Bugün ilahiyat camiası, bu sistemler karşısında, henüz istenilen anlamda araştırmalar ortaya koymamaktadır. Çünkü sistemler, gerçekten çok girift ve karmaşık bir yapıya sahiptir. Yazılan kitaplarda kullanılan gizemli dil, işin bizim bilmediğimiz özel ve gizli yönleri var havası vermektedir. Aslında anlatılan bilgi yığınlarının, bilimsel ve ispatlanabilir bir yanı yoktur ve ön kabullerden ibarettir. Bu sistemler yoluyla, özellikle İslam toplumlarında, her geçen gün birçok bidat ve şirk unsur yayılmaktadır. Böylece şeytan uzun vadeli yaptığı planlarının adım adım meyvelerini toplamaktadır.
Hz. Peygamber (sav), “Size iki şey bırakıyorum. Onlara sımsıkı sarıldığınız sürece yolunuzu asla şaşırmazsınız: Bunlar, Allah’ın Kitabı ve peygamberinin sünnetidir.”[1] buyurarak bizim için en güvenli yolun neresi olduğunu göstermiştir. Dinin unsurları Allah ve Resulü tarafından belirlenmiştir. Dinin rükünlerine göre yaşanan bir hayat, kişiye sevap kazandırmasına karşın insanların kurduğu sistemlerin ritüelleri ise bir sapkınlık ve dalalet olarak nitelendirilmektedir.
Maalesef her geçen gün İslam toplumları, farklı dinlere hatta dinden uzak kesimlere ait düşünce ve ritüelleri sorgulamadan içselleştirmektedirler. Şifa uygulamaları ile Hinduizm, Budizm ve Şamanizm gibi yaratıcı tanımayan veya çok tanrı inançlı batıl dinlerden devşirilmiş bilgilerle, dinin saf ruhunu tahrip etmek ve aynı zamanda ahiretini mahvetmek tehlikesi vardır.
Hz. Peygamber, Müslümanların adım adım bu batıl yollara savrulacağını haber vermektedir:
“Sizler karış karış, arşın arşın sizden öncekilerin yolunu izleyeceksiniz, onların inanç ve yaşayışlarını ölçü edineceksiniz. İnsanın giremeyeceği küçük bir keler/kertenkele deliğine girecek olsalar, siz de onları takip edeceksiniz. (Yani onların yaptığı her hâl ve hareketi İslam’ın ölçülerine uyup uymamasına bakmaksızın taklit edeceksiniz.)”
(Hazret-i Peygamberin gelecekle ilgili bu ürpertici açıklaması üzerine biz sahabiler) sorduk:
“Ya Resulullah! (İzlerini takip edeceğimiz bu topluluklar) Yahudiler ve Hristiyanlar mı olacak?”
Şöyle buyurdu:
“Ya başka kimler olacaktı?” (Müslim, İlim, 6)
Bu batıl yollara uyanların ise onlardan sayılacağını bildirmektedir:
“Kim bir kavmin karaltısını artırırsa onlardandır. Kim bir kavmin yaptığı işten razı olursa, o işi yapanlarla ortak olur.”[2]
Önceki bölümlerde, bu şifa uygulamalarından derlenmiş az sayıdaki örnek ile problemli yönlerine dikkat çekmeye çalıştım. Her bir uygulayıcının, problemli söylemlerini tek tek derlemem söz konusu olamazdı elbette. Amaç genel bir bakış açısıyla farkındalık oluşturmaktı.
İman meselesi hassas bir konudur. Bazen insan bir sözü ile iman dairesinden çıkabilir. Köklü dinî bilgisi olmayanların, böylesine yollara girerken iki defa düşünmesi gerekir. Ahir zaman, imanı korumanın, elinde köz tutmak kadar zor olduğu bir zaman dilimidir. “Öyle bir zaman gelir ki kişinin imanı gider de haberi olmaz. Hâlbuki ondan gömleğin çıktığı gibi iman çıkmış olur.” [3] ve “Kişi bazen kendisinin sakınca görmediği fakat Allah’ın öfkesini gerektiren öyle bir kelime söyler ki bu onu, yetmiş yıl derinlikteki cehennemin dibine indirir.”[4] "Allah'a karşı yalan uydurandan ve kendisine gelmiş olan doğruyu yalanlayandan daha zalim kim olabilir? Cehennemde kâfirler için bir yer yok mudur?"[5]
Bir Müslüman’ın, hayatın her alanında olduğu gibi tedavide de İslam’ın inanç esaslarını ve temel prensiplerini göz ardı etmesi, başka dinlere ve inançlara ait ibadet şekillerinden medet umması ve bunları benimsemesi düşünülemez. Herhangi bir psikolojik ya da fizyolojik rahatsızlık durumunda, öncelikle tıbbi tedaviye müracaat edilmeli, bunun yanı sıra ibadet ve kulluğu sürdürerek yüce Allah’tan şifa dilenmelidir.
Hint kökenli ve Uzak Doğu dinleri menşeli bu tür şifa yöntemlerinin; genel olarak şirk, tenasüh (reenkarnasyon), hulul, karma gibi İslam inanç esaslarına aykırı olan hususlar barındırdığını, diğer dinlerin ritüeli olduğu ve bu inançların propagandasını yaptığını bazı örnekleriyle gördük.
Bu itibarla bir Müslüman’ın, bu tür unsurlar barındıran şifa yöntemleriyle meşgul olması dinî açıdan doğru değildir. Bir de bu meşguliyetin sonucu olarak, bu batıl dinlerin, batıl ritüel, inanış ve hayata bakış açılarının, İslami unsurlarla bezenerek topluma pazarlanması, dinin saf ruhunun bunlarla tahrip edilmesi, ahirette ağır sonuçları beraberinde getirebilir. Peygamberimiz (sav), muhtemel sonuçları şöyle dile getirir: "Dikkat edin! Birtakım adamlar benim havuzumun başından kayıp develerin kovulduğu gibi kovulacaklardır. Ben onlara 'Hey, beri gelin!' diye nida edeceğim. Bunun üzerine bana 'Onlar senden sonra hakikatte (dinde) tebdilât (değişim) yaptılar.' denilecek. Ben de 'Öyleyse uzak olsunlar, uzak olsunlar!' diyeceğim."[6]
Kur’an-ı Kerim’de bu konuda; “(İblis), senin izzetine (mutlak kudretine, kahrına) and ederim ki içlerinden ‘ihlasa erdirilmiş’ (mümin) kulların müstesna, ben de artık onların hepsini muhakkak azdıracağım, dedi.”[7] Pek çok ayette şeytandan ve insanları yoldan (Allah’ın koyduğu ve yarattığı nizamından) çıkarmak için her yolu kullanacağından söz edilmektedir. Yine ayetlerde bildirildiğine göre şeytan, “tohumu ve nesli yok etmeye”, “Allah’ın yarattığını değiştirmeye”, “sesle yoldan çıkartmaya” yemin etmiştir.
“Allah (cc), onu, rahmetinden kovdu. O da (şöyle) dedi: ‘Celalin hakkı için, kullarından muayyen bir nasip edineceğim, onları ne yapıp yapıp saptıracağım, onları mutlaka olmayacak kuruntulara boğacağım, onlara katiyen emredeceğim de davarların (müşrikler, putlar namına kesilmek üzere adak edilen hayvanların kulaklarını yararlardı) kulaklarını yaracaklar, onlara muhakkak emredeceğim de Allah’ın yarattığını değiştirecekler.’ dedi. Kim Allah’ı bırakıp şeytanı kendisine yâr edinirse, şüphesiz açıktan açığa büyük bir ziyana düşmüştür. (Şeytan), onlara söz verir ve onları ümitlendirir, hâlbuki şeytanın onlara söz vermesi aldatmacadan başka bir şey değildir.” [8]
Şeytan, bu planlarını, kendisine dost edindiği insanlar üzerinden adım adım ortaya koyacaktır. Burada insan için en salim ve güvenilir yol, Allah ve Resulünün çizdiği yoldur. İnsanın kendince ihdas edip kurduğu düşünce, sistem ve yolların sonu ancak bir hüsran ve kayıp olabilir. “Muhakkak onun, (şeytanın) iman edenler ve Rabblerine tevekkül edenler üzerinde bir hâkimiyeti yoktur. Onun (şeytanın) hâkimiyeti, onu veli (dost) edinenler ve O’na (Allah’a) şirk koşanlar üzerinedir.”[9]
Denize düşen yılana sarılır, der atalar. Dert çeken, problemlerine çare arayan insanlar, ister istemez kendilerine sunulan çözüm unsurlarının helal veya haram olduğunu önemsememektedirler. Oysa bırakın helal veya haram olması, şüpheli olandan bile kaçınmak gerektiğini, Allah Resulü ortaya koymaktadır.
"Helal de bellidir, haram da bellidir. İkisinin arasında da (birtakım) şüpheli şeyler vardır ki çok kimseler onları bilmezler. Her kim, şüpheli şeylerden sakınırsa ırzını da dinini de kurtarmış olur. Her kim de şüpheli şeylere dalarsa, koru etrafında (hayvanlarını) otlatan bir çoban gibi, çok geçmeden içeriye dalabilir. Haberiniz olsun ki her melikin (hükümdar) bir korusu olur. Bilmiş olun ki Allah'ın yeryüzündeki korusu, haram kıldığı şeylerdir. Yine haberiniz olsun ki bedenin içinde bir lokmacık et (parçası) vardır. O, iyi olduğu zaman bütün beden iyi olur, bozuk olduğu zaman da bütün beden bozuk olur. İşte o (et parçası), kalptir."[10]
Hz. Peygamber (sav); haramlığı apaçık belli olan şeyleri koruya, haram mı yoksa helal mi olduğu şüpheli olan şeyleri de korunun etrafına benzetmiştir. Yine Resulullah (sav), günah olup olmadığı şüpheli olan şeyleri yapan kişiyi, korunun etrafında hayvan otlatan çobana benzetmiş ve bu çobanın hayvanlarının her an o koruya girmesi muhtemel olduğu gibi, şüpheli şeyleri yapanların da her an günaha dalabileceklerini bildirmiştir.
Şüpheli şeylere tam olarak haram veya helal denilmemekle birlikte, bunlardan kaçınmanın takvaya uygun olduğunda şüphe yoktur. Demek oluyor ki haram ya da helalliği konusunda kesin hüküm bulunmayan şeylerin, haram olduğuna fetva verilmese de onları işlemekten sakınmak takva gereğidir.
Hz. Peygamber (sav), "Şüpheli şeylerden sakınan, ırzını ve dinini kurtarmış olur. Şüphelere dalan da harama dalmış olur." buyurmaktadır. Buna göre; şüpheli şeylerden sakınan kişi; dini açısından noksanlıktan, ırzı açısından da ayıplanma ve dedikodudan korunmuş olur. Buradaki din sözü, Allah'a; ırz sözü de insanlara taalluk eden şeylerle ilgilidir. Şüpheli şeyleri âdet hâline getirip onları devamlı yapan kişi, nihayet haramları işlemeye cesaret eder ve haram işler. Kişi, önce dikkatsizliği âdet edinir ve yavaş yavaş haramlara dalar.
Ben, 1000’i geçkin bioenerji seansı takip ettim. Şimdi ise tevbe, istiğfar ve sadakayı esas alan tavsiyelerimle, problemleri olan insanlara çözüm sunmaya çalışıyorum. Tevbe ve sadaka ile elde edilen sonuçlar yönüyle şu değerlendirmeyi yapabilirim: Tevbe ve sadakalarla yapılan çalışmalar; enerji ve bilinçaltı gibi birçok ruhsal (holistik) şifa uygulamalarından daha fazla çeşitlilikte fiziksel, psikolojik ve ailevi problemin çözülmesinde olumlu, daha derin ve kalıcı sonuçlar ortaya koyuyor.
Derdine derman arayanlar için “O (Kur’an), inananlar için doğru yolu gösteren bir kılavuzdur ve şifadır.”[11] Kur'an boyunlara muska olarak takılmak, sulara okunup içilmek ve şifa için zikredilmekten ziyade, hükümleri ile yaşandığı zaman "Gönüllerdeki dertlere şifadır.”[12] Ayrıca sünnetin her bir unsuru da maddi ve manevi şifa kaynağıdır. Günahların tevbe, sadaka ve kefaretler ile telafi edilmesi, bu yolların sunduğundan çok daha hayırlı sonuçlar vermektedir. Çünkü "Size derdinizi ve onun devasını bildireyim mi? Dikkat edin, sizin derdiniz günahlar, devanız da istiğfardır."[13] buyurulmaktadır.
Yüce yaratıcının peygamberi aracılığı ile bize güvenilir ve çok daha tesirli bir ruhsal şifa yolu açtığını düşünüyorum. Biz Müslümanlar, elimizde elmas kıymetinde bir değere sahibiz. İnsanlığı böylesine bir hazineden mahrum etmek ne büyük bir kayıp. Ama buna rağmen Budizm, Hinduizm ve Şamanizm gibi şirk yollarından devşirdiğimiz, kırık cam parçası değerindeki batıl yollardan medet umarak ahiretimizi berbat etme tehlikemiz var. Vesselam…
[1] Muvatta, Kader, 3
[2] İbn-i Hacer, el-Metâlibü’l-âliye, VIII, 319
[3] Hadis-i Deylemî
[4] Ramuzul-Ehadis, 1364
[5] Zümer, 32
[6] Müslim, 249
[7] Sad, 82-83
[8] Nisa, 118-120
[9] Nahl, 99-100
[10] Buhari, İman 39
[11] Fussılet, 44
[12] Yûnus, 57
[13] Ramuz el e-hadis, 166. sayfa, 6. hadis
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.