Son günlerde; kurbanda kesilecek hayvanın gözünün çıkarılarak nazar, haset, büyü veya sihirden korunmak için akan suda bekletilmesi, bu suyla yıkanılması tavsiyeleri paylaşılmaya başlandı. Üstelik bunlar “atalardan gelen manevi sır”, “kadim ilim”, “ocaklık bilgisi” gibi ifadelerle dinî bir zemine oturtulmaya çalışılıyor.

Bu uygulama, tarih boyunca birden fazla tanrıya tapan şaman kültürünün ritüeli olup, bâtınî ve halk mistisizmi içinde şekillenmiş ve günümüzde tekrar hortlatılmaya çalışılmaktadır.

İslam’ın korunma yöntemi nettir:
Felak, Nâs, Ayet’el Kürsî, dua, tevekkül ve Allah’a sığınmak.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) nazardan korunmak için kurban gözüyle su ritüeli yaptırmamış, gizemli uygulamalar öğretmemiştir. Din tamamlanmıştır ve sünnet bize yeterlidir.

Allah Teâlâ şöyle buyurur:
“Bugün sizin için dininizi kemale erdirdim.”
(Mâide Suresi, 3)

Resûlullah (s.a.v.) ise şöyle buyurmuştur:
“Sonradan ortaya çıkarılan her şey bid’attir. Her bid’at dalalettir.”
(Müslim, Cum‘a, 43)

Bir başka rivayette:
“Her dalalet ateştedir.”
(Nesâî, Îdeyn, 22)

İnsanlar çoğu zaman “zararsız bir gelenek” diyerek bu ritüelleri hafife alıyor. Oysa problem sadece bir uygulama değildir; insanın kalbini sünnetten uzaklaştırıp sebeplere bağlamasıdır. Şifa Allah’tan beklenmesi gerekirken; suya, göz ritüeline, muskaya, tütsüye veya gizemli uygulamalara anlam yüklenmeye başlanıyor.

Kur’an ise çok açık konuşur:
“Eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, onu O’ndan başka giderecek yoktur.”
(En‘âm Suresi, 17)

Mümin için en güvenli yol sünnet çizgisidir. Çünkü Allah’ın hıfzı ve yardımı, kulun Allah’a yönelişiyle ilişkilidir. İnsan sünnetten uzaklaşıp batıl ritüellerden medet ummaya başladığında, kendisini farkında olmadan manevi korunmadan mahrum bırakacak bir kapıyı aralayabilir.

Bugün yapılması gereken şey; korku ve hurafeyi büyütmek değil, Kur’an ve sahih sünnete geri dönmektir. Çünkü hakikat gizli ritüellerde değil; Allah’ın indirdiği dinde ve Resûlullah’ın öğrettiği yoldadır.

Herhangi bir şey arayın...