Ne aradığınızı yazın. Sizi bu sitede doğru sayfaya yönlendiririm: hizmet, süreç, iletişim ya da Tevbe Terapisi’nin ne olmadığı.
Özetle:
· Allah'tan hayırlısını istemek yalnızca evliyalara mahsus değildir. Kur’an ve sünnette bütün müminlere öğretilen bir dua anlayışıdır.
· Resûlullah (sav), istihare duasında hayırlı olanın takdir edilmesini, kolaylaştırılmasını ve bereketli kılınmasını istemeyi öğretmiştir (Buhârî, 1162).
· Peygamberimiz (sav), Hz. Âişe'ye dünya ve ahiretteki, bildiği ve bilmediği bütün hayırları Allah'tan istemesini öğretmiştir (İbn Mâce, 3846).
· Hayırlısını istemek, bela ve musibet istemek değildir. Allah'tan hayır isteyen kişinin mutlaka ağır imtihanlardan geçeceğine dair sahih bir delil bulunmamaktadır.
· İmtihanlar yalnızca hastalık, kayıp ve sıkıntılarla değil; sağlık, zenginlik ve nimetlerle de gerçekleşir (Enbiyâ, 21/35).
· “Allah, kim için hayır dilerse onu musibete uğratır.” hadisi, Allah'tan hayırlısını isteyen herkesin musibete uğrayacağı anlamına gelmez (Buhârî, 5645).
· Yaşadığımız olumsuz olayları geçmişte yaptığımız belirli dualara bağlamak, delil bulunmadıkça doğru değildir.
· Müslüman, Allah'tan hayır, kolaylık, bereket ve âfiyeti birlikte isteyebilir. Bunlar birbirine aykırı değil, birbirini tamamlayan taleplerdir.
Giriş
Son zamanlarda bazı kişisel gelişim ve manevi rehberlik çevrelerinde, Allah'tan hayırlısını istemenin sakıncalı olabileceği yönünde dikkat çekici bir anlayış yayılmaktadır. Bu anlayışı savunanlar, “Allah'tan hayırlısını istemeyin. Hayırlısını istemek evliya duasıdır. Herkes bu duanın sonuçlarına dayanamaz. Allah'tan hayırlısını isterseniz sizi zor imtihanlardan geçirebilir. Sevdiklerinizi kaybedebilir, hastalanabilir veya büyük sıkıntılar yaşayabilirsiniz. Bu nedenle hayırlısını değil, kolaylık ve güzellik isteyin.” şeklinde tavsiyelerde bulunmaktadır.
Hatta bazı kitaplarda bu düşünce daha da ileri götürülerek insanlara, “Sen hayırlısını istemekle başına gelebilecek şeylere isyan etmeden dayanabilir misin? Bu evliya duasının sonuçlarını kaldırabilecek misin?” şeklinde sorular yöneltilmektedir.
İlk bakışta insanın Allah'tan kolaylık ve âfiyet istemesini teşvik eden bu yaklaşım, gerçekte önemli bir dinî yanılgıyı barındırmaktadır. Çünkü burada hayır istemek ile bela istemek birbirine karıştırılmakta, Allah'ın kullarına öğrettiği bir dua biçimi korkulması gereken bir davranış gibi gösterilmektedir. Oysa Kur’an ve sünnet incelendiğinde Allah'tan hayırlısını istemenin yalnızca belirli manevi makamlara ulaşmış kişilere mahsus olmadığı, aksine bütün Müslümanlara öğretilen bir dua anlayışı olduğu görülmektedir.
1. Hayırlısını İstemek Evliyalara Mahsus Bir Dua mıdır?
Allah'tan hayırlısını istemenin yalnızca evliyalara mahsus olduğu yönünde Kur’an'da veya sahih hadislerde herhangi bir delil bulunmamaktadır. Aksine Resûlullah (sav), Allah'tan hayır istemeyi bütün Müslümanlara öğretmiştir. Bunun en açık örneklerinden biri istihare duasıdır.
Câbir b. Abdullah (ra) şöyle anlatmaktadır: “Resûlullah (sav), Kur’an'dan bir sûre öğretir gibi bize bütün işlerimizde istihareyi öğretirdi.” (Buhârî, Teheccüd, 25; Daavât, 48).
Hadiste geçen “bütün işlerimizde” ifadesi oldukça önemlidir. Peygamberimiz (sav), istihareyi yalnızca özel manevi makamlara ulaşmış kişilere değil, bütün sahâbeye öğretmiştir. Üstelik bu duanın önemini göstermek için onu Kur’an'dan bir sûre öğretmeye benzetmiştir. İstihare duasının ilgili bölümünde şöyle buyrulmaktadır: “Allah'ım! Eğer bu iş benim dinim, geçimim ve işimin sonucu bakımından hayırlı ise onu bana takdir et, kolaylaştır ve bereketli kıl. Eğer bu iş benim için kötü ise onu benden, beni de ondan uzaklaştır. Hayır nerede ise onu bana takdir et ve beni ondan razı kıl.” (Buhârî, 1162, 6382).
Bu dua, üzerinde durduğumuz iddiaya doğrudan cevap vermektedir. Çünkü Peygamberimiz (sav) bize yalnızca hayırlısını istemeyi değil, hayırlı olanın kolaylaştırılmasını ve bereketli kılınmasını da öğretmiştir. Demek ki hayır ile kolaylık birbirinin alternatifi değildir. Bir Müslüman hem hayırlısını hem de kolaylığını isteyebilir. Hatta Resûlullah'ın öğrettiği istihare duasında bu iki talep birlikte bulunmaktadır. Dolayısıyla “Hayırlısını istemeyin, kolaylık isteyin.” şeklindeki yaklaşım, sünnette birbirini tamamlayan iki kavramı gereksiz yere karşı karşıya getirmektedir.
2. Peygamberimiz Bütün Hayırları İstememizi Öğretmiştir
Bu konudaki en dikkat çekici hadislerden biri Hz. Âişe (ra) tarafından rivayet edilmiştir. Hz. Âişe, Resûlullah'ın (sav) kendisine şu duayı öğrettiğini bildirmektedir: “Allah'ım! Bildiğim ve bilmediğim, dünyaya ve ahirete ait bütün hayırları senden istiyorum. Bildiğim ve bilmediğim, dünyaya ve ahirete ait bütün kötülüklerden sana sığınıyorum. Allah'ım! Kulun ve Peygamberinin senden istediği hayırları ben de senden istiyorum. Kulun ve Peygamberinin sana sığındığı kötülüklerden ben de sana sığınıyorum. Allah'ım! Senden cenneti ve cennete yaklaştıran söz ve amelleri istiyorum. Cehennemden ve cehenneme yaklaştıran söz ve amellerden sana sığınıyorum. Benim hakkımda hükmettiğin her şeyi hayırlı kılmanı senden diliyorum.” (İbn Mâce, Duâ, 4, hadis no. 3846).
Bu hadis, konumuz açısından son derece önemlidir. Dikkat edilirse Resûlullah (sav), Hz. Âişe'ye yalnızca belirli hayırları istemeyi öğretmemiştir. Bildiği ve bilmediği bütün hayırları istemesini öğretmiştir. Üstelik dua yalnızca dünya hayatıyla sınırlı değildir. Dünya ve ahiretteki bütün hayırları kapsamaktadır. Burada üzerinde düşünmemiz gereken önemli bir soru bulunmaktadır: Eğer Allah'tan bütün hayırları istemek insanı kaldıramayacağı imtihanlara sürükleyen tehlikeli bir dua olsaydı, Resûlullah (sav) bunu Hz. Âişe'ye öğretir miydi?
Peygamberimiz (sav), Allah'tan hayır istemeyi sakınılması gereken bir davranış olarak göstermemiş, aksine öğretilmesi gereken bir dua olarak sunmuştur. Duanın son cümlesi de ayrıca dikkat çekicidir: “Benim hakkımda hükmettiğin her şeyi hayırlı kılmanı senden diliyorum.” Burada kul, Allah'ın takdirinden korkup hayır istemekten vazgeçmemekte; bilakis Allah'ın takdirinin kendisi için hayırlı olmasını dilemektedir. Bu nedenle hayırlısını istemenin yalnızca evliyalara mahsus olduğunu söylemek, Resûlullah'ın öğrettiği dua anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
3. Kur’an Bize Allah'tan Hayır İstemeyi Öğretmektedir
Kur’an-ı Kerim'de peygamberlerin ve müminlerin Allah'tan hayır istediklerini gösteren birçok ayet bulunmaktadır. Bunlardan biri Hz. Musa'nın (as) duasıdır. Hz. Musa, Mısır'dan ayrıldıktan sonra Medyen'e ulaşmış, oldukça zor şartlar altında bulunduğu bir sırada Allah'a şöyle dua etmiştir: “Rabbim! Bana indireceğin her hayra muhtacım.” (Kasas, 28/24). Hz. Musa'nın duasında dikkat çekici bir özellik bulunmaktadır. O, Allah'tan yalnızca belirli bir nimeti istememiştir. Kendisine verilecek her türlü hayra muhtaç olduğunu ifade etmiştir. Kur’an'da bu dua herhangi bir sakınca veya yanlışlık olarak sunulmamaktadır. Aksine bir peygamberin Allah'a yönelişinin örneği olarak aktarılmaktadır.
Bir başka ayette müminlere şu dua öğretilmektedir: “Rabbimiz! Bize dünyada da iyilik ver, ahirette de iyilik ver ve bizi cehennem azabından koru.” (Bakara, 2/201). Bu ayette dünya ve ahiret iyiliği birlikte istenmektedir. İnsan yalnızca ahiretteki güzellikleri değil, dünya hayatındaki iyilikleri de Allah'tan isteyebilir. Kur’an'da ayrıca, “İnsan, hayır istemekten usanmaz; fakat kendisine bir kötülük dokunursa hemen ümitsizliğe düşer.” (Fussilet, 41/49) buyrulmaktadır. Bu ayetin bağlamında insanın nimet karşısındaki tutumu, sıkıntı karşısındaki ümitsizliği ve kendisine verilen nimetleri nasıl değerlendirdiği eleştirilmektedir. Dolayısıyla ayeti doğrudan hayır istemeyi emreden bir hüküm gibi değerlendirmek doğru değildir. Ancak ayet, insanın hayır istemesini başlı başına yasaklanmış veya tehlikeli bir davranış olarak da göstermemektedir.
Bütün bu ayetler birlikte değerlendirildiğinde Allah'tan hayır istemenin dinî açıdan meşru olduğu açıkça görülmektedir. Kur’an'da peygamberlerin hayır istemesi örnek olarak aktarılırken, müminlere dünya ve ahiret iyiliğini istemeleri öğretilmektedir. Bu nedenle hayırlısını istemenin insanı mutlaka ağır imtihanlara sürükleyeceğini ileri sürmek, Kur’an'ın genel dua anlayışıyla bağdaşmamaktadır.
4. Hayırlısını İsteyen Mutlaka Zorluklarla mı Karşılaşır?
Bu söylemin en problemli taraflarından biri, hayır istemek ile ağır imtihanlar arasında zorunlu bir sebep-sonuç ilişkisi kurulmasıdır. Örneğin bir kişiye, “Sen Allah'tan hayırlısını istedin. Allah da seni sevdiklerinden ayırarak imtihan etti.” denilmektedir. Bir başkasına, “Hayırlısını istediğin için evliliğin sona erdi.” veya “Bu duayı yaptığın için hayatında büyük sıkıntılar başladı.” şeklinde açıklamalar yapılmaktadır. Peki bu yorumları hangi delile dayanarak yapıyoruz? Bir insanın yaşadığı sıkıntının Allah katındaki hikmetini her zaman bilebilir miyiz?
Kur’an'da şöyle buyrulmaktadır: “Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” (Bakara, 2/216). Bu ayetin doğrudan bağlamı, müminlere savaşın farz kılınmasıdır. Bununla birlikte ayette insanın hoşlandığı veya hoşlanmadığı şeylerin gerçek sonucunu her zaman bilemeyeceğine ilişkin genel bir ilke de bulunmaktadır. Ancak bu ayetten “Allah'tan hayırlısını isteyen mutlaka zorluklarla karşılaşır.” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz. Ayetin verdiği mesaj, insanın sınırlı bilgisine karşılık Allah'ın her şeyi bildiğidir.
Hayır bazen kolaylıkla, bazen de insanın başlangıçta hoşlanmadığı bir süreçle gerçekleşebilir. Fakat her hayrın mutlaka acı ve sıkıntı yoluyla geleceğini söylemek doğru değildir. Daha da önemlisi, bir kişinin yaşadığı belirli bir sıkıntıyı geçmişte yaptığı duaya bağlayarak Allah'ın o kişiye neden böyle bir olay yaşattığını kesin biçimde açıklamak mümkün değildir. Böyle bir iddia, Allah'ın gaybî takdiri hakkında delilsiz konuşmak anlamına gelebilir.
5. Allah'tan Hayır İstemekle İmtihan İstemek Ayni Şey midir?
İslam'da dünya hayatının bir imtihan olduğu açıktır. Kur’an'da, “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle sınayacağız. Sabredenleri müjdele.” (Bakara, 2/155) buyrulmaktadır. Başka bir ayette ise “İnsanlar, ‘İman ettik.’ demekle, imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sandılar?” (Ankebût, 29/2) denilmektedir. Bu ayetler, dünya hayatında çeşitli imtihanların bulunduğunu göstermektedir. Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır. İmtihan edilmek, Allah'tan hayırlısını istemenin özel bir sonucu değildir. İnsan, hayırlısını istese de istemese de dünya hayatında çeşitli imtihanlarla karşılaşabilir.
Dolayısıyla bir kimsenin hastalanması, işini kaybetmesi veya ailevi bir sıkıntı yaşaması, onun daha önce hayırlısını istemiş olmasının sonucu olarak gösterilemez. Kur’an'ın bildirdiği genel imtihan gerçeğinden hareketle, belirli bir duanın belirli bir musibete sebep olduğunu söylemek dinî açıdan isabetli değildir. Üstelik imtihan yalnızca sıkıntılarla gerçekleşmez. Allah Teâlâ, “Biz sizi bir imtihan olarak kötülükle de iyilikle de deneriz. Sonunda bize döndürüleceksiniz.” (Enbiyâ, 21/35) buyurmaktadır.
Bu konuyla ilişkili olarak Resûlullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Allah, kim için hayır dilerse onu musibete uğratır.” (Buhârî, Merdâ, 1, hadis no. 5645). Bu hadis, Allah'ın bir kuluna hayır dilemesi ile o kulun musibetlerle karşılaşması arasında bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir ayrım vardır. Hadiste kulun Allah'tan hayırlısını istemesinden değil, Allah'ın kuluna hayır dilemesinden söz edilmektedir. Dolayısıyla bu rivayetten, “Allah'tan hayırlısını isteyen mutlaka musibete uğrar.” şeklinde bir sonuç çıkarılamaz.
Hadisin işaret ettiği husus, musibetlerin mümin açısından hayırlı sonuçlar taşıyabileceğidir. Nitekim Resûlullah (sav), “Müminin hâli ne kadar şaşırtıcıdır! Onun her işi kendisi için hayırdır. Kendisine sevindirici bir şey gelirse şükreder, bu onun için hayır olur. Bir sıkıntıya uğrarsa sabreder, bu da onun için hayır olur.” (Müslim, Zühd, 64, hadis no. 2999) buyurmuştur. Görüldüğü üzere mümin açısından hayır yalnızca musibetlerde değil, nimetlerde de bulunabilir. Musibet karşısında sabır, nimet karşısında şükür hayra vesile olmaktadır. Bu nedenle Allah'ın kuluna hayır dilemesiyle ilgili bir hadisi, Allah'tan hayırlısını isteyenleri korkutmak için kullanmak doğru değildir.
Bu ayet özellikle önemlidir. Çünkü insan yalnızca hastalık, fakirlik veya kayıplarla değil; sağlık, zenginlik, başarı ve nimetlerle de imtihan edilmektedir. O hâlde imtihan kavramını yalnızca acı ve zorlukla özdeşleştirmek eksik bir anlayıştır. Bir insanın hayatında nimetlerin artması da imtihanın bir parçası olabilir. Bu nedenle Allah'tan hayırlısını istemenin mutlaka sıkıntı getireceği düşüncesi, imtihan kavramının Kur’an'daki geniş anlamıyla da örtüşmemektedir.
6. Peygamberimiz Bize Bela Değil, Âfiyet İstemeyi Öğretmiştir
İslam'da insanın kendisi için bela, musibet veya ağır sıkıntılar istemesi teşvik edilmemiştir. Resûlullah (sav), “Düşmanla karşılaşmayı temenni etmeyin. Allah'tan âfiyet isteyin. Fakat düşmanla karşılaşırsanız sabredin.” (Buhârî, Cihâd, 112; Müslim, Cihâd, 20) buyurmuştur. Bu hadiste iki önemli ilke bulunmaktadır. Birincisi, insanın kendisi için sıkıntı ve tehlike istememesidir. İkincisi ise karşılaştığı zorluklar karşısında sabırlı olmasıdır. Dolayısıyla İslam'ın öğrettiği anlayış, zorluk aramak değil; zorluklarla karşılaşıldığında sabır göstermektir.
Nitekim Hz. Abbas (ra), Resûlullah'tan kendisine öğreteceği bir dua istemiştir. Resûlullah (sav) ona, “Allah'tan âfiyet iste.” buyurmuştur. (Tirmizî, Daavât, 85, hadis no. 3514). Bu rivayet de Allah'tan âfiyet istemenin önemini göstermektedir. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, Allah'tan hayır istemek ile âfiyet istemek arasında herhangi bir çelişki bulunmamasıdır. İnsan hem hayırlı olanı hem de o hayra kolaylıkla ulaşmayı isteyebilir. Nitekim istihare duası da bunu öğretmektedir.
7. Hayırlı Olan Her Şey Mutlaka Zor mu Olmak Zorundadır?
Bazı insanlar hayır kavramını neredeyse tamamen acı, kayıp ve fedakârlıkla ilişkilendirmektedir. Onlara göre Allah'tan hayırlısını istemek, insanın hayatında sevdiği şeylerden vazgeçmek zorunda kalması anlamına gelebilir. Elbette insanın başlangıçta istemediği bazı olayların zaman içerisinde hayırlı sonuçları ortaya çıkabilir. Ancak bundan hareketle her hayrın mutlaka zorlukla geleceğini söylemek doğru değildir.
Kur’an'da Allah'ın kulları için kolaylık dilediği açıkça bildirilmektedir: “Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.” (Bakara, 2/185). Bu ayet, doğrudan Ramazan orucu ve hastalık veya yolculuk hâlindeki ruhsatlarla ilgilidir. Dolayısıyla ayetin anlamı, müminin hayatında hiçbir zorluk yaşamayacağı değildir. Ancak ayet, Allah'ın kullarına yönelik hükümlerinde kolaylığın önemli bir ilke olduğunu göstermektedir. Başka bir ayette ise “Allah size kolaylık sağlamak ister. Çünkü insan zayıf yaratılmıştır.” (Nisâ, 4/28) buyrulmaktadır. Bu ayet de kendi bağlamında dinî hükümlerde kolaylaştırmayı ifade etmektedir.
Dolayısıyla Allah'tan kolaylık istemek son derece yerindedir. Fakat kolaylık istemenin doğru olması, hayırlısını istemenin yanlış olduğu anlamına gelmez. İkisini birlikte istemek, Resûlullah'ın öğrettiği dua anlayışına daha uygundur. Bir Müslümanın “Allah'ım, hakkımda hayırlı olanı nasip et ve onu bana kolaylaştır.” şeklinde dua etmesi, istihare duasının temel anlamıyla örtüşmektedir.
8. Hayırlısını İstemekten Korkutmanın Manevi Sakıncaları
Bu söylemin üzerinde durulması gereken bir başka yönü de insanın Allah ile kurduğu ilişkiye etkisidir. Bir Müslümana sürekli olarak “Hayırlısını isteme, başına bela gelir.”, “Bu dua evliyaların duasıdır, sen kaldıramazsın.” veya “Allah'tan hayırlısını istersen sevdiklerini kaybedebilirsin.” denildiğinde, kişi zamanla Allah'tan hayır istemekten çekinmeye başlayabilir. Hatta dua ederken kendi sözlerinin başına kötü olaylar getireceğinden korkabilir. Böylece dua, Allah'a yönelmenin ve O'na güvenmenin bir ifadesi olmaktan çıkarılarak korkulması gereken bir davranış gibi algılanabilir.
Oysa Kur’an'da Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki şüphesiz ben yakınım. Bana dua ettiğinde dua edenin duasına karşılık veririm.” (Bakara, 2/186). Bu ayette kullar, Allah'a dua etmeye teşvik edilmektedir. Başka bir ayette ise “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanıza karşılık vereyim.” (Mü'min, 40/60) buyrulmaktadır. Kur’an'ın ortaya koyduğu dua anlayışında kulun Allah'a yönelmesi, O'ndan hayır ve yardım istemesi esastır.
Elbette Müslüman Allah'tan korkar, O'nun azabından sakınır ve emirlerine karşı gelmekten çekinir. Ancak bu korku, Allah'ın kendisine öğrettiği meşru duaları yapmaktan çekinmesi anlamına gelmez. Burada korku ile ümit arasındaki dengenin korunması gerekir. Bir Müslüman Allah'ın rahmetini umarken O'nun hikmetine de güvenir. Allah'tan hayır istemeyi korkulması gereken bir davranış olarak göstermek, bu dengenin bozulmasına sebep olabilir.
9. Her Olumsuz Olayı Geçmişte Yapılan Bir Duaya Bağlamak Doğru mudur?
Manevi danışmanlık alanında özellikle dikkat edilmesi gereken konulardan biri, insanların yaşadıkları olaylarla geçmişte yaptıkları dualar arasında kesin sebep-sonuç ilişkileri kurmaktır. Örneğin bir kadın evliliğinde sıkıntılar yaşamış ve daha önce Allah'tan hayırlısını istemiş olabilir. Bir kişi işini kaybetmiş ve geçmişte istihare duası yapmış olabilir. Bir başkası hastalanmış ve daha önce Allah'tan kendisi için en hayırlı olanı dilemiş olabilir. Bu olayların ardından “Hayırlısını istediğin için bunları yaşadın.” demek hangi delile dayanmaktadır?
Bir olayın dua sonrasında meydana gelmesi, o duanın söz konusu olaya sebep olduğunu göstermez. Üstelik Allah'ın belirli bir olayda neyi murat ettiğini kesin olarak bildiğimizi ileri sürmek de doğru değildir. Kur’an'da, “Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi ondan sorumludur.” (İsrâ, 17/36) buyrulmaktadır. Bu ayet, bilgiye dayanmayan iddialardan sakınmamız gerektiğini hatırlatmaktadır.
Dolayısıyla insanların hayatındaki belirli olayları, delil olmaksızın belirli duaların sonucu olarak göstermekten kaçınılmalıdır. Özellikle manevi rehberlik yapan kişilerin bu konuda daha dikkatli olması gerekir. Çünkü danışanlar, kendilerine söylenen bu tür açıklamaları dinî bir hüküm olarak kabul edebilirler. Böyle bir yaklaşım, kişinin yaşadığı sıkıntıyı anlamlandırmasına yardımcı olmak yerine, Allah'a yönelirken gereksiz korkular yaşamasına da sebep olabilir.
10. Peki Allah'a Nasıl Dua Etmeliyiz?
Kur’an ve sünnet birlikte değerlendirildiğinde, bir Müslümanın Allah'tan hayır, kolaylık, bereket ve âfiyet istemesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı görülmektedir. Bunun en güzel örneği Resûlullah'ın öğrettiği istihare duasıdır. Bu duada kul, öncelikle Allah'ın ilmine ve kudretine başvurmaktadır. Ardından düşündüğü işin kendisi için hayırlı olması hâlinde gerçekleşmesini, kolaylaştırılmasını ve bereketlendirilmesini istemektedir. Eğer o iş kendisi için hayırlı değilse Allah'ın onu kendisinden uzaklaştırmasını dilemektedir. Son olarak da hayır nerede bulunuyorsa kendisine nasip edilmesini ve bundan razı olabilmeyi istemektedir.
Bu dua anlayışında insanın kendi bilgisinin sınırlı olduğunu kabul etmesi, Allah'ın kendisi için hayırlı olanı bildiğine güvenmesi ve hayırlı olanın kolaylık ve bereket içerisinde gerçekleşmesini istemesi bulunmaktadır. Dolayısıyla bir Müslüman, “Allah'ım! Benim için dünya ve ahirette hayırlı olanı nasip et. Hayırlı olanı bana kolaylaştır ve bereketli kıl. Hakkımda hayırlı olmayan şeyleri benden uzaklaştır. Beni her türlü kötülükten, beladan ve musibetten koru. Bana sağlık, huzur ve âfiyet ver. Takdir ettiğin şeylerde bana sabır ve rıza nasip et.” şeklinde dua edebilir.
Bu ifadeler, Kur’an ve sünnette yer alan farklı dua ilkelerini bir araya getiren bir yakarıştır. Lafzen rivayet edilmiş tek bir hadis metni değildir. İnsan elbette kendi sözleriyle de Allah'a dua edebilir. Önemli olan, duasında dinin öğrettiği esaslara aykırı bir anlayışa yer vermemesidir.
Sorular
1. Hayırlısını istemek evliya duası mıdır?
Hayır. Allah'tan hayırlısını istemek yalnızca evliyalara mahsus değildir. Resûlullah (sav), istihare duasını bütün Müslümanlara öğretmiştir (Buhârî, 1162).
2. Allah'tan hayırlısını istemek başımıza bela getirir mi?
Hayırlısını istemenin mutlaka bela veya musibet getireceğine dair sahih bir delil bulunmamaktadır. İnsanlar dua etseler de etmeseler de dünya hayatında çeşitli imtihanlarla karşılaşabilirler.
3. Allah'tan hayırlısını mı, kolaylık ve âfiyet mi istemeliyiz?
Her ikisini de isteyebiliriz. Peygamberimiz (sav), istihare duasında hayırlı olanın kolaylaştırılmasını ve bereketli kılınmasını öğretmiştir. Ayrıca Allah'tan âfiyet istemeyi de tavsiye etmiştir.
4. Hayırlısını istedikten sonra sıkıntı yaşamak ne anlama gelir?
Bir sıkıntının dua sonrasında yaşanması, o sıkıntının duadan kaynaklandığını göstermez. Allah'ın belirli bir olayda neyi murat ettiğini kesin olarak bilemeyiz. Bu nedenle yaşanan olumsuzlukları geçmişte yapılan dualara bağlamak doğru değildir.
5. Allah'tan hayırlısını istemek için nasıl dua etmeliyiz?
“Allah'ım! Hakkımda hayırlı olanı bana nasip et, kolaylaştır ve bereketli kıl. Hayırlı olmayanı benden uzaklaştır. Bana dünya ve ahirette iyilik ve âfiyet ver.” şeklinde dua edilebilir. Bu ifade, istihare duası ve Kur’an'daki dua örneklerinin anlamına uygun bir yakarıştır.
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.