Bioenerji konusunda, uygulayıcılar arasında tartışılan bir konu da işin cinlerle ilişkisinin olup olmadığıdır. Bu konuda bir kısmı, kesinlikle cinlerle alakası yok derken bir diğer grup da cinlerle çalıştıklarını iddia etmektedir. Cin musallatı konusunda, Türkiye’de önemli bir yere sahip olan bir danışmanın “Bioenerji denilen şey tamamıyla cinlerle ilişkili. Biz, insanlar korkmasın diye, kibar bir isimle bioenerji diyoruz.” sözünü, bir işi ortağı paylaşmıştı.
Bu konuda İslami, temiz enerji aktardığını iddia eden bir uygulayıcının, iki farklı Instagram yazısını paylaşmak istiyorum:
“İslami Bioenerji ekolü farkımızla; dualarla, Esma’ul Hüsnalarla ve ayetlerle okumalar yaparak, tıkanan enerji kanallarının açılmasına vesile oluyoruz, şükürler olsun. Bioenerji varlıklarla yapılmaz. Tamamen Rabbimizden gelen, doğal bir enerjidir. Bilimsel olarak da kanıtlanmış bir enerjidir. O yüzden tüm dünyada kabul görür. Sanılanın aksine oldukça pozitif ve temiz bir enerjidir. ‘Varlıklarla bioenerji çalışıyorum.’ diyen insanlar, gerçek bioenerjistler değildirler. Sadece bioenerji ismini kullanarak gelir elde etmeye çalışırlar.”
Uygulayıcı, bu ilk paylaşımında, bioenerjinin varlıklar (cinler) ile herhangi bir alakasının olmadığını, varlıklarla çalıştığını söyleyenlerin ise gerçek bioenerjistler olmadığını iddia etmesine karşın, birkaç ay sonra yaptığı paylaşımda ise fikrini değiştirmiş görünmektedir. Bu defa şeytani enerjilerin de var olduğundan, bioenerji uygulamalarında şirk unsurlarının olabileceğinden, uygulayıcıların ancak %5’inin, rahmani ve şirk içermeyen İslami enerji uyguladığından bahsederek buradaki karmaşayı gözler önüne sermektedir.
“Bioenerji, yani enerjiler ikiye ayrılır; rahmani enerjiler, şeytani enerjiler.
Rahmani enerjiler, Kur’an-ı Kerim okumamız ve İslam'ın bize helal kıldığı, öğütlediği şeylerdir.
Bununla beraber bizim konumuz, ehli sünnet itikadı doğrultusunda, şirke dikkat ederek yapılan enerji çalışmalarıdır. Lakin bunu yapan kişiler, 100 kişiden 5 kişiyi oluşturacak kadar az bir kesimdir.
Bu alanda, her geçen gün eğitim alanların da arttığını göz önüne alırsak bu, oldukça dikkatli olunması gereken bir konudur. Gerçekten aileden ocaklığı olan ya da temiz bir enerji eğitimi alan kişiler buna dâhildir. Belli başlı kişilerin verdiği bioenerji eğitimini ben, tasvip etmiyorum. Burada o kişilerin ismini elbette veremem. Çünkü bu kişiler oldukça ilerlemiş kişiler.
Enerji alanının, güzel bir şifa vesilesi olduğu kadar, eğer dikkat edilmezse ve şirk boyutuna önem verilmezse de dinî anlamda bizi zedeleyebilecek bir alana sahip.
Bu yüzden Esma’ul Hüsna ve Kur’an-ı Kerim okumalarıyla, bioenerji çalışması yapıyoruz. Bu yaptığımız çalışma, bir nevi rukyeye giriyor. Bu sebeple de İslam üzerine çalışmış oluyoruz. Şükürler olsun.
Fakat her bu şekilde çalışma yapıyorum diyen her kişi de rahmani enerjiye sahiptir diyemeyiz.
Aylar önce, ağzından Allah kelimesini düşürmeyen bir kişinin, varlıklarla çalıştığını hissettiğimden beri ben de bu yolda oldukça temkinli yol almaya ve sizleri uyarmaya gayret ediyorum. Bunu öğrenme sürecimi de bir gün paylaşırım inşallah.”
Daha önce şeytanın insana ilham vermesi (vahyetmesi) konusunu işlemiştim. Şeytanın, insana tesiri sadece kötülük telkini yönüyle midir? Bundan başka tesir alanları var mıdır? Varsa bu ne şekilde olmaktadır?
Son yıllarda, benim de içinde yer aldığım, az sayıda uygulayıcı tarafından takip edilen, yeni bir çalışma ve araştırma programından bahsetmek istiyorum. Sayıları birkaç on bini geçen seans ve danışmanlıklarda, şeytanın insana tesirinin sadece günah işletmekle sınırlı olmadığını tecrübe ediyoruz.
Bedende, enerji uygulayıcılarının ve danışanlarının hissettiği bir negatif enerji vardır. Üçüncü bölümde, bilimsel olarak bedende tespit edilen bir enerji akışının olduğunu ama bir insandan bir başka insana enerji transferinin ise bilimsel olarak kanıtlanamadığını açıklamıştım. Var olan bu enerjilerin, iddia edildiği gibi çakra bölgelerinde hatta daha farklı bölgelerde de yer aldığı, yapılan çalışmalarda ortaya çıkmaktadır. Ama bu sanılanın aksine çakralardaki enerji döngüsünün bozulması ve bir kısım (batıl) ritüellerin uygulanmasıyla temizlenecek veya dengelenecek bir yapıda değildir. Peki nedir bu negatif enerji? İnsan bedeninde ve psikolojisinde ne tür etkilere sahiptir? Bu negatif enerjilerden nasıl kurtulabiliriz?
Peygamber Efendimiz (sav), her insanın kalbinde bir melek bir de şeytanın olduğundan bahsetmektedir.
“Sizden hiç kimse yoktur ki ona, biri şeytandan diğeri melekten olmak üzere yanından ayrılmayan iki ‘karin’ tevkil edilmemiş (görevlendirilmemiş) olsun!”
“Size de mi ey Allah’ın Resulü!” denildi.
“Bana da!” buyurdular. “Ancak Allah ona karşı bana yardım etti de o bana teslim oldu. Artık o, bana hayırdan başka bir şey emretmiyor!”[1]
Günah ve şeytanın insan üzerindeki etkileri, üzerinde çalışılması gereken olgulardır. Şeytan ve avenesi, Kur’an-ı Kerim’in ifadeleriyle; insanları, onların kendisini göremeyecekleri bir cihetten görür, sırat-ı müstakim üzerine oturup insanlara sağlarından, sollarından, önlerinden, arkalarından yanaşır,[2] Allah’ın emirlerini çiğneyip haramları işlemeye sevk eder,[3] insana vesvese verir,[4] kötülükleri süsleyip güzel gösterir,[5] kötü düşünce verir, kötülüğe teşvik eder,[6] dürtükler,[7] fısıldar,[8] iyi işleri yapma iradesini etkiler, unutturur,[9] uyuşukluk verir, sıkıştırır, boş kuruntulara sürükleyip yalancı vaatlerde bulunur,[10] hile ve tuzaklar kurar,[11] düşmanlık ve kin duygusu verir,[12] haset ettirir,[13] insanların arasına düşmanlık atıp onları birbirine düşürür.[14]
Ayrıca Kur’an’da, şeytanın haksız kazanç elde ederek haram lokma[15] ve faiz yeme,[16] insanların birbirlerine güzel söz söylememeleri sebebiyle sosyal ilişkileri bozma,[17] körü körüne ataları taklit etme,[18] bir haberin kaynağını araştırmadan, yalan yanlış şeyleri toplum içinde yayma,[19] gereksiz yere saçıp savurarak israf etme,[20] bilgisizce tartışma,[21] barışı bozma,[22] homoseksüellik,[23] lezbiyenlik,[24] zina[25] gibi eylemlerle, cinsel sapkınlıkta bulunma,[26] gösteriş için yardım etme,[27] içki içme ve kumar oynamaya yöneltme,[28] cimriliğe sürükleme[29] vb. yönlerden de telkinlerine dikkat çekilmektedir.
Yukarıda geçen “karin” hadisinden anladığımıza göre doğuşta kalbimize melekle beraber yerleştirilen şeytandan başka şeytanların da bizlere musallat kılındığını Kur’an bize haber vermektedir.
"Kim Rahman'ın zikrinden yüz çevirirse, ona bir şeytanı (musallat ederiz) sardırırız da artık o, onun yanından ayrılmaz ve devamlı kötülükleri telkin eden bir arkadaşı olur.”[30]
Rahmanın zikrinden kasıt, Kur’an’ın kendisidir. Yüz çevirmekten kasıt ise Allah’ın kitabındaki emir ve yasaklarından yüz çevirmek yani farz kılınanları yapmamak ve yasaklanan günahları işlemektir. Emredilen bu farzların yapılmaması veya yasaklanan günahların işlenmesi tevbe ve istiğfar, bazı durumlarda da kefaret gerektirir. İnsanın günahına tevbe etmemesi durumunda ise kişiye:
“Öteki kişiliğini oluşturmak üzere, (kalıcı) yanından ayrılmayan, uydusu hâline geleceği, gölge gibi takip eden, can yoldaşı olacak, sürekli olarak kötülükleri telkin eden, bir şeytani dürtü, bir şeytan ordusu; (nukayyid) gönderileceği, sardırılacağı, yanından ayrılmayacağı, üzerine kabuk gibi sardırıp bağlatılacağı, musallat edileceği, salınacağı, zincir ile bağlanacağı, verileceği, takılacağı, yoldaş ve yakın dostu olacağı ifade edilmektedir.”[31] Bu ifadeleri 20’ye yakın mealden çevirmenlerin aynı kelimeye vermiş oldukları tercümelerden derledim.
Yine Şuara suresi 221 ve 222. ayetlerde;
“Şeytanların kime ineceğini size haber vereyim mi? Onlar günaha, iftiraya düşkün olan herkese inerler (onlara kötülüğü telkin ederler).” buyrulmaktadır.
Bilindiği üzere şeytan, cinler tayfasındandır. Bu ayetlerden anlaşıldığı kadarıyla, günaha tevbe edilmemesi ile birlikte insana bir cinni şeytan musallat edilmektedir. Evrende ve tabiatta var olan her varlığın bir mekânı vardır. İnsana musallat edilen bu cinni şeytanların da yerleştikleri bir mekânları olmalıdır. Bu ise bedenin kendisidir. Elbette ki bu musallat olma keyfîlik ve rastgelelik içerisinde olamaz. Evrende her var olana, bir ilim çerçevesinde, belli yetki ve izinler verilmiştir. Mikro plandan makro âleme kadar tüm varlıklarda belirli bir düzen ve görev silsilesi bulunmaktadır.
Günah sebebiyle insana musallat edilip bedene yerleşmesine izin verilen bu cinni şeytanların da bedende, kendilerine tahsis edilen bir mekânları ve kişiyi etkileyebilecekleri belirli, sınırlı, kontrollü izin ve ruhsatları olmalıdır. Aksi takdirde yaratıldığı günden beri, insanı kendisine düşman edinen şeytanın, sınırsız bir yetki ile delirtmeyeceği ve cehenneme layık hâle getirmeyeceği kimse kalmazdı. Belirli yetki ve ruhsatlarla, bedene yerleşmelerine izin verilen şeytan; günahın çeşidine göre kişinin fiziksel bedenine, karakterine, psikolojisine, aile hayatına ve parayla olan ilişkisine, belirli oranlarda tesir edebilmektedir. Ben burada, sadece fiziksel bedene olan tesirinden bahsetmek istiyorum. Diğerlerini başka bir çalışmamda irdeleyeceğim inşallah.
Cinni şeytanlar ateşten yaratılmıştır. “Cine gelince, onu da (insandan) daha önce, (vücudun gözeneklerine) nüfuz eden kavurucu ateşten yarattık.”[32] Elmalılı Hamdi Yazır, ayette geçen “es-semum” kelimesini şöyle tefsir eder: “Semum gözeneklere nüfuz edici veya zehirleyici anlamına gelir. Cinlerin ateşten yaratılmış olması; onların, insanın gizli deri gözeneklerinden vücuduna girecek, onu zehirleyecek, yakacak bir nitelikte olduğunu işaret eder.”[33]
Dr. Haluk Nurbaki ise cinler hakkında şu değerlendirmeyi yapmaktadır: “Cinler, dumansız ateşten yaratıldıkları için değişik kalıp ve şekillere girebilirler. Onlar radyasyon gibi yaşayan, enerjinin değişik bir şeklidir.”[34]
Ateş tahrip etme gücüne sahip, negatif bir enerji kaynağıdır. Yakar, eritir, tahrip eder ve küle çevirir. Âdeta radyasyon gibi, negatif bir enerji kaynağı olarak (cinni) şeytan, yerleştiği noktada hücreleri tahrip etmeye başlamakta ve kronik hastalıkları oluşturmaktadır.
Yapılan çalışmalarımızda, günah sebebiyle bedene giriş yapan cinni şeytanların, 30’a yakın yerleşke noktası tespiti yapılmıştır. Bazı yerleşke noktaları, sadece tek bir merkezde olmayıp bir hat olarak uzanmaktadır. Örneğin faiz sebebiyle insana musallat kılınan şeytan, sağ omuz trapez bölgesinden sol böbreğe, oradan da sağ ayak baldırına doğru uzanan bir enerji akımıdır.
Bu yerleşke noktalarındaki enerjinin, başka bir kişi tarafından toplanıp çekilmesi ile kişi, çekilen yöne doğru kontrolsüzce meyletmekte ve bunu engellemekte zorlanmaktadır. Bazı bioenerjicilerin videolarında da benzeri manzaraları görmek mümkündür. Ayrıca bu yerleşke noktalarına baskı yapıldığında kişi, şiddetli acı duymaktadır.
Bu cinni şeytanlar seanslarda, sadakalar yoluyla korkutularak ve enerji noktalarına yapılan baskılarla zaman zaman konuşturulmak suretiyle, kişilerin yarı trans hâline geçmesi sonucunda dile gelip konuşturulabilmektedir. Bu konuşmalarını, bir kısım rukye uygulayıcılarının videolarında izlemek mümkündür. Hatta bu konuşmalar sadece İslam dünyasında örneklendirilmekle kalmayıp benzerleri, Rahip Bob Larson gibi, bir kısım Hristiyan exorsistlerin (şeytan çıkarma ayinleri yapan rahipler) çalışmalarında da görülmektedir. Bu videoları izleyince, bioenerji uygulayıcılarının görüştüklerini ve şifa uygulamaları konusunda bilgileri aldıklarını söyledikleri ruhsal manevi rehberlerin kim olduğu daha iyi anlaşılabilecektir.
İntikal eden kronik fiziksel hastalıklar, psikolojik rahatsızlıklar, kişisel ve ailevi sorunlara yönelik tevbe, istiğfar ve sadaka merkezli tavsiyelerde bulunulan, yeni bir çalışma metodu takip edilmektedir. Örneğin, kürtaj sebebiyle gelen şeytan rahim bölgesine, zekât vermemek veya eksik vermekten gelen böbreklere, isyan etmekten gelen göğüs bölgesine, faizden gelen sol böbreğin altına, bedduadan gelen sırta, gıybet ve iftiradan gelen boğaz ve çene bölgesine, şirkten gelen başın üst kısmına yerleşmektedir. Bu yerleşke noktaları çakra ve nadiler ile bir anlamda uyuşmaktadır.
Kişinin günahından tevbe etmesi ve bu günahının affını umarak sadakalar vermesi ile birlikte yerleşke noktalarındaki bu enerji kalkmaktadır. Artık, enerjinin toplanması söz konusu olmamakta veya yerleşke noktasına baskı yapılması ile herhangi bir acı ve etki hissedilmemektedir. Çünkü tevbe ve sadaka, vücudun o bölgesine yerleşmiş olan şeytanın ölmesine sebep olmaktadır. Bu durum Muhyiddin-i Arabi’nin Şeceret’ül Kevn isimli kitabında Hz. Peygamber’in (sav) şeytan ile konuşması olarak geçmektedir. Metinde Hz. Peygamber (sav) şeytana sormaktadır:
— Senin cismini ne eritir?
— Günahtan dönen kimsenin tevbesi.
— Ciğerini yakıp pişiren nedir?
— Gece gündüz, Allah’tan çokça bağışlanma dilemek.
…
— Peki sadaka verdikleri zaman hâlin nice olur?
— Sadaka veren kişi, eline testere almış da beni ikiye biçiyormuş gibi olurum.[35]
Zuhruf suresinin 36. ayetinin ifadesiyle “Size bir kabuk gibi sardırarak yapıştırırız.” olarak ifade edilen, enerji uygulayıcılarının aura olarak isimlendirdikleri, günah sebebiyle insana bir kabuk gibi bağlanan ve musallat olan şeytanın kendisi olduğunu tecrübe ediyoruz.
Tevbe ve sadakalardan sonra, kronik ağrılardan kansere, depresyondan ağır şizofreni vakalarına kadar birçok kronik, fiziksel ve psikolojik rahatsızlığın, kalıcı olarak iyileşmesi konusunda olumlu sonuçlar elde edilebildiği, benim gibi bu az sayıdaki danışman tarafından tecrübe edilmektedir. Mesela kişinin alıp verdiği faizleri hesaplayıp bunların affı niyeti ile sadaka vermesiyle birlikte, birçok mide ve bağırsak hastalığının iyileşmesi söz konusu olmaktadır. Çünkü bedendeki hasta edici unsur kaldırılmıştır. Peygamber Efendimiz’in (sav) "Size derdinizi ve devasını bildireyim mi? Dikkat edin! Sizin derdiniz günahlar, devanız da istiğfardır.”[36] beyanı, bu konuda bize ışık tutmaktadır.
Seanslarda kendi anlatımlarına göre yaşları yüzler hatta binlerle ifade edilen ve günahlar yoluyla bedene girmiş bu cinni şeytanlar, tek bir insan için görevlendirilmezler. Eğer bedeninde bulundukları kişi, günahına tevbe etmeden ölürse, onun bedeninden çıkarak kendilerine verilecek yeni görevi beklerler. Aynı şekilde günaha girip tevbe etmeyen bir başka kişinin bedenine girerek, bu defa o kişinin hayatını etkilemeye başlamaktadırlar. Bu şekilde bir cinni şeytan, eceli gelinceye kadar, birçok bedeni dolaşmaya devam etmektedir. Ama bazen bu ecel, bulunduğu bedenin sahibinin günahına tevbe ve istiğfar ederek sadaka verip kefaretleri yerine getirmesi ile erken gelmektedir.
Her iyiliğin sadaka olduğunu ifade eden Peygamber Efendimiz (sav), yoldaki bir taşı kaldırmanın, mümin kardeşine gülümsemenin dahi sadaka olduğunu söylemektedir. Ayrıca “Hastalarınızı sadaka ile tedavi edin.”[37] sözü ile sadakanın hastaların tedavisindeki önemine değinmiştir. Son yıllarda iyilik üzerine yapılan çalışmalarda, başkalarına iyilik yapmanın daha az hastalanma ve tedavi olma sürecindeki olumlu sonuçlarına ulaşılmıştır.
Yapılan çalışmalarda elde edilen sonuçlara göre:
“Nezaket, iyi hissettiren hormonların salgılanmasını sağlar. İyilik yapmak, mutluluk ve huzur duygularından sorumlu hormonlar olan serotoninini ve oksitosini artırır. Böylece insanı, zor durumlarla başa çıkmak için daha donanımlı hâle getirebilir. Aynı zamanda, fedakârlık yapmanın da rahatlamaya neden olan endorfin salgıladığı tespit edilmektedir. Araştırmacılar, nazik insanların, daha yüksek öz saygıya ve öz yeterlilik duygusuna sahip olduğunu buldular.
British Columbia Üniversitesinde (UBC) mutluluk üzerine yapılan bir araştırmaya göre, olumlu duygulara sebep olan sosyal davranışların, bireyin neşeli ve huzurlu ruh hâllerini arttırdığı tespit edilmiştir.”[38]
Ray Hainer’ın “Yalnızlık Neden Kalbi Acıtıyor?” makalesinde bahsettiğine göre:
“Aile ve arkadaş ilişkileriniz güçlü değilse, kalp hastalığı riskiniz daha yüksektir. Başkalarına karşı nazik olduğunuzda güçlü, anlamlı ilişkiler ve dostluklar geliştirirsiniz. Daha iyi ilişkiler için iyi davranışlar; mesafelerin azalmasına, engellerin kalkmasına yardımcı olur. Yaşlanmanın iki ana unsuru vardır. Bunlar serbest radikaller (vücuttaki kimyasal atıklar) ve iltihaplanmalardır. Oksitosin, vücuttaki serbest radikallerin ve iltihaplanmanın seviyesini azaltır. Yine bu hormon sayesinde yaşlılık belirtileri geciktirilebilir.
Vücuttaki iltihaplanma; diyabet, kanser, kronik ağrı, obezite ve migren gibi her türlü sağlık sorununa neden olur. 57-85 yaş arası yetişkinler üzerinde yapılan bir araştırmaya göre, iyilik yapmaya istekli olmak, daha düşük iltihaplanmalara neden olur. Çünkü oksitosin hormonu iltihaplanmayı da azaltır. Aynı zamanda yaptığınız küçük iyilikler bile opioidlerin salınımını arttırabilir. Opioidler ise doğal ağrı kesici olarak görev yapar. Ağrıların azalması, mevcut hastalıkların etkisini de azaltabilir.”[39]
Umarım, seküler pozitivist anlayış üzerine kurulmuş olan bilim dünyası, ön yargılarını bir tarafa bırakarak, Rusya’nın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği döneminde yaptığı gibi, metafizik kavramını bir defa daha ele alabilir. Gerçi Harvard Üniversitesinde kurulmuş olan “Initiative On Health, Religion And Spirituality” (Sağlık, Din ve Manevi Girişimi-Enstitüsü), bu anlamda çalışmalar yapmaktadır. Enstitü bünyesinde barındırdığı Hristiyan, Yahudi ve Müslüman bilim insanları ile dinî unsurların, fiziksel ve psikolojik hastalıklarla ilişkileri üzerine, üniversitenin hastanesi ile iş birliği içinde çalışmalar yapmaktadır.
Yine Endonezya, İslam Üniversitesinde öğrencilerle yapılan bir çalışmada, tevbe ve istiğfar neticesinde öğrencilerde; Sosyal Duygusal Sağlık, Kendine İnanç, Duygusal Yeterlilik, Ailevi ve Sosyal Çatışmalarla Başa Çıkabilme Becerilerinde olumlu sonuçlar kazanıldığı görülmüştür. Ayrıca anksiyete, kaygı ve depresyon gibi psikolojik sorunlarla başa çıkabilmede pozitif etkiler elde edilmiştir.”[40]
Şeytanın insana etkisinden bahsetmişken, reenkarnasyon konusunda verdiğim birkaç örneğe geri dönelim. Daha önceki yaşamında itfaiyeci olan hastanın, meşhur bir sanatçı hakkında konuşan çocuğun anlatımlarının doğru çıkması ve Dr. Eric Pearl’in annesinin bilmediği bir yabancı dili konuşması olaylarını hatırlayalım. Donna Eden da kitabında benzeri örneklerle konuyu irdelemektedir.
“Örneğin bazı çocuklar, konuşabildikleri zamandan itibaren, kendilerini çocuğa verilen isimle ve yerel koşullarla özdeşleşmeyen biri olarak hissettiklerini belli ederler. Pek çok vakada bu tip çocuklar, kimliklerine sahip olduklarını düşündükleri başka bir insan hakkında son derece belirleyici detaylar anlatırlar. Virginia Üniversitesinde psikiyatrist olan lan Stevenson, bu ‘geçmiş yaşam anılarından’ oluşan 2.600'den fazla vakayı bir araya topladı. O ve meslektaşları tüm dünyayı dolaştı, bu tip anılara sahip olduklarını bildiren yüzlerce çocukla görüştü ve sonra bildirilen çocuk ölümlerini inceledi. Vakaların çoğunda, Stevenson ve ekibi, adı verilen çocuğun gerçekten yaşamış olduğunu ve söz konusu çocuğun doğumundan önce öldüğünü doğrulamayı başardı. Genelde diğer veriler de örtüştü: Birey çocuğun söylediği kasabada yaşıyordu, çocuğun isimlerini saydığı akraba ve arkadaşları vardı ya da çocuğun söylediği ama hiçbir ilgisinin olmadığı bir meslekle uğraşıyordu. Sahtekârlığı önlemek için her türlü tedbir alınmıştı.
Bu bulgular pek çok şekilde yorumlanabilse de çocuk ve çocuğun ‘hatırladığı’ birey arasında daha ikna edici bir bağlantı, tesadüfi bir gözlem sırasında keşfedildi. Stevenson'ın araştırdığı vakaların yüzde 35'inde ya da 895'inde, çocuklarda doğum izleri veya doğum kusurları vardı. Çoğu vakada, bunlar hatırlanan insanın aldığı yaralarla örtüştü! Örneğin, karnından vurulduğunu hatırlayan üç yaşındaki bir çocuk, araştırma sonrasında anlaşıldığı üzere, gerçekten o şekilde ölmüş biri olduğunu iddia ediyordu. Dahası, çocuğun karnında küçük ve yuvarlak, sırtındaysa biraz daha büyük bir doğum izi vardı ve bu izler bir merminin girip çıkacağı yolla örtüşüyordu. Doğum izlerini içeren vakalar önemlidir çünkü onlar, çocuğun telepatik olarak bilgi alması veya ölen bireyin ruhunun çocuğun bedenini ‘ele geçirmesi’ gibi diğer paranormal açıklamaları hükümsüz kılarlar.
Bu bulgular, açıklanamayan fobilere, sorunlu çocuk-ebeveyn ilişkilerine, cinsiyet hoşnutsuzluğuna, sıra dışı çocukluk meraklarına ve bazen çocukluğun ilk dönemlerinde ortaya çıkan açıklanması imkânsız becerilere açıklık getirmeleri için kullanılırlar. Geçmiş yaşamlarla ilgili olarak pek çok insanın sorabileceği bir soru şudur: ‘Daha önce yaşadıysak, neden hatırlamıyoruz?’ Benim inancım, çocukların konuşmaya başladıkları andan itibaren geçmiş yaşamlarını unuttukları yönündedir. Unutmasalardı, bu tip anılar, diğer pek çok şeyle birlikte, bir kimlik oluşturma becerilerine engel olurdu. Stevenson, araştırdığı çocukların çoğunun beş ila sekiz yaşları arasında ‘hatırladıkları’ yaşam hakkında konuşmayı bıraktıklarını gözlemledi. Ayrıca geçmiş yaşam anıları doğrulanmış çocukların yarısından fazlasında, önceki yaşamın korkunç bir ölümle sonlanmış olması da ilginç bir noktadır. Belki de önceki yaşamda bir tamamlama hissine erişme fırsatı olmadığından, ruh eksik bir şeyle mevcut reenkarnasyonuna doğmuş olabilir.
Ben şifa seansları sırasında geçmiş yaşam anılarını tetikleme gayreti içine girmem ama ortaya çıktıklarında -ki gizli enerjilere müdahale ettiğinizde ortaya çıkmaları muhtemeldir- onlarla şu veya bu şekilde baş etmeniz gerekir. ‘Geçmiş yaşam’ okumaları konusunda kuşkucu olmak için iyi bir sebep vardır (çoğu araştırmacı, bir geçmiş yaşam okurundan diğerine gittiklerinde, hiçbir doğrulama elde edememiştir) ama bir seans sırasında canlı bir anı belirdiğinde, bazen hastanın geçmiş bir yaşamda tamamlanmamış veya bir sonuca bağlanmamış bir konuyu çözmeye çalıştığını düşünmekten daha mantıklı hiçbir şey olamaz. Böyle vakalar konusunda küçük bir klinik literatür olmaya başladı ve geçmiş yaşam anıları pek çok kez benim çalışmalarımda da kilit bir rol oynadı.
Böyle durumlarda faydalı bilgiler alırız. Hatta ben, her ne kadar geniş popülarite ve James Van Prah ve George Anderson gibi kanallar tarafından sağlanan etkileyici bilgilerle insanların zihinleri bu olasılıklara açılıyor olsa da pek çok insanın ‘diğer taraftan’ sezgisel yardım aldığının kabul gördüğüne inanıyorum.”[41]
Reenkarnasyona inananlar bu ve benzeri olayları inançlarına bir delil olarak sunmaktadırlar. “Komadan uyandı ve bilmediği bir yabancı dili konuşmaya başladı.” şeklinde veya benzeri haberler, zaman zaman medyada görülmektedir.
Burada olan şeyin şu olduğunu tecrübe ediyoruz: Birden fazla bedeni gezen cinni şeytanlar, uzun yıllar beraber yaşadıkları insanların dillerini öğrenmekte ve en gizli sırlarına kadar her hâllerine vakıf olmaktadırlar. Baba şeytan olan iblis tarafından, gizliliklerini muhafaza etmeleri emredilmiş ve bu bilgilerini, bir başka bedende sergilemeleri kendilerine yasaklanmıştır. Ama zaman zaman, özellikle reenkarnasyon inancına sahip kişi ve gruplarda, bu şekilde konuşmalarına izin verilmektedir. Böylece, reenkarnasyon inancına olan bağın kuvvetlenmesi sağlanmaktadır. Bedende yapmış oldukları doğum lekeleri de şeytanın oradaki hücreleri etkilemesi ile ilişkilidir. Bunu da ancak belirli şartlar altında gerçekleştirebilir. Bu konuyu ileride daha geniş bir şekilde yeni bir çalışmada irdeleyeceğim nasipse.
[1] Müslim, Münâfıkûn 69, (2814)
[2] A‘râf, 16-17, 27.
[3] Bakara, 169; Nisâ, 119; Meryem, 83; Fâtır, 6.
[4] Nas, 1-6
[5] En‘âm, 43; Enfâl, 48; Nahl, 63; Fussılet, 25; Neml, 24; Ankebût, 38.
[6] Nur, 21
[7] Fussilet 41,36
[8] Mücadele, 10
[9] Mücadele, 19
[10] Nisâ, 119-120; İsrâ, 64; Hac, 52-53; Muhammed, 25
[11] Nisâ, 76; A‘râf, 200-201; Enfâl, 11; Yûsuf, 5; Mü’minûn, 97; Mücâdele, 10; Nâs, 4-6.
[12] Maide, 90-91
[13] Felak, 1-5
[14] Mâide, 91; En’âm, 121; İsrâ, 53; Yûsuf, 100.
[15] Bakara, 168
[16] Bakara, 275
[17] İsrâ, 53
[18] Lokman 31/21-22
[19] Nisâ 4/83
[20] İsrâ 17/27
[21] Hacc 22/3
[22] Bakara 2/208
[23] A’raf 7/55
[24] Nisa 4/15
[25] İsrâ 17/32
[26] Nur 24/21
[27] Nisa 4/38,39
[28] Mâide 5/90,91
[29] Bakara 2/268
[30] Zuhruf 36.
[31] https://www.kuranmeali.com/
[32] Hicr, 27
[33] Yazır, Elmalı Hamdi; Hak Dini Kur’an Dili Tefsiri, V, 206-207
[34] Nurbaki, Haluk; Kur’an-ı Kerim’den Ayetler ve İlmi Gerçekler, TDV Yayınları, s. 234.
[35] Şeceret’ul Kevn
[36] Beyhaki, Şuab’ül İman
[37] Deylemî, el-Firdevs, 2/206
[38] https://pubmed.ncbi.nlm.nih.gov/22642341/
[39] https://www.health.com/condition/heart-disease/why-loneliness-hurts-the-heart
[40] https://pak.uii.ac.id, Mental Health, Religion & Culture, Repentance and seeking forgiveness
[41] Eden, D. (2014). Enerji Tıbbı. İstanbul: Butik Yayıncılık. s. 268.
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.