Şifa konusunda enerjiyi kullanma çalışmaları, birçok kültürde kendine yer bulmuş ve farklı isimlerle karşımıza çıkmaktadır. Semercioğlu, bioenerjinin çıkış noktasının Orta Asyalı şamanlar olduğunu ve oradan diğer kültürlere yayıldığını iddia etmektedir.

“Bioenerji ilminin Türkçe karşılığı ‘hayatiyet ilmi’dir. Bu ilim Orta Asya’da ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 8.000 yıllık, muhteşem bir tedavi metodudur. Orta Asya coğrafyasında, Tibet Bölgesi'nde, eski şamanist Türklerin başlattıkları ve yaptıkları bir uygulamadır. Tibetliler, ruhun doğası, enerji ve madde konusunda derin bilgiye sahiptiler, bedenlerini iyileştirmek için bu enerjiyi kullanarak ruhlarını uyum hâline getiriyorlardı.

Şaman rahipler, belli bir mağaranın içine girip mumlar yakmış ve özel kıyafetlerle, hasta kişilere bu enerjiyi kullanarak, ruhlarını uyum hâline getirip insanları iyileştirmeye yönelik, birtakım törensel aktivitelerle çalışmalar yapmışlardır ve sonunda da buna isim olarak bioenerji (doğal enerji) demişlerdir. Bioenerji uygulaması daha sonra Doğu Asya'ya, Çin'e, Hindistan'a, Japonya'ya, Rusya'ya, uzun yıllar sonra da Mısır, Yunanistan ve Roma'ya ulaşmıştır.”[1]

Henkin, enerji kavramının, her yöre ve kültürde farklı isimlendirmeler ve ritüeller ile yer aldığını anlatmaktadır.

“Enerji, evrenin kendisiyle dolu olduğu sihirli, görünmez ve her dilde bir sözcükle anlatılan fakat hiç kimsenin izah edemediği bir maddedir. Kabala öğrencilerinden, Afrika'nın Botsvanasındaki Kung kabilelerine kadar herkesin kullandığı sayısız şifa biçimleri ve teknikleri vardır.”[2]

Amerikalı ünlü şifa uygulayıcısı Donna Eden ise kitabında Henkin’in bahsettiği bu isimlendirmelerden bir kısmını şöyle listelemektedir:

“Genelde insan bilgisini aşan zekâya Çin’de qi veya chi, Hindistan ve Tibet’in yoga kültüründe prana, İbranicede ruach, Japoncada ki, Tasavvuf’ta baraka (bereket), Lakotalarda wakan, Iraklılarda orenda, Ituri Pigmelerinde megbe ve Hristiyanlıkta kutsal ruh adı verilir.”[3]

Enerji çalışmalarının kökleri çok eski çağlara dayanmaktadır. Mesela Reiki’nin kökleri hakkında, neredeyse milattan öncesine dayandığına dair bulgular ve inanışlar mevcuttur. Steine, Reiki’nin kökenlerini tanrıçalara dayandırmaktadır. Aslında bu bana çok da yabancı gelmedi. Theta Healing kurucusu, Vienna Stibal de uygulamalarında önemli bir yer edinen bazı uygulamaları, Hawai’deki piramit tapınakta, tanrıça Pele’den aldığını iddia etmektedir. Birçok şifa uygulayıcısı gibi Steine’nin anlatımları da bilimsellikten uzak, ezoterik inançlarla doludur.

1991'de, medyum Laurela Reiki'nin kökenlerini sordum. Bana, Reikinin yeryüzüne çok kollu tanrı ve tanrıçaların (yani Hindistan'ın erkek egemen öncesi kök kültürünü) getiren gezegenden geldiğini anlattı. Bugün, Şiva olarak tanıdığımız Hint tanrısı, ki o zamanlar tanrıçaydı, reikiyi buraya getirmekle görevliydi (ve o bu armağanla hatırlanmak istiyor).

(Reiki) Bir zamanlar evrensel bir bilgiydi ve asla kaybolmaması gerekiyordu. Bugün Mu" adını verdiğimiz, yeryüzünün erken devir uygarlığının çocukları, ilkokul çağlarında Reiki l, ortaokul yaşlarında ise Reiki 2 eğitimi alırlardı. Üstatlar/öğretmenler de Reiki 3 derecesini almak zorundaydılar. Üstelik isteyen herkes de bu eğitimi bedelsiz alabiliyordu. Bu kök kültürün insanları, Tibet ve Hindistan’ı kolonize etmek üzere ana vatanları olan Mudan ayrıldıklarında, Reikiyi de beraberlerinde götürdüler. Ancak Mu Kıtası sonradan kayboldu. Önce Muyu, ardından da Atlantis'i yok eden yeryüzü değişiklikleri, derin kültürel karmaşıklıklara yol açtı. Bu değişimler sonucu da şifa sistemi, birkaç seçilmişin bilgisi dâhilinde kaldı. 19. yy.da, İsa ve Buda'nın şifa yöntemlerinin kökenini araştıran bir Japon, bu izlere erken Şiva kültüründe ve Hindistan’ın bâtıni (ezoterik) belgelerinde rastladı.

Geleneksel Reiki’nin öyküsü, 1800lerin ortalarında, Japonya'nın Kyoto kentindeki Doshisho Üniversitesinin rektörü ve aynı zamanda Hristiyan bir rahip olan Mikao Usui ile başlar. Öğrencileri ondan, İsanın şifa yöntemini öğretmesini isterler. Usui, bu işi öğrenmek için 10 yılını verir. Japonyadaki Hristiyan otoriteler, bu şifadan bahsetmenin ve onu öğrenmenin söz konusu bile olamayacağını söylediklerinde Usui, Budizm aracılığıyla bu bilgiye ulaşmaya çalışır. Hindistandaki Buda (Gautaına Siddhartha) ile tarihsel İsa'nın hayatı arasında çarpıcı benzerlikler vardır. Budist keşişler Usui'ye, eski ruhsal şifa yönteminin kaybolduğunu ve ona ancak Budizmin Aydınlanma Yolu ile ulaşmanın mümkün olabileceğini söylerler.

Bugün Reiki olarak adlandırılan sistem, Hindistanda, Gautama Siddhartha zamanından beri zaten biliniyordu. Reiki tekniği için gerekli semboller ve formüller, MÖ 1. veya 2. yy.da yazılmış olan Tibet Tantra Lotus Sutrasında bulunmuştur. Mikao Usuinin Budist öğretiye ve kadim Sutra Mara’ya vâkıf olduğu biliniyor. Geleneksel Reiki’nin izlerine ilk olarak MS 1800 yıllarında rastlanır ancak daha eski çağlara dayandığı bilinir.

Yazılı formülleri, nereden baksanız İsa'dan bin yıl öncesine dayanıyor yani en azından üç bin yıllık. (Bu sistemin, diğer gezegenlerden yeryüzüne getirilmiş olma ihtimalini de göz ardı etmemek lazım.)[4]

Kendisi de fizikçi olan Semercioğlu, makalesinde, bioenerjinin bilinen ilk kullanımının Fransa’da, Mesmer tarafından gerçekleştirildiğini ve kurulan bir komisyonun, onun çalışmalarını bilimsellikten uzak bulduğunu ifade ediyor.

“Bioenerji kelimesini, günümüz anlamında ilk kullanan kişi Mesmerdir. Bir Alman hekim olan Franz Anton Mesmer (1734-1815), buna hayvansal manyetizma ismini vermiştir. Ona göre; hayvansal yapı, evrensel akışkanlığın tesiri ve yıldızların etkisi altındadır, kutupsallık gösterir ve bu manyetik özelliği sayesinde canlı ve cansız her şeyle ilişki içerisindedir.

Mesmer ayrıca manyetik akımların (rezonansların), insan vücudunun üç ana bölgesinden giriş yaparak, 12 meridyen kanallarının enerjilerinin, gezegenlerle bağlantılı bir alan içerisinde yayıldığını ifade etmektedir. Astronomi, manyetizma ve klasik tıbbı birleştirmeye çalışarak büyük iddialarda bulunmuştur. İnsanların, yıldızların etkisi altında yaşadığını, evreni dolduran manyetik bir akımın, insanların bedenlerine nüfuz ederek, onların hastalanmasına veya sağlıklı kalmalarına sebep olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre; söz konusu manyetik akım, insan vücuduna eşit miktarda dağılmışsa kişi sağlıklı, dengesiz dağılmış ise kişi hasta olmaktadır. Mesmer, birçok hastayı manyetize edilmiş araçlarla tedavi etmeyi başarmış ve hızla ünlenmiştir. Böylece birçok yerde manyetizma dernekleri kurulmaya başlanmıştır.

Fransa kralı ise bu gelişmeler karşısında, manyetizma uygulamalarının gerçekliğinin araştırılması amacıyla bilimsel bir komisyon kurdurmuş ve Mesmerin uygulamaları inceleme altına alınmıştır. Söz konusu komisyon, Mesmerin bu çalışmalarını bilim dışı olarak değerlendirmiştir.”[5]

Rusya Başkanı Birejnvin’in hastalığına, tıp dünyasında herhangi bir çözüm bulunamayınca bioenerji uzmanı Davitaşvili tarafından uygulanan bioenerji tekniği ile sağlığına kavuşmuştur. Bu olaydan sonra Rusya’da, Davitaşvili Bioenerji Akademisi kurulmuş ve günümüze kadar bünyesinde pek çok bioenerji uzmanı yetiştirmiştir.[6]

Türkiyedeki metapsişik çalışmaların ve enerji uygulamalarının ilk temelleri Bedri Ruhselman (1898-1960) tarafından 50li yıllarda atılmıştır. Hekim olan Ruhselman, Avrupa ve ABD'de spiritizm ve deneysel spiritüalizm adıyla bilinen ve reenkarnasyonu ilke edinen ruhçuluğu geliştirerek sisteme yeni kavramlar kazandırmıştır. Ruhselman, Neo-Spiritüalizm’in ya da Türkçedeki adıyla Deneysel Yeni-Ruhçuluğun (neo-spiritualisme expérimental) kurucusudur. Önce noterde, sonra banka kasasında, 54 yıl boyunca saklı tutulan kitabı, 2 Nisan 2013 tarihinde yayınlanmıştır. Bu kitapta; Allah, evrim ve ruh göçü konuları incelenmektedir.[7] Bugün hâlâ takipçileri tarafından devam ettirilen ve üyelerinin çoğunluğunun eğitimli insanlardan oluştuğu derneklerde, “yüce plan"dan alınan ve alınmaya devam eden mesajlar büyük bir iştiyakla dinlenmektedirler.

 


[1] Semercioğlu, B. H. Kadim Şifa Bioenerji Terapisi. İstanbul, s. 11.

[2] Henkin, A. W.-B. (1995). Ruhsal Şifacı Olmak. İstanbul: Bilyay. s. 54.

[3] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 18.

[4] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 20.

[5] Semercioğlu, B. H. Kadim Şifa Bioenerji Terapisi. İstanbul, s. 12.

[6] https://prezi.com/nereudv5wxig/bioenerjinin-tarihcesi/, (15.08.2019)

[7] https://tr.wikipedia.org/wiki/Bedri_Ruhselman

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.

Herhangi bir şey arayın...