GÜNAHIN İNSANA VERDİĞİ ZARARLAR

GÜNAHLARIN GENEL LİSTESİ

TEVBE NAMAZI

KİMİN ÇOCUĞU?

ÖLMÜŞ ATALAR İÇİN NE YAPILABİLİR?  



1. Büyük Günahların En Büyüğü: Allah’a Ortak Koşmak (Şirk)
2. Ana Babaya Asi Olmak, Onlara Eziyet Etmek
3. Yalan Yere Şahitlik Etmek
4. İnsan Öldürmek
5. Sihir (Büyü) Yapmak
6. Namazı Terk Etmek
7. Zekâtı Vermemek
8. Faiz Yemek
9. Yetim Malını Yemek ve Ona Zulmetmek
10. Allah’a ve Resûlü’ne Yalan İsnad Etmek
11. Özürsüz Olarak Ramazanda Bir Gün Bile Oruç Tutmamak
12. Savaş Meydanından Kaçmak
13. Zina Yapmak
14. İdarecinin Halkını Aldatması, Onlara Zulmedip Zorbalık Yapması
15. Haram Olan İçkiyi (Hamr) İçmek
16. Kibirlenmek, Kendini Beğenmek, Övünmek
17. Livata
18. İffetli Kadın veya Erkeğe İftirada Bulunmak
19. Kamu Malından, Ganimetten, Devletten ve Zekâttan Çalmak
20. Haksız Yollarla İnsanların Mallarına El Koymak, Haram Yemek, Haram Kazanç
21. Hırsızlık Yapmak
22. Yol Kesmek
23. Yalan Yere Yemin Etmek
24. Çok Yalan Söylemek, Sözlerinin Çoğu Yalan Olmak
25. İntihar Etmek
26. İdarecinin ve Hâkimin Adaletsiz Olması, Haksızlık Yapması, Rüşvet Almak
27. Deyyusluk, İki Kişi Arasında Bozgunculuk İçin Çalışmak
28. Karşı Cinse Özenmek (Erkeğin Kadına Kadının da Erkeğe Benzemesi)
29. Hulle Yapmak ve Yaptırmak
30. Ölü Eti, Leş, Kan ve Domuz Eti Yemek
31. İdrardan Sakınmamak
32. Haraç Toplamak
33. Riyakârlık Yapmak, Gösteriş, İkiyüzlülük
34. Allah ve Resûlüne İhanet Etmek, Emanete Hiyanet
35. İlmi Gizlemek ve Sadece Dünya İçin Öğrenmek
36. İyiliği Başa Kakmak
37. Kaderi Yalanlamak ve İnkâr Etmek
38. Başkalarının Söz ve Sırlarını Öğrenmeye Çalışmak
39. Lanet Etmek, Sövmek
40. Sözünde Durmamak, Ahde Vefasızlık
41. Kâhin, Büyücü ve Müneccimi Tasdik Etmek
42. Kadının Kocasına Haksız Yere Huysuzluk Yapması (Nüşûz)
43. Akrabaların Hakkını Gözetmemek, Onlarla İlişkiyi Kesmek
44. Resim Yapmak (belki ibadet amaçlı)
45. Söz Taşımak, Koğuculuk
46. Ölenin Ardından Ağıtta Aşırı Gitmek
47. Nesebe ve Soya Sövmek
48. Baş Kaldırmak, İsyan Etmek, Haddi Aşmak, Başkalarının Hukukunu Çiğnemek, Serkeşlik Etmek
49. Gücü Yettiği Hâlde Haccı Terk Etmek
50. Müslüman’a Eziyet Etmek ve Ona Sövmek, Küfretmek
51. Allah Dostlarına Eziyet Etmek ve Onlara Düşman Olmak
52. Elbiseyi Kibir Maksatlı Uzatmak (Elbise ile Gösteriş Yapmak)
53. Erkeğin İpek Giymesi, Altın Kullanması
54. Kölenin Efendisinden Kaçması
55. Allah’tan Başkasının Adına Kurban Kesmek
56- İnsanlara Yol Gösteren Levhaların ve  Hudut İşaretlerinin Yerini Değiştirmek ve Sökmek
57. Sahabe Efendilerimize Sövmek, Kötü Söz Söylemek
58. Ensardan Herhangi Birine Sövmek, Kötü Söz Söylemek
59. Dalalete Çağırmak, Bid’atçılık, Kötü Bir Çığır Açmak
60. Peruk Takmak, Dişlerin Arasını Seyreltmek ve Dövme Yaptırmak
61. Herhangi Bir Kesici Aleti, Silahı Kardeşine  Doğru Tutarak Korkutmak
62. Bilerek Babasından Başkasına Baba Demek
63. Uğursuzluğa İnanmak
64. Altın ve Gümüş Kaptan Yemek İçmek ve Kullanmak
65. Cedelleşmek, Diyalektik, Kur’ân ve Dini Konularda Deliller Aramak
66. Eşine, Hizmetçilerine, Zayıflara ve Kölelere Haksızlık Edip  Zulmetmek ve Eziyet Etmek
67. Tartıda ve Ölçüde Haksızlık Yapmak
68. Allah’ın Azabından (Mekr’inden) Emin Olmak
69. Allah’ın Rahmetinden Ümit Kesmek
70. İyiliğe Karşı Nankörlük Yapmak
71. Fazla Suyu Hapsedip Kimseye Vermemek
72. Hayvanın Yüzünü Dağlamak
73. Kumar Oynamak
74. Harem (Mekke) Bölgesinde Taşkınlık Yapmak
75. Özürsüz Cuma Namazını Terk Etmek, Bunda Israrcı Olmak
76. Müslümanları Gizlice İzlemek ve Mahremlerini Açığa Çıkarmak
(Murat Karasoy, Büyük Günahlar, Işık Yayınları)

www.tevbeterapisi.com




TEVBE NAMAZI    12.12.2020

Günahtan arındıran bir çeşme: Tevbe namazı

Ümmetine tevbe namazını anlatmak için Peygamberimiz (s.a.v.) “Bir kul günah işler de sonra kalkıp güzelce abdest alıp temizlenir ve iki rekât namaz kılarak Allah’tan bağışlanmak dilerse Allah onu mutlaka affeder.” buyurmuş ve arkasından şu mealdeki ayeti okumuştu:

“Onlar çirkin bir günah işledikleri veya herhangi bir günaha girerek kendilerine zulmettikleri zaman Allah’ı hatırlarlar ve günahlarını bağışlaması için O’na niyazda bulunurlar. Günahları ise Allah’tan başka affedecek kim vardır? Ve onlar işledikleri günahta bile bile ısrar etmezler.” (Âl-i İmran: 135)

Rabbimiz, Kendisinden asla ümit kesilmemesini emrederek, şöyle buyurur:

“Ey günah işleyerek nefislerine zarar vermede haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin! Allah dilerse bütün günahları bağışlar. Çünkü O çok affedici ve çok merhametlidir.” (Zümer Suresi: 53)

 Cenab-ı Hak tevbe eden kulundan dolayı Zatına mahsus mukaddes bir sevinç duyar:

“Öyle bir kimse ki çorak, boş ve tehlikeli bir arazide bulunuyor. Beraberinde devesi vardır. Devesinin üzerine de yiyecek ve içeceğini yüklemiş. Derken uyur. Uyandığında bir de bakar ki devesi gitmiş. Devesini aramaya koyulur. Bir türlü bulamaz. Açlıktan ve susuzluktan perişan bir vaziyette iken kendi kendine şöyle der: ‘Artık ilk bulunduğum yere gideyim de, ölünceye kadar orada uyuyayım.’ Gider, ölmek üzere başını kolunun üzerine koyar. Bir ara uyanır. Bakar ki devesi yanı başında duruyor. Bütün azığı, yiyeceği ve içeceği de devesinin üzerindedir. İşte Allah mümin kulunun tevbe ve istiğfarı ile böyle bir durumda olan kimsenin sevincinden daha fazla sevinç ve lezzet alır.” (Hadis...Müslim, Tevbe: 3)


İyi ve faziletli bir mümin, günahlarını büyük, sevaplarını küçük görür. Çünkü asıl mesele, günah işlememek için olağanüstü bir gayret sarf etmektir; buna rağmen günaha düşülürse, hemen tevbe ve istiğfarla Allah’a sığınmaktır.

Kur’an’ın birçok ayetinde geçtiği gibi tevbe ve istiğfar etmek Allah’ın bir emridir ve başlı başına bir ibadettir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) günahsız olup geçmiş ve gelecek günahlarının bağışlandığına dair Rabbimizden müjde aldığı hâlde günde yetmiş, bazen yüz kez tevbe istiğfar ettiğini belirtmiştir.
Rabbimiz günah işleyen kimselere tevbe yolunu göstererek, şöyle müjde verir:

“Ancak tevbe eden ve güzel işler yapanlar bundan müstesnadır. Allah onların günahlarını silip yerlerine iyilikler verir. Allah çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir.” (Furkan: 70)

Çok tevbe etmek, Allah’ın sevgisini kazandırır: “Şüphesiz Allah, tekrar tekrar günah işlediği halde üst üste tevbe eden kulunu sever.” (Bakara Suresi: 222)

Mademki Allah tevbe edenleri sever, o hâlde hiç günahımız olmasa bile –ki bu imkânsız- sık sık tevbe ve istiğfar etmemiz gerekir. Tevbe, yapılan günahtan pişman olmak, üzülmek, bir daha işlememeye karar vermektir. Tevbe eden kişi, Allah’ın rahmetine ve mağfiretine güvenmeli, Ondan ümit kesmemelidir.

Bir genç işlediği küçük bir günahtan pişman olmuş, ağlayarak telefon etmişti. Her ne kadar Allah’ın Gafûr ve Rahim olduğunu, tevbe ve istiğfar etmesini söylemişsem de:

— Ben affedilmem, diye ağlıyordu.
— Peki, abdest al, iki rekât tevbe namazı kıl, tevbe ve istiğfar et, dedim.

Aradan kısa bir süre geçti. Sakin ve neşeli bir şekilde şu müjdeyi verdi:

— Abdest alıp namaz kıldım, dua ettim. Sonra Kur’an’ı alıp Besmele çekip bir yer açtım. Karşıma Hicr Suresinin 49. ayeti çıktı: “Kullarıma haber ver ki, Ben hiç şüphesiz çok bağışlayıcı, çok merhamet ediciyim.”

Cenab-ı Hak adeta onunla konuşur gibi teselli etmişti.

●●●Tevbe Namazı

Uzun yıllar günah içinde olduğu hâlde hepsini bırakıp yepyeni bir dinî hayat yaşamak isteyen kimseler, güzelce gusül abdesti alıp, iki rekât veya istedikleri kadar tevbe namazı kılıp, istiğfar ve dua ederek dünyaya yeni gelmiş gibi pırıl pırıl bir hayata başlayabilirler.

Aslında dinî hayat yaşadığı ve günahlara girmediği hâlde her nasılsa ayağı sürçüp küçük veya büyük herhangi bir günah işleyen kimseler de, tevbe namazı kılıp af dileyebilirler.

Bir kimse, herhangi bir günah işlemese bile bazı zamanlar tevbe namazı kılıp daha bir yürekten istiğfarla Allah’a sığınabilir.

Tevbe namazı her zaman her yerde kılınabilir. Ancak duaların kabul olduğu vakitlerde, bilhassa mübarek zamanlarda ve mekânlarda kılmak güzeldir.

Normal namaz gibi, mesela sabah namazının iki rekât farzı gibi kılınır. Fâtiha’dan sonra belirli bir sureyi okuma şartı yoktur. Ama bilenler dua, tevbe ve istiğfar ayetlerini okuyabilirler. En az iki rekât kılınabileceği gibi, kişinin gönlünün rahatlayıp tatmin olduğu miktar kadar da kılınabilir. Önemli olan günahtan dolayı mahzun olup, kırık bir kalp ve yaşlı bir gözle Allah’a sığınmak ve affedileceğinden ümit beslemektir.

Cemil Tokpınar
www.tevbeterapisi.com



KİMİN ÇOCUĞU?    12.12.2020

- Cinsel ilişkiye girerken neden besmele çekilmesi sünnettir?
- Besmele çekilmediği zaman şeytan çocuğa nasıl zarar verebilir?
İslâm dini helâl cinsel eylemleri ibadet hayatının bir bölümü olarak sunmakta, cinsel hayat yoluyla da Allah'ın rızasına erişilebileceği şuuruna erdirmektedir.
İslâm, bununla yetinmemekte, müminin cinsî münasebete ibadet duygusu içinde başlamasını da öğretmekte ve öğütlemektedir.
Ruhi tatmine erebilmesi için mümine öğretilen ve öğütlenen nedir?
Önce besmele çekmesi, sonra da şeytandan Allah'a sığınmasıdır. Daha sonra da yapılması gereken bir müekked sünnet olduğu inancıyla, sevişmeye önem vermesidir.


Cinsî Münasebete Başlamadan Önce Besmele Çekmek
Cinsî münasebet, insan hayatında yer alan önemli bir olaydır.
Besmele çekmeksizin yapılan yani ibadet olduğu şuuru/bilinciyle yapılmayan her iş, olması gerekene nazaran eksiktir.
Bu gerçeği Allah'ın Resulü şöyle açıklar:
"Bismillahirrahmanirrahim ile başlanmayan her önemli iş eksiktir." (Suyuti, Camiu’s-Sağîr, 2/92)
Cinsî münasebet de önemli bir iş olduğu için, onun da besmele ile başlaması gerekir. Eğer besmele ile başlanmazsa o, şehvet krizleri içerisinde bir boşalma olmaktan kurtulamaz, ahlâkî bir yücelik kazanamaz. Oysa kazanması lâzımdır. Çünkü Allah'ın Resulü şöyle emir buyurmaktadır:
"Cinsî münasebette bulunduğun zaman besmele ile başla. Besmele ile başlarsan sevaplarını yazan görevli melekler cünüplükten gusül abdestini alıncaya kadar durmaksızın sana sevap yazarlar. Bu münasebetten bir çocuğun olursa, bu çocuğunun ve de bu çocuğundan olacak torunlarının nefesleri sayısınca sana sevap yazılıp-verilir." (bkz. Buhârî, Bed'ul-halk 11; Müslim, Nikâh, 18)
Ruhi tatmine erebilmek için cinsî münasebete besmele çekilerek başlanması öğretilip öğütlendiği gibi, şeytandan Allah'a sığınılarak başlanması da öğütlenmektedir.

Şeytandan Allah'a Sığınmak
Cinsî münasebetin kutsallaştırılarak ruhi tatmine aracı kılınması için mükellef kılındığımız bir görev de ilişki öncesinde Allah'ın Resulünün öğrettiği şekilde şeytandan Allah'a sığınmaktır.
Allah'ın emri ve O'nun Resulünün sünneti üzere nikâhladığımız eşlerimizle cinsî münasebete başlarken, şeytandan Allah'a sığınmaya muhtaç mıyız?
Hiç şüphemiz olmasın ki buna muhtacız. Açıklanacağı üzere, değil cinsî münasebet gibi harama dönüştürülebilecek bir amelde, doğrudan ibadet olan Kur'an okumaya başlarken bile şeytandan Allah'a sığınmaya muhtacız.
Muhtaç olduğumuz içindir ki Yüce Rabbimiz şöyle emir buyurmaktadır:
"Kur'an'ı okuduğun zaman, Allah'ın rahmetinden kovularak taşlanmaya mahkum edilmiş şeytanın kötülüğünden Allah'a sığın." (Nahl, 16/98)
Kur'an okurken maruz kalınabilecek şeytanî telkinlere, ibadetlerin en kapsamlısı olan namazda da maruz kalınabileceği için, Allah'ın Resulü de şöyle buyurmuştur:
"Namazınızı kılarken şeytanın sizinle oynamasına sakın ha fırsat vermeyin. Sizden kim namaz kılar da çift mi, tek mi kıldığını bilmezse, iki sehiv secdesi yapsın. Zira bu iki secde ile namazı tamamlanır." (Müsned, 1/63)
-Salât ve selâm üzerine olsun- O, kişinin namazda sağa-sola yönelmesini şeytanın kişinin namazından aşırması olarak da vasıflandırmıştır. (Buhârî, Ezân 93, bk. Ebû Dâvûd, Salât 161)
Kur'an okumak ve namaz kılmak gibi iki büyük ibadet sırasında şeytanî saptırmalara uğrayabilecek insanın cinsî münasebet ortamı gibi helâlin yanında haramın da işlenebileceği bir ortamda, şeytanî telkinlere maruz kalabileceği açık bir gerçektir.
Ayaklanan şehvetin şeytanî saptırmalarla harama kanalize edilmesi ise pek mümkündür. Bu sebeple insan, cinsî münasebete başlamadan önce Şeytan'dan Allah'a sığınmalı ki, onun vesvesesi ile ibadet olabilecek bir işlem Allah'a isyanla sonuçlanmasın.
Şeytan'dan Allah'a sığınılması zaruretini böylece açıkladıktan sonra, nasıl sığınılacağını da Allah'ın Resulünün bir hadisi ile açıklayalım.
O, şöyle buyurur:
"Müminlerden biri karısı ile cinsî münasebette bulunmak istediği zaman: 'Bismillah, Allah'ım! Bizi şeytandan, şeytanı da bize vereceğin çocuktan uzaklaştır.' şeklinde dua eder ve sonra onlara bu münasebet sebebiyle bir çocuk verilirse, şeytan o çocuğa ebediyen zarar veremez." (İbn Mace, Nikah, 16)
Allah'ın Resulünün aynı konudaki bir diğer hadislerinde "Şeytan o çocuğa ebediyen zarar veremez." cümlesi yerine, "Allah o çocuğa şeytanı saldırtmaz." cümlesi geçmektedir. (İbn Mâce, Nkâh 27, hadis no: 1919; az farklı bir rivâyet için bkz. Aynî 2/266)
İslâm bilginleri, yukarıdaki hadiste açıklanan şekliyle dua ederek Allah'a sığınan kişinin hem kendisinin hem de doğacak çocuğun şeytana karşı korunacağını beyan ederek, şu açıklamayı yapıyorlar:
a. Allah'ın Resulünün açıkladığı üzere "İnsanoğluna şeytanın vesvesesi olduğu gibi meleğin de ilhamı vardır." Bu sebeple "kalpte hissedilen hayır melekten, şer de şeytandandır." (Tirmizî, Tefsîru’l-Kur'ân, hadis no: 2991)
Kişi cinsî münasebette bulunduğu zaman ona refakat eden ve sözleri -davranışları- işlerini tescil eden melekler ondan ayrılırlar. (bkz. Feyzül-Kadîr, 3/126, no: 2911)
Kişinin kendisine özgü şeytanı ise daha çok tesir etme imkânını bulur. Ancak öğretilen şekliyle dua eden kişiye şeytanı vesvese veremez.
b. Her bir kişiye, onu saptırmakla görevli bir şeytan yoldaş kılındığı gibi, doğacak çocuğa da büluğ çağında bir şeytan yoldaş kılınacaktır. (Müslim, Hadis no: 1805)
Şeytanın veya diğer şeytanların çocuğa zarar veremeyeceği, Allah'ın Resulü tarafından açıklanmışsa da nasıl ve ne ölçüde zarar veremeyeceği açıklanmamıştır. Ancak İslâm bilginleri şöylece yorumlar yapmaktadırlar:
• Şeytan, besmelesiz ve duasız çocuğa zarar verdiği ölçüde bir zararı bu çocuğa zarar veremez.
• Şeytan, imandan saptırıp materyalizme düşüremez.
• Şeytan, onu büyük günahlara sokmaz.
• Şeytan, dualı çocuğun bedenine zarar veremez.
• Şeytan, işlediği günahlardan ötürü tövbesine engel olamaz.
• Şeytan, bu çocuk üzerinde sürekli bir hâkimiyet kuramaz. (Feyzül-Kadîr, 5/307, Aynî; Umdetü’l-Kari, 2/266)
Kesinlik ifade etmese de bu yorumların her birini Allah'ın Resulünün hadisine bir açıklama olarak değerlendirmek de bir sakınca yoktur.
- Hadiste şeytan ona zarar veremezden maksat nedir?
- Müminlerden biri karısı ile cinsî münasebette bulunmak istediği zaman: "Bismillah, Allah'ım! Bizi Şeytan'dan, Şeytan'ı da bize vereceğin çocuktan uzaklaştır." şeklinde dua eder ve sonra onlara bu münasebet sebebiyle bir çocuk verilirse, Şeytan o çocuğa ebediyen zarar veremez." (İbn Mace, Nikah, 16)
İlgili hadis rivayeti, İbn Abbas’tan nakledilmiştir. (bkz. İbn Mace, Nikah, 27 /h.no:1919)
- Sorudaki tercümede yer alan "Bismillah” İbn Mace’deki hadiste yoktur.
Keza, “Allah'ım! Bizi (doğrusu: “Beni”) Şeytan'dan, Şeytan'ı da bize (doğrusu: “Bana”) vereceğin çocuktan uzaklaştır." şeklinde dua eder ve sonra onlara bu münasebet sebebiyle bir çocuk verilirse, “Şeytan o çocuğa ebediyen zarar veremez.” ifadenin doğrusu şöyledir:
“Allah ona şeytanı musallat etmez veya (şeytan) ona zarar vermez.”
Ayrıca burada “ebediyen” kelimesi yoktur. Buradaki farklı ifadeler ravinin tereddüdünden kaynaklanmaktadır.
- Sorudaki rivayetin şekli (ebediyen, kelimesi hariç) Tirmizi’de vardır. (bk. Tirmizi, h.no:1092)
- Bu hadis rivayeti sahihtir. (bk. Tirmizi, a.g.y)
- İbn Mace ve Tirmizi’de kullanılan “ETÂ...” (eşine gittiği zaman) fiili, sanki cinsi münasebetin başında bu duaları okuyacağı anlaşılır. Fakat bunun manasının “eğer kişi cinsi ilişkide bulunmayı düşündüğü / istediği zaman” bu duayı okuyacağını, Ebu Davud’un rivayetinde “ET” yerinde kullanılan “ERADE” (istediği zaman) fiilinden anlamak mümkündür. (bk. Tuhfetu’l-Ahvezi, 4/181)
- Bazılarına göre, hadisteki -meal olarak- “şeytanın o çocuğa zarar vermemesi”, ifadesi, çocuklara musallat olan cinlerin ona musallat olmaması manasınadır.
Diğer bazı alimlere göre bu sözden maksat, bu çocuk küfür, dalalet ve büyük günahlara düşmekten uzak durur veya bir günah işlediği zaman ardından hemen samimi tövbe eder, demektir. (bk. es-Sindi, şerhu Süneni İbn Mace, 1/592)
İbn Hacer’in bildirdiğine göre, hadisteki “çocuğa zararın dokunmaması”, özellikle Buhari’de (h.no:6388) -meal olarak- yer alan “Ebediyen zarar vermez.” ifadesinin zahirinden “şeytanın hiçbir zaman zarar vermemesi” şeklinde anlaşılsa bile, bu ifadenin “hiçbir zaman; hiçbir zararın dokunmaması, âdeta masum olması” anlamına gelmediği konusunda alimlerin ittifakı vardır. Alimlerin bu şekilde anlamalarının delilleri ise şu sahih hadistir:
“Şeytan, doğumu esnasında Âdem'in bütün çocuklarına/bütün insanlara (daha doğmadan) annesinin rahminde iken dokunur. (Ki doğan çocuğun ağlaması bundan olduğu söyleniyor.) Bunun tek istisnası Meryem oğlu İsa’dır”. (bk. İbn Hacer, Fethu’l-bari,9/229)
Burada bir kısmını yukarıda arz ettiğimiz “Küfür, dalalet büyük günaha girmez.” gibi noktalara da yer verilmiştir. (Geniş bilgi için bkz. İbn Hacer, a.g.y)
Alimlerin ittifak ettiği nokta hadisin anlaşılmasını kolaylaştırır. Diğer yorumlar kesin olmayan detaylara ait bilgilerdir.

www.sorularlaislamiyet.com sayfasından alınmıştır.

www.tevbeterapisi.com