ŞİFA ENERJİSİ HAKKINDA

Bioenerji Nedir?

Aura, Çakra, Nadi ve Meridyen Kavramları

Kültürlerde Enerji ve Tarihçesi

Bedende Bioenerji Var mı?

Bioenerji Nedir?

Bioenerji terimini kullanan geleneksel inanca göre, hastalık hâlinde ve sağlıklı iken değişmekle birlikte, her canlı bir bioenerjiye sahiptir. Bioenerji kullandığını söyleyen uygulayıcılar, şifa arayan kişiye kendi enerjilerinin akışını ileterek hasta kişinin vücut enerjisini dengelemeye çalışırlar. Böylece vücudun kendi kendini onarma kapasitesini arttırırlar. Uygulayıcı, bu işlemi elle veya el değmeden, temassız şekilde yapabilmektedir. Şifa enerjilerine oluşturulan kanal ne kadar saf ve temiz olursa şifa vermede de o kadar iyi sonuçlar alınacağı düşünülmektedir.

Enerjiyi tedavi yöntemi olarak kullanan şifacılar, 4 farklı geleneğe mensuptur: Reiki ve Qigong tekniğini içeren Doğu Asya Geleneği, Şifalı Dokunuş (Healing Touch) ve Tedavi Edici Dokunuş (Therapeutic Touch) tekniğini içeren Batılı Profesyonel Gelenek, Modern Metafiziksel Gelenek ve son olarak Doğu Avrupa çıkışlı olduğu belirtilen Bioenerji Geleneği’dir.

Enerji ile şifa uygulamalarında, insanın sadece fiziki bedenden oluşmadığı, bunun dışında eterik, astral, mantal ve spiritüel bedenlere de sahip olduğu söylenmektedir. Enerji şifacılığı, insanların fiziki bedenleri etrafında bulunan, “süptil” bedenlerinden içeriye giren enerjilerin, tüm bedenlerde başarılı bir şekilde dengelenmesi üzerine kurulmuştur. Şifacı, evrenin hediyesi olan enerji ile iki temel şeyi gerçekleştirir: Birincisi, hastanın kendi kendini iyileştirme gücünü kullanıma açmak, ikincisi ise enerjinin çakralardan bedene uyumla akmasını sağlamaktır. Çakralar, süptil bedenler arasında enerji akışının dengelenmesini sağlarlar. Çakralar ne kadar mükemmel çalışır ve kendini dengelemeyi başarırsa kişi, kendini fiziksel ve ruhsal olarak o kadar iyi hisseder ve sağlıklı olur. Acces Bars, Pranik Şifa, Kuantum Dokunuşu, Reiki, Theta Healing, Bioenerji, Tekrar Bağlantı, Melek Şifa ve Restore Edici Dokunuş vb. gibi pek çok enerji yöntemi bulunmaktadır.

Aura, Çakra, Nadi ve Meridyen Kavramları

Enerji uygulamaları, asıl itibarıyla dört kavram üzerine kurulmuştur. Bunlar; aura, çakra, nadi ve meridyendir. Uygulayıcılar açısından bu kavramları kısaca açıklayalım:

Aura, fiziksel bedenden dışarı yayılan süptil bir enerji alanıdır. Bu alan kendine has bir şuurluluğa sahiptir. Aura, birçok titreşim tabakasından veya düzeyinden oluşur. Bu düzeyler, sürekli birbirlerinin içinde ve etkileşim hâlindedir ve aslında farklı bilinçlerden oluşurlar. Her bir aura tabakası, ilgili olduğu çakra ile bağlantıdadır. Auranın, altıncı hissi kuvvetli olan bazı kişiler tarafından görülebildiği, “Kirlian Fotoğrafçılığı” denilen bir teknikle fotoğrafının çekilebileceği iddia edilmektedir.

Çakra, Sanskritçede tekerlek anlamına gelir, ateş çarkı da denir. Bedenimizin içerisinde çakralar olarak bilinen yedi temel enerji merkezi; hormonal salgı bezlerinin ve büyük sinir ağlarının üzerinde ya da çok yakınında olup belirli noktalarda omurgayla kesişirler.

Sanskritçe yazılmış metinlerde, 88.000 çakra merkezi olduğu söylenmektedir. Bunlardan sadece yedi tanesi esas çakra olarak kabul edilmekte olup geriye kalan çakralar, bedenin çeşitli bölgelerinde yer alan ufak tefek çakralar olarak ifade edilmektedir. Yedi esas çakranın dışındaki diğer küçük çakralardan farklı olarak; 40 ikincil çakradan da bahsedilerek bunların çoğunun gövdede, avuç içlerinde, boyunda ve ayak tabanlarında yer aldığı bilgisi verilmektedir.

 

Şekil 1: Çakraların yerleri ve isimleri

Vücudumuzda enerjinin taşınması amacıyla kullanıldığı kabul edilen enerji kanalları, genel adlandırma ile "nadi” olarak anılır. İnsan bedeninde 72.000 enerji kanalı vardır. Nadi, hayat enerjisi Prananın aktığı kanal sistemidir, Sanskrit dilinde “kanal", "tüp" anlamına gelir. Sıradan insanlarda nadiler tıkanmıştır.[1]

Şekil 2: Enerji merkezleri ve alt sistemler

 

Meridyenler ise insan vücudunu, tıpkı kan damarları ve sinir sistemi gibi bir ucundan diğerine, bazen birbirleriyle kesişerek dolaşır. Geleneksel Çin tıbbında, 12 veya 14 meridyenden bahsedilmektedir.

Şekil 3: Meridyenler

Çakra ve nadi sayıları konusunda farklı görüşler öne sürülmektedir. Birçok enerji uygulayıcısına göre 7 çakra varken, Kabalist okumacılar, 10 farklı enerji noktasından; pranik şifa uygulayıcıları ise 11 çakra sayısından bahsetmektedir. Kim tarafından ve nasıl sayıldığı belirsiz olan; 88 bin çakra merkezi, 72 bin enerji kanalı gibi sayısal değerlendirmeler oldukça gariptir. Muhtemelen bu sayılar tamamıyla bir kabulden ibarettir diye düşünüyorum.

Kültürlerde Enerji ve Tarihçesi

Şifa konusunda enerjiyi kullanma çalışmaları, birçok kültürde kendine yer bulmuş ve farklı isimlerle karşımıza çıkmaktadır. Semercioğlu, bioenerjinin çıkış noktasının Orta Asyalı şamanlar olduğunu ve oradan diğer kültürlere yayıldığını iddia etmektedir.

“Bioenerji ilminin Türkçe karşılığı ‘hayatiyet ilmi’dir. Bu ilim Orta Asya’da ortaya çıkmıştır. Yaklaşık 8.000 yıllık, muhteşem bir tedavi metodudur. Orta Asya coğrafyasında, Tibet Bölgesi'nde, eski şamanist Türklerin başlattıkları ve yaptıkları bir uygulamadır. Tibetliler, ruhun doğası, enerji ve madde konusunda derin bilgiye sahiptiler, bedenlerini iyileştirmek için bu enerjiyi kullanarak ruhlarını uyum hâline getiriyorlardı.

Şaman rahipler, belli bir mağaranın içine girip mumlar yakmış ve özel kıyafetlerle, hasta kişilere bu enerjiyi kullanarak, ruhlarını uyum hâline getirip insanları iyileştirmeye yönelik, birtakım törensel aktivitelerle çalışmalar yapmışlardır ve sonunda da buna isim olarak bioenerji (doğal enerji) demişlerdir. Bioenerji uygulaması daha sonra Doğu Asya'ya, Çin'e, Hindistan'a, Japonya'ya, Rusya'ya, uzun yıllar sonra da Mısır, Yunanistan ve Roma'ya ulaşmıştır.”[2]

Henkin, enerji kavramının, her yöre ve kültürde farklı isimlendirmeler ve ritüeller ile yer aldığını anlatmaktadır.

“Enerji, evrenin kendisiyle dolu olduğu sihirli, görünmez ve her dilde bir sözcükle anlatılan fakat hiç kimsenin izah edemediği bir maddedir. Kabala öğrencilerinden, Afrika'nın Botsvanasındaki Kung kabilelerine kadar herkesin kullandığı sayısız şifa biçimleri ve teknikleri vardır.”[3]

Amerikalı ünlü şifa uygulayıcısı Donna Eden ise kitabında Henkin’in bahsettiği bu isimlendirmelerden bir kısmını şöyle listelemektedir:

“Genelde insan bilgisini aşan zekâya Çin’de qi veya chi, Hindistan ve Tibet’in yoga kültüründe prana, İbranicede ruach, Japoncada ki, Tasavvuf’ta baraka (bereket), Lakotalarda wakan, Iraklılarda orenda, Ituri Pigmelerinde megbe ve Hristiyanlıkta kutsal ruh adı verilir.”[4]

Enerji çalışmalarının kökleri çok eski çağlara dayanmaktadır. Mesela Reiki’nin kökleri hakkında, neredeyse milattan öncesine dayandığına dair bulgular ve inanışlar mevcuttur. Steine, Reiki’nin kökenlerini tanrıçalara dayandırmaktadır. Aslında bu bana çok da yabancı gelmedi. Theta Healing kurucusu, Vienna Stibal de uygulamalarında önemli bir yer edinen bazı uygulamaları, Hawai’deki piramit tapınakta, tanrıça Pele’den aldığını iddia etmektedir. Birçok şifa uygulayıcısı gibi Steine’nin anlatımları da bilimsellikten uzak, ezoterik inançlarla doludur.

1991'de, medyum Laurela Reiki'nin kökenlerini sordum. Bana, Reikinin yeryüzüne çok kollu tanrı ve tanrıçaların (yani Hindistan'ın erkek egemen öncesi kök kültürünü) getiren gezegenden geldiğini anlattı. Bugün, Şiva olarak tanıdığımız Hint tanrısı, ki o zamanlar tanrıçaydı, reikiyi buraya getirmekle görevliydi (ve o bu armağanla hatırlanmak istiyor).

(Reiki) Bir zamanlar evrensel bir bilgiydi ve asla kaybolmaması gerekiyordu. Bugün Mu" adını verdiğimiz, yeryüzünün erken devir uygarlığının çocukları, ilkokul çağlarında Reiki l, ortaokul yaşlarında ise Reiki 2 eğitimi alırlardı. Üstatlar/öğretmenler de Reiki 3 derecesini almak zorundaydılar. Üstelik isteyen herkes de bu eğitimi bedelsiz alabiliyordu. Bu kök kültürün insanları, Tibet ve Hindistan’ı kolonize etmek üzere ana vatanları olan Mudan ayrıldıklarında, Reikiyi de beraberlerinde götürdüler. Ancak Mu Kıtası sonradan kayboldu. Önce Muyu, ardından da Atlantis'i yok eden yeryüzü değişiklikleri, derin kültürel karmaşıklıklara yol açtı. Bu değişimler sonucu da şifa sistemi, birkaç seçilmişin bilgisi dâhilinde kaldı. 19. yy.da, İsa ve Buda'nın şifa yöntemlerinin kökenini araştıran bir Japon, bu izlere erken Şiva kültüründe ve Hindistan’ın bâtıni (ezoterik) belgelerinde rastladı.

Geleneksel Reiki’nin öyküsü, 1800lerin ortalarında, Japonya'nın Kyoto kentindeki Doshisho Üniversitesinin rektörü ve aynı zamanda Hristiyan bir rahip olan Mikao Usui ile başlar. Öğrencileri ondan, İsanın şifa yöntemini öğretmesini isterler. Usui, bu işi öğrenmek için 10 yılını verir. Japonyadaki Hristiyan otoriteler, bu şifadan bahsetmenin ve onu öğrenmenin söz konusu bile olamayacağını söylediklerinde Usui, Budizm aracılığıyla bu bilgiye ulaşmaya çalışır. Hindistandaki Buda (Gautaına Siddhartha) ile tarihsel İsa'nın hayatı arasında çarpıcı benzerlikler vardır. Budist keşişler Usui'ye, eski ruhsal şifa yönteminin kaybolduğunu ve ona ancak Budizmin Aydınlanma Yolu ile ulaşmanın mümkün olabileceğini söylerler.

Bugün Reiki olarak adlandırılan sistem, Hindistanda, Gautama Siddhartha zamanından beri zaten biliniyordu. Reiki tekniği için gerekli semboller ve formüller, MÖ 1. veya 2. yy.da yazılmış olan Tibet Tantra Lotus Sutrasında bulunmuştur. Mikao Usuinin Budist öğretiye ve kadim Sutra Mara’ya vâkıf olduğu biliniyor. Geleneksel Reiki’nin izlerine ilk olarak MS 1800 yıllarında rastlanır ancak daha eski çağlara dayandığı bilinir.

Yazılı formülleri, nereden baksanız İsa'dan bin yıl öncesine dayanıyor yani en azından üç bin yıllık. (Bu sistemin, diğer gezegenlerden yeryüzüne getirilmiş olma ihtimalini de göz ardı etmemek lazım.)[5]

Kendisi de fizikçi olan Semercioğlu, makalesinde, bioenerjinin bilinen ilk kullanımının Fransa’da, Mesmer tarafından gerçekleştirildiğini ve kurulan bir komisyonun, onun çalışmalarını bilimsellikten uzak bulduğunu ifade ediyor.

“Bioenerji kelimesini, günümüz anlamında ilk kullanan kişi Mesmerdir. Bir Alman hekim olan Franz Anton Mesmer (1734-1815), buna hayvansal manyetizma ismini vermiştir. Ona göre; hayvansal yapı, evrensel akışkanlığın tesiri ve yıldızların etkisi altındadır, kutupsallık gösterir ve bu manyetik özelliği sayesinde canlı ve cansız her şeyle ilişki içerisindedir.

Mesmer ayrıca manyetik akımların (rezonansların), insan vücudunun üç ana bölgesinden giriş yaparak, 12 meridyen kanallarının enerjilerinin, gezegenlerle bağlantılı bir alan içerisinde yayıldığını ifade etmektedir. Astronomi, manyetizma ve klasik tıbbı birleştirmeye çalışarak büyük iddialarda bulunmuştur. İnsanların, yıldızların etkisi altında yaşadığını, evreni dolduran manyetik bir akımın, insanların bedenlerine nüfuz ederek, onların hastalanmasına veya sağlıklı kalmalarına sebep olduğunu ileri sürmektedir. Ona göre; söz konusu manyetik akım, insan vücuduna eşit miktarda dağılmışsa kişi sağlıklı, dengesiz dağılmış ise kişi hasta olmaktadır. Mesmer, birçok hastayı manyetize edilmiş araçlarla tedavi etmeyi başarmış ve hızla ünlenmiştir. Böylece birçok yerde manyetizma dernekleri kurulmaya başlanmıştır.

Fransa kralı ise bu gelişmeler karşısında, manyetizma uygulamalarının gerçekliğinin araştırılması amacıyla bilimsel bir komisyon kurdurmuş ve Mesmerin uygulamaları inceleme altına alınmıştır. Söz konusu komisyon, Mesmerin bu çalışmalarını bilim dışı olarak değerlendirmiştir.”[6]

Rusya Başkanı Birejnvin’in hastalığına, tıp dünyasında herhangi bir çözüm bulunamayınca bioenerji uzmanı Davitaşvili tarafından uygulanan bioenerji tekniği ile sağlığına kavuşmuştur. Bu olaydan sonra Rusya’da, Davitaşvili Bioenerji Akademisi kurulmuş ve günümüze kadar bünyesinde pek çok bioenerji uzmanı yetiştirmiştir.[7]

Türkiyedeki metapsişik çalışmaların ve enerji uygulamalarının ilk temelleri Bedri Ruhselman (1898-1960) tarafından 50li yıllarda atılmıştır. Hekim olan Ruhselman, Avrupa ve ABD'de spiritizm ve deneysel spiritüalizm adıyla bilinen ve reenkarnasyonu ilke edinen ruhçuluğu geliştirerek sisteme yeni kavramlar kazandırmıştır. Ruhselman, Neo-Spiritüalizm’in ya da Türkçedeki adıyla Deneysel Yeni-Ruhçuluğun (neo-spiritualisme expérimental) kurucusudur. Önce noterde, sonra banka kasasında, 54 yıl boyunca saklı tutulan kitabı, 2 Nisan 2013 tarihinde yayınlanmıştır. Bu kitapta; Allah, evrim ve ruh göçü konuları incelenmektedir.[8] Bugün hâlâ takipçileri tarafından devam ettirilen ve üyelerinin çoğunluğunun eğitimli insanlardan oluştuğu derneklerde, “yüce plan"dan alınan ve alınmaya devam eden mesajlar büyük bir iştiyakla dinlenmektedirler.

Bedende Bioenerji Var mı?

Hepimizin zaman zaman yaşadığı bir tecrübe vardır. Özellikle üzerimize yünlü bir hırka giydiğimiz günlerde, diğer insanlara dokunmamız ile canımızı yakan bir elektrik çarpması yaşarız. Bu, bize vücudumuzda var olan enerji hakkında bilgi verir.

Bilim dünyası, 20. yüzyılın ikinci yarısından itibaren bioenerji ve metafiziki varlıklar hakkında araştırma ve çalışmalara başlamıştır. Uygulayıcıların tecrübeleri ve elde edilen şifalanma sonuçları, bilim adamlarının da dikkatini çekmiştir. Bu konuda üniversitelerde ve laboratuvarlarda deneyler yapılmış, yaşanan tecrübeler açıklanmaya çalışılmıştır.

Bugün gelinen noktada, az sayıda ülkede, bazı hastanelerin bünyelerinde bioenerji uygulayıcıların aktif seanslar düzenlediği, uygulayıcılar tarafından belirtilmektedir. Bir kısım doktor ve sağlık çalışanlarının, hasta ve danışanlarına çeşitli uygulamalar ile destek vermeye çalıştığı görülmektedir. Ama aynı zamanda bir kısım araştırmacılar, elde edilen sonuçları bir plasebo etkisi olarak değerlendirmektedir.

Burada bioenerji uygulayıcılarının iddia ettikleri, bedende var olduğuna inanılan enerji ile ilgili bazı araştırma bilgilerini aktarmak istiyorum:

“Evrende maddeye dönüşmüş ve enerji boyutunda olmak üzere iki tür cisim vardır. İnsan gözü maddeye dönüşmüş cisimlerin ve elektromanyetik akımların sadece belirli bir dalga boyutunu görebilir. Bu 380 nm-780 nm arasındaki dalga frekanslarına sahip olan boyuttur. Örneğin; bizler ne cinler âlemini ne baz istasyonundan cep telefonumuza akan elektromanyetik frekansları ne de uydu çanağımıza gelen TV veya radyo yayınlarını görebiliriz. İnsanın enerji boyutlarını görebilmesi engellenmiş yani gözü perdelenmiştir.”[9]

Donna Eden, insanın göremediği bu enerjiler hakkında şu bilgileri aktarmaktadır:

 “Gizli enerjiler, Einstein tarafından; etkilerinden ötürü bildiğimiz ama direkt olarak tespit edilmelerine olanak veren araçlara sahip olmadığımız enerjiler olarak tanımlandı. Stanford Üniversitesinden, William Tiller ve meslektaşları tarafından geliştirilen bir cihaz, elektromanyetik tayfın içinde olmayan bir enerji alanının varlığını ortaya koydu. İşin en ilginç yanı, Tiller'ın cihazının, bu gizli enerji alanının, insan niyetine tepki verdiğini göstermiş olmasıydı.

1970'lerde, UCLA Enerji Alanları Laboratuvarı'nda, Valentie Hunt tarafından yapılan öncü bir araştırma, derideki belirli bölgelerin çok hızlı elektrik salınımları ürettiğini (beyinde saniyede 0 ila 100, kaslarda 225 ve kalpte 250 devre kıyasla deride saniyede 1,600 devir) ve bu yerel enerji alanlarının beden ‘çakralarının’ eski çağ açıklamalarına karşılık geldiğini tespit etti. Spektogram analizi ve özel bir fotoğraf türü de belirli çakralarla ilişkilendirilen özgün frekans aralıkları ve renkler tespit etti.”[10]

Koşalay, bu gizli enerjinin biyomanyetik alan olarak nitelendirildiğini ifade etmekte ve yapılan çalışmalarda şifalanmaya olan etkilerini şöyle anlatmaktadır:

“İnsan bedeni, teknik sahada kullanılan ölçüm cihazları ile ölçülemeyen seviyede düşük manyetik alan üretmekte (SQUID adlı süper iletken içeren, pahalı düzenekler ile ölçülebilir) ve bu alan, biyomanyetik alan olarak adlandırılmaktadır. Uzak Doğu/Çin geleneksel tıbbı, organların oluşturduğu manyetik alanların değişmesi sonucu, fiziksel hastalıkların ortaya çıktığı görüşünü benimsemiştir. İnsan bedenine dışarıdan yöneltilen manyetik alan ile organların, buna bağlı olarak, tüm bedenin iyileşebileceği fikrine dayanarak Batı’da da birçok araştırma yapılmıştır. Araştırma sonuçları, ELF (extremely low frequency) manyetik alanların, tedavi kabul etmeyen bazı kemik dokularında iyileşme sürecini başlatabildiğini ortaya koymuştur.

Elektromanyetik alan, cihaz yardımıyla uygulanabileceği gibi, insan eliyle de uygulanabilir ki bioenerji ve benzeri terapilerin gerçekleştirdiği işlev budur. Bioenerji vb. elle dokunarak veya dokunmadan uygulanan şifa tekniklerinin, ellerden yayılan ELF elektromanyetik alan temeline dayandığı gerçeği, Dr. John Zimmerman tarafından yapılan araştırmalarla açıklanmıştır. Zimmerman, şifa uygulayanların ellerinin etrafında bir manyetik alan oluştuğunu ancak bu şifa tekniklerini uygulamayan kişilerin bu seviyede bir alan oluşturmadıklarını saptamıştır. Bioenerji, Qi Gong vb. uzmanlarının ürettiği, ellerden çıkan biyomanyetik alanlar oldukça güçlüdür. Bu güçlü alanların nasıl oluştuğu konusu ise Schuman Rezonansı Fenomeni’nin fark edilmesiyle anlaşılmaya başlanmıştır.”[11]

Kendisi de bir NASA fizikçisi olan Brennan, “Işığın Elleri” kitabında bedende mevcut olan ve dışardan bedene aktarılan enerji konusunu, geniş bir anlatımla açıklamaya çalışmaktadır. Brennan, “İnsandaki Enerji Alanı” ve “Biyoplazmik Alanların” sağlıkla ilişkilerini anlatmaktadır:

“1959da, William and Mary Üniversitesinden, Dr. Leonard Ravitz, insandaki enerji alanının, kişinin zihinsel ve psikolojik durumuna göre değişiklik gösterdiğini belirlemiştir. Bu alanın, düşünce süreçleriyle ilişkide olan bir alan olduğunu belirtmiştir. Buna göre, bu düşünce alanındaki değişimler, psikosomatik belirtilerin oluşmasına sebep olmaktadır. Dr. Robert Becker, vücut sinir sistemine benzeyen, karmaşık bir elektrik alanının haritasını çıkarmıştır. Bu alanın, fizyolojik ve psikolojik değişimlere bağlı olarak şeklini ve gücünü değiştirdiğini keşfetmiştir. Kazak Üniversitesinden, Dr. Viktor Inyushin de biyoplazmik alandan bahsetmekte ve bu alanda bir kayma olması durumunda, organizmanın sağlığının da etkilendiğini belirtmektedir.”[12]

Donna Eden, bu enerjilerin vücuda bağlanacak elektrotlar vasıtası ile meridyen ve çakralarda bulunan enerji akışının ve teknik özelliklerinin tespit edilebileceğini söylemektedir.

“Bedendeki bu enerjiler, çakra denilen döngü merkezlerinde ve meridyen ismi verilen hatlar boyunca yer almaktadır.

Meridyenleri, anlaşılması güç ya da yabancı bir kavram olarak düşünmek yerine, onları enerjiyi bedene, bedenden de bedenin içinde taşıyan 14 somut yol olarak tanıyabilirsiniz. Ellere ve ayaklara bağlanan elektrotlar, her meridyenden ve o meridyenlere karşılık gelen, beslediği her iç organdan geçen enerji akımına dair bir değerlendirme sunabilir. Çakra ve meridyenlerden yayılan ışık emisyonlarındaki değişimler; meditasyon, akupunktur, qigong ve diğer enerji şifası tedavilerinde gerçekleşen enerji değişimleriyle örtüşmektedir. Meridyenler ve onlara karşılık gelen akupunktur noktaları da daha az elektromanyetik direnç, güçlendirilmiş ultrasound sönümü ve ışık iletimi, kızılötesi radyasyon ve mikrodalgalar gibi diğer fiziksel özellikler sergiler.”[13]

Bazı bioenerji uygulayıcıları, bu akımları görebileceğimizi söyler ve şöyle bir tavsiyede bulunur; lavaboya gidiniz ve loş bir ortamda aynaya bakınız, o aynada bedeninizin enerjisini görebilirsiniz.

Enerji şifası uygulayıcılarının, insan bedeni etrafındaki auranın varlığı konusunda en çok dile getirdikleri “Kirlian Fotoğrafçılık Tekniği” ile elde edildiği söylenen resimlerdir. Bu konuda Prof. Dr. Caner Taslaman şu değerlendirmeyi yapmaktadır:

“Bazı şifacılar, auranın fotoğrafını Kirlian yöntemi ile çektiklerini iddia ederler. Kirlian fotoğrafçılığı; yüksek voltajlı, yüksek frekanslı, düşük amperli elektrik alanına dayalı aygıtlarla iletkenlerin resmini çekmeye dayanan bir elektrografik fotoğrafçılık tekniğidir. Bu teknik, 1939 yılında, Semyon Kirlian tarafından şans eseri bulunmuştur. Eğer fotoğraf plakalarına yüksek voltaj verip üstüne bir cisim koyarsanız, korona boşalması olarak bilinen fenomen sonucunda, fotoğraf plakasında, cisimden ışık çıktığını gösteren bir resim oluşur. Korona boşalması olarak bilinen fenomen, iyonize olmuş hava molekülleri ile iletkendeki serbest elektronlar arasında oluşan potansiyel fark sonucu oluşan elektrik boşalmasıdır.

Şifacılar, ellerini bu plakalara koyarak resimlerini çekmekte ve size ellerinden çıkan ‘enerji’yi göstermektedirler. Ancak herhangi bir iletkeni alıp bu plakalar üstüne koyarsak gene aynı görüntü açığa çıkmaktadır. Yoksa tüm metaller mi şifa yeteneğine sahiptirler? Tabii ki hayır. Aslında fotoğrafı çekilen şey, korona boşalmasıdır ve korona boşalması basit elektromanyetik teori ile açıklanabilen, herhangi bir gizem taşımayan bir fenomendir. Özetle bioenerji ve türevleri, ne yazık ki insanları ümitlendirip paralarını almaktan başka hiçbir işe yaramamaktadır.” [14]

Yukarıda yaptığım bir kısım alıntılara göre, insan bedeninde elektrik, manyetik, biyomanyetik veya elektromanyetik akımlardan bahsedilse bile bir canlıdan başka bir canlıya enerji aktarımı konusunda ikna edici bilimsel çalışmalar ortaya konulamamıştır. Sosyal medyada veya uygulayıcıların kaleme aldığı birçok yazılı kaynakta bahsedilen bilimsellik iddiaları genellikle şehir efsaneleri türündendir.

Enerji uygulayıcılarının seanslarında, danışanların yaşadığı sıra dışı durumlar söz konusudur. TV programlarında veya internette yayınladıkları videolarda, birilerini ayağa kaldırır ve dokunmadan onların bedenini sağa-sola veya öne-arkaya doğru sallandırırlar. Seanslar esnasında uygulayıcının elinde ağırlık hissi oluşur. Seans uygulanan kişide ise uygulanan bölgede ısınma, uyuşma, karıncalanma, manyetik bir dalgalanma veya benzeri şeyler hissedilir. Bedende varlığı, araştırmalarla ve seanslarda elde edilen sonuçlarla ortaya konulmaya çalışılan bu enerjinin ne olduğu konusundaki kendi tecrübemi kitabın ilerleyen sayfalarında paylaşacağım.

 


[1] Semercioğlu, B. H. Kadim Şifa Bioenerji Terapisi. İstanbul, s. 44.

 

[2] Semercioğlu, B. H. Kadim Şifa Bioenerji Terapisi. İstanbul, s. 11.

[3] Henkin, A. W.-B. (1995). Ruhsal Şifacı Olmak. İstanbul: Bilyay. s. 54.

[4] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 18.

[5] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 20.

[6] Semercioğlu, B. H. Kadim Şifa Bioenerji Terapisi. İstanbul, s. 12.

[7] https://prezi.com/nereudv5wxig/bioenerjinin-tarihcesi/, (15.08.2019)

[8] https://tr.wikipedia.org/wiki/Bedri_Ruhselman

[9] Biyoenerji.net, 2020

[10] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 152.

[11] Koşalay, D. D. (2008). Elektromanyetik Alanlar ve Bioenerji Olgusu. ankara: https://abs.ankara.edu.tr/ilhan-kosalay/Makaleler.

[12] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 40.

[13] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 110.

[14] https://www.sabah.com.tr/pazar/2017/09/17/aura-enerjisi-yalani

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.

Herhangi bir şey arayın...