İnsanın mahiyetinde beden, nefis ve ruh olmak üzere üç varlık tabakası bulunmaktadır. Ruh, yapısı itibarıyla Allah’ı tanımak, ahirete inanmak, kulluk görevini yapmak gibi güzelliği ve olgunluğu bulunan, yüksek ve onurlu olan şeylerden zevk alır. Ceset/beden/nefis ise bitki ve hayvanların da zevk aldığı yiyecek, içecek, evlenmek ve uyumak gibi fani şeylerden lezzet alır. Ruhun, cesede veya nefse galip olması demek, kişinin hayatı boyunca nefsinin aldığı lezzetleri değil, ruhunun aldığı zevkleri takip eden bir hayat formuna sahip olması demektir. Maalesef Müslüman toplumların her geçen gün; inanç boşluklarının artması, ibadetlerden uzaklaşması ve faiz, zina, zulüm, kürtaj gibi günahların yaygınlaşması ile gerek psikolojik gerekse kronik fiziksel hastalıklar ve neticede mutsuzluk tüm dünyada olduğu gibi insanımızda da artmaya başlamıştır.
Modern bilimin, insanın şifa ve huzur beklentilerine yetmemesi, farklı arayışları beraberinde getirmektedir. Ruhsal şifa arayışlarında, birçok arayışa din de dâhil olmaktadır.
Bu açıdan, bu riyazet ve egzersizlere Kur’an-ı Kerim ve sünnette belirtilen ibadet, dua ve prensipler eşlik etmezse kişi farkında olmadan şeytanının mesajlarını, ilham zannederek kendini bir şey zannetmeye başlar.
Uygulayıcı; ilahi rızayı kazanmak için olmayıp dünyalık gayeyle yapılan zikirlerin, batıl meditasyon ve ritüellerin neticesi olarak, şirk ve dalalette çok ileri gittiği için artık şeytanın özel yardımına ve tesirine mazhar olur. Ama o, bunun farkında değildir. Şeytan, kişiye rüyalar göstermekte, vizyonlar açmakta, kalplerden geçenleri bildirmekte, dingin duygular vermektedir. Kişi ise üçüncü gözünün açıldığı, velilik makamlarına çıktığı, nefsin derecelerini tırmandığı, Nirvana’ya ulaştığı zannına kapılmaktadır. Bir müddet sonra da bu seçilmişlik hissiyle Allah’ın, Tanrı’nın, yaratıcının, evrenin, kozmik gücün artık her neye inanıyorsa kendisini, şifaya kanal kıldığını zannetmeye başlar. Anlatım ve yazılarıyla toplumda bidat ve şirk uygulamaların yayılmasına aracılık eder. İyi bir niyetle çıktığı yolun sonunda, şeytanın tuzağına düşer.
Bu tür batıl uygulamaların kişiye fayda vermesi, şeytanın bu sistemlerin yayılması için sebep olduğu problem noktasında kişiyi, rahat bırakması ile ilgilidir. Çünkü şeytan, çok iyi bir süsleyicidir. Bu tür unsurlarda yer alan; meditasyon, olumlama, imajinasyon, tütsü, koku, dua ve zikirler sadece uygulayıcının ve danışanın ikna olması için şeytanın araya serpiştirdiği ritüellerdir. Şeytan uygulayıcının batıl, bidat ve şirk ritüeller yapması durumunda, sebep olduğu problemler konusunda geri çekilmekte ve serbest bırakmaktadır. Amacı, batıl olan bu sistemin, insanlar arasında yayılmasını sağlamaktır. Hâliyle, uygulanan sistemden fayda gören, uygulayıcının da danışanın da batıl olan bu sistemlere inancı pekişmektedir. Böylece şeytan, İslam'ın tevbe, sadaka ve kefaret sistemlerine karşı bir ön alma yapmaktadır.
Uygulayıcılar, enerji uygulamalarında Peygamber Efendimizin (sav), ağrıyan yere elini koyması ve Fatiha suresini okumasıyla ilgili rivayeti delil olarak sunmaktadırlar. Uygulamalarımda genelde şahit olduğum şey, ağrıyan noktaların, şeytanın yerleşke noktaları olduğu ve elin oraya konulup okunması veya en azından, euzü besmele çekerek dokunulması ile bile şeytanın canı yandığı için orayı terk etmesiyle alakalıdır.
Hadis kaynaklarında zikredilen şu hadis bize iyileşmenin mantığını çok güzel açıklamaktadır:
Zeynep (ra) şöyle dedi:
— Allah’a yemin ederim ki bir gün dışarı çıktım, biri bana baktı ve gözümden yaş aktı. Gözümü, Yahudi bir kadına okuttuğum vakit yaş akması kesildi! Okumayı terk ettiğim vakit ise gözümden yine yaş aktı!
Abdullah ibni Mesud (ra) şöyle dedi:
— O, ancak şeytanın işidir! Yahudi, sana rukye yapıp sen şeytana itaat ettiğin vakit seni bırakıyor. Sen ona asi olduğun vakit parmağını gözüne sokuyor! Eğer sen, Resulullah’ın (sav) yaptığı gibi yapsaydın daha hayırlı ve şifa bulmaya daha layık olurdun! Gözün ağrıdığı zaman, gözüne suyu serpersin ve şöyle dersin, dedi.
“Ey insanların Rabbi! Hastalığımı giderip şifa ver. Sen şifa verensin. Senin şifandan başka hiçbir şifa yoktur. Hiçbir hastalık bırakmayacak şekilde şifa ver!”[1]
[1] İbni Mace, 3530
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.