BÜYÜ NASIL BOZULUR?

GÜNAHIN İNSANA VERDİĞİ ZARARLAR

GÜNAHLARIN GENEL LİSTESİ

TEVBE NAMAZI

KİMİN ÇOCUĞU?

ÖLMÜŞ ATALAR İÇİN NE YAPILABİLİR?  


BÜYÜ NASIL BOZULUR?    12.12.2020

Geçen gün bir arkadaşım, boşanmak üzere olan bir meslektaşının bir hocaya gittiğini ve gittiği hocanın ona "Sende papaz büyüsü var, bozmak için 250 tl isterim." dediğini yazdı. Şükretsin az istemişler. 7.000 tl alıp 90 gün bu otelde kalacak, hergün ona okuma yapacağım diyeni biliyorum İstanbul'da. Sanırsınız adama deccal musallat oldu yani.

Karı koca arasında geçim olmayınca, boşanma sürecine girilince, ticarette işler kesat gidince, kişi daralıp bunalınca böyle olur genelde. Etraftan bilmiş teyzeler akıl vermeye başlar; kesin sizde büyü vardır derler. Siz de hele bir baktıralım dersiniz ve duyduğunuz bir hocaya gidersiniz. Zaten bu düşünceyi kafanıza atan teyzeler nerede hoca var bunu da çok iyi bilirler. Hoca suya bakar, ota çöpe bakar, isminizi alır ebced hesabı yapar, birazda sizi dinler hükmü verir. Sende papaz büyüsü var, kara büyü var vs. Zaten siz o anda çökersiniz. Biraz da gaz verirler çok zor çözülür bu büyü falan. Artık betiniz beniz atar. Oradan o hocaya oradan o hocaya dolaşır durursunuz artık. Kimisi iki bardak mazot içirir, kimisi kablumbağa eti yedirir, artık sosyeteye madara olursunuz.

1. "Onunla (büyüyle) Allah'ın izni olmadıkça hiç kimseye zarar veremezlerdi." (Bakara, 102) ayetiyle ifade edildiği gibi büyü ancak Allah'ın izniyle tesir eder. Felak ve Nas surelerinin inmesinden sonra büyünün salih mü'minler üzerindeki tesiri kalkmıştır. Öncelikle bozulmayacak büyü yoktur. Büyünün bozulması o kadar güç ve hoca hoca dolaşmayı gerektirecek bir mesele değildir. "Allah hiçbir dert göndermemiş ki, dermanını da göndermesin." (Müslim, selâm 69)

Bu konuda araştırma yapan bir yazarın notu "Büyü ile ilgili çalışmayı yaptığım sırada, daha önceleri de merak ettiğim bir medyumla tanıştım. Arkadaşlarımın da ısrarıyla, bana bir bakmasını istemiştim. Suya baktı, cinlerini çağırdı ve onlara, bende büyü olup olmadığını sordu. Sonra birkaç defa bir suya bir de bana baktı ve "Ne ile korunuyorsun?" diye sordu. Ben de "Nasıl yani?" diye karşılık verince, merakla, "Her gün ne okuyorsun?" dedi. Bunun üzerine, "Ne oldu ki?" deyince, bana, "Size pek çok kere büyü yapılmış ama tutturamamışlar. Eğer bunları özel bir dua ile korunmayan, normal bir insana yapmış olsalardı, şimdiye çoktan işi biterdi!" dedi. Ben de her gün mutlaka "Cevşen'ül-Kebir" okuduğumu ve namazlardan sonra da sünnete uygun dua ve tesbihatlarımı yaptığımı söyledim."

2. Sende papaz büyüsü, kara büyü vs var hikayesine inanmayın. "Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez." (Neml, 65) hükmü apaçık ortada dururken insan kimin, nasıl ve neyle yaptığını gözüyle görmediği; şahitlerle delillendiremediği konuda nasıl hüküm verebilir ve sana büyü yapılmış diyebilir? 3-5 hoca, medyum lakaplı kişi dolaşın. Hiçbirinin dediği birbirini tutmaz. Birisi papaz büyüsü, biri adet kanı içirmişler, diğeri domuz yağı kullanılmış vs derler. Çoğu sallıyor. Bir belgeselde seyretmiştim. Yapımcı 10 kadar falcı vs dolaştı. Hiçbirisi aynı şeyi söylemedi.

Ancak malzemesini ilk defa siz kendiniz bizzat bulduğunuz zaman büyü yapıldığını düşünebilirsiniz. Gittiğiniz hoca, medyum takımının, tasın üzerine Kur'an-ı Kerim koyup muskalar getirtmeleri sizi yanıltmasın. Kişi kendisi büyü yaptığı zaman ve bunu meslek haline getirdiği an cinni şeytanların himmeti altına girer. "İnsanlardan bazıları, cinlerden bazılarına sığınırlardı; bu da onların azgınlıklarını artırırdı." (Cin, 6) Cinni şeytanların eşya taşıma ruhsatı olanlar bunlarla çalışmaya başlar. "Sonra Süleyman müşavirlerine dedi ki: Ey ulular! Onlar teslimiyet gösterip bana gelmeden önce, hanginiz o melikenin tahtını bana getirebilir? Cinlerden bir ifrit; Sen makamından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm yeter ve bana güvenebilirsiniz, dedi." (Neml, 38-39) Siz gittiğinizde getirilen muskalar ölmüş insanların muskalarıdır ve cinni şeytanlar tarafından getirilir.

Size "Falanca yere git orada büyüyü bulacaksın." denilerek tarif edilen yere malzemeleri yine aynı cinni şeytanlar bırakır. Zaman zaman bırakmaya devam ederek insanı, büyünün yenilenmeye devam edildiğine inandırırlar. 

Bu kişilerin size ait bilgileri bilmeleri ise tamamiyle cinni şeytanlardan aldıkları destek iledir. Sizde büyük bir günahınızdan girmiş ve size içinde bulunduğunuz sıkıntıları yaşatan bir cinni şeytan varsa, sizdeki cinni şeytan ile hoca ve medyumun cinni şeytanı konuşarak ona bilgi verirler. Siz de bu adam benimle ilgili herşeyi biliyor sanırsınız.

Bir kısmı da sizin ve annenizin ismi üzerinden sizde büyü olduğunu söylerler. Sadece ismin rakamlarının toplamı üzerinden yapılan sende büyü var, cin var veya nazar var ifadesi ne kadar güvenilir olabilir ki? Bu konuda da günde defalarca cinni şeytan musallatına maruz kalan insana sende birşey yok dediklerine şahit oldum.

3. En ucuz büyü piyasada birkaç yüz liradan aşağı değil neredeyse. Kim sizin için o parayı verecek? Papaz büyüsü için internette 7000 tl isteyen bile var.

3. Bana büyü yapılmış havasına kaptırır da kim yaptı acaba, şu mu yaptı bu mu yaptı moduna bir girerseniz işte o zaman yandınız. Ömür boyu çekersiniz artık derdi. Ben neredeyse 30 yıldır bana büyü yapıldı hala çözemedik diye dolaşan insan gördüm, neden? Çünkü büyü günahında ötesinde şirktir. "Kim (sihir maksadıyla) bir düğüm vurur sonra da onu üflerse sihir yapmış olur. Kim sihir yaparsa şirke düşer. Kim bir şey asarsa, o astığı şeye havale edilir." (Nesâî, Tahrîm 19) bana falanca büyü yaptı demek veya zannetmek şirk iftirasıdır. İşte insan o zaman çarpılır ve cinni şeytan bedene girme ruhsatı alır. Siz ithama/iftiraya devam ettikçe o musallat güçlenir ve size sıkıntı vermeye başlar. Namazlarınızı bırakır, psikolojik problemler yaşarsınız. Masum kadına zina iftirası için dört şahit istenirken, sonucu şirk iddiası olan büyü fiili içinde elbette şahit istense gerekir. "Korunan (iffetli) kadınlara (zina suçu) atan, sonra dört şahit getirmeyenlere de seksen değnek vurun ve onların şahitliklerini ebedi olarak kabul etmeyin. Onlar fasık olanlardır." (Nur, 4) Piyasada ki birçok insan büyüden değil bu iftira-itham fiilinden çarpılmış haberi yok. Bu arada şüphenilen kişi hakkında beddualar, gıybetler gırra gider. Siz büyüden değil asıl bunlardan çarpılmaya devam edersiniz. Böylece katman katman dertleriniz artmaya devam eder.

4. Hocalar size büyüden ötürü cin girmiş, midene oturmuş derler. Bu da koca bir yalandır. Cinni şeytanlar ancak kişinin günahı sebebiyle insana girme ruhsatına sahiptirler. "Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar, günaha, iftiraya düşkün olan herkesin üzerine inerler." (Şuara 221-222) Gerçek şu ki, iman edenler ve Rablerine tevekkül edenler üzerinde onun (şeytanın) hiç bir zorlayıcı gücü yoktur." (Nahl, 99) Ayetleri bize cinni şeytanın ancak günah yoluyla gireceğini ve salih, özellikle büyük günahlardan uzak duran insanlara hiçbir zarar veremeyeceğini ifade ederler. Büyü ile cinni şeytanın vücuda girip musallat olacağına dair hiç bir ayet ve hadis yoktur.

5. Hoca ona muska verir de takar, okunmuş sularla yıkanmaya kalkarsa asıl o zaman yandı. "Kim, muska (temîme) takarsa, Allah'a şirk koşmuştur." (Ahmed b Hanbel, 16781), "Her kim, (kendisine fayda verdiğine veya kendisinden zararı giderdiğine inanarak) muska takarsa, Allah, hayatta onun hiçbir işini tamamlamasın." (Ahmed b. Hanbel, 17372) Allah Resulü, bir adamın pazusunda altın bir bilezik görmüş. Onu kınayan bir dille: "Bu da ne?" diye sormuş. Adam; "Omzumdaki bir hastalıktan dolayı takıyorum." deyince kendisine şu cevabı vermiş. "Aman bu bilezik, senin hastalığını daha da arttıracaktır. Çıkar, at. Eğer bu senin üzerindeyken ölecek olursan ebediyyen iflah olmazsın."

Bu zavallı hocaların bir kısmı size koruyucu cin verir; daralınca onu çağır der. Bazısı yemeğe başlarken veya daraldığın zaman "Ben falanca hocanın koruması altındayım de." der. Sizi şifa ve korunmayı Allah'tan beklemek yerine kula umut ettirerek şirke düşürürler.
Muskayı takan, kuldan korunma uman kişi artık şirke düştüğü için Allah'ın Hâfiz isminin dışına çıkar tam musallatlara açık olur. Derdi bir iken bin olur ve cahil hocaların arasında dolaşır durur artık.

Bakın bir danışanımın yaptığı bazı uygulamalar; "Bazı hocalar koruyucu cin verdiler, muska da taktım bir ara, okunmuş su da verildi, deriye tuz döküldü, ayrıca bir et parçasına bir şeyler okundu köpeklere verildi ve bazı cinnilerin isimlerini yaktık." Bunların hangisinin İslam'la, Kur'an'la, sünnetle alakası var? Sanırsınız kızılderili veya Afrikalı büyücüye gitmiş. Nerede Felak, nerede Nas sureleri?

NE YAPACAK?
Öncelikle bu sıkıntıların temelinde yapılan büyülerin değil kendi hata ve günahlarının olduğunu bilecek. Allah'a isyan, şirk ve büyük günahlardan hangisini işlediğini tesbit edecek. Anne babasının veya mazlumun bedduasını mı aldı, miras yüzünden akrabaları lanet mi etti, bir yetimi mi üzdü, haram kazanç elde edip yedi mi, zekata dikkat etmedi, faizle fazla mı haşir neşir oldu, bir yuva mı yıktı vs onlara ciddi bir nedamet ile tevbe edecek. Mağdurlarla helalleşecek. Sonra;

1. İlk olarak, şu kişi bana büyü yaptı ifadesi için tevbe edecek. Büyü yapanı görmüş ve bulmuşsa ona dua edecek.
"Allah'ım (eşime ve çocuklarıma) anneme ve babama, (eşimin anne ve babasına ve soyuna) ve soyumuzdan ölmüş ve sağlara büyü, hased ve nazar yapan ve yaptıranların günahlarını affeyle. Allahım! sen affetmeyi seversin, affedenleri de seversin. Ben onları affettim, sende onlara affınla muamele buyur. Allah'ım! Onlar şüphesiz bu hatayı ve günahı nefislerine ve şeytana uyarak yaparlar. Onlardan ve tüm mü'minlerden bu hata ve günahı işleyenler adına ben sana tevbe ediyorum.
Tevbe ettim Estağfirullah Ya Ğaffar
Birahmetike Ya Erhame'r-Rahimin."

2. Bu duadan sonra nasuh tevbesi yapılacak.
tevbeterapisi.blogspot.com.tr/2018/01/nasuh-tevbesi-euzubillahiminesseytanirr_24.html?m=1

3. Bu konuda kimin hakkında büyü yaptı ithamında bulunuldu ise ondan helallik isteyecek veya onun zatına dua edip sevabını ona bağışlayarak 10 fakire fitre miktarı sadaka verecek.

4. Allahım! (eşime ve çocuklarıma), bugüne kadar yapılmış olan hased, kıskançlık, nazar, iftira ve her türlü el ve dil büyülerinin bozulması, ortaya çıkması ve iptali niyetiyle niyet ettim Kur'an-ı Kerim okumaya.
Sırası ile
33 Ayet'el Kürsi
33 Nas
33 Felak
33 İhlas
33 Fatiha okunur.

5. Büyü malzemelerini bulduysa Ayet'el Kürsi, Felak, Nas okuyup açsın. Yakıp gömsün.

Allah'ın izni ile birşeyi kalmaz. Bu uygulamaya rağmen sıkıntıları devam ediyorsa, derdinin büyüden değil musallat belasından olduğunu anlasın ve kurtulmak için bir sayikten destek almasında fayda vardır.

www.tevbeterapisi.com



1. Büyük Günahların En Büyüğü: Allah’a Ortak Koşmak (Şirk)
2. Ana Babaya Asi Olmak, Onlara Eziyet Etmek
3. Yalan Yere Şahitlik Etmek
4. İnsan Öldürmek
5. Sihir (Büyü) Yapmak
6. Namazı Terk Etmek
7. Zekâtı Vermemek
8. Faiz Yemek
9. Yetim Malını Yemek ve Ona Zulmetmek
10. Allah’a ve Resûlü’ne Yalan İsnad Etmek
11. Özürsüz Olarak Ramazanda Bir Gün Bile Oruç Tutmamak
12. Savaş Meydanından Kaçmak
13. Zina Yapmak
14. İdarecinin Halkını Aldatması, Onlara Zulmedip Zorbalık Yapması
15. Haram Olan İçkiyi (Hamr) İçmek
16. Kibirlenmek, Kendini Beğenmek, Övünmek
17. Livata
18. İffetli Kadın veya Erkeğe İftirada Bulunmak
19. Kamu Malından, Ganimetten, Devletten ve Zekâttan Çalmak
20. Haksız Yollarla İnsanların Mallarına El Koymak, Haram Yemek, Haram Kazanç
21. Hırsızlık Yapmak
22. Yol Kesmek
23. Yalan Yere Yemin Etmek
24. Çok Yalan Söylemek, Sözlerinin Çoğu Yalan Olmak
25. İntihar Etmek
26. İdarecinin ve Hâkimin Adaletsiz Olması, Haksızlık Yapması, Rüşvet Almak
27. Deyyusluk, İki Kişi Arasında Bozgunculuk İçin Çalışmak
28. Karşı Cinse Özenmek (Erkeğin Kadına Kadının da Erkeğe Benzemesi)
29. Hulle Yapmak ve Yaptırmak
30. Ölü Eti, Leş, Kan ve Domuz Eti Yemek
31. İdrardan Sakınmamak
32. Haraç Toplamak
33. Riyakârlık Yapmak, Gösteriş, İkiyüzlülük
34. Allah ve Resûlüne İhanet Etmek, Emanete Hiyanet
35. İlmi Gizlemek ve Sadece Dünya İçin Öğrenmek
36. İyiliği Başa Kakmak
37. Kaderi Yalanlamak ve İnkâr Etmek
38. Başkalarının Söz ve Sırlarını Öğrenmeye Çalışmak
39. Lanet Etmek, Sövmek
40. Sözünde Durmamak, Ahde Vefasızlık
41. Kâhin, Büyücü ve Müneccimi Tasdik Etmek
42. Kadının Kocasına Haksız Yere Huysuzluk Yapması (Nüşûz)
43. Akrabaların Hakkını Gözetmemek, Onlarla İlişkiyi Kesmek
44. Resim Yapmak (belki ibadet amaçlı)
45. Söz Taşımak, Koğuculuk
46. Ölenin Ardından Ağıtta Aşırı Gitmek
47. Nesebe ve Soya Sövmek
48. Baş Kaldırmak, İsyan Etmek, Haddi Aşmak, Başkalarının Hukukunu Çiğnemek, Serkeşlik Etmek
49. Gücü Yettiği Hâlde Haccı Terk Etmek
50. Müslüman’a Eziyet Etmek ve Ona Sövmek, Küfretmek
51. Allah Dostlarına Eziyet Etmek ve Onlara Düşman Olmak
52. Elbiseyi Kibir Maksatlı Uzatmak (Elbise ile Gösteriş Yapmak)
53. Erkeğin İpek Giymesi, Altın Kullanması
54. Kölenin Efendisinden Kaçması
55. Allah’tan Başkasının Adına Kurban Kesmek
56- İnsanlara Yol Gösteren Levhaların ve  Hudut İşaretlerinin Yerini Değiştirmek ve Sökmek
57. Sahabe Efendilerimize Sövmek, Kötü Söz Söylemek
58. Ensardan Herhangi Birine Sövmek, Kötü Söz Söylemek
59. Dalalete Çağırmak, Bid’atçılık, Kötü Bir Çığır Açmak
60. Peruk Takmak, Dişlerin Arasını Seyreltmek ve Dövme Yaptırmak
61. Herhangi Bir Kesici Aleti, Silahı Kardeşine  Doğru Tutarak Korkutmak
62. Bilerek Babasından Başkasına Baba Demek
63. Uğursuzluğa İnanmak
64. Altın ve Gümüş Kaptan Yemek İçmek ve Kullanmak
65. Cedelleşmek, Diyalektik, Kur’ân ve Dini Konularda Deliller Aramak
66. Eşine, Hizmetçilerine, Zayıflara ve Kölelere Haksızlık Edip  Zulmetmek ve Eziyet Etmek
67. Tartıda ve Ölçüde Haksızlık Yapmak
68. Allah’ın Azabından (Mekr’inden) Emin Olmak
69. Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmek
70. İyiliğe Karşı Nankörlük Yapmak
71. Fazla Suyu Hapsedip Kimseye Vermemek
72. Hayvanın Yüzünü Dağlamak
73. Kumar Oynamak
74. Harem (Mekke) Bölgesinde Taşkınlık Yapmak
75. Özürsüz Cuma Namazını Terk Etmek, Bunda Israrcı Olmak
76. Müslümanları Gizlice İzlemek ve Mahremlerini Açığa Çıkarmak
(Murat Karasoy, Büyük Günahlar, Işık Yayınları)

www.tevbeterapisi.com




TEVBE NAMAZI    12.12.2020

Günahtan arındıran bir çeşme: Tevbe namazı

Ümmetine tevbe namazını anlatmak için Peygamberimiz (s.a.v.) “Bir kul günah işler de sonra kalkıp güzelce abdest alıp temizlenir ve iki rekât namaz kılarak Allah’tan bağışlanmak dilerse Allah onu mutlaka affeder.” buyurmuş ve arkasından şu mealdeki ayeti okumuştu:

“Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O’na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah’tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmran: 135)

Rabbimiz, Kendisinden asla ümit kesilmemesini emrederek, şöyle buyurur:

“Ey günah işleyerek nefislerine zarar vermede haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah dilerse bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok affedici ve çok merhametlidir.” (Zümer Suresi: 53)

 Cenab-ı Hak tevbe eden kulundan dolayı Zatına mahsus mukaddes bir sevinç duyar:

“Öyle bir kimse ki çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: ‘Artık ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.’ Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki devesi yanı başında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mümin kulunun tevbe ve istiğfarı ile böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır.” (Hadis...Müslim, Tevbe: 3)


İyi ve faziletli bir mümin, günahlarını büyük, sevaplarını küçük görür. Çünkü asıl mesele, günah işlememek için olağanüstü bir gayret sarf etmektir; buna rağmen günaha düşülürse, hemen tevbe ve istiğfarla Allah’a sığınmaktır.

Kur’an’ın birçok ayetinde geçtiği gibi tevbe ve istiğfar etmek Allah’ın bir emridir ve başlı başına bir ibadettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) günahsız olup geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlandığına dair Rabbimizden müjde aldığı hâlde günde yetmiş, bazen yüz kez tevbe istiğfar ettiğini belirtmiştir.
Rabbimiz günah işleyen kimselere tevbe yolunu göstererek, şöyle müjde verir:

“Ancak tevbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Furkan: 70)

Çok tevbe etmek, Allah’ın sevgisini kazandırır: “Şüphesiz Allah, tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tevbe eden kulunu sever.” (Bakara Suresi: 222)

Mademki Allah tevbe edenleri sever, o hâlde hiç günahımız olmasa bile –ki bu imkânsız- sık sık tevbe ve istiğfar etmemiz gerekir. Tevbe, yapılan günahtan pişman olmak, üzülmek, bir daha işlememeye karar vermektir. Tevbe eden kişi, Allah’ın rahmetine ve mağfiretine güvenmeli, Ondan ümit kesmemelidir.

Bir genç işlediği küçük bir günahtan pişman olmuş, ağlayarak telefon etmişti. Her ne kadar Allah’ın Gafûr ve Rahim olduğunu, tevbe ve istiğfar etmesini söylemişsem de:

— Ben affedilmem, diye ağlıyordu.
— Peki, abdest al, iki rekât tevbe namazı kıl, tevbe ve istiğfar et, dedim.

Aradan kısa bir süre geçti. Sakin ve neşeli bir şekilde şu müjdeyi verdi:

— Abdest alıp namaz kıldım, dua ettim. Sonra Kur’an’ı alıp Besmele çekip bir yer açtım. Karşıma Hicr Suresinin 49. ayeti çıktı: “Kullarıma haber ver ki, Ben hiç şüphesiz çok bağışlayıcı, çok merhamet ediciyim.”

Cenab-ı Hak adeta onunla konuşur gibi teselli etmişti.

●●●Tevbe Namazı

Uzun yıllar günah içinde olduğu hâlde hepsini bırakıp yepyeni bir dinî hayat yaşamak isteyen kimseler, güzelce gusül abdesti alıp, iki rekât veya istedikleri kadar tevbe namazı kılıp, istiğfar ve dua ederek dünyaya yeni gelmiş gibi pırıl pırıl bir hayata başlayabilirler.

Aslında dinî hayat yaşadığı ve günahlara girmediği hâlde her nasılsa ayağı sürçüp küçük veya büyük herhangi bir günah işleyen kimseler de, tevbe namazı kılıp af dileyebilirler.

Bir kimse, herhangi bir günah işlemese bile bazı zamanlar tevbe namazı kılıp daha bir yürekten istiğfarla Allah’a sığınabilir.

Tevbe namazı her zaman her yerde kılınabilir. Ancak duaların kabul olduğu vakitlerde, bilhassa mübarek zamanlarda ve mekânlarda kılmak güzeldir.

Normal namaz gibi, mesela sabah namazının iki rekât farzı gibi kılınır. Fâtiha’dan sonra belirli bir sureyi okuma şartı yoktur. Ama bilenler dua, tevbe ve istiğfar ayetlerini okuyabilirler. En az iki rekât kılınabileceği gibi, kişinin gönlünün rahatlayıp tatmin olduğu miktar kadar da kılınabilir. Önemli olan günahtan dolayı mahzun olup, kırık bir kalp ve yaşlı bir gözle Allah’a sığınmak ve affedileceğinden ümit beslemektir.

Cemil Tokpınar
www.tevbeterapisi.com



KİMİN ÇOCUĞU?    12.12.2020

- Cinsel ilişkiye girerken neden besmele çekilmesi sünnettir?
- Besmele çekilmediği zaman şeytan çocuğa nasıl zarar verebilir?
İslâm dini helâl cinsel eylemleri ibadet hayatının bir bölümü olarak sunmakta, cinsel hayat yoluyla da Allah'ın rızasına erişilebileceği şuuruna erdirmektedir.
İslâm, bununla yetinmemekte, müminin cinsî münasebete ibadet duygusu içinde başlamasını da öğretmekte ve öğütlemektedir.
Ruhi tatmine erebilmesi için mümine öğretilen ve öğütlenen nedir?
Önce besmele çekmesi, sonra da şeytandan Allah'a sığınmasıdır. Daha sonra da yapılması gereken bir müekked sünnet olduğu inancıyla, sevişmeye önem vermesidir.


Cinsî Münasebete Başlamadan Önce Besmele Çekmek
Cinsî münasebet, insan hayatında yer alan önemli bir olaydır.
Besmele çekmeksizin yapılan yani ibadet olduğu şuuru/bilinciyle yapılmayan her iş, olması gerekene nazaran eksiktir.
Bu gerçeği Allah'ın Resulü şöyle açıklar:
"Bismillahirrahmanirrahim ile başlanmayan her önemli iş eksiktir." (Suyuti, Camiu’s-Sağîr, 2/92)
Cinsî münasebet de önemli bir iş olduğu için, onun da besmele ile başlaması gerekir. Eğer besmele ile başlanmazsa o, şehvet krizleri içerisinde bir boşalma olmaktan kurtulamaz, ahlâkî bir yücelik kazanamaz. Oysa kazanması lâzımdır. Çünkü Allah'ın Resulü şöyle emir buyurmaktadır:
"Cinsî münasebette bulunduğun zaman besmele ile başla. Besmele ile başlarsan sevaplarını yazan görevli melekler cünüplükten gusül abdestini alıncaya kadar durmaksızın sana sevap yazarlar. Bu münasebetten bir çocuğun olursa, bu çocuğunun ve de bu çocuğundan olacak torunlarının nefesleri sayısınca sana sevap yazılıp-verilir." (bkz. Buhârî, Bed'ul-halk 11; Müslim, Nikâh, 18)
Ruhi tatmine erebilmek için cinsî münasebete besmele çekilerek başlanması öğretilip öğütlendiği gibi, şeytandan Allah'a sığınılarak başlanması da öğütlenmektedir.

Şeytandan Allah'a Sığınmak
Cinsî münasebetin kutsallaştırılarak ruhi tatmine aracı kılınması için mükellef kılındığımız bir görev de ilişki öncesinde Allah'ın Resulünün öğrettiği şekilde şeytandan Allah'a sığınmaktır.
Allah'ın emri ve O'nun Resulünün sünneti üzere nikâhladığımız eşlerimizle cinsî münasebete başlarken, şeytandan Allah'a sığınmaya muhtaç mıyız?
Hiç şüphemiz olmasın ki buna muhtacız. Açıklanacağı üzere, değil cinsî münasebet gibi harama dönüştürülebilecek bir amelde, doğrudan ibadet olan Kur'an okumaya başlarken bile şeytandan Allah'a sığınmaya muhtacız.
Muhtaç olduğumuz içindir ki Yüce Rabbimiz şöyle emir buyurmaktadır:
"Kur'an'ı okuduğun zaman, Allah'ın rahmetinden kovularak taşlanmaya mahkum edilmiş şeytanın kötülüğünden Allah'a sığın." (Nahl, 16/98)
Kur'an okurken maruz kalınabilecek şeytanî telkinlere, ibadetlerin en kapsamlısı olan namazda da maruz kalınabileceği için, Allah'ın Resulü de şöyle buyurmuştur:
"Namazınızı kılarken şeytanın sizinle oynamasına sakın ha fırsat vermeyin. Sizden kim namaz kılar da çift mi, tek mi kıldığını bilmezse, iki sehiv secdesi yapsın. Zira bu iki secde ile namazı tamamlanır." (Müsned, 1/63)
-Salât ve selâm üzerine olsun- O, kişinin namazda sağa-sola yönelmesini şeytanın kişinin namazından aşırması olarak da vasıflandırmıştır. (Buhârî, Ezân 93, bk. Ebû Dâvûd, Salât 161)
Kur'an okumak ve namaz kılmak gibi iki büyük ibadet sırasında şeytanî saptırmalara uğrayabilecek insanın cinsî münasebet ortamı gibi helâlin yanında haramın da işlenebileceği bir ortamda, şeytanî telkinlere maruz kalabileceği açık bir gerçektir.
Ayaklanan şehvetin şeytanî saptırmalarla harama kanalize edilmesi ise pek mümkündür. Bu sebeple insan, cinsî münasebete başlamadan önce Şeytan'dan Allah'a sığınmalı ki, onun vesvesesi ile ibadet olabilecek bir işlem Allah'a isyanla sonuçlanmasın.
Şeytan'dan Allah'a sığınılması zaruretini böylece açıkladıktan sonra, nasıl sığınılacağını da Allah'ın Resulünün bir hadisi ile açıklayalım.
O, şöyle buyurur:
"Müminlerden biri karısı ile cinsî münasebette bulunmak istediği zaman: 'Bismillah, Allah'ım! Bizi şeytandan, şeytanı da bize vereceğin çocuktan uzaklaştır.' şeklinde dua eder ve sonra onlara bu münasebet sebebiyle bir çocuk verilirse, şeytan o çocuğa ebediyen zarar veremez." (İbn Mace, Nikah, 16)
Allah'ın Resulünün aynı konudaki bir diğer hadislerinde "Şeytan o çocuğa ebediyen zarar veremez." cümlesi yerine, "Allah o çocuğa şeytanı saldırtmaz." cümlesi geçmektedir. (İbn Mâce, Nkâh 27, hadis no: 1919; az farklı bir rivâyet için bkz. Aynî 2/266)
İslâm bilginleri, yukarıdaki hadiste açıklanan şekliyle dua ederek Allah'a sığınan kişinin hem kendisinin hem de doğacak çocuğun şeytana karşı korunacağını beyan ederek, şu açıklamayı yapıyorlar:
a. Allah'ın Resulünün açıkladığı üzere "İnsanoğluna şeytanın vesvesesi olduğu gibi meleğin de ilhamı vardır." Bu sebeple "kalpte hissedilen hayır melekten, şer de şeytandandır." (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur'ân, hadis no: 2991)
Kişi cinsî münasebette bulunduğu zaman ona refakat eden ve sözleri -davranışları- işlerini tescil eden melekler ondan ayrılırlar. (bkz. Feyzül-Kadîr, 3/126, no: 2911)
Kişinin kendisine özgü şeytanı ise daha çok tesir etme imkânını bulur. Ancak öğretilen şekliyle dua eden kişiye şeytanı vesvese veremez.
b. Her bir kişiye, onu saptırmakla görevli bir şeytan yoldaş kılındığı gibi, doğacak çocuğa da büluğ çağında bir şeytan yoldaş kılınacaktır. (Müslim, Hadis no: 1805)
Şeytanın veya diğer şeytanların çocuğa zarar veremeyeceği, Allah'ın Resulü tarafından açıklanmışsa da nasıl ve ne ölçüde zarar veremeyeceği açıklanmamıştır. Ancak İslâm bilginleri şöylece yorumlar yapmaktadırlar:
• Şeytan, besmelesiz ve duasız çocuğa zarar verdiği ölçüde bir zararı bu çocuğa zarar veremez.
• Şeytan, imandan saptırıp materyalizme düşüremez.
• Şeytan, onu büyük günahlara sokmaz.
• Şeytan, dualı çocuğun bedenine zarar veremez.
• Şeytan, işlediği günahlardan ötürü tövbesine engel olamaz.
• Şeytan, bu çocuk üzerinde sürekli bir hâkimiyet kuramaz. (Feyzül-Kadîr, 5/307, Aynî; Umdetü’l-Kari, 2/266)
Kesinlik ifade etmese de bu yorumların her birini Allah'ın Resulünün hadisine bir açıklama olarak değerlendirmek de bir sakınca yoktur.
- Hadiste şeytan ona zarar veremezden maksat nedir?
- Müminlerden biri karısı ile cinsî münasebette bulunmak istediği zaman: "Bismillah, Allah'ım! Bizi Şeytan'dan, Şeytan'ı da bize vereceğin çocuktan uzaklaştır." şeklinde dua eder ve sonra onlara bu münasebet sebebiyle bir çocuk verilirse, Şeytan o çocuğa ebediyen zarar veremez." (İbn Mace, Nikah, 16)
İlgili hadis rivayeti, İbn Abbas’tan nakledilmiştir. (bkz. İbn Mace, Nikah, 27 /h.no:1919)
- Sorudaki tercümede yer alan "Bismillah” İbn Mace’deki hadiste yoktur.
Keza, “Allah'ım! Bizi (doğrusu: “Beni”) Şeytan'dan, Şeytan'ı da bize (doğrusu: “Bana”) vereceğin çocuktan uzaklaştır." şeklinde dua eder ve sonra onlara bu münasebet sebebiyle bir çocuk verilirse, “Şeytan o çocuğa ebediyen zarar veremez.” ifadenin doğrusu şöyledir:
“Allah ona şeytanı musallat etmez veya (şeytan) ona zarar vermez.”
Ayrıca burada “ebediyen” kelimesi yoktur. Buradaki farklı ifadeler ravinin tereddüdünden kaynaklanmaktadır.
- Sorudaki rivayetin şekli (ebediyen, kelimesi hariç) Tirmizi’de vardır. (bk. Tirmizi, h.no:1092)
- Bu hadis rivayeti sahihtir. (bk. Tirmizi, a.g.y)
- İbn Mace ve Tirmizi’de kullanılan “ETÂ...” (eşine gittiği zaman) fiili, sanki cinsi münasebetin başında bu duaları okuyacağı anlaşılır. Fakat bunun manasının “eğer kişi cinsi ilişkide bulunmayı düşündüğü / istediği zaman” bu duayı okuyacağını, Ebu Davud’un rivayetinde “ET” yerinde kullanılan “ERADE” (istediği zaman) fiilinden anlamak mümkündür. (bk. Tuhfetu’l-Ahvezi, 4/181)
- Bazılarına göre, hadisteki -meal olarak- “şeytanın o çocuğa zarar vermemesi”, ifadesi, çocuklara musallat olan cinlerin ona musallat olmaması manasınadır.
Diğer bazı alimlere göre bu sözden maksat, bu çocuk küfür, dalalet ve büyük günahlara düşmekten uzak durur veya bir günah işlediği zaman ardından hemen samimi tövbe eder, demektir. (bk. es-Sindi, şerhu Süneni İbn Mace, 1/592)
İbn Hacer’in bildirdiğine göre, hadisteki “çocuğa zararın dokunmaması”, özellikle Buhari’de (h.no:6388) -meal olarak- yer alan “Ebediyen zarar vermez.” ifadesinin zahirinden “şeytanın hiçbir zaman zarar vermemesi” şeklinde anlaşılsa bile, bu ifadenin “hiçbir zaman; hiçbir zararın dokunmaması, âdeta masum olması” anlamına gelmediği konusunda alimlerin ittifakı vardır. Alimlerin bu şekilde anlamalarının delilleri ise şu sahih hadistir:
“Şeytan, doğumu esnasında Âdem'in bütün çocuklarına/bütün insanlara (daha doğmadan) annesinin rahminde iken dokunur. (Ki doğan çocuğun ağlaması bundan olduğu söyleniyor.) Bunun tek istisnası Meryem oğlu İsa’dır”. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-bari,9/229)
Burada bir kısmını yukarıda arz ettiğimiz “Küfür, dalalet büyük günaha girmez.” gibi noktalara da yer verilmiştir. (Geniş bilgi için bkz. İbn Hacer, a.g.y)
Alimlerin ittifak ettiği nokta hadisin anlaşılmasını kolaylaştırır. Diğer yorumlar kesin olmayan detaylara ait bilgilerdir.

www.sorularlaislamiyet.com sayfasından alınmıştır.

www.tevbeterapisi.com





Yaptığımız danışmanlık hizmetlerimizde kişilerin problemlerinin bir kısmının atalarının işlediği bazı kusurlardan kaynaklandığını tespit ediyoruz. Halk arasındaki “Dede erik yer, torunun dişi kamaşır.” sözü aslında boşuna söylenmiş değil. Burada akla; “Hiçbir günâhkâr başkasının günâh yükünü yüklenmez.” (Necm, 38) ayeti gelebilir. Bu yüklenme ahirette yüklenme anlamındadır. Bu dünyada ise neticesini yüklenir.

Özellikle; soyda zekatların eksik verilmesi, faiz alıp verme, insan ve hayvanlara zulüm, kürtaj kusuru, kul hakları, adakların yerine gelmemesi, miras kavgaları, insanları kınama, beddua gibi kusurlar; şeytanın soyda tesir edebilme hakkı almasına yol açmaktadır. Bu da alt soylarda ailevi, psikolojik, bedeni veya ekonomik sorunlara sebep olmaktadır. Soydan gelen bu sıkıntılardan kurtulma, soyun işlemiş olduğu günahların affı için yapılabilecek ameller var mıdır?

Ölüye başkalarının yapacağı amellerin de fayda vereceği hususunda, apaçık ayet ve hadisler vardır. Burada önemli bir husus yapılacak amellere niyet eklenmesidir. Niyet için; https://bit.ly/2KdOgaH

 

1. Ölünün borcunun ödenmesi:

Bir kişi öldüğünde başkalarının onun hakkında yapabilecekleri, hatta yapmaları gereken en önemli işlerden birisi, varsa o kişinin borçlarını ödemek ve böylece onun üzerinden kul haklarının kalkmasını temin etmektir. Çünkü hadisteki ifadesiyle;

"Mü'minin ruhu, borcu ödeninceye kadar ona bağlı kalır.”(1)

Bundan dolayı, borçlu olarak ölen kişi, şayet miras olarak bir şeyler bırakmışsa ondan borçları ödenir. (2) Böylelikle ölünün borcunun ödenmesi kendine fayda verip, borçtan kurtulmasına sebep olur. Burada mâlî borçlarının ödenmesinde borcu ödeyen kişinin, ölünün bir yakını olması şart değildir. Kim öderse ödesin, ölen kişi kurtulmuş olur.(3)

 

2. Dua ve istiğfar:

Ölmüş birisi için yapılabilecek en büyük iyiliklerden birisi, onun için dua etmek ve istiğfarda bulunmaktadır. Nitekim; "Ey Allah'ın Resulü, anne ve babamın vefatlarından sonra da onlara iyilik yapma imkanı var mı, ne ile onlara iyilik yapabilirim?" diye soran Ebû Ubeyd Mâlik İbn Rabîa es-Sâidî (r.a)'ye Peygamber Efendimiz (s.a.v):

"Evet vardır. Onlara dua, onlar için Allah'tan istiğfar (günahlarının affedilmesini) talep etmek, onlardan sonra vasiyetlerini yerine getirmek, anne ve babasının akrabalarına karşı da sıla-i rahmi ifa etmek, anne ve babasının dostlarına ikramda bulunmak.”(4) cevabını vermiştir.

"Onlardan sonra gelenler şöyle derler: Rabbimiz, bizi ve bizden önce iman eden kardeşlerimizi bağışla...”(5)

gibi ayetler, cenaze namazı, dua ve istiğfarın ölülere fayda vereceğini ispat etmektedir.(6)

Bu mevzudaki ayet ve hadis-i şerifleri(7) göz önünde bulunduran ilim adamları, ölü için yapılan dua ve istiğfarın ölüye fayda vereceğinde hemfikirdirler. Ancak kendisi için dua edilen kimsenin mü'min olması şarttır.(8) Zira imanı olmayanlara hiçbir şey fayda vermez. Zaten onlar için dua etmek de meşru değildir.(9)

 

3. Sadaka vermek:

İbn Abbas (r.a)'ın rivayet ettiği bir hadis-i şerifte ise şöyle buyurulmaktadır: "Bir adam gelerek: "Ey Allah'ın Resulü! Annem vefat etti. Ben onun için tasaddukta bulunsam ona faydası olur mu?" diye sordu. Peygamberimiz: "Evet" deyince, adam; "Benim bir meyveliğim var. Sizi şâhid kılıyorum, onu annem için tasadduk ediyorum." dedi.(10) Verilen sadaka ister kişinin evladı gibi birinci derecede bir yakını isterse başkaları tarafından verilsin, sadakanın sevabının ölüye ulaşacağında ittifak olduğu bildirilmektedir.(11)

Sa'd İbn Ubâde hadisinde ise, ölünün arkasından yapılacak sadakanın hangisinin daha efdal olduğu beyan edilmektedir. Sa'd (r.a) şöyle anlatır: "Ey Allah'ın Resulü dedim, annem vefat etti, (onun adına) yapacağım sadakanın hangisi efdaldir?" Peygamber Efendimiz (s.a.v), "Su!.." buyurdular. Bu cevap üzerine Sa'd bir kuyu kazdı ve: "Bu kuyu Sa'd'ın annesi için." dedi.(12)

Nafile olarak sadaka vermek isteyenlerin bütün inananlara (mü'min ve mü'minelere) niyet etmesi en faziletlisidir. Çünkü bunun sevabı onlara ulaşır, kendisinin sevabından da herhangi bir şey eksilmez.36

Bu anlamda yapılabilecek en güzel sadakalardan birisi de ağaç dikmedir. Çünkü ağaçtan insan, hayvan yediği ve gölgelendiği takdirde sevap gelmeye devam eder. Her yıl ilk bahar ve son baharda ağaç dikmeyi adet edinmek gerekir. Bu konudaki derneklere yardım edilebilir.

 

4. Ölenin borcu olan oruçlarının geride kalan akrabaları tarafından tutulması:

Hadis-i şerifte Hz. Aişe (r.anhâ) validemiz, Resulullah (s.a.v)'in:

"Kim, üzerinde oruç borcu olduğu halde ölürse, onun orucunu velisi tutar."

buyurduğunu haber vermiştir.(13) Yine Hz. Câbir İbn Abdullah (r.a) da rivayet ettiği bir hadis-i şerifte; bir kadın, Resulullah Efendimize (s.a.v) gelerek, annesinin üzerinde oruç nezri olduğunu ve onu yerine getiremeden öldüğünü haber verir. Bunun üzerine Resulullah (s.a.v): "Velisi ona bedel oruç tutsun." buyurur.(14)

Buharî ve Müslim'de zikredilen diğer bir hadis-i şerifte ise, bir kadının üzerinde bir aylık (nezir) oruç borcu olduğu halde vefat ettiği ve çocuğunun Peygamber (s.a.v.)'e gelerek "Ben onun yerine oruç tutsam olur mu?" diye sorduğu Resulullah'ın (s.a.v) da ona: "Annenin üzerinde borç olsaydı onu öder miydin?" diye sorduğu Onun: "Evet." diye cevap vermesi üzerine de: "Allah'ın borcu, ödenmeğe daha layıktır." buyurduğu haber verilmektedir.(15)

 

5. Ölen kişi yerine yapılacak hac:

Hayatında iken hiç hac yapmayan annesinin yerine hac yapıp yapamayacağını soran bir kadına, Rasulullah Efendimiz (s.a.v): "Evet, ona bedel haccet." buyurarak ölmüş annesinin yerine haccetmesine izin vermiştir.(16)

Bir başka hadis-i şerifte ise, ölenin yerine yapılan ibadetlerle onun borcunun ödenmiş olacağı ve bunun ölünün semadaki ruhuna müjdeleneceği şöyle anlatılır: Zeyd ibn Erkam (r.a) anlatıyor: "Hz. Peygamber (s.a.v) buyurdu ki:

"Kim ebeveyninden birine bedel haccederse, bu hacla onun borcunu ödemiş olur. Bu durum, semadaki ruhuna müjdelenir. Kişi, anne ve babasına karşı isyankâr bile olsa (bu iyiliği sebebiyle) Allah'ın nezdinde (iyi kullar meyanında) yazılır."

Diğer bir rivayette ise: "Babası için bir hac, kendisi için yedi hac yazılır."  buyurulmuştur.(17) Tabii ki, bu rivayetlerde zikredilen mana, sadece bir ibadetin yapılıp, sevabının ölüye bağışlanmasının cevazına delalet eder.

 

6. Ölü adına kurban kesmek:

Hâneş (r.a) anlatıyor: "Hz. Ali (r.a)'yi gördüm, iki koç kesmişti." Dedi ki, "Biri kendim için, diğeri Resulullah (s.a.v) için." Ve ilave etti: "Resulullah (s.a.v) böyle vasiyet etti. Ben (hayatta olduğum müddetçe) ebediyen (bunu yapmayı) terk etmeyeceğim.”(18) Hz. Ali (r.a)'nin kestiği bu kurban Resulullah (s.a.v)'ın vefatından sonrası için söz konusudur.

Ayrıca Hz. Peygamber (s.a.v)'in ümmetinden Allah'ın birliğine ve kendisinin peygamberliğine şehadet edenler adına da kurban kestiği de muhtelif rivayetlerde gelmiştir.(19)

Peygamber Efendimiz (s.a.v) ölülerin arkasından kurban kesip sevabını onlara bağışladığına göre, ölüler, kendileri için yapılan hayır-hasenâtın hepsinden haberdar olmakta ve onların sevaplarından faydalanmaktadırlar kanaati hasıl olmaktadır. Ancak, avamdan bir çok insan, ölülerin arkasından onları memnun etmek ve böylece isteklerine kavuşmak için kabir başlarında kurban keserler veya bunu ölüye adarlar ki bu, tamamen yanlış bir inanç ve bid'at bir harekettir. Bundan dolayıdır ki Peygamber Efendimiz (s.a.v); "Kabirde sığır, deve, koyun kesmek İslam'da yoktur.”(20) buyurarak bunu yasaklamıştır. Çünkü, kurban bir ibadettir ve ibadetler sadece ve sadece Allah için yapılır. Bu sebeple bir kabir yada yatır için kesilen bir kurban, bırakınız sevaba vesile olmasını, kesenin imanını alıp götürebilecek ve şirk olabilecek bir davranıştır. Ve kesinlikle sakınmak gerekir.(21)

 

7. Kur'an okuyup sevabını ölüye bağışlamak:

Kur'an okumak, belli bir maksat için diriye fayda verince, ölüye fayda vermesi daha evladır. İbn Salâh'a göre, Kur'an okuma sonunda: "Allah'ım okuduğumuz Kur'an'ın sevabını filancaya ulaştır." demesi ve okunan Kur'an'ı dua kılması da uygun olur. Bu hususta uzak, yakın aynıdır değişmez. Bunun fayda vereceğine kesin olarak inanmak lazımdır.(22) Nitekim Peygamber (s.a.v) de, zaman zaman kabirlere uğrar ve oradakilere dua ederlerdi. Bu konuda İbn Ebî Şeybe'den rivayet edilen hadis şöyledir: "Hz. Peygamber (s.a.v) her yılın başında Uhud'daki şehitlerin kabirlerine gelir ve şöyle derdi:

"Sabrettiğiniz şeylere mukabil sizlere selâm ve selâmet! Dünyanın en güzel neticesi budur!"

Allah Resulü (s.a.v), Bazen de Bakî' mezarlığına çıkar ve şöyle derdi:

"Ey mü'minler yurdunun sâkinleri! Selâm size! Bizler de inşallah sizlere kavuşacağız. Allah Teâlâ'dan bizim ve sizin için âfiyet, ahiretle ilgili korku ve sıkıntılardan selâmet ve siyanet dilerim.(23)

Görüldüğü üzere Peygamber (s.a.v), dünyamızdan ayrılan insanlar için dua edip onlar hakkında âfiyet ve selamet dilemektedir. Şayet ölülerin arkasından yapılan duaların faydası olmayacak olsa idi Allah Resulü (s.a.v) böyle bir davranışta bulunmazdı. Aksi bir durum, Allah Resulü'nün abesle iştigali demektir ki, O, bundan fersah fersah uzaktır. Çünkü Kur'an-ı Kerim'in ifadesiyle Efendimiz (s.a.v) asla hevâ'dan konuşmaz. O ne konuşmuşsa vahiy kaynaklıdır.(24) Okunan Kur'an'ın sevabının önce Hz. Peygamber (s.a.v)'e hediye edilmesi müstehaptır. Çünkü bizleri sapkınlıktan O, kurtarmıştır. Bunda bir nevi Ona teşekkür ve güzel bir mukabele vardır. Ölülerin arkasından okunan Fatiha, Yâsin ve Kur'an hatmi gibi virtlerden her biri, bir anda sayısız kişilerin ruhlarına yetişebilir ve onların hepsi de bu hediyeden nasiplerini alabilirler. Çünkü bu Allah'ın kudretine ağır ve zor değildir.

Bazı alimler, okunan kıraatin sevabının ölüye ulaşmasının yanında, sevabı ölüye bağışlanmak şartıyla her güzel amelin sevabı da ulaşır demişlerdir.(25) Yalnız bunların sevap kazanılacak şekilde yani sırf Allah rızası için yapılması şarttır.

 

8. Kabir Ziyaretleri ve Kabir Başında Kur'an Okumak

Kişi kabrin başında kolayına gelen Kur'an ayetlerinden okur. Kabirde Kur'an okunması sünnettir. Çünkü Kur'an okumanın sevabı orada olanlara ulaşır. Ölü de hazır olan gibidir. Onun hakkında da Allah'ın rahmeti umulur. Kur'an okumanın peşinden kabulünü umarak ölüye dua edilir. Çünkü dua ölüye fayda verir. Kıraatin peşinden yapılan dua kabul olunmaya daha yakındır.(26)

Kabri ziyaret eden kimsenin Yâsin suresini okuması müstehaptır. Çünkü Hz. Enes'ten rivayet edildiğine göre, Resulullah (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Her kim kabristana girer de Yâsin'i okur ve sevabını ölülere bağışlarsa, o gün Allah Teâlâ onların azabını hafifletir. Kendisinin de bu kabristandaki ölüler sayısınca sevabı olur."(27)

Yine Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

"Ölülerinize Yâsin suresini okuyun.”(28)

Bir kısım Hanefîler, bu hadise dayanarak "Kişi amelinin sevabını bir başkasına bağışlayabilir, ameli -kıraat, namaz, oruç, sadaka veya hac- hangi çeşitten olursa olsun fark etmez.”(29) diye hükmetmişlerdir.

 

Ölmüşlerimiz adına linkteki niyet ile hayır hasenat yapılabilir ve onların günahları için istiğfarda bulunulabilir. https://bit.ly/2KdOgaH

 

Dipnotlar:

1. Tirmizi, Sünen, Cenaiz, 76; İbn Mace, Sünen, Sadakat, 12.
2. Abdülkadir Mutlaku'r-Rahbavi, Ahiret Günü, 33; Terc. Ahmet Serdaroğlu-Lütfi Şentürk, Nur yay., 5. Baskı.

3. Buhari, Sahih, Havalat, 3; Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
4. Ebu Davud, Sünen, Edeb, 12; İbn Mace, Sünen, Edeb, 2.
5. Haşr, 59/10.
6. Hayrettin Karaman, İslamın Işığında Günün Meseleleri, 107.
7. Ahmed b. Hanbel, Müsned, 2/509,6/252, (Meymeniyye-Kahire 1313); Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 72; İbn Mace, Sünen, Edeb, 1.
8. Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, 1/568, Beyrut, ts.
9. Süleyman Toprak, Ölümden Sonraki Hayat-Kabir Hayatı, 453.
10. Buhari, Sahih, Vesaya, 15, 20, 26.
11. Seyyid Sabık, Fıkhu's-Sünne, 1/568.
12. Ebu Davud, Sünen, Zekat, 42; Nesei, Sünen, Vesaya, 9.
13. Buhari, Sahîh, Savm, 42; Müslim, Sahîh, Sıyâm, 27.
14. Nasıruddin el-Elbânî, Silsiletü'l-Ehâdîsi'd-Daîfe ve'l-Mevzûa, 1/169-170; Dımaşk, 1964.
15. Buhari, Sahîh, Savm, 42; Müslim, Sahîh, Sıyâm, 27.
16. Müslim, Sahîh, Sıyâm, 27.
17. İbrahim Canan, a.g.e, 2/488.
18. Tirmizi, Dâhâyâ, 2; Ebu Davud, Dâhâyâ, 2.
19. İbrahim Canan, a.g.e, 6/61.
20. Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 70.
21. İbn Kayyım el-Cevziyye, Zâdu'l-Meâd, 1/146; İbn Kudâme, el-Muğnî, 2/379; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/97; Şeyh Ali Mahfuz, el-İbdâ, 186.
22. Vehbe Zühaylî, a.g.e, 3/98-100.
23. Müslim, Sahih, Cenaiz, 102; Farklı rivayetler için bkz.: Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 79; Neseî, Sünen, Taharet, 109, Cenaiz, 103; İbn Mace, Sünen, Cenaiz, 36, Zühd, 36.
24. Necm, 53/3.
25. Seyyid Sabık, a.g.e, 1/383.
26. Vehbe Zühayli, a.g.e, 3/91-92.
27. İbn Kudame, el-Muğni, 2/422; İbn Abidin, 2/243; Umdetu'l Kari Şerhu Sahihi Buhari, 3/118.
28. İbn Mace, Sünen, Cenaiz, 24; Ebu Davud, Sünen, Cenaiz, 4.
29. İbrahim Canan, a.g.e, 15/239.

(Doç. Dr. Hüdaverdi ADAM, Sakarya Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi, Kelam Anabilim Dalı Öğretim Üyesi)

 www.tevbeterapisi.com