Hepimizin zaman zaman yaşadığı bir tecrübe vardır. Özellikle üzerimize yünlü bir hırka giydiğimiz günlerde, diğer insanlara dokunmamız ile canımızı yakan bir elektrik çarpması yaşarız. Bu, bize vücudumuzda var olan enerji hakkında bilgi verir.
Bilim dünyası, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bioenerji ve metafiziki varlıklar hakkında araştırma ve çalışmalara başlamıştır. Uygulayıcıların tecrübeleri ve elde edilen şifalanma sonuçları, bilim adamlarının da dikkatini çekmiştir. Bu konuda üniversitelerde ve laboratuvarlarda deneyler yapılmış, yaşanan tecrübeler açıklanmaya çalışılmıştır.
Bugün gelinen noktada, az sayıda ülkede, bazı hastanelerin bünyelerinde bioenerji uygulayıcıların aktif seanslar düzenlediği, uygulayıcılar tarafından belirtilmektedir. Bir kısım doktor ve sağlık çalışanlarının, hasta ve danışanlarına çeşitli uygulamalar ile destek vermeye çalıştığı görülmektedir. Ama aynı zamanda bir kısım araştırmacılar, elde edilen sonuçları bir plasebo etkisi olarak değerlendirmektedir.
Burada bioenerji uygulayıcılarının iddia ettikleri, bedende var olduğuna inanılan enerji ile ilgili bazı araştırma bilgilerini aktarmak istiyorum:
“Evrende maddeye dönüşmüş ve enerji boyutunda olmak üzere iki tür cisim vardır. İnsan gözü maddeye dönüşmüş cisimlerin ve elektromanyetik akımların sadece belirli bir dalga boyutunu görebilir. Bu 380 nm-780 nm arasındaki dalga frekanslarına sahip olan boyuttur. Örneğin; bizler ne cinler âlemini ne baz istasyonundan cep telefonumuza akan elektromanyetik frekansları ne de uydu çanağımıza gelen TV veya radyo yayınlarını görebiliriz. İnsanın enerji boyutlarını görebilmesi engellenmiş yani gözü perdelenmiştir.”[1]
Donna Eden, insanın göremediği bu enerjiler hakkında şu bilgileri aktarmaktadır:
“Gizli enerjiler, Einstein tarafından; etkilerinden ötürü bildiğimiz ama direkt olarak tespit edilmelerine olanak veren araçlara sahip olmadığımız enerjiler olarak tanımlandı. Stanford Üniversitesinden, William Tiller ve meslektaşları tarafından geliştirilen bir cihaz, elektromanyetik tayfın içinde olmayan bir enerji alanının varlığını ortaya koydu. İşin en ilginç yanı, Tiller'ın cihazının, bu gizli enerji alanının, insan niyetine tepki verdiğini göstermiş olmasıydı.
1970'lerde, UCLA Enerji Alanları Laboratuvarı'nda, Valentie Hunt tarafından yapılan öncü bir araştırma, derideki belirli bölgelerin çok hızlı elektrik salınımları ürettiğini (beyinde saniyede 0 ila 100, kaslarda 225 ve kalpte 250 devre kıyasla deride saniyede 1,600 devir) ve bu yerel enerji alanlarının beden ‘çakralarının’ eski çağ açıklamalarına karşılık geldiğini tespit etti. Spektogram analizi ve özel bir fotoğraf türü de belirli çakralarla ilişkilendirilen özgün frekans aralıkları ve renkler tespit etti.”[2]
Koşalay, bu gizli enerjinin biyomanyetik alan olarak nitelendirildiğini ifade etmekte ve yapılan çalışmalarda şifalanmaya olan etkilerini şöyle anlatmaktadır:
“İnsan bedeni, teknik sahada kullanılan ölçüm cihazları ile ölçülemeyen seviyede düşük manyetik alan üretmekte (SQUID adlı süper iletken içeren, pahalı düzenekler ile ölçülebilir) ve bu alan, biyomanyetik alan olarak adlandırılmaktadır. Uzak Doğu/Çin geleneksel tıbbı, organların oluşturduğu manyetik alanların değişmesi sonucu, fiziksel hastalıkların ortaya çıktığı görüşünü benimsemiştir. İnsan bedenine dışarıdan yöneltilen manyetik alan ile organların, buna bağlı olarak, tüm bedenin iyileşebileceği fikrine dayanarak Batı’da da birçok araştırma yapılmıştır. Araştırma sonuçları, ELF (extremely low frequency) manyetik alanların, tedavi kabul etmeyen bazı kemik dokularında iyileşme sürecini başlatabildiğini ortaya koymuştur.
Elektromanyetik alan, cihaz yardımıyla uygulanabileceği gibi, insan eliyle de uygulanabilir ki bioenerji ve benzeri terapilerin gerçekleştirdiği işlev budur. Bioenerji vb. elle dokunarak veya dokunmadan uygulanan şifa tekniklerinin, ellerden yayılan ELF elektromanyetik alan temeline dayandığı gerçeği, Dr. John Zimmerman tarafından yapılan araştırmalarla açıklanmıştır. Zimmerman, şifa uygulayanların ellerinin etrafında bir manyetik alan oluştuğunu ancak bu şifa tekniklerini uygulamayan kişilerin bu seviyede bir alan oluşturmadıklarını saptamıştır. Bioenerji, Qi Gong vb. uzmanlarının ürettiği, ellerden çıkan biyomanyetik alanlar oldukça güçlüdür. Bu güçlü alanların nasıl oluştuğu konusu ise Schuman Rezonansı Fenomeni’nin fark edilmesiyle anlaşılmaya başlanmıştır.”[3]
Kendisi de bir NASA fizikçisi olan Brennan, “Işığın Elleri” kitabında bedende mevcut olan ve dışardan bedene aktarılan enerji konusunu, geniş bir anlatımla açıklamaya çalışmaktadır. Brennan, “İnsandaki Enerji Alanı” ve “Biyoplazmik Alanların” sağlıkla ilişkilerini anlatmaktadır:
“1959’da, William and Mary Üniversitesinden, Dr. Leonard Ravitz, insandaki enerji alanının, kişinin zihinsel ve psikolojik durumuna göre değişiklik gösterdiğini belirlemiştir. Bu alanın, düşünce süreçleriyle ilişkide olan bir alan olduğunu belirtmiştir. Buna göre, bu düşünce alanındaki değişimler, psikosomatik belirtilerin oluşmasına sebep olmaktadır. Dr. Robert Becker, vücut sinir sistemine benzeyen, karmaşık bir elektrik alanının haritasını çıkarmıştır. Bu alanın, fizyolojik ve psikolojik değişimlere bağlı olarak şeklini ve gücünü değiştirdiğini keşfetmiştir. Kazak Üniversitesinden, Dr. Viktor Inyushin de biyoplazmik alandan bahsetmekte ve bu alanda bir kayma olması durumunda, organizmanın sağlığının da etkilendiğini belirtmektedir.”[4]
Donna Eden, bu enerjilerin vücuda bağlanacak elektrotlar vasıtası ile meridyen ve çakralarda bulunan enerji akışının ve teknik özelliklerinin tespit edilebileceğini söylemektedir.
“Bedendeki bu enerjiler, çakra denilen döngü merkezlerinde ve meridyen ismi verilen hatlar boyunca yer almaktadır.
Meridyenleri, anlaşılması güç ya da yabancı bir kavram olarak düşünmek yerine, onları enerjiyi bedene, bedenden de bedenin içinde taşıyan 14 somut yol olarak tanıyabilirsiniz. Ellere ve ayaklara bağlanan elektrotlar, her meridyenden ve o meridyenlere karşılık gelen, beslediği her iç organdan geçen enerji akımına dair bir değerlendirme sunabilir. Çakra ve meridyenlerden yayılan ışık emisyonlarındaki değişimler; meditasyon, akupunktur, qigong ve diğer enerji şifası tedavilerinde gerçekleşen enerji değişimleriyle örtüşmektedir. Meridyenler ve onlara karşılık gelen akupunktur noktaları da daha az elektromanyetik direnç, güçlendirilmiş ultrasound sönümü ve ışık iletimi, kızılötesi radyasyon ve mikrodalgalar gibi diğer fiziksel özellikler sergiler.”[5]
Bazı bioenerji uygulayıcıları, bu akımları görebileceğimizi söyler ve şöyle bir tavsiyede bulunur; lavaboya gidiniz ve loş bir ortamda aynaya bakınız, o aynada bedeninizin enerjisini görebilirsiniz.
Enerji şifası uygulayıcılarının, insan bedeni etrafındaki auranın varlığı konusunda en çok dile getirdikleri “Kirlian Fotoğrafçılık Tekniği” ile elde edildiği söylenen resimlerdir. Bu konuda Prof. Dr. Caner Taslaman şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
“Bazı şifacılar, auranın fotoğrafını Kirlian yöntemi ile çektiklerini iddia ederler. Kirlian fotoğrafçılığı; yüksek voltajlı, yüksek frekanslı, düşük amperli elektrik alanına dayalı aygıtlarla iletkenlerin resmini çekmeye dayanan bir elektrografik fotoğrafçılık tekniğidir. Bu teknik, 1939 yılında, Semyon Kirlian tarafından şans eseri bulunmuştur. Eğer fotoğraf plakalarına yüksek voltaj verip üstüne bir cisim koyarsanız, korona boşalması olarak bilinen fenomen sonucunda, fotoğraf plakasında, cisimden ışık çıktığını gösteren bir resim oluşur. Korona boşalması olarak bilinen fenomen, iyonize olmuş hava molekülleri ile iletkendeki serbest elektronlar arasında oluşan potansiyel fark sonucu oluşan elektrik boşalmasıdır.
Şifacılar, ellerini bu plakalara koyarak resimlerini çekmekte ve size ellerinden çıkan ‘enerji’yi göstermektedirler. Ancak herhangi bir iletkeni alıp bu plakalar üstüne koyarsak gene aynı görüntü açığa çıkmaktadır. Yoksa tüm metaller mi şifa yeteneğine sahiptirler? Tabii ki hayır. Aslında fotoğrafı çekilen şey, korona boşalmasıdır ve korona boşalması basit elektromanyetik teori ile açıklanabilen, herhangi bir gizem taşımayan bir fenomendir. Özetle bioenerji ve türevleri, ne yazık ki insanları ümitlendirip paralarını almaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır.” [6]
Yukarıda yaptığım bir kısım alıntılara göre, insan bedeninde elektrik, manyetik, biyomanyetik veya elektromanyetik akımlardan bahsedilse bile bir canlıdan başka bir canlıya enerji aktarımı konusunda ikna edici bilimsel çalışmalar ortaya konulamamıştır. Sosyal medyada veya uygulayıcıların kaleme aldığı birçok yazılı kaynakta bahsedilen bilimsellik iddiaları genellikle şehir efsaneleri türündendir.
Enerji uygulayıcılarının seanslarında, danışanların yaşadığı sıra dışı durumlar söz konusudur. TV programlarında veya internette yayınladıkları videolarda, birilerini ayağa kaldırır ve dokunmadan onların bedenini sağa-sola veya öne-arkaya doğru sallandırırlar. Seanslar esnasında uygulayıcının elinde ağırlık hissi oluşur. Seans uygulanan kişide ise uygulanan bölgede ısınma, uyuşma, karıncalanma, manyetik bir dalgalanma veya benzeri şeyler hissedilir. Bedende varlığı, araştırmalarla ve seanslarda elde edilen sonuçlarla ortaya konulmaya çalışılan bu enerjinin ne olduğu konusundaki kendi tecrübemi kitabın ilerleyen sayfalarında paylaşacağım.
[1] Biyoenerji.net, 2020
[2] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 152.
[3] Koşalay, D. D. (2008). Elektromanyetik Alanlar ve Bioenerji Olgusu. ankara: https://abs.ankara.edu.tr/ilhan-kosalay/Makaleler.
[4] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 40.
[5] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 110.
[6] https://www.sabah.com.tr/pazar/2017/09/17/aura-enerjisi-yalani
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.