ŞİFA AKIMLARI VE ENERJİ ŞİFACILIĞI

BİOENERJİ SERÜVENİM

Şifa Akımları ve Şifa Enerjisi Uygulayıcılığı

İnsanın anne rahmine düştüğü ilk gününden, son nefesine kadar devam eden hayat sürecinde, bitip tükenmek bilmeyen fiziksel, ruhsal, ailevi ve ekonomik sorunları vardır. İnsanoğlu bilim ve inanç ekseninde bu dertlerine çare arar durur. Amacı hayatı daha sağlıklı ve mutlu yaşayabilmektir. Çağlar boyunca bu gayeyle birçok yollara başvurulmuştur. Her gün yeni yollar aranmaya ve ortaya konulmaya devam etmektedir.

Modern hayatın insanın omuzlarına yüklediği maddi ve manevi sorumluluklar, bireyde hem fiziki hem de ruhi birtakım kronikleşen hastalıklara sebep olmuştur. Modern tıp, hastalıkların kaynağı olarak fiziki bedeni görür. Bilimsel yaklaşımlarda, insan ruhu göz ardı edilir. Ruhun göz ardı edildiği modern tıp metotları, bazı hastalıkları tedavi etmede yetersiz kalmış, kullanılan ilaçların hastalarda farklı yan etkilere sebep olması ise onların eleştirilmesine sebep olmuştur. Böyle bir dönemde insanların sağlık ihtiyaçlarına cevap veren ve uyguladığı tedavilerde herhangi bir yan etkinin söz konusu olmadığı, ruhsal enerjiye dayalı şifa teknikleri ön plana çıkmıştır.

İnsanın ne olduğu, nasıl sağlıklı ve huzurlu bir hayat süreceği konusunda hem kültür ve medeniyetler hem de çeşitli felsefi akımlar farklı şeyler söyler. Geçmişte çare arayışları daha çok dinî referanslar üzerinden yapılmakta idi. Dünün kurşuncu, ocaklı, cinci hoca, üfürükçü gibi sıfatlarla tanımlanan ezoterik şifacıları günümüzde yerini; fizyolojik ve psikolojik her türlü hastalığın tedavisine; enerji vererek ve geçmişte yaşanmış olumsuzluklara, bilinçaltına format atarak hayatınızı güzelleştirebileceğini, bolluk ve bereket taleplerine birkaç seansla çözüm bulabileceğini vadeden, modern görünümlü ve çoğunluğu üniversite mezunu uygulayıcılara bıraktı. Artık; Hayatı 7 Günde Değiştirme”, 21 Günde Bilinç Formatlama” ve “İyileşme Şifreleri” gibi birçok uygulama tekniğini, birkaç günlük workshoplar hâlinde paket olarak satın alabilirsiniz.

“Gerçekliğimizi kendimiz yaratır, inşa ederiz.” mottosuyla yola çıkan bu şifa akımlarına göre, insanın düşünce ve söz gücüyle inşa edebileceği şeylerin sınırı yoktur; DNAyı dönüştürebilir, kanseri yok edebilir, istediği işi hatta istediği eşi bile elde edebilirler. Para bunlara sağanak hâlinde yağar. Hayatın gerçekliğinden koparılan insanlar, artık acziyetleri ile yüce Yaratıcı’ya sığınmak ve yalnız dua ile ondan istemek yerine, şeytani bir kibir ile isteklerini, olumlamalar yoluyla “oldurmaya” çalışmaktadırlar!

Şifa uygulayıcılarının, modern tıpta olduğu gibi yalnızca insan bedenini değil, aynı zamanda insanın ruhunu da kapsayacak iyileştirme yöntemleri kullandıkları görülür. Şifa akımlarının genel yaklaşımı; hastalıkların yalnızca fiziksel sebeplerden değil, ruhsal ve dinsel sebeplerden de kaynaklandığı ve tedavi için bu manevi sebeplerin de tespit edilmesi gerektiği yönündedir. Modern  tıpta olduğu gibi hastanın sadece mekanik olarak, bedenini iyileştirmeye çalışmaz, hastalığı doğa ve doğaüstü ile de ilişki kurarak, teşhis edip çözmeye çalışır. Hastalık nedenini doğaüstü güçlerle ilişkilendirip tedaviyi de yine aynı güçlerle kurulan ilişki ve ruh-beden bütünlüğünde yapmaya çalışırlar.

Batı’da, ruhsal şifa (spiritual healing, Geistheilung) olarak nitelendirilen bu uygulamalar, oldukça yaygındır. Sadece Almanya'da 15 bin, İngiltere'de 14 bine yakın ruhsal şifa uygulayıcısından bahsedilmektedir. İslam dünyasında bu şifa akımlarıyla ilgilenen, bunlardan fayda görüp huzura erdiklerini ifade eden insan sayısı hiç de az değil. Zira bu tarz akımlar içeriksiz, içi boş birtakım teknik ve terapi araçları değillerdir. Bu yöntemler bize gelirken bir dünya görüşünü, bir gerçeklik algısını da beraberlerinde getirmektedir. Bu akımların, dünya görüşünün altyapısını oluşturan temel varsayımlarını ve gerçekliğin mahiyetine ilişkin tasavvurlarını irdelemek ve bizim İslami anlayışımıza ve düşünce dünyamıza uygun düşüp düşmediğini araştırmak zorundayız.

Enerji şifacılığı, vücuttaki enerjiyi harekete geçirmeyi amaçlayan yöntemlere dayanmaktadır. Buna göre her insanın bir enerjisi vardır ve bu enerji kendi kendine harekete geçebilmektedir.

Enerji şifacılığı yaklaşımı, modern bilimin tam aksine, insan bedenini sadece fiziki bedene indirgemez, onu ruh ve bedenden oluşan bir bütün olarak kabul eder. Sağlıklı olmanın şartıolarak, insan vücudunu oluşturan ruh ve beden bütününün, uyum içinde olması gerektiğini savunur. Kendini gerçekleştirmeyi ve dönüşümü teşvik eden bu uygulamalar, daha ileri düzeyde tedavi edici güçlerle bütünleşebilmek için çoğu zaman, insanın içinde bulunduğuna inanılan potansiyel ile alakalı metafiziksel ögeler içeren bir dünya görüşüne sahiptirler. Enerji şifacılığı anlayışında uygulayıcı, uyguladığı yöntem ve tekniklerle kişinin enerjisini harekete geçirerek, rahatsızlığının çözümüne katkıda bulunan kişidir.

Enerji şifacılığının temel ilkesi, evrenin sonsuz bir enerji deposu olduğu ve bu enerjiden sınırsız ölçüde faydalanılabileceği inancıdır. Evrendeki enerjiyi tedavide kullanabilmek için öncelikli olarak bilinmesi gereken şey, insan vücudunun enerji sistemidir. İnanışa göre, insan vücudunda yedi temel çakra vardır. Herhangi bir çakrada enerjinin tükenmesi veya bozulması, insan bedeninde dengesizliğe sebep olur. Bu da vücutta çeşitli hastalıkların türemesine imkân verir. Hastalıklardan kurtulmak için tekrar vücudu dengeli duruma getirmek gerekmektedir. Bunun için de kullanılan farklı isimlendirmeler ile birlikte, aynı mantaliteyi içeren çeşitli uygulamalar bulunmaktadır. Bunlar arasında; Bioenerji, Access Bars, Reiki, Tekrar Bağlantı, Pranik Şifa, Melek Enerjisi, Kuantum Dokunuş, Emotion Code gibi uluslararası üne kavuşmuş çalışmalar yanında, yerel isimlendirmeler ile kurulmuş The Power Codes, Yaşam Çiçeği, Alfa Enerji gibi birçok sistem sayılabilir.

Şifa akımlarının duyulmasını ve popülerlik kazanmasını sağlayan şey, kişisel gelişim alanına duyulan ilginin artması olmuştur. 1990'lı yıllarda pek çok yayınevi tarafından tercüme edilmiş olan kişisel gelişim kitapları toplum ile buluşmaya başlamıştır. Osho, Pir İnayet Han, İdris Şah, Maharishi Mahesh Yogi gibi Hint, Sufi ve Tibet Budizm düşüncesini benimseyen spiritüel üstatların; Barbara Ann Brennan, Donna Eden, Dr. Eric Pearl gibi batılı enerji şifası uygulayıcılarının kitapları Türkçeye çevrilmeye başlamıştır. “Reiki, Yoga, Meditasyon, Bioenerji, Fitoterapi, Renk Terapi, Melek Terapi, Refleksoloji, Homeopati, Aile Dizimi” vb. öğretilmesine yönelik, 2000’li yıllarda, yurt içi ve yurt dışı seminerleri ile eğitmen, terapist ve şifacılar yetiştirilmiş; bu yetiştirilen eğitmenler, terapist ve şifacılar ile Yeni Çağ düşüncesinin manevi boyutu geliştirilmeye devam edilmiştir.

 Yaşam koçluğu, “kendini gerçekleştirme” adı altında bir sektör hâline gelmeye başlamıştır. İnsanlar hayatlarında onlara rehberlik edecek kişiler seçmişler, bu kişisel rehberler, bireylere her alanda yardımcı olmak adında, kendilerini geliştirecek eğitimler vermişlerdir. Bu eğitimler, genel anlamda bireylere kaliteli yaşam sunma fikri doğrultusunda olup spor aktivitesi adı altında yoga; beden, zihin, ruh dengesini korumak adına enerji terapilerinden oluşmaktadır. Ayrıca bilimin çaresiz kaldığı hastalıkların iyileştirilmesi adı altında; bitkisel tedaviler, enerji uygulamaları, bilinçaltı çalışmaları gibi farklı şifa teknikleri ve uygulamaları popüler hâle gelmiştir. Toplumun bu tür şifa tekniklerinden haberdar olması, kitapçıların kişisel gelişim raflarında okunmaya hazır bekleyen, bu alanda yazılmış kitaplar ile sosyal medya hesapları aracılığıyla gerçekleşmiştir.

Şifa uygulamalarında, herkesin anlayabileceği kolaylıkta bir dil kullanıldığı vurgulanmasına rağmen, kullandıkları dilin anlaşılması zor, açık olmaktan uzak ve yabancı birçok kavrama yer verilmiş olması dikkat çekicidir. Sistemler, kendi kendinize öğrenebileceğiniz basitlikte değildir. Çoğunlukla pahalı bir eğitim sürecinden geçmeniz gerekir. Hatta bazı uygulamalar, inisiasyon yani uyumlama gerektirir. Şifaya kavuşmak için tedavi uygulamasına istekli olmanız ve uygulayıcı ya da eğitmene tamamen teslim olmanız gerektiği vurgulanır.

Herhangi bir dinle ve inançla bağlantılı olmadıklarını iddia etseler de bu akım ve yöntemler, doğu dinlerinin kutsal metinlerini temel almaktadırlar. İnsanlara sağlık, mutluluk, başarı, huzur, sükûnet, acılardan kurtuluş vadetmektedirler. Ruhun eksikliklerinden arınma, kendini gerçekleştirme ve aydınlanma, gösterdikleri hedefler arasındadır. İnsanlara potansiyellerini geliştirerek, evrende var olan kozmik gücü deneyimlemelerini tavsiye ederek, daha huzurlu ve mutlu olmanın yollarını gösterdikleri iddiasındadırlar.

Maddi refahla tatmin olmayan ve manevi arayışa yönelen insanlara, medyayı kullanarak yine ekonomik ve menfaat hedefli, tevhitten uzak, antik uygarlıklara ait pagan ve şaman temelli, ezoterik, sahte manevi ve spiritüel akımlar çözüm olarak sunulmaktadır. İnsana sağlığını, aradığı iç huzuru ve dengeyi kazandırma iddiasında olan şifa akımları, insan tabiatını modellerken, açıklarken ve manalandırırken, Eski Hint Bilgeliği’nin, Vedaların, Budizm ve Şamanizmin insan ve kâinat anlayışlarını kullanmaktadır.

Doğunun mistik anlayışı ile Batı’nın modern söylemlerini harmanlayan modern şifa uygulamaları; aynı zamanda oluşturduğu şifa toplulukları aracılığıyla, uygulayıcıları bir araya getirmekte ve bu uygulayıcılar, duygu ve düşünce yönüyle birbirlerini beslemektedirler. Yaşadıkları problemleri çözmek amacıyla bir araya gelinen bu yapılarda, şifa uygulamalarının felsefesi, söylemleri, ritüelleri ve sembolleri bilim ışığında değerlendirilmeden, İslam inancıyla bağdaşıp bağdaşmayacağı düşünülmeden ve sorgulanmadan özümsenmekte ve uygulanmaktadır. Kapitalizmin, maneviyatı ürün olarak gördüğü modern dünyada, manevi arayışlar için çözüm, modern şifacılık anlayışı olarak ortaya konulmaktadır.

İnsanlar, bu şifa sistemlerine, geleneksel koca karı ilacı, cinci hoca gibi sistemlere ve hurafelere gösterilen alaycı ve tahkir edici tepkiyi göstermemektedir. Çünkü bunlar modern-bilimsel bir söylem ve imajla, felsefi bir arka planla hareket etmektedirler. Bulundukları coğrafyanın dini ile sentezlenen maneviyatçı ve ruhçu söylemlerini, bilimsel dil ve teknikler ile desteklemektedirler. Medyayı ve kitle iletişim araçlarını oldukça iyi kullanmaktadırlar. Bu özellikleri ile yaygınlıkları ve toplumdaki etkinlikleri artmaktadır.

Her ne kadar şifa çalışmaları esnasında “Tanrı”, "Yaratıcı” hatta İslam coğrafyasında “Allah” kavramları kullanılıyor da olsa aynı işi yapan bazı uygulayıcıların ise şifayı; evrenden, enerjiden, ışıktan, birlik şuurundan, evrensel ışık güçlerinden, kutsalların kutsalından istemesi, işin dinî yönünün, coğrafyaya göre sadece bir süs olduğu düşüncesini pekiştirmektedir.

Bu uygulamalar vasıtasıyla her geçen gün İslam coğrafyasında; karma, çakra, negatif enerji, yüksek bilinç, Kabbalah, Magick, Şaman maneviyatçılığı, Nirvana, parapsikoloji, medyum, reenkarnasyon, zihin kontrolü, bilinçaltı formatlama, atalardan gelen aktarım, ruhçuluk, tarot kartları, teosofi, Transandental Meditasyon gibi Hinduizm gibi çok tanrılı inançlar, Budizm gibi tanrı inancı bulunmayan, Şamanizm ve Paganizm gibi din veya öğretilerden  alınmış inanış, kavram ve söylemlerin, hayatın doğal akışına dâhil olmaya başladığını görmekteyiz.

Modern dünyada, kendini manevi açıdan boşlukta ve yalnız hisseden bireye, psikolojik terapi teknikleri ile yaklaşılmakta ve bu bağlamda gelişen enerji şifacılığı uygulamaları, bireyin inancına göre uyarlanmış hizmetleriyle gittikçe popülerlik kazanmaktadır. Eski Hint ve Uzak Doğu dinleri ve bunların mistik felsefelerinden derlenen söylemleriyle, enerji şifacılığı uygulamalarının hedef kitlesi başlangıçta, dinî hassasiyeti zayıf olan ve anlam arayışı içindeki kişilerken, bugün dindar kesim arasında da popülerite kazanmaya başlamışlardır. Enerji kanalının temiz olmasının işi meşrulaştırdığı ısrarla vurgulanarak uygulamalar, İslami kavramlarla zenginleştirilmektedir. 

Bioenerji ile Tanışmam ve Eğitim Sürecim

Bioenerji ile ilk tanışmam, 2002 yılında Azeri bir uygulayıcıyla karşılaşmamla oldu. Kendi okumalarım ve araştırmalarımdan sonra 2015 yılında Pranik Şifa, Seviye: 1-2” eğitimlerini aldım.

Pranik Şifa, Hindistan merkezli, Chao Kok Sui tarafından geliştirilmiş bir enerji uygulama sistemi. Dört günlük eğitim, duvarında Üstat Suinin resminin bulunduğu, mumlar yakılarak âdeta tapınak havası verilen ofiste gerçekleşti. Kayıttan dinlenilen, Üstat Sui tarafından seslendirildiğini düşündüğüm, 15 dakikalık ses kaydı ile meditasyon yapılarak eğitime başlanıyordu. İki kayıt oluşturulmuştu: Biri OM” mantrası ile yapılıyordu, diğeri ise Müslüman coğrafya için hazırlanmış “ÂMİN” zikriyle yapılan meditasyon çalışmasıydı.

Daha sonra bir uygulayıcının yanında, bioenerji uygulamalarını takip etmek üzere, 1 yıl süre ile seanslara katıldım. Bizim, beş öğrenci olarak, günde ortalama 15-20 seans takip etme imkânımız oluyordu. Son zamanlarda, uygulayıcının kardeşinin de büroya katılması ile bu sayı 30a yaklaşmıştı. Benim, o bir yıllık süre içerisinde 1000den fazla seans takip etme imkânım oldu. Hastalar, beş veya on kürlük seanslara geliyordu. On kürlük kısa seansların her biri, ortalama 7 dakika, beş kürlük uzun seanslar ise 16 dakika sürüyordu.

Hocamız; 3. gözü açık, aurayı, deri altını ve iç organları görebilen ve teşhisler (Bazı uygulayıcılar buna röntgen göz diyor ve uygulayıcı âdeta MR cihazının görüntülemesi gibi vücudun içini görüyor.) koyabilen bir kişiydi. Ayrıca Mevlana, İbn-i Sina, Lokman Hekim gibi kadim şifa ilmiyle meşgul olmuş mutasavvıf ve bilginlerle de sık sık görüşür; biz de bu görüşmelere şahitlik ederdik. Bu görüşmeler sırasında bazı hastaların problemleri sorulur, uygulama veya bitkisel ilaç tavsiyeleri alınırdı. Eğitimcimiz, namazlarını kılan ve zikir çeken bir insandı. 1-2 aylık sürelerde değişmekle beraber, Mevlanadan alınmış esma ve ayet zikirleri talebelere dağıtılır, onlar da geceleri teheccütle beraber bu zikirleri, 3. gözlerinin açılması amacıyla okurdu. Bu zikirler bazen bir saatten fazla sürerdi.

Manevi Rehber Görüşmeleri

Tabii burada her şey size aşama aşama veriliyor veya haberdar ediliyorsunuz. İlk başlarda benim Mevlana ve zikir meselelerinden haberim yoktu. Ben yalnızca seansları takip ediyordum. 3 ay kadar sonra bana, günlük zikirler yapıldığı ve bunlara katılıp katılmayacağım soruldu ve ortalama olarak ayda veya 45 günde bir değiştirilen, Allah’ın isimleri, Kur’an’dan ayetler, bazı ayetlerin bir kısmının veya bazı uzun surelerin her gün, bireysel olarak zikredildiği bir program sunuldu. Bazen bu zikirler bir saate yakın sürebiliyordu. Bazı zikirler için saat ve gün şartları olurdu.

Zamanla, güven oluşunca (bu yaklaşık 6 ay sonraydı), ben de Mevlana ile görüşmelere katılmaya başlamıştım. Eğitimci sağ elini açıyor, kardeşi bir dua okuyarak onun eline bakıyor ve yarı trans hâline geçip konuşmaya başlıyordu. Artık o, Mevlananın dili olarak konuşuyordu. Öncelikle, o sırada, elin içinde kaç kişi olduğunu söylüyordu. Bazen orada 7-8 kişi gördüğü de oluyordu. Ele bakarak manzara görme, sadece kardeşine ait bir özellik değildi. Diğer bazı talebeler de bu manzarayı görebiliyordu.

Bu esnada, (sözüm ona) Mevlanaya enerji uygulamaları ve hastalar ile ilgili sorular soruluyor ve yeni teknikler alınıyordu. Hatta bir defasında (güya) Peygamber Efendimiz (sav), bir defasında da Lokman Hekim gelmişti bu görüşmelere.

Bir arkadaşımız seanslardan sonra çok yoruluyordu. Eğitmen, arkadaşımızın negatif enerjiyi üzerine aldığını ve atamadığını, bu sebeple kanser hastalarına seans yapmamasını söyledi. Bir gün durum, Mevlanaya soruldu. Mevlana, bu arkadaşımızın çenesinde problem olduğunu söyledi. Gerçekten de arkadaşımız, çocukken bir kaza geçirmiş ve çenesi kırılmıştı ve onun bu durumunu sadece memleketindeki insanlar biliyordu. Sonra arkadaşımız ayakta iken Mevlana bedenine girdi, bir dakika kadar süren bir operasyon yaparak enerji akışını değiştirdi ve bu arkadaşımız, o günden sonra seanslardan etkilenmemeye başladı.

Bir başka seferde ben, “İslami Reiki” yaptığını iddia eden uygulayıcının kitabında okuduğum “Alem-i Rahamut” kavramını sordum. Mevlana, meseleyi cerbezeye getirip bana sorular sorarak, kendince bir cevap verdi. Daha doğrusu cevap veremedi! Hem tasavvufun zirvesinde hem de ruhlar âleminde olmasına rağmen, bu soruya cevap verememesi beni çok düşündürdü. Peki biz kiminle görüşüyorduk!..

Ama ben bir türlü meseleyi çözemiyordum. Bu gelenler gerçekten bu zatların ruhları mıydı, cin miydi yoksa şeytan mıydı?

Muska Dağıtılması ve Okunmuş Su

Eğitmen, bazen kendisi için Kuran’dan ayetler yazar ve bunları muska olarak takardı. Bir defasında kendisi için Ayetel Kürsiyi yazmıştı ama Ayetel Kürsinin son kısmında yer alan Ve la yeudühü hıfzuhüme” kısmındaki la” harfini çıkartarak yazmıştı. Bunu bilerek ve özellikle yapmıştı. La” Arapçada olumsuzluk anlamı verir ve kaldırılması durumunda anlam, tam tersi olur. Bu ayetin normal anlamı: “Her ikisini görüp gözetmek, O’na (Allah’a) bir ağırlık vermez.” iken lanın kaldırılması ile bu anlam Her ikisini görüp gözetmek, O’na (Allah’a) bir ağırlık verir.” anlamına gelir. Bu ise Allaha (cc) acziyet atfetmektir. Ayetlerin yetersiz olduğunu kastederek, daha doğrusunu ve daha iyisini ifade edebileceğini zannederek ve ayetlere, farklı manalar yüklemek amacıyla yapılacak herhangi bir değişiklik hem küfürdür hem de böyle bir iddia da bulunmak şirktir. Hâliyle doğru bir itikattan çok uzak olduğu gibi, kasten yapılması ve uygulamanın devamında ısrar edilmesi hâlinde, kişinin dinden çıkmasına sebep olacak bu uygulama, benim ilk şüpheye düşmeme neden olan şey oldu.

Yaklaşık altı ay kadar sonra, tüm öğrenciler için Kuran’dan ayetler yazıldı ve muska olarak dağıtıldı. Bundan sonra, günde 20 seans bile yapsalar yorulmayacakları söylendi ki hakikaten de öyle olmuştu. Ben de bizzat, eğitmenin, bir günde 27 hastaya seans yaptığına şahit olmuştum.

Bir ara, seansa gelen hasta sayısı 8-9’a düşmüştü. Eğitmen, o gün okunmuş su hazırlattı ve bu suyu, iş yerinin her yerine ve önüne serpti. Bu da bana garip gelmişti. Hz. Peygamber’in (sav) sünnetinde böyle bir uygulama yoktu. Kuran ayetleri okunmuş suyun, ayak altına dökülmesi ve üzerine basılması doğru muydu?!

Manevi Uyanış

Eğitmen, namazlarını kılan ve gece zikirlerine devam eden bir insandı. Ama bankalardan faiz almaktan geri durmuyor, ağzından galiz küfürler ve gıybet eksik olmuyordu. Bayanlara, seans sonrasında çıplak tenlerine dokunarak sırtlarına, bellerine, omuzlarına, boyunlarına ve bacaklarına masaj yapıyordu.

Zaman zaman ofiste veya evinin önünde olan, bizim görmediğimiz ama kendisinin gördüğü cinlerden bahsederdi. Bir gün bana Ben yediler arasında idim, bu gece beni beşler arasına aldılar.” demişti. Yani, artık kendisini yeryüzündeki en büyük beş evliyadan biri olarak görüyordu.

İlk Seanslarım

Bir yıl aradan sonra ben de bioenerji uygulamalarına başladım. Yeri geliyor yurt dışındaki veya uzak şehirlerdeki danışanlarımla da seans yapıyordum. Uzaktan uygulamalarda bir nesne kullanıldığı için uygulamalarda bazen bir yastık, bazen bir oyuncak bebek veya bir resim kullanıyordum. Seanslardan olumlu geri dönüşler alıyordum. Migren ağrıları geçiyor, kanser ağrıları hafifliyor, insanlar psikolojik olarak sakinleşiyor ve asabiyetleri bitiyordu. Bir ara günde 8 seans yapmaya başlamıştım. 

Bir süre bu yoğun seanslarım devam etti. Ama arada şikâyetler de gelmeye başlamıştı. Danışanlarımın rahatsızlıkları ara ara nüks ediyordu. Seanslarda insanlar atraksiyonlar yaşıyor, ağrılarla uyanıyor, korkutucu rüyalar görüyor odada birini gördüklerinden, bir ses duyduklarından bahsediyorlardı. Oysa bunların hiçbirine eğitim sürecinde iken şahit olmamıştım.

Yaklaşık 40 kişiye seans yaptım ama içime şüphe düşmüştü. Araştırmaya başladım. Acaba bioenerjinin cinlerle bir ilgisi var mıydı? Oysa ben seanslarımda sadece elimi tutuyor, ayetler ve Allah’ın isimlerini okuyordum…

Benim burada anlattığım süreç, muhtemelen birçok uygulayıcının hiç tecrübe etmediği hatta duymadığı deneyimlerdir. İşin bu kısmı ancak ileri derece uygulayıcılar tarafından bilinmekte ve uygulanmaktadır. İlerleyen sayfalarda birçok uygulayıcının önemsediği, enerji ve bilinçaltı uygulamalarında önemli bir konuma sahip olan; Barbara An Brennan, Dr. Eric Pearl, Donna Eden gibi uygulayıcıların da benzer tecrübelerden bahsettiğini göreceksiniz.

Benim şansım, böyle bir eğitmenin eğitim sürecine uzun süre katılmış olmamla ilgiliydi. Bu durum, benim için birçok sırrın açılmasına imkân oluşturdu. Belki birkaç günlük eğitime katılan uygulayıcıların haberdar olamayacağı, gizli tutulan ve paylaşılmayan önemli ayrıntıları öğrenme imkânım oldu. Meselenin görüldüğü kadar da bilimsel ve yalın olmadığını fark ettim.

Uygulayıcılar, art niyetli insanlar değildi. Çoğunluğu kendi rahatsızlıklarına şifa bulmak amacıyla yola çıkmışlardı. Uygulamaların, görünürde, problemleri çözen bir yönü vardı. Ama neden fiziksel ve ruhsal problemler bu kadar basit bir el hareketi ile çözülüyordu? Şifalanma süreci nasıl işliyordu?

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.

Herhangi bir şey arayın...