiş oluruz.

Tevbe konusunda tüm günahlarımdan ifadesinden ziyade bizzat olaya veya günahın çeşidine göre tevbe edilmeli. Her hastalığa aspirin kullanılmıyor. İnsan hangi esmanın hukukunu çiğnemişse ona göre tevbe etmeli.

Bu kişi Cenab- Hakka ait olan kulunu affetme dairesine girmiş. Bizzat bu cürmüne tevbe etmeli. "Allah'ım kendi günahımı senin rahmetinden büyük görerek Rahim ismine, kendimin arınamayacağımı düşünerek Kuddüs ismine, tevbemin kabul edilmeyeceğini düşünerek Tevvab ismine, Allah beni affetmez diyerek Ğaffar ismine hürmetsizlik ettim. Beni affet." diyerek tevbe istiğfarda bulunmalı.

Günahların en büyüğü, insanın Allah’ın rahmetinden daha büyük bir günah olabileceğini düşünmesidir. Bu, Allah’a âcizlik, yetersizlik isnat etmektir. İnsanın en büyük günahlarından biri ve kendisine yaptığı en kahredici zulüm budur. (39/Zümer, 53; 15/Hıcr, 36; 12/Yûsuf, 87).

Ayetlerde Allah'ın rahmetinden ümit kesme bir kafir sıfatı olarak zikredilmektedir.

"Ey oğullarım! Gidin Yûsuf'u ve kardeşini araştırın. Allah'ın rahmetinden ümit kesmeyin. Çünkü kâfirler topluluğundan başkası Allah'ın rahmetinden ümidini kesmez." (Yûsuf Suresi, 87)

"Ey iman edenler! Kendilerine Allah'ın gazap ettiği, kabirlerdeki kafirlerin ümit kestikleri gibi tamamen ahiretten ümitlerini kesmiş bir toplumu dost edinmeyin." (Mümtehine Suresi, 13)

"Allah'ın âyetlerini ve O'na kavuşmayı inkar edenler var ya; işte onlar benim rahmetimden ümit kesmişlerdir. İşte onlar için elem dolu bir azap vardır." (Ankebût Suresi, 23)

"Allah’ın rahmetinden, sapıklardan başka kim ümit keser?” (15/Hıcr, 56)

"Rabbinize yalvara yakara ve gizlice duâ edin. Bilesiniz ki O, haddi aşanları sevmez. Yeryüzü ıslah edildikten sonra orada bozgunculuk yapmayın. (Allah’ın azâbından) korkarak ve (rahmetini) umarak O’na duâ edin. Muhakkak ki ihsan sahiplerine/iyilik edenlere Allah’ın rahmeti çok yakındır.” (7/A’râf, 55-56).


''Ellerimi yıkamasam duramam, kıyafetlerimi temiz olduğuna inana kadar dokunamam, başkasının evinde tuvalete giremem.'' gibi takıntılar temizlik hastalığının belirtileridir. Tıpta ‘Obsesif Kompulsif Kişilik Bozukluğu’ olarak nitelenen bu rahatsızlık, toplumda %2 oranında görülmektedir. 
Kişi sürekli ellerini yıkar, evi temizler, eve gelen bir misafirin ardından kullandığı her şeyi değiştir. Zamanın çoğunu temizlik yaparak harcar, kirli olduğunu düşündüğü her nesneyi yıkar ve temizlemeden kullanamaz.
Temizlik takıntısının başlıca sebepleri;
1. Malın zekâtını vermeyerek malın üstündeki haramdan ve belâdan arınmasına engel olursunuz ve o mal artık size hep pis gelir. "Malının zekatını ödedin mi, kendinden onun şerrini def ettin demektir.” (Kütüb-i Sitte, 7/323) 
2. Allah'ın (c.c) yarattığı varlıkları, hayvanları, bitkileri, insanları herhangi bir şeyi; pis, iğrenç gibi ifadelerle niteleyerek haddi aşmak. Bu durumda kişi ‘Kuddüs’ isminin tecellisini kaldırır, belâ ve musibetle baş başa kalır.
3. Aşırı temiz veya pis bir insanı kınayarak kişi belayı kendine davet eder. ‘Ceza amelin cinsindendir.’ düsturu gereği kendisi de ya temizlik veya dağınıklık belasıyla uğraşır. “Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." (Tirmizi, Kıyamet, 53)
MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com





VAKA
Namazda çenesi kilitleniyor. Tik var, sağ kol devamlı oynuyor. Dört rekat namaz kılınca yirmi rekat namaz kılmış gibi yoruluyor. Yaklaşık yirmi yıldır geceleri uyuyamıyor. Uyumak için yastığının altına dua koyuyor. Unutkanlık ileri safhada. 18 yaşında evlenmiş ve 26 yaşında ayrılmış. Kızının evine gidince hep onunla kavga ediyor. Dört yıl bel fıtığından çekmiş. Kesmediği, ihmal ettiği bir adağı varmış. Bu adağını kesince bel ağrısı geçmiş. Bu süre içinde evde emekleyerek yürümüş.

ARKA PLAN
Anne babasından izinsiz olarak evlenmiş. Anne babadan izinsiz evlenenler, evliliğin ne kendisinden ne de neticesi olan evlatlarından hayır göremezler. "Allah'ın rızası, babanın rızasında, gazabı da gazabındadır." (Buhârî, el-Edebü'l-Müfred, 1) Hanefi hariç diğer üç mezhep, kızın velisinin izni olmadan evlenemeyeceğini ifade etmiştir. Anne kaçmışsa kız da evden kaçmayı düşünür.

Uyumak için ayet ve duaları yastığının altına koyacağına hayatına tatbik etseydi dünya ahiret mutlu olurdu. Yastığının altına koyduğu duadan daha büyük bir dua hazinesi yanında duruyor fark edememiş. “Üç dua vardır ki bunların kabul olacağına hiç şüphe yoktur: Mazlumun duası, misafirin duası, anne babanın evladına yaptığı dua.” (Ebu Davud, Salat, 364)

Annesini, çok konuşuyor diye kınayıp duruyormuş. Şimdi kendisi de çok konuştuğu için çenesi kasılıp duruyor. Namazda da çenesi kilitleniyor. "Kınamayınız, kınadığınız şey başınıza gelmedikçe ölmezsiniz." (Tirmizi, Kıyamet, 53)

Annesine çok el kaldırmış. Sağ elindeki tikin sebebi de o. Anne babaya el kaldıran, iten veya anne babanın vurmaması için elini tutan mutlaka karşılığını görür. Anne babaya el kaldıran veya böyle birini kınayan eşinden dayak yer. Hangi eli ile vurmuşsa o el ve kolunda, omzunda problem yaşar. Onun vurmasına karşın, anne baba kendisine vurmamışsa şizofrene kadar giden bir bela kendisini bekler artık. "Allah-u Teâlâ ana-babaya eziyet hariç bütün günahlardan dilediğinin cezasını kıyamet gününe kadar geciktirir. Ana-babasına eziyet edenin cezasını ise hemen verir." (Hakim Müstedrek) Zaten şimdi kendisi de kızından çok çekiyormuş.

Kızıyla bir gün kavga ederken, "Vallahi! Bir daha evine gelip yatmam." demiş. Şimdi ne zaman kızının evine gitse onunla kavga ediyor. Kişi kime, nereye veya hangi zamana karşı lanet eder, büyük konuşursa oradan huzur bulamaz. Kime lanet ederse, kendisi ona karşı; lanet ettiği kişi de kendisine karşı tetiklenir durur. Ataya kin güden, el kaldıran, gönül almayan mürüvvet göremez. Ana babaya dua etmeyen rızıkta darlık yaşar. "Her kim rızkının bol olmasını ve ecelinin gecikmesini istiyorsa sıla-i rahim yapsın." (Buhari, Edep 12)

Annesi "Sürüm sürüm sürün, seni doğuracağıma taş doğursaydım." demiş. Hem kendisi çekmiş, hem de annesi dilinin cezasını çekmiş. "Kendinize, malınıza ve çoluk çocuğunuza beddua etmeyin! Duaların kabul olduğu bir saate rastlarda bedduanız kabul olmuş olur." (Müslim, Zühd 74)

MAT:Manevi Arınma Terapisi yazıları www.tevbeterapisi.com





VAKA 1
Bundan üç yıl önce delikanlı, uzun süre iş bulamayınca annesi, "Oğlum iş bulursa kurban keseceğim." diye adakta bulunuyor. Delikanlı kurumsal bir firmada 2.000 tl maaş ile işe başlıyor. Eşi de zaten 600 tl ile başka bir yerde çalışıyormuş.

Eve gelen para 2.600 tl olmasına rağmen bir türlü geçim rahatlığına eremiyorlar. Delikanlının aldığı maaş geldiği gibi gidiyor ve hanımın maaşı ile geçiniyorlar. En sonunda annelerinin adağı akıllarına geliyor. Annelerini arayıp "Adağı kestin mi?" diye soruyorlar. Anne, imkanı olmadığı için kesmediğini, kendilerinin kesmesini söylüyor.
Delikanlı kurbanı kestiriyor. Bugün, eşi çocuğa bakmak için işte çalışmıyor, delikanlı muhasebe bürosunda 1600 tl asgari ücretle çalışıyor ve "Şükür geçiniyoruz diyor."

VAKA 2
90'lı yıllarda Kur'an Kursu müdürü iken bir esnaf 700 tl'lik senedi hayır için verdi. Senet tarihi gelince birkaç defa hatırlatmamıza rağmen ödemeyi yapmayınca senedi kendisine iade ettik. Ertesi sabah aradı "Hocam gelin, paranızı alın." diye. Meğer sabah işe gelirken yolda kaza yapmış ve arabada 700 tl'lik hasar olmuş.

Allah, söz verildiğinde tutmaya en layık olandır. Mümkün olduğunca söz vermekten sakınmak ve bu konuda dikkatli olmak gerekir. "Verdiğiniz sözü/ahdinizi yerine getirin, çünkü verilen söz/ahit, sorumluluk getirir.”(İsra, 34)

Bereket nedir?
1. İnsanın parasını iktisatlı kullanabilmesi,
2. Doğru zamanda doğru şeyi uygun fiyatla alabilmesi, doğru yatırım yapabilmesi,
3. Başına bela ve musibetlerin gelmeyip, parasının lüzumsuz yere gitmemesidir.
Zaten o zaman paranız yeter de artar bile.

Bir danışanımın notu;
"Sizin adak olayını pekiştirecek en bariz örnek benim. Bizzat yaşadım. Benim ablam 8 aylık doğmuş ve ölmüş. Annem bana hamileyken babannem "Bu çocuk sağ salim doğarsa bir kurban keseceğim." demiş ama unutmuş.
Bunun üzerine belalar yağmur gibi yağmış üzerime.

Bebekken ben de bir kaç kere ciddi şekilde kaynar su ile yanmışım. 2 yaşında serçe parmağımı kuzenim satırla kesip koparmış, eklemişler ama halen yamuktur. Düz yolda yürürken paldır küldür düşermişim. 6 yaşında kuduz köpek ısırdı, hem de yüzümden. Sonra yüksek bir yerden düştüm, kolum ikiyerden parçalı kırıldı, iki yerden çıktı.

Bu son olay üzerine nihayet aile meclisi toplanmış. Babannem adadığı adağı şükür ki hatırlamış ve hemen kurban kesmişler ve elhamdulillah o tarihten sonra öyle ciddi bir sıkıntıya maruz kalmadım.





VAKA 1
38 yaşında mühendis. İki defa sözlenmiş ama söz bozulmuş. Babası kızınca "Soyun kurusun." diye söyleniyormuş. Şimdi de torun bekliyor. Beddua yedi başlıdır. Mutlaka birini bulur.

VAKA 2
18 yaşında delikanlı. Ruhsal sıkıntıları var. İnternette gezerken "İncili okudunuz mu?" diye bir reklam görüyor. Tıklıyor, siteyi inceliyor ve gidip papazlarla tanışıyor. Hristiyanlığa ilgi duyuyor. Bu arada psikolojik problemler başladığı için ailenin çözüm arayışları devam ediyor. Sebep bu defa anne kökenli. Anne kızdığı zaman çocuklarına "Gavur bebeleri." diye hakarette bulunuyormuş.

VAKA 3
Çocuk bir türlü iş tutamıyor. Girdiği hiçbir işte uzun süre çalışamıyor. Aslında psikolojik olarak belirgin bir sıkıntısı yok. Sebep; anne çocukluğundan beri devamlı oğluna "Sen bu kafayla bir iş tutamazsın." diyormuş. Aslında anne oğluna duayı kendisi yapmış.

VAKA 4
Babası, oğluna "Senin doğduğun güne lanet olsun." demiş. Her yıl, 13 eylül günü muhakkak başına bir bela geliyormuş. Evlat anne baba hukukuna dikkat ederse lanetleri tutmaz. Üç lanet tehlikelidir; cana, mala, evlada. Cana okunanlar kendine, evlada okunanlar evlada aynen gider, mala okuyanlar malda mülkte mürüvvet göremez.
Beddua/lanet eden ve edilen kişide iç ses başlar. Beddua ve lanet eden ibadet isteğini kaybeder, ibadet ona zor gelir.

"Kendinize, malınıza ve çoluk çocuğunuza beddua etmeyin! Duaların kabul olduğu bir saate rastlarda bedduanız kabul olmuş olur." (Müslim, Zühd, 74) Lanet, bela, beddua, intizar konusunda sadece helallik almak yetmez. Sözü kullanan kişi mutlaka bu sözü için tevbe istiğfarda bulunmalıdır. Tevbe edip de iptal etmediği sürece sözün hükmü devam eder. Eskiler böyle ağır söz kullanınca hemen akabinde tevbe istiğfar eder, sözü hükümsüz kılarlardı. Annemde böyle söz kullanınca "Tövbe de, hacet kapısı açık olur da kabul olur." diye anında uyarırdı.

MAT:Manevi Arınma Terapisi www.tevbeterapisi.com




PANİK ATAK (MAT-14)    03.12.2020

17 yaşında abisinin vefatından sonra ölüm korkusu başlamış. Yıllardan beri mezarlığa gidemiyor, cenazelere katılamıyor. Geceleri uyuyamıyor, işe gitmek istemiyor. Panik atak teşhisi konmuş, psikiyatrik ilaç kullanıyor. Şeker ve kalp rahatsızlığı var.

33 yaşında tevbe etmiş. Tarikata intisap etmiş. Oraya da tam devam edemiyor. Bir iki yıl namaz kılsa, altı ay namazları bırakıyor. İbadetlerde de istikrarı yok. Cumaya bile gitmiyor, camide rahatsızlanıyormuş. Ancak camiden gelince rahatlıyormuş. Yıllardır oruç tutmuyormuş.

Babasında, annesinde ve babaannesinde de bu rahatsızlık var. İrsi olduğunu düşünüyor. Ergenlikten beri hep anne baba ile huzursuzluk yaşıyor. Onlara küfür ediyor. Evinde huzuru, parasının ise bereketi yok. Ticareti hep kesata uğruyor.

Hocanın birisi, sende cin, büyü ve nazar var demiş. 600 tl para alıp dua ve tütsü vermiş. "Bir ay sonra gel kovadan büyüleri sen toplayacaksın." demiş. Bir başkası muska yazmış " Bunu taşırsan kimse sana ilişemez." demiş.

ARKA PLAN
1. Anne, çok bedduacı. Dilinden "Allah belanızı versin, Allah cezanızı versin." sözü eksik olmuyor. Zaten onun da başından bela eksik olmuyor.

2. Anne babasına küfrediyor. Tek başına bu bile yeter kişinin çarpılması için. “Bir kimsenin kendi ana babasına sövmesi büyük günahlardandır.” (Müslim, Îmân 146)

3. Abisinin ölümünden sonra Allah'a çok isyan etmiş. "Allahım niye onun canını aldın?" demiş, Allah'ın meşietine dil uzatmış. "Bela vaktinde sızlanmak, feryâd etmek, mihneti artırır. (Hz.Ali)

4. Mal mülk babasının üzerine, şimdi babasıyla beraber ticarete devam ediyor. Haliyle "Bizim malımız yok." diye hiç zekat vermemiş. Babası da hiç bir zaman zekat vermemiş. Baba "Hiç zekat miktarı kadar param olmadı." diyor. Oysa dört katlı evi var. Her katına bir oğlunu yerleştirmiş. Kazançlarını devamlı inşaata yatırınca ellerinde hiç para beklememiş. Bu sebeple kendisini zekat mükellefi olarak görmüyor.

Zekat vermeyenlerde; kalp, şeker, böbrek, göz, kas, kan hastalıkları ve zihinsel (demans, alzhemier vs) hastalıklar çok görülür. Evliliklerinde ve çocuklarının evliliklerinde mürüvvet olmaz. Beş yılda 40 kg almış. Kıyıpta veremediği zekat paraları vücutta yağ ve hastalık olarak birikmiş. “İman edip iyi işler yapan, namaz kılan ve zekât verenler var ya, onların mükâfatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur, onlar üzüntü de çekmezler.” (el-Bakara, 277) Şimdi ölüm korkusu ve hastalıklarının üzüntüsü ile uğraşıyor.

"Temizlik, sâfiyet, artış, bereket mânâlarını ifade eden 'zekât', insanı bazı kalbî hastalık ve kötülüklerden arındırır, malın temizlenip bereketlenmesini sağlar." (Tevbe, 103; Sebe, 39; Ebû Dâvûd, Zekât, 21/1619.)

“Mallarının zekâtını vermekten kaçınan her millet, mutlaka yağmurdan mahrum bırakılır ve hayvanları olmasa, onlara yağmur yağdırılmaz.” (İbn-i Mâce, Fiten, 22; Hâkim, IV, 583/8623)

5- Yıllardır oruç tutmuyor çünkü zor geliyormuş, midesinde rahatsızlık varmış. Fidye parasını da ödemiyormuş. Faizden çekinmeyince mide rahatsızlığı normal. "Mallarınızı zekatla koruyunuz, hastalarınızı sadaka ile tedavi ediniz, belaları da dua ile karşılayınız.” (Beyhaki, Şuabü’l-İman)

6- Kusuru kendi günahlarında aramak yerine büyü meselesine sığınmış. Bana kim büyü yaptı diye şüphe yaşamakla kalmamış bir de muska takmakla maksadı aşan şirke girmiş. Allah'ın Hâfiz (koruyan) esmasına güvenmemiş, muskadan medet ummuş. “Efsun yapmak, muska takmak ve muhabbet için okuyup üflemek şirktir!” ( Ebu Davud 3883, İbni Mace 3530, İbni Hibban 1412, Ahmed bin Hanbel Müsned 1/381, Albânî Sahiha 331)

Cenâb-ı Hak, tevbe ve istiğfâr eden kullarını sıkıntılardan kurtarır ve onlara pek çok lûtuflarda bulunur. Bir defasında Hasan-ı Basrî Hazretleri’ne dört kişi gelerek biri kuraklıktan, diğeri fakirlikten, öteki tarlasının verimsizliğinden, bir başkası da çocuğunun olmayışından şikâyette bulunmuş, Hazret’ten himmet talep etmişlerdi. Bu büyük velî, onların her birine de 'istiğfâr'ı tavsiye etti. Yanındakiler kendisine:
“–Efendim, bu kimselerin dert ve sıkıntıları farklı farklı, lâkin siz hepsine aynı şeyi tavsiye ettiniz?!” dediler. Hasan-ı Basrî Hazretleri, onlara şu âyet-i kerîmeyi okuyarak cevap verdi:
Rabbinizden mağfiret dileyin; çünkü O çok bağışlayıcıdır. (Mağfiret dileyin ki) üzerinize gökten bol bol yağmur indirsin, mallarınızı ve oğullarınızı çoğaltsın, size bahçeler ihsân etsin, sizin için ırmaklar akıtsın!” (Nûh, 10-12) (İbn-i Hacer, Fethu’l-Bârî, XI, 98; Aynî, Umdetü’l-Kārî, Beyrut ts. XXII, 277-278)

İstiğfar sadece estağfirullah diyerek olmaz.
Namazın istiğfarı, kazaları kılmaktır.
Orucun istiğfarı, kaza, keffaret tutmak veya fidye vermektir.
Zekatın istiğfarı, geçmişte vermediklerini hesaplayıp dağıtmaktır.
Gıybetin istiğfarı, helalleşmektir.
Zina iftirasının istiğfarı, 80 değnek yemektir.

MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com





VAKA
Danışan erkek. İlk defa 12 yaşında erkeklere karşı ilgi hissettiğini farketmiş. Şu an 23 yaşında ve bu duygu ile mücadele ediyor. Aslında dindar bir aileye mensup. Kendisi de namazlarını kılmaya çalışıyor.

Üniversite yıllarında, bir akşam arkadaşlarında misafirken, içine müthiş bir alkol alma isteği geliyor. Arkadaşlarından bir bahane ile ayrılıp bir şişe içki alıp evine geliyor ve ilk içkisini içiyor. Sonra şiddetli bir pişmanlık duyuyor. Bir hafta kadar, utancından namazlarını kılamıyor. Odasındaki Kur'an ve diğer dini kitapları toplayıp, öbür odaya koyup, kapıyı kilitliyor. Kardeşinde de psikolojik problemler var.

Bir gün içine kuvvetli bir eşcinsellik arzusu düşüyor. İnternet üzerinden tanıştığı birisiyle beraber olmak için evden çıkıyor ama yolda geri dönüyor. Maalesef daha sonra beş defa bu çirkinliği işlemiş.

Babasına karşı içinde kendini bildi bileli bir kin var. Annesi, babaannesi ile çok problem yaşamış. Babaanne ve dedesi çok bedduacı tipler. Babası ilk çocuğu ölü doğduğu için koyun adağında bulunmuş ve yerine getirmemiş. Yerine gelmeyen o adakla hem babaya hem çocuğa enerji girer. Babaya ve çocuğa asabiyet verir. Çocuğun içinde günaha istek uyandırır. Her günahla güç kazanır ve yeni arkadaşlarını bedene sokar.

Koyun adağı yerine getirilmediği zaman kişide ürkeklik ve erkek çocuklarda kendi cinsine karşı meyil oluşturur.

Babasına duyduğu anlamsız kinin de arkasında babanın yerine getirmediği adak var. Çünkü kişi, kendisi üzerinden adak adayıp da yerine getirmeyene karşı anlamsız bir kin duyar, ona atarlanır durur.

VAKA 2
İlk fiili ilişkiyi 11 yaşında yaşamış. Aslında namaz kılan birisi ve dindar bir aileye mensup. Ama hemcinslerine karşı içinde aşamadığı müthiş bir arzu var.
ARKA PLAN
Anne ve baba evlilikten önce ilişki yaşamışlar. Nişanlarından bir gün önce kaçmışlar ve ailelerinin bedduaları olmuş. Dede ve nenenin, evladına, "Evladından hayır görme." demesi; doğan çocuk erkek olsa kız gibi, kız olsa erkek gibi yaşama isteğini netice verebilir. Annenin evladına, "Erkekliğinden hayır görme." demesi de eşcinselliğe meyil verdirebilir. Kişi, eşcinsel olması için soydan gelen bedduaya başka bir günahı ile kapı açmış olmalıdır. Zaten ilk vakada bunu içki olarak görüyoruz.

Ayet'el Kürsi ile ilgili internette araştırma yaparken, karşılaştığım bir forum sitesinde; eşcinsel bir genç bu illeti bir türlü bırakamadığından bahsediyor ve dua ediyordu. Yorumlar kısmında, 14 bini aşan okuyucu aynı sıkıntıyı kendilerininde yaşadığından bahsediyordu. Maalesef anne babalar, günahları ile evliliklerinin meyvesi olan yavrularını kendi elleri ile tahrip ediyorlar. "Allah sonra şöyle buyurdu: 'Onlardan gücünün yettiğini sesinle aldatıp kötülüklere kaydır. Süvari veya piyade olarak bütün kuvvetlerini toplayarak onların üzerine yürü, mallarına ve evlatlarına ortak ol, bol bol vaadlerde bulun onlara!' Şeytan bu! Onları aldatmadan başka ne vaad eder ki!" (İsra, 65)

Hz. Peygamberin (s.a.v.) “Adak, (Allah’ın takdir buyurmuş olduğu) hiçbir olayı geri çevirmez. Sadece cimrinin malını eksiltmiş olur.”; “Adak bir şeyi ne ileri alır ne de geri bırakır…” (Buhârî, Eymân, 26; Müslim, Nezir, 2) anlamındaki hadislerinden, şarta bağlı adakta bulunmayı hoş karşılamadığı anlaşılmaktadır.

İmam Şâfiî ve Ahmed b. Hanbel başta olmak üzere bazı fakihler yukarıdaki hadislere dayanarak nasıl olursa olsun adak adamanın mekruh olduğu görüşündedirler. (Nevevî, el-Mecmû‘, VIII, 450; İbn Kudâme, el-Muğnî, XIII, 261).

Bununla birlikte, Allah’a isyan ve mâsiyeti içermediği sürece, hangi grupta yer alırsa alsın, adakta bulunulduğunda yerine getirilmesi dinen vacip görülmüştür. (Kâsânî, Bedâi‘, V, 82)

MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com





VAKA 1
İşyerinde ayaklarının yerden kesildiğini hissetmiş. Bir saat sürmüş bu durum.

Yıllardan beri takıntıları var. Üç aydır bu çok artmış. Bir yaptığı işi birden çok yapıyor. Telefona dört kere bakıyor, somunu yirmi dört kere sıkıyor. Arabaya dört kez inip biniyor. Dördün katlarında yapmayınca rahatsız oluyor.

Hoca muska vermiş. Muskayı çıkarınca huzursuz oluyor ve Allahı inkar etme isteği geliyor. Banyoya girdiğinde, muskayı çıkarırsa çok zorlanıyor.

Araba kullanamıyor, yalnız kalamıyor. İntihar isteği hep geliyor ama günah diye yapmıyormuş.

Baba sadece çalışan, yemek yiyen ve uyuyan birisi. Neredeyse hiç konuşmuyor. Başında devamlı bir ağırlık hissediyor.

ARKA PLAN
1. Babadan önce beş kardeş ölmüş. İlk ölümden sonra adak yapılmış. Babaya kadar dört çocukta adak yerine gelmediği için dört takıntısı oradan geliyor. Hasta kendisi de adak yapmış ve yerine getirmemiş. Vücuttaki adaktan giren enerjiyi güçlendirmiş.

2. Babası, annesi ile babaannenin rızası olmadan evlenmiş. Babaanne bu konuda oğluna çok beddua etmiş.

3. Çocuk zaten üzerinde adak enerjisi olduğu için agresif bir ergenlik başlangıcı yapmış. İntihar isteği de adaktan geliyor. Üzerinde yerine getirilmemiş adak bulunanlar, intihar isteği yaşarlar ve hayattan zevk almazlar.
Bir defasında sigara içmek isteyince, annesi müdahele etmiş. O an, annesini eliyle itmiş. Bir enerji de oradan girmiş. Anne veya babasını elle engelleyen veya vurmasın diye elini tutanlar da çarpılır. Anne baba kavgasında araya girip, babanın elini tutan veya babayı itenler de çarpılır.

VAKA 2
Bir arkadaşım vesvesenin artık abdest ve namazı aştığını dua ve zikirlere kadar tesir ettiğinden dert yandı. "Namazlardaki zevki kaybettim, namazı bırakacak duruma geldim." dedi. Ayet'el-Kürsiyi, Emenerrasulüyü, Lev enzelnayı olmadı zannıyla 4-5 defa okuyormuş.

Biraz irdeleyince şöyle bir manzara çıktı. Arkadaşları ile büyük cevşeni paylaşmışlar. İki defa kendisine ait kısmı okumayınca onbeş gün sonra vesveseler başlamış. Demek ki nezir şeytanı 15 gün sonra vazifeye başlıyormuş. Kazalarını yaptı da vesveselerden kurtuldu. Bu türden söz verilip yerine getirilmeyen vazifeler unutkanlık yapar.

Baldırları ağrıyanlar, huzursuz bacak sendromu yaşayanlar, diz ağrısı çekenler Allah'a söz verip de yapmadıkları ibadet adaklarına bir bakmalılar. "Allah'ım hergün on bab cevşen okuyacağım, bundan sonra namazlarımı aksatmayacağım, hergün Kur'an okuyacağım." insan ne sözler verir de unutur. Özellikle OKB vakalarında unutulmuş adaklarla çok karşılaşılmaktadır.

VAKA 3
Şahıs ara ara ciddi olarak rahatsızlanıyordu. Bu rahatsızlıklar genelde yaz mevsiminde ikindi vaktinde meydana geliyor ve tıbbi olarak birşey bulunamıyor.

Meğer annesi, çocuğunun geçirdiği bir rahatsızlık üzerine, "Allahım! Çocuğum iyileşsin, bir daha hiç namazlarımı geçirmeyeceğim." diye vaatte bulunmuş . Tabi köy yerinde, özellikle yazın işlerin yoğun olduğu zamanlarda ikindi namazını ihmal ediyormuş. Onun, namazı ihmal ettiği günler oğlu rahatsızlanıyor.

"Her amelin cezası kendi cinsindendir." düsturunca ceza ya aynıyla ya zıddıyla ama o cinsten gelir.

Şeytan, insanı hayvana dönüştürmek için ona hayvan adatır. Arapça "nisyan-unutmak" kelimesinden türetilen insanda şeytanın tesiri ile adağı unutur ve o zaman problem başlar. Adanıp da yerine getirilmeyen adakların karaktere yansıması;
a. Koç-boğa: Saldırgan ve kavgacı, erkeklerde aşırı arzu, kızlarda halk arasındaki ifadesi ile erkek fatma huyları, vajinismus.
b. Koyun: Korkak ve ürkek, uysallık, erkeklerde eşcinselliğe meyil veya iktidarsızlık.
c. Horoz: Birden fazla kadınla beraberliği arzulatan aşırı cinsel arzu, diklenme.
d. Tavuk: Kekemelik, pelteklik, ürkeklik ve korku.
e. Teke: İnatçı kişilik ve kötü vücut kokusu, erkeklerde aşırı cinsel arzu, bayanlarda isteksizlik.
f. Çocuk sevindirme: Çocuksu karakter veya zıddı hiç yüzü gülmeme.
g. Yetim giydirme: Paspal ve kat kat giyinme.

Yukardaki problemler sadece adakla ilişkilendirilemez tabi, bunların kınama gibi farklı kaynakları da olabilir.

Soyun adayıp da yerine getirmediği adakları yaparken niyetimizde "Allahım! Soyumun adayıpta yerine getirmediği şu adağı yerine getirmeye niyet ettim." demelidir. Çünkü ameller ancak niyetle değer kazanır.

MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com





Şeytanın insan neslinden hisse alması: Kürtaj Cinayeti

Hastalıklara yönelik seans çalışmalarımızda, sorunun kaynağı nedir diyerek geriye doğru yaptığımız araştırmalarda bazı büyükannelerin veya annelerin kürtaj yaptırdığı sonucu ile karşılaşıyoruz. Ebeveynlerin dinin cevaz verdiği mücbir (zorunlu) sebepler haricinde yaptırdığı kürtajın evlada ve toruna problem olarak yansıdığını ibretle görüyoruz. Bilerek yapılan her kürtaj ileri de maddi manevi (ruhsal) sorunlara yol açıyor. İslam’ın korunmasını emrettiği beş unsurdan birisi olan neslimizi kendi irademizle tahrip ediyoruz. Kürtaj sonucunda neredeyse ilahi ihtara maruz kalmamış hiçbir vaka yok gibi. Kendi günahlarımızın sonucuna, hastane koridorlarında çare arıyoruz.

Bugün dünyadaki her dört gebelikten birisi kürtajla sonlanıyor ve 2016 yılında kayıtlara geçen 56 milyon kürtaj vakası var. Kayda girmeyenleri siz düşünün. Karşılaştığım ve temelinde ebeveynlerin kürtaj yaptırması olan bazı vakaları aşağıda derledim. Sonuçları sizinle paylaşmak istiyorum.

AİLE 1
2. Nesil Kız Evlat: Rahim kanseri ön teşhisi var. Obezite var.
3. Nesil Torun: Kromozomlarında problem var.

Diğer kardeşler için yazdığı bilgi notu şöyle;
“Bende ve kardeşlerde obezite var. Kardeşlerimin birinin oğlu 4 yaşına kadar epilepsi nöbeti geçirdi, ciddi asabiyet sorunları kaldı. Bir de benim ablam var. Onunda 8 aylık bir bebeği kanser oldu, tedavi gördü.
Abimin evliliği çok sorunlu oldu kendinden büyük biri ile evlendi, bunu annem istemedi, abim de son anda vazgeçti ama biz tepki gösterince evlendi."

AİLE 2
2. Nesil Kız Evlat: Üniversite yıllarında psikolojik rahatsızlık yaşamış. Rahim duvarı kalınlaştığı için 4 defa ameliyat geçirmiş.
3. Nesil Evlat: Psikolojik problemi var ve üç üniversite değiştirmiş.
2. Nesil Erkek Evlat: 37 yaşında evlenmiş. 4 yıldır hala çocukları olmamış.

Kayınbiraderinin notunu paylaşıyorum;
"Düşününce ibretlik. Biz de bu vesileyle kayınvalidenin kürtajı ile hanımın hastalığı arasında bağlantı kurduk. Hanım 2006’dan beri rahim kalınlaşması denen illetten muzdarip. Rahimde büyüyen kısmı alıyorlar, 2 seneye tekrar büyüyor. Şimdiye kadar 4 kere falan operasyon geçirdi. Yapılan işleme de kürtaj diyorlar zaten, kürtajın aynısı. Operasyonla alınan parça habis mi değil mi diye tahlile gidiyor. Her defasında sonuç gelene kadar hanım ölüm korkusu yaşıyor, aynı öldürülen kardeşleri gibi ölüyor diriliyor sanki. Kayınbirader ise 2014 (37 yaşında)’de zar zor evlendi. Çocuk istiyorlar ama bugüne kadar nasip olmadı."

AİLE 3
2. Nesil Kız: Psikolojik olarak rahatsız. Yıllardan beri depresyon tedavisi görüyor. Obezite var.
2. Nesil Erkek: 36 yaşında hala üniversite bitirmeye çalışıyor. Bekar ve psikolojik problemleri var.

AİLE 4
2. Nesil Kız: Çocukları olmuyor. Tıbbi bir sebep yok. Hacamatta rahim bölgesi ile ilgili hiç kan çekilememiş, rahatsızlığın var denilmiş.

AİLE 5
2. Nesil Evlatlar;
*Hepimiz obezite problemi yaşadık veya yaşıyoruz.
*Üreme yollarında mantar ve idrar yolu intihabı hastalığımız var.
*Kardeşlerimin hepsinde psikolojik problem var.
3. Nesil: İki çocuğun birisi bir yıldır takıntı OKB tedavisi görüyor, ilaç kullanıyor. Diğeri 8. Sınıf, sigara içiyor. Okula devamsızlık yapıyor. Psikolojik problemleri var. Uyku ilacı kullanıyor. Bazı geceler sabah namazına kadar uyumuyor.

AİLE 6
2. Nesil Kız: Polikistik over sendromu var. 9 yıldır çocukları olmuyor.

AİLE 7
Altı kardeş ve annede panik atak rahatsızlığı var. Hepsi ilaç kullanıyor ve ölüm korkusu yaşıyorlar.

TAHLİL: "Hem insanlardan gücün yettiği kimseleri, sesinle (Şehevî çalgılarla) kaydır ve fenalığa götüren süvarilerinle, piyadelerinle üzerlerine yaygara kopar. (Haram kazandırmakla) mallarına ve (zina yaptırmakla) evlâdlarına ortak ol; onlara (yalan yere) vaadlerde bulun. Fakat Şeytan, onlara, yalnız bir aldanış vaad eder." (İsra, 64)

Buradaki zina kavramı yorum. Bu asırda demek ki buraya kürtajı da eklemek lazım. Şeytanın ortak olmasıyla fiziki ve ruhi problemler geliyor. Haliyle neslin bozulduğuna şahit oluyoruz. Karşımıza şu sonuçlar çıkıyor:

1. Rızık Allah'ın taahhüdü altında olmasına rağmen geçim endişesi ile büyük anneler kürtaj yaptırmış. Evlatlar obez olarak hayata devam ediyor. "Geçim korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Biz, onların da sizin de rızkınızı veririz. Onları öldürmek gerçekten büyük bir suçtur." (İsrâ, 17/31)

2. Ebeveynlerin bakamam korkusu farklı korku olarak yansıyan psikolojik problemleri; az çocuğum olursa mutlu hayatları olur beklentisi kendisinin ve çocuklarının mutsuz hayatlarını beraberinde getirmiş. Çocuklarda yaşamıyormuş gibi cansız hissetme hali görülüyor. Özellikle panik atak çok karşılaşılan bir durum. Her amelin cezası kendi cinsindendir düsturu aynen vuku bulmuş. Her beklenti zıddıyla tecelli ediyor.

3. Kürtaj geçirmiş annelerin çocuklarında benim karşılaştığım tüm vakalarda kardeşlerin en az birinde rahim ve karın bölgesinde ağrılar ve hastalıklar var. Düşük gebelikler görülüyor. Bir kısmının da çocuğu olmuyor. Yağmurdan kaçan doluya tutulmuş. Malum yağmur rahmettir. Helal dairesi keyfe kafi iken harama tevessül ediliyor. Korunma konusunda helal olan daire belli.

4. Evlenmeme isteği ve evlilikten kaçınma. Bazı çocuklar 35 yaşından önce evlenememiş, bazı çocuklar ise hiç evlenmemiş.

5. Erkekte veya bayanda eşe ve çocuklara karşı şiddet uygulama eğilimi, merhametsizlik ve acımama.

6. Çocuklarda anneye ve babaya karşı aşırı öfke, sinirlilik ve şiddet uygulama eğilimleri.

ÇÖZÜM:
1. Ebeveynler bu günahları için tevbe edecekler. 60 gün keffaret orucu tutacaklar. Oruç tutmaya sağlıkları elvermiyorsa 60 fakiri doyuracaklar. Bu meselede hemen kolaya kaçılmamalı. Öncelikle azimet tercih edilmeli sonra ruhsata bakılmalı. Takvadan fetvaya doğru bir yol yani. Yapılan keffaretten vicdan müsterih olmalı.

2. Gurre Keffareti: İşledikleri cinayetin bedeli olarak 212.5 gr altın bedelini annenin rahminde gelen diğer varislerine(kardeşlere) pay edecekler. Dilerse evlatlar bu bedeli geri iade edebilirler. Bunlar yapılınca ailenin üzerindeki negatif yük boşalır çocuklar feraha ererler inşaAllah. 
https://sorularlaislamiyet.com/gurre-diyeti-nedir-ne-zaman-…

"SİZE DERDİNİZİ VE ONUN ŞİFASINI BİLDİREYİM Mİ? DİKKAT EDİN! SİZİN DERDİNİZ GÜNAHLAR, DEVANIZ DA İSTİĞFARDIR." (Hadis; Beyhaki)

MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com




VAKA 1
Zihinsel engelliler öğretmeni. Altı yıl önce, bir öğrencinin peşinden koşarken canı kesilmiş ve koşamamış. Aslında 10 km maraton koşucusu. Zamanla kısmi felç durumuna ilerlemiş, yürüyüşü bozulmuş, konuşması etkilenmiş. Yapılan tetkiklerde hiçbir fiziki sebep bulunamıyor.

ARKA PLAN
İlk evliliğinden boşanırken, "Bir daha evlenirsem Allah belamı versin." demiş. Zaten bu rahatsızlığı da ikinci eşiyle evlilik için ilk görüşmesinden hemen sonra başlamış. 
“Kendinize beddua etmeyiniz; çocuklarınıza beddua etmeyiniz; mallarınıza da beddua etmeyiniz. Dileklerin kabul edildiği zamana denk gelir de Allah bedduanızı kabul ediverir.” (Müslim, Zühd 74; Ebû Dâvûd, Vitir 27)

Diğer bir sebep de; Öğrencinin arkasından koşarken söylediği söz. Çocuk zihinsel özürlü. Teneffüs bitiş zili çalmış. Çocuk sınıfa girmek yerine bahçeye kaçmış. Öğretmen, çocuğun peşinden koştururken; "Allah belanı versin, sınıfına git." diye bağırmış. Özürlü, masum çocuğa büyük bedduada bulunmuş. Zaten o sırada canı kesilmiş. Hak etmeyene beddua ve lanet okuduğunuzda bu size geri döner. "Kul, herhangi bir şeye lânet ettiğinde o lânet gökyüzüne çıkar. Semânın kapıları ona kapanır. Sonra yere iner, yeryüzünün kapıları da ona kapanır. Sonra sağa sola bakınır, girecek yer bulamaz da lânet edilen kişiye döner. Eğer gerçekten lânete lâyık ise onda kalır, değilse lânet edene döner." (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)

VAKA 2
Kadın temizlik hastası. Çöpler anında kapının dışına çıkarılıyor. Dışardan gelen eşi ve çocukları önce banyoya gidip kıyafetlerini çıkarmaları gerekiyor. Yolda giderken, çöp konteyneri ile karşılaşınca yolun karşısına geçiyor. Dört yıldır çekiyor. Evliliği bitmek üzere.
ARKA PLAN
Kadının iki sözünden birisi, "Lanet olsun, Allah belamı/belanı versin." dil alışkanlığı yapmış bunu. En sonunda belasını bulmuş. "Birbirinize Allah'ın lâneti, gazâbı ve cehennem azâbı ile lânet ve beddua etmeyiniz!" (Ebû Dâvûd, Edeb 45; Tirmizî, Birr 48)

Günlerce tevbe etmek zorunda kaldı. Tevbe sayısı günah sayısını geçmedikçe vücuttaki enerji bitmez.

VAKA 3
Hayatında herşey ters gidiyor. Hergün başına mutlaka bir kötülük geliyor.
ARKA PLAN
Adam film çevirmeni. Yabancı filmlerde "Tanrının cezası, lanet olsun." ifadeleri çok geçiyor. Zamanla bunu özümsemiş, diline pelesenk etmiş. "Olgun mü'min, yerici, lânetçi, kötü iş ve kötü söz sahibi olamaz." (Tirmizî, Birr 48)

VAKA 4
Adam cuma geceleri uyuyamıyor. Aylardan beri aynı problemi yaşıyor.
ARKA PLAN
Bir cuma gecesi uykusu kaçınca "Lanet olsun, yarın cumartesi. Nefret ediyorum şu cuma gecesinden." ifadesini kullanmış.

Kişi lanet ettiği şeyden hayır görmez. Mesleğine lanet eden, işini sevemez, maaşından bereket görmez. Eve, eşyaya, evlada yani her neye lanet edilse o kişi ondan gelecek hayır, huzur ve mürüvvetten mahrum kalır. Ataya yapılan lanet ve beddua misliyle evlada döner. Hamilelikte ataya yapılan lanet ve beddua, çocuğun sakat olarak doğmasına yol açabilir. Bir defasında seferde bir kadın bindiği devenin yürümemesinden dolayı sıkılıp lânet etmişti de Allah Resûlü (asm), “Devenin üzerindekileri alıp deveyi bırakınız. Çünkü o lânetlenmiştir.” buyurmuşlardı. (Riyazus salihin, 1584)

MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com





Ayşe, 15 yaşında iken annesi Kur'an okuduğu esnada elinden alıyor ve parçalayıp camdan aşağı atıyor. 16 yaşında tesettüre giriyor fakat psikolojik problemlerinden ötürü 40 gün hastanede yatıyor. Hastanede bağıra bağıra ilahi söylüyor. Herhangi bir teşhis konulamamış.

Evlenmiş ama eşine karşı devamlı öfke krizleri yaşamış. Zor bir hamilelik geçirmiş. Çocuğu doğurmayı istememiş, bir ara aldırmayı düşünmüş. Oğlu olmuş. Eşinden uzun süre önce ayrılmasına rağmen yeni bir evlilik yapamıyor. Şu anda hiç huzuru yok.

ARKA PLAN
Anne, kayınpeder ve kayınvalidesinden çok sıkıntı çekmiş. Yine bir gün kayınpederinden dayak yiyince, "Allah'ım! Bir kız olup da benim çektiğim sıkıntıları çekecekse, olmasın daha iyi." demiş.

İki erkek evlattan sonra üçüncü çocuğa hamileliğinin beşinci ayında, hastanede kız olduğunu öğrenince, "Allahım! Bana kız evlat verme." diye dua etmiş. O dönem, ekonomik sıkıntıları da varmış.

Babası, Ayşe'yi kısa kollu giydi diye çok şiddetli dövmüş.

Peygamber Efendimiz (sav) “Her ihtiyacınız hakkında hayır dileyiniz. Nalınızın tasması koptuğunda bile!” ( Buhârî, 4/136) buyuruyor ve şöyle dua ediyordu; "Allah’ım, bana hayır ver ve benim için hayırlı olanı seç.” (Kütüb-ü Sitte, 3091)

İnsan mal, mülk, eş veya evlat; her ne isterse sadece hayırlısını istemeli. Belki bizim, bugün için istemediğimiz ilerde büyük hayırlar getirecek. "Olur ki, hoşunuza gitmeyen bir şey sizin için hayırlıdır. Ve olur ki, sevdiğiniz bir şey de sizin için şerdir. Allah bilir de siz bilmezsiniz.” (Bakara, 216)

İman sahibi bir insana düşen Allah'ın verdiği her şeye teslimiyet göstermektir. İman teslimi, teslim tevekkülü, tevekkül ise iki cihanda saadeti netice verir. İnsanoğlunun, kaderi değiştirmek gibi ne bir yetkisi, ne de gücü vardır.

Hoştur bana senden gelen:
Ya hilat-ü yahut kefen,
Ya taze gül, yahut diken..
Kahrında hoş lutfun da hoş.
demeli. Teslim ve tevekül, gerçek mutluluğun anahtarıdır.

MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com





Bayan danışanın, yirmi yıl önce eşi vefat etmiş. Küçük bir sermaye ile iş kurmuş. Zamanla işi gelişmiş ve büyük bir mağazaya dönüşmüş. Bir gün, fal bakan büyücü bir kadın gelmiş. Falına bakmak istemiş, izin vermemiş ve kadını kovmuş. Kadın giderken " Sen ve kızın, bu dünyada huzur bulamayasın." demiş. O günden sonra işleri ters gitmeye başlamış.

Kadın, yaşadığı terslikleri bu falcının sözüne bağlamış. Hoca dolaşma süreci başlamış kadının. Elliye yakın hoca dolaşmış. En son 200 bin TL'ye evini satmış. O paranın da, epey bir kısmını bu yolda harcamış. Sadece bir hocaya 10 bin TL vermiş. Kimisi büyü yapılmış, kimisi muskaya basmışsın demiş. Hiçbiri, bir diğerinin dediğini dememiş. En son bir hocaya gitmiş. Bu hoca, kendisine zikirler vermiş. 3-4 ay rahat etmiş ama huzursuzluk tekrar başlamış.

Kadın devamlı yıldızlar ve gölgeler görüyor, korku yaşıyor. İntihar etmeyi defalarca düşünmüş. Bütün akrabalarıyla irtibatı kopmuş, insanlarla ilişkilerinde problem yaşıyor. Dört kardeşler ve kardeşleri ile 30 yıldır konuşmuyor. Namaz kılmak istiyor ama kılamıyor. Geceleri çok dua etmiş fakat bir türlü dertlerinden kurtulamamış.

ARKA PLAN
1. Dedesi, psikolojik rahatsızlığı olup babasına, "Allah, senin çocuklarına iffetsizlik versin." diye beddua edermiş. Ama bu beddua tutmamış. Babası kendi babasına gereken hürmeti gösteriyormuş. Hakedilmeyen beddua tutmaz. Babası evlatlarına karşı çok beddua ediyormuş. Bu bayan da, babasına çok beddua etmiş.

"Allah'tan başkasının adına kesene Allah lânet etsin. Ebeveynine lânet edene Allah lânet etsin. Bid'atçıyı himaye edene Allah lânet etsin. Tarlanın sınır taşlarını değiştirene Allah lânet etsin!" (Müslim, Edâhî 43)

Babası 20 yıl önce vefat etmesine rağmen, mezarını ancak birkaç defa ziyaret etmiş.

"Ey Allah'ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkanı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?" diye soran Ebû Ubeyd Mâlik İbn Rabîa es-Sâidî (r.a)'ye Peygamber Efendimiz (s.a.v):

"Evet vardır. Onlara dua etmek, onlar için Allah'tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) talep etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi ifa etmek, anne ve babasının dostlarına ikramda bulunmak." cevabını vermiştir. (Ebu Davud, Edeb 129)

2. Kadın kendisine çok lanet okumuş. Sık sık "Allah benim belamı versin." ifadesini kullanıyormuş. Şimdi de belasını bulmuş zaten. "Mü'min ne ta'n edici, ne lanet edici, ne kaba ve çirkin sözlü, ne de hayasızdır." (Tirmizî, Birr 48)

Sadece kendine değil evladına, arkadaşlarına, işine, kısacası ters giden herşeye bela ve lanet okumaktan geri durmuyor. Haliyle kimse kendisini sevmiyor, kendisi de kimseyi sevemiyor. İnsan lanet okuduğu şeyden mürüvvet ve huzur göremez. İbnu Abbâs radıyallahu anhüm anlatıyor: "Bir kişinin ridasını rüzgâr savurmuştu, tutup rüzgâra lanet etti. Resülullah aleyhissalâtu vesselâm müdahale buyurdu:

"Sakın rüzgâra lanette bulunmayın. O memurdur, (Allah'ın emriyle) iş görmektedir. Şunu bilin ki, kim bir şeye haksızlıkla lanet ederse, lanet kendisine döner." (Ebu Dâvud, Edeb 53)

3. Ticari hayatında faiz hiç eksik olmamış. Faiz ticaretin bereketini bitirir. "Allah faizi, bereketini gidererek hep azaltır; sadakaları ise bereketlendirip arttırır. Hem Allah çok inkarcı hiçbir günahkârı sevmez." (Bakara, 276)

Artık hepimizin cüzdanının ayrılmaz bir parçası olan kredi kartları da, faiz sistemine destek verip, evlerimizin ve kazancımızın bereketini yiyip bitiriyor. Şöyle ki; kredi kartkarından, bankalalar ortalama, işlem başına %3 komisyon alıyorlar. Yani, ayda 1000 tl kredi kartı ile harcama yapan kişi, 30 tl bankaya komisyon bırakıyor. Yılda 360, ortalama elli yılda, 18 bin TL faiz sistemine destek vermiş oluyor. Günümüzde paranın bereketinin olmamasının en büyük sebeplerinden birisi maalesef bu. "İnsanlar öyle bir devre ulaşacak ki, o zamanda faiz yemeyen kalmayacak. Öyle ki, (doğrudan) yemeyene buharı(veya tozu) bulaşacak." (Ebu Davut, Büyû 3)

4. Sıla-i rahmi kesmiş. Oysa sıla-i rahim hayatın huzuru ve bereketidir.
"Rızkının çoğalmasını ve ömrünün uzamasını isteyen kimse, akrabasını kollayıp gözetsin!” (Buhârî, Edeb 12,)

“Ademoğlunun amelleri pazartesi ve perşembe günleri Allah ’a arz edilir. Fakat Allah, sıla-i rahmi kesenlerin amelini kabul etmez.”

Sıla-i rahim, duaların kabülüne de bir vesiledir.
İbn-i Mes’ud, sabah namazından sonra bir gurup insanla birlikte oturuyordu. Birden:

Allah aşkına içinizde sıla-i rahmi kesenleriniz varsa aramızdan ayrılsın! Çünkü Allah’a duâ etmek istiyoruz. Oysa semanın kapıları sıla-i rahmi kesenlere kapalıdır,
“Sıla-i rahim, güzel ahlâk, başkalarıyla iyi geçinmek, beldeleri mamur, ömürleri uzun ve rızıkta berekete sebep olur.”

5. Anne, çocuğum olursa yedi kurban keseceğim demiş. Ama dördünü kesmiş. Kadın, kendince çok kurban kestirmiş ama ihmal edilen bu adakları niyet olarak söylememiş. Ameller niyetle değer kazanır. Niyetinde 'soyumun adayıp da yerine getirmediği' diye belirtmeliydi. Üzerinde adak olanlar maddi anlamda sıkıntıdan da kurtulamazlar. Yerine getirilmeyen adak, hem ruhî ve bedenî rahatsızlıklara hemde parasal darlığa yol açar.

6. Allah'a ve hayata çok isyan etmiş. Bir defasında "Allahım canımı alda kurtulayım." diyerek elini böğrüne vurmuş. Böğründeki ağrı oradan geliyor. Allah'a karşı isyan edenlerde nefes darlığı, göğüs ve ense ağrıları olur. Hayata isyan edip, ölümü temenni edenlerden ise yaşama sevinci alınır. Bunlar için tevbe etmelidir. "Sizden hiç kimse, maruz kaldığı bir zarar sebebiyle, ölümü temenni etmesin. Mutlaka onu yapmak mecburiyeti hissederse, bari şöyle söylesin: Rabbim! Hakkımda hayat hayırlı ise yaşat. Ölüm hayırlı ise canımı al." (Buhari, Merda, 19)

Konunun hepsini bir ayette toplayalım;
"Benim Kitap'ımdan yüz çeviren bilsin ki, onun dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz." (Taha, 124)
MAT (Manevi arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com





Danışan, 65 yaşında bir erkek. Beş yıl önce bir günde, bildiği bütün sure ve duaları, Kur'an okumayı unutmuş. Namaz kılamıyor, ezan okunurken altını pisletiyor, konuşma güçlüğü yaşıyor. Sabah kalkınca aynayı öpüyor, bardakları saklıyor, koltuk örtülerini falan yırtıp evin her yerinde altın arıyor. Dışarı çıkınca evin yolunu hatırlamıyor.

ARKA PLAN
1. Şimdiki eşi ile tanıştığında, kadın; evli, üç çocuğu olan, eşiyle mutlu bir bayanmış. Ama adam, bu arkadaşının evine gidip gelirken kadını etkiliyor ve on yılık evliliklerini bozuyor. Kadının eski eşinden aldığı bir intizar var. Evli kişiye kanca atan lanet alır. “Üç kişiye Allah lanet etmiştir: Ana-babasından yüz çeviren, karı-kocanın arasına girip onları ayırmaya çalışan, bir de Müslüman toplumun arasına nifak sokmak için dedi-kodu yapmaya çalışan kimse.”(Kenzu’l-Ummal, 43930).

2. Kadın, 18 yıl önce kendi emekli ikramiyesi ile bir ev alıyor ve evi kendi çocuğunun üstüne yapmayı planlarken; adam eşini tapu işlemlerinde aldatıyor, kendi çocuğunun üstüne yapıyor. Kadın, tapu dairesinin önünde "Benim elime düş, altını pisle, benden başka bakanın olmasın." diye beddua ediyor. Adamın altı tane ilk eşinden çocuğu olmasına rağmen hiçbirisi arayıp sormuyor, yanına gelmiyormuş.

Kocasına lanet eden kadın lanetlenir. Bu kadıncağız da şimdi kendi yaptığını çekiyor. Ahir ömründe, eşinin altını temizlemekle meşgul. Allah adil-i mutlaktır. O beddua etmese de, Allah onun hakkını alırdı. O, haddi aşan beddua ile kendisini de lanetlemiş oldu.

3. Adam 18 yaşında iken cin işlerine merak sarmış. Zikirlerle dört tane cini hükmü altına almış. Gelen hastalara, okunmuş su, muska veriyor; ayaklarına ip dolayıp kendilerinde büyü olup olmadığını söylüyor, define aramalarına katılıyormuş. Zaten asıl belayı buradan bulmuş. Şeytan, kullanmış şimdi bir kenara atmış. Zaten bu işlerle uğraşanlar genelde ahir ömürlerinde çok rezil olur ve akıl nimetinden mahrum kalırlar, namazlarını kılamazlar. Akli melekeler yerinde olmayınca, son nefeste kelime-i şehadet getirmekte nasip olmaz. Hayat, şeytana mağlubiyetle biter.

Kişi; cinlerle temas kurabilmek için oruç tutar, riyazet yapar ve zikir çeker. Allah için yapılmayan zikre, riyazete ve oruca ancak cinni şeytanlar teşrif eder. Hoca onların maharetlerinden faydalanıp nam ve para kazanır. "İnsanlardan bazı adamlar cinlerden bazı kişilere sığınırlardı, onlar da bunları daha sapkın hale getirirlerdi." (Cin, 6)

Gerek Kur'an'da gerekse hadislerde insanların cinleri kullanmasına ruhsat verildiğine dair bir izin yoktur. Bu hocaların kendilerinin Hüddam isimli müslüman cinlerinin olduğunu söylemeleri de şeytanın sadece bir aldatmasıdır.

İşin en acı tarafı bu zavallı hocalar! Bu yeteneğe zikirle, oruçla ulaştıkları için bir de kendilerini evliya sanırlar. Zaten şeytan, bunların bir kısmına kendini Mevlana olarak falan tanıtır. Bunların kulağına fısıldar durur. Rüyalarında insanların sırlarını gösterir. Şifaya ait bilgiler verir. İnsanlarda bunları mübarek, ermiş bilip medet umar.

Kendilerine gelenlere sünnette ve Kur'anda olmayan usullerle bakım yapar ve sana büyü yapılmış, nazar değmiş, cinlenmişsin derler. Bu zavallılar, gaybı bildiklerini iddia edip, gelenlere pervasızca "Sana büyü yapılmış." ifadesini söylerler. Oysaki "Gaybı, ancak Allah bilir." (Neml, 54) ayeti apaçık ortada iken bunlar gayb (görünmeyen, bilinmeyen) hakkında konuşurlar.
Zina gibi büyük bir günah için bile dört şahit istenirken, yapılması şirk olan büyü için şahitsiz olarak konuşur, insanların kalbine şüphe atarlar. Siz de, bana kim büyü yaptı diye su-i zanlara girer ve masum insanlar hakkında iddialarda bulunur, iftiralar atarsınız. Ben büyü konusunda kendi annesinden, nenelerinden şüphelenen insanlar gördüm. İşte bu zavallılar, pervasızca söyledikleri bu iddiaları ile masum insanların ahını alır ve yuvaların dağılmasına yol açarlar. Haliyle ahir ömürlerinde çektikleri az bile kalır.

Birde cinleri olmasa da okuyup üfleyen, muska yazan, okunmuş su dağıtan hoca takımı vardır. Bunlarda şirk dolu bu icraatleri ile şifayı kendilerinden bilir ve kibirlenirler. İnsanların, kendilerine itibar ve teveccüh göstermesi hoşlarına gider. Muskadan, sudan para kazanırlar. Milleti şirke düşürüp, şeytanların musallatına uğratırlar. Aslında yazdıkları muskalar, şifa falan getirmez. Şeytan burada da hilesini kurar. Muskayı takanı sıkmayı bırakır. Hasta, iyileştiğini sanır, şirk olan muskayı takar. Hoca şifa dağıttığını sanır, muska yazmaya ve kibirlenmeye devam eder. Musallatın büyüğü kendilerine gelmiş farkında bile değiller.

Bu ilmi elde ettikleri safsata dolu havas kitapları ise; yahudi, süryani, eski Babil ve Mısır kaynaklarından derlenip toparlanmıştır. Şeytan, şeytanlaşmış insanların kulağına söylüyor onlarda yazıyor. Hepsi bu...

MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com





Danışan, 38 yaşıda bayan ve iki evlilik geçirmiş. Birinci evliliğini, 22 yaşında yapmış, 11 ay sürmüş ve hiç eşiyle beraber olamamış. Büyük bir aşkla evlenmişler ama eşi, evlilikten sonra kendisine karşı müthiş bir nefret duyar olmuş ve kıskançlıklar başlamış.  Dövmüş, eve kilitlemiş ve iki defa öldürmeye kalkmış.

İkinci evliliği ise 5 ay sürmüş. Bu eşi dövmemiş ama aynı şekilde kadına karşı nefret duyuyormuş, kıskanıyor ve eve kilitliyormuş. Kayınvalidesi, iffetsizlik iftirası atmış ve kadını öldürmeye çalışmış.

Bayan, üniversite mezunu ve zengin bir ailenin çocuğu. 70'den fazla talibi olmuş. Her iki eşi de namaz kılan insanlarmış. Dört kardeşinin evliliklerinde de problem var. Bir kardeşi, kendisi gibi iki evlilik yapıp ayrılmış.

ARKA PLAN
1. Soyun kesmediği adak varmış. Kadın üzerindeki erkek hayvan adağı, erkeksi bir karakter verir ve vajinusmusa sebep olur. Erkekte dişi hayvan adağı, kadında da erkek hayvan adağı varsa cinsel birliktelik zor olur. Soya küfredenler de cinsel problemler yaşar.

2. Babası, ilk eşinin üzerine ikinci evlilik yapmış. İkinci eş güya bunların evine sığınmış ve benimle evleneceksin demiş. Adam, kadına ümit verdiği için kadın bunu yapmış ama adam bunu inkar etmiş, kızın ailesi silahla tehdit etmiş ve evlilik gerçekleşmiş. Adam üç ay evli kalıp kadını boşamış. Kadın, kendi ifadesi ile "Tam kırk yıldır sabah namazlarından sonra  adama, anne ve babalarına ve amcaya beddua ediyor, benim gibi çocukları da mürüvvet görmesin." diyormuş. Zaten babası da zaman zaman "Bu hatayı yapmamalıydım." diyormuş. “Üç dua (ve beddua) -şüphesiz- müstecaptır/makbuldür. Mazlumun (zalim hakkında) yaptığı dua/beddua, Misafirin (ev sahibi için) yaptığı dua ve babanın evladı için yaptığı dua.” (Tirmizî, Bir,7)

Kadının yaptığı da yanlış çünkü masum çocuklara da beddua ederek onlarında zarara girmesine sebep olmuş ve kul hakkına girmiş. Ayrıca, Allah'ın El-Adl isminde şüphesi varmış gibi kırk yıl boyunca lanetlemeye devam etmesi de haddi aşmışlık. "Lâneti çok yapanlar Kıyamet günü şefaatçi olamazlar, şehid de olamazlar." (Müslim, Birr 85) Sanki o beddua etmese Cenab-ı Hak onun hakkını almayacak mı? Hakkını haram edip kuldan alacaklı gitmektense, helal edip Allah'tan alacaklı gitmek daha hayırlı olsa gerek. "Kötülüğün cezası, onun gibi bir kötülüktür. Kim kendine yapılan kötülüğü affedip barışırsa, onun mükâfatı Allah'a aittir. Şüphesiz ki Allah, Zâlimleri sevmez." (Şûrâ, 42/40).

Affet, marufu emret ve cahillerden yüz çevir! [Araf 199]

Affedin ki, Allahü teâlâ da sizi affetsin ve şerefinizi yükseltsin! [İsfehani]

Allah rızası için affedeni, Allahü teâlâ yükseltir. [Müslim]

Kendinden uzaklaşanlara yaklaşmak, zulmedenleri affetmek, kendini mahrum edenlere [Kendine bir şey vermeyenlere] ihsan etmek, güzel huylu olmaktır. [İ.Süyuti]

Sana zulmedeni affet, sana gelmeyene git, sana kötülük edene sen iyilik et, aleyhine de olsa mutlaka doğru konuş. [Ruzeyn]

Musa aleyhisselam, "Ya Rabbi, senin indinde en aziz kimdir?" diye sordu. Allahü teâlâ da, "İntikam almaya gücü yeterken affedendir." buyurdu. [Harâiti]

Allahü teâlâ merhameti olmayana merhamet etmez, affetmeyeni affetmez. [İ.Ahmed]

Affedin ki affa kavuşasınız! [İ.Ahmed]

Ceza vermekteki hata, affetmekteki hatadan daha kötüdür. [Hakim]

MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com




ÇOCUĞU OLMAMA (MAT 23)    10.12.2020

Danışan 39 yaşında bayan. Sesler duyuyor. Bazen elini kaldırmaya dahi mecali olmuyor. 12 yaşında ilk intihar teşebbüsünü yapmış ve devamlı bu isteği yaşıyor. Vücudunda devamlı kan çıbanı çıkıyor. Kur'an okurken şaşırıyor. 32 yaşında anne babasının rızasının olmadığı bir evlilik yapmış ve şimdiye kadar çocukları olmamış. Tıbbi bir sebep yok. Kardeşinin de çocuğu olmuyor ve diğer kardeşi ise sakat.

ARKA PLAN
Sağlıklı bir çiftin çocuğunun olmaması için; kadının, annesinin ve zürriyetinin hatası olması gerekir. Bu vakada da böyle bir durum var. Şöyle ki;

1. Kadın, ailesinden izinsiz bir evlilik yapmış. Eşi hristiyan imiş, nikahtan sonra islamı seçmiş. Anne babanın rızası olmadan yapılan evliliklerde mürüvvet olmaz. Şafiiye göre, velinin izni olmadan dini nikâh yapılamaz. Hanefi’de de, taraflar denk değilse velinin itiraz edip ayırma hakkı vardır. Hz. Ömer (ra) bu konuda şunları söylemiştir: “Müslüman bir erkek Hristiyan (ehlikitap) bir kadınla evlenebilir, fakat Müslüman bir kadın Hristiyan (ehlikitap) bir erkekle evlenemez.” (bk. Taberî, Bakara, 2/221. ayetin tefsiri)

Annesi, "Çocuğun olursa, sakat olur inşaallah." demiş. Zaten annenin dilinden; "Kör şeytanından bulsun, Allahından bulsun." gibi sözler hiç eksik olmuyormuş. Bazı şeytanların eşlerin birlikteliğinde, spermleri öldürme ruhsatı vardır. Bu çiftte, sağlıklı olmalarına rağmen çocukları olmuyor. Gerçekten de kör şeytanlarından bulmuşlar yani.  "Bir mü'mine lânet (beddua) etmek, onu öldürmek gibidir." (Buhârî, edep 44) Anne, bedduası ile evladının soyunu kurutmuş farkında değil.

2. Anne, kürtaj yaptırmış. Allahın verdiği canı almakla, soyunu kesmiş oldu. Daha önce kürtajla ilgili yazımda belittiğim gibi kürtaj yaptıran annelerin çocuklarında; geç evlenme veya evlenememe, çocuğu olmama, obezite ve psikolojik sorunlar yoğun olarak görülüyor. "Ey peygamber, inanan kadınlar sana sığındıklarında, ALLAH'a hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık yapmamak, zina etmemek, çocuklarını öldürmemek, bir iftira uydurup getirmemek ve doğru işlerde sana karşı gelmemek üzere yemin edip söz verirlerse onların sözünü kabul et ve onlar için ALLAH'tan bağışlanma dile. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir." (Mumtahine, 12)

3. Anne ve baba tarafında adanıp yerine getirilmeyen adaklar ve soy üzerine yapılmış beddualar var. Genelde kadın ve koca üzerinde, soyun adayıpta yerine getirmediği adaklar varsa bu çiftlerin de çocukları olmaz. Özellikle "çocuğumuz olursa" diyerek adanıpta yerine getirilmeyen adaklar, soyun kesilmesine yol açar. "Onlar, Allah'a verdikleri sözü, pekiştirilmesinden sonra bozan, Allah'ın korunmasını emrettiği bağları (iman, akrabalık, beşeri ve ahlâki bütün ilişkileri) koparan ve yeryüzünde bozgunculuk yapan kimselerdir. İşte onlar ziyana uğrayanların ta kendileridir." (Bakara, 27)

MAT (Manevi Arınma Terapisi) www.tevbeterapisi.com