Bioenerji ile ilk tanışmam, 2002 yılında Azeri bir uygulayıcıyla karşılaşmamla oldu. Kendi okumalarım ve araştırmalarımdan sonra 2015 yılında Pranik Şifa, Seviye: 1-2” eğitimlerini aldım.

Pranik Şifa, Hindistan merkezli, Chao Kok Sui tarafından geliştirilmiş bir enerji uygulama sistemi. Dört günlük eğitim, duvarında Üstat Suinin resminin bulunduğu, mumlar yakılarak âdeta tapınak havası verilen ofiste gerçekleşti. Kayıttan dinlenilen, Üstat Sui tarafından seslendirildiğini düşündüğüm, 15 dakikalık ses kaydı ile meditasyon yapılarak eğitime başlanıyordu. İki kayıt oluşturulmuştu: Biri OM” mantrası ile yapılıyordu, diğeri ise Müslüman coğrafya için hazırlanmış “ÂMİN” zikriyle yapılan meditasyon çalışmasıydı.

Daha sonra bir uygulayıcının yanında, bioenerji uygulamalarını takip etmek üzere, 1 yıl süre ile seanslara katıldım. Bizim, beş öğrenci olarak, günde ortalama 15-20 seans takip etme imkânımız oluyordu. Son zamanlarda, uygulayıcının kardeşinin de büroya katılması ile bu sayı 30a yaklaşmıştı. Benim, o bir yıllık süre içerisinde 1000den fazla seans takip etme imkânım oldu. Hastalar, beş veya on kürlük seanslara geliyordu. On kürlük kısa seansların her biri, ortalama 7 dakika, beş kürlük uzun seanslar ise 16 dakika sürüyordu.

Hocamız; 3. gözü açık, aurayı, deri altını ve iç organları görebilen ve teşhisler (Bazı uygulayıcılar buna röntgen göz diyor ve uygulayıcı âdeta MR cihazının görüntülemesi gibi vücudun içini görüyor.) koyabilen bir kişiydi. Ayrıca Mevlana, İbn-i Sina, Lokman Hekim gibi kadim şifa ilmiyle meşgul olmuş mutasavvıf ve bilginlerle de sık sık görüşür; biz de bu görüşmelere şahitlik ederdik. Bu görüşmeler sırasında bazı hastaların problemleri sorulur, uygulama veya bitkisel ilaç tavsiyeleri alınırdı. Eğitimcimiz, namazlarını kılan ve zikir çeken bir insandı. 1-2 aylık sürelerde değişmekle beraber, Mevlanadan alınmış esma ve ayet zikirleri talebelere dağıtılır, onlar da geceleri teheccütle beraber bu zikirleri, 3. gözlerinin açılması amacıyla okurdu. Bu zikirler bazen bir saatten fazla sürerdi.

Manevi Rehber Görüşmeleri

Tabii burada her şey size aşama aşama veriliyor veya haberdar ediliyorsunuz. İlk başlarda benim Mevlana ve zikir meselelerinden haberim yoktu. Ben yalnızca seansları takip ediyordum. 3 ay kadar sonra bana, günlük zikirler yapıldığı ve bunlara katılıp katılmayacağım soruldu ve ortalama olarak ayda veya 45 günde bir değiştirilen, Allah’ın isimleri, Kur’an’dan ayetler, bazı ayetlerin bir kısmının veya bazı uzun surelerin her gün, bireysel olarak zikredildiği bir program sunuldu. Bazen bu zikirler bir saate yakın sürebiliyordu. Bazı zikirler için saat ve gün şartları olurdu.

Zamanla, güven oluşunca (bu yaklaşık 6 ay sonraydı), ben de Mevlana ile görüşmelere katılmaya başlamıştım. Eğitimci sağ elini açıyor, kardeşi bir dua okuyarak onun eline bakıyor ve yarı trans hâline geçip konuşmaya başlıyordu. Artık o, Mevlananın dili olarak konuşuyordu. Öncelikle, o sırada, elin içinde kaç kişi olduğunu söylüyordu. Bazen orada 7-8 kişi gördüğü de oluyordu. Ele bakarak manzara görme, sadece kardeşine ait bir özellik değildi. Diğer bazı talebeler de bu manzarayı görebiliyordu.

Bu esnada, (sözüm ona) Mevlanaya enerji uygulamaları ve hastalar ile ilgili sorular soruluyor ve yeni teknikler alınıyordu. Hatta bir defasında (güya) Peygamber Efendimiz (sav), bir defasında da Lokman Hekim gelmişti bu görüşmelere.

Bir arkadaşımız seanslardan sonra çok yoruluyordu. Eğitmen, arkadaşımızın negatif enerjiyi üzerine aldığını ve atamadığını, bu sebeple kanser hastalarına seans yapmamasını söyledi. Bir gün durum, Mevlanaya soruldu. Mevlana, bu arkadaşımızın çenesinde problem olduğunu söyledi. Gerçekten de arkadaşımız, çocukken bir kaza geçirmiş ve çenesi kırılmıştı ve onun bu durumunu sadece memleketindeki insanlar biliyordu. Sonra arkadaşımız ayakta iken Mevlana bedenine girdi, bir dakika kadar süren bir operasyon yaparak enerji akışını değiştirdi ve bu arkadaşımız, o günden sonra seanslardan etkilenmemeye başladı.

Bir başka seferde ben, “İslami Reiki” yaptığını iddia eden uygulayıcının kitabında okuduğum “Alem-i Rahamut” kavramını sordum. Mevlana, meseleyi cerbezeye getirip bana sorular sorarak, kendince bir cevap verdi. Daha doğrusu cevap veremedi! Hem tasavvufun zirvesinde hem de ruhlar âleminde olmasına rağmen, bu soruya cevap verememesi beni çok düşündürdü. Peki biz kiminle görüşüyorduk!..

Ama ben bir türlü meseleyi çözemiyordum. Bu gelenler gerçekten bu zatların ruhları mıydı, cin miydi yoksa şeytan mıydı?

Muska Dağıtılması ve Okunmuş Su

Eğitmen, bazen kendisi için Kuran’dan ayetler yazar ve bunları muska olarak takardı. Bir defasında kendisi için Ayetel Kürsiyi yazmıştı ama Ayetel Kürsinin son kısmında yer alan Ve la yeudühü hıfzuhüme” kısmındaki la” harfini çıkartarak yazmıştı. Bunu bilerek ve özellikle yapmıştı. La” Arapçada olumsuzluk anlamı verir ve kaldırılması durumunda anlam, tam tersi olur. Bu ayetin normal anlamı: “Her ikisini görüp gözetmek, O’na (Allah’a) bir ağırlık vermez.” iken lanın kaldırılması ile bu anlam Her ikisini görüp gözetmek, O’na (Allah’a) bir ağırlık verir.” anlamına gelir. Bu ise Allaha (cc) acziyet atfetmektir. Ayetlerin yetersiz olduğunu kastederek, daha doğrusunu ve daha iyisini ifade edebileceğini zannederek ve ayetlere, farklı manalar yüklemek amacıyla yapılacak herhangi bir değişiklik hem küfürdür hem de böyle bir iddia da bulunmak şirktir. Hâliyle doğru bir itikattan çok uzak olduğu gibi, kasten yapılması ve uygulamanın devamında ısrar edilmesi hâlinde, kişinin dinden çıkmasına sebep olacak bu uygulama, benim ilk şüpheye düşmeme neden olan şey oldu.

Yaklaşık altı ay kadar sonra, tüm öğrenciler için Kuran’dan ayetler yazıldı ve muska olarak dağıtıldı. Bundan sonra, günde 20 seans bile yapsalar yorulmayacakları söylendi ki hakikaten de öyle olmuştu. Ben de bizzat, eğitmenin, bir günde 27 hastaya seans yaptığına şahit olmuştum.

Bir ara, seansa gelen hasta sayısı 8-9’a düşmüştü. Eğitmen, o gün okunmuş su hazırlattı ve bu suyu, iş yerinin her yerine ve önüne serpti. Bu da bana garip gelmişti. Hz. Peygamber’in (sav) sünnetinde böyle bir uygulama yoktu. Kuran ayetleri okunmuş suyun, ayak altına dökülmesi ve üzerine basılması doğru muydu?!

Manevi Uyanış

Eğitmen, namazlarını kılan ve gece zikirlerine devam eden bir insandı. Ama bankalardan faiz almaktan geri durmuyor, ağzından galiz küfürler ve gıybet eksik olmuyordu. Bayanlara, seans sonrasında çıplak tenlerine dokunarak sırtlarına, bellerine, omuzlarına, boyunlarına ve bacaklarına masaj yapıyordu.

Zaman zaman ofiste veya evinin önünde olan, bizim görmediğimiz ama kendisinin gördüğü cinlerden bahsederdi. Bir gün bana Ben yediler arasında idim, bu gece beni beşler arasına aldılar.” demişti. Yani, artık kendisini yeryüzündeki en büyük beş evliyadan biri olarak görüyordu.

İlk Seanslarım

Bir yıl aradan sonra ben de bioenerji uygulamalarına başladım. Yeri geliyor yurt dışındaki veya uzak şehirlerdeki danışanlarımla da seans yapıyordum. Uzaktan uygulamalarda bir nesne kullanıldığı için uygulamalarda bazen bir yastık, bazen bir oyuncak bebek veya bir resim kullanıyordum. Seanslardan olumlu geri dönüşler alıyordum. Migren ağrıları geçiyor, kanser ağrıları hafifliyor, insanlar psikolojik olarak sakinleşiyor ve asabiyetleri bitiyordu. Bir ara günde 8 seans yapmaya başlamıştım. 

Bir süre bu yoğun seanslarım devam etti. Ama arada şikâyetler de gelmeye başlamıştı. Danışanlarımın rahatsızlıkları ara ara nüks ediyordu. Seanslarda insanlar atraksiyonlar yaşıyor, ağrılarla uyanıyor, korkutucu rüyalar görüyor odada birini gördüklerinden, bir ses duyduklarından bahsediyorlardı. Oysa bunların hiçbirine eğitim sürecinde iken şahit olmamıştım.

Yaklaşık 40 kişiye seans yaptım ama içime şüphe düşmüştü. Araştırmaya başladım. Acaba bioenerjinin cinlerle bir ilgisi var mıydı? Oysa ben seanslarımda sadece elimi tutuyor, ayetler ve Allah’ın isimlerini okuyordum…

Benim burada anlattığım süreç, muhtemelen birçok uygulayıcının hiç tecrübe etmediği hatta duymadığı deneyimlerdir. İşin bu kısmı ancak ileri derece uygulayıcılar tarafından bilinmekte ve uygulanmaktadır. İlerleyen sayfalarda birçok uygulayıcının önemsediği, enerji ve bilinçaltı uygulamalarında önemli bir konuma sahip olan; Barbara An Brennan, Dr. Eric Pearl, Donna Eden gibi uygulayıcıların da benzer tecrübelerden bahsettiğini göreceksiniz.

Benim şansım, böyle bir eğitmenin eğitim sürecine uzun süre katılmış olmamla ilgiliydi. Bu durum, benim için birçok sırrın açılmasına imkân oluşturdu. Belki birkaç günlük eğitime katılan uygulayıcıların haberdar olamayacağı, gizli tutulan ve paylaşılmayan önemli ayrıntıları öğrenme imkânım oldu. Meselenin görüldüğü kadar da bilimsel ve yalın olmadığını fark ettim.

Uygulayıcılar, art niyetli insanlar değildi. Çoğunluğu kendi rahatsızlıklarına şifa bulmak amacıyla yola çıkmışlardı. Uygulamaların, görünürde, problemleri çözen bir yönü vardı. Ama neden fiziksel ve ruhsal problemler bu kadar basit bir el hareketi ile çözülüyordu? Şifalanma süreci nasıl işliyordu?

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.

Herhangi bir şey arayın...