Ne aradığınızı yazın. Sizi bu sitede doğru sayfaya yönlendiririm: hizmet, süreç, iletişim ya da Tevbe Terapisi’nin ne olmadığı.
Özetle
· Kabak Duası adıyla paylaşılan dua, Hz. Peygamber’den rivayet edilmiş ve hadis kaynaklarında yer almıştır (Ebû Dâvûd, Vitr, 32, hadis no. 1537).
· Duanın günde 300 defa okunması gerektiğine veya bu sayının özel bir fazileti bulunduğuna ilişkin güvenilir bir dinî delil gösterilmemiştir.
· Duanın gizli gerçekleri ortaya çıkardığı, insanların gerçek niyetlerini gösterdiği veya yanlış kararları engellediği yönündeki iddialar Kur’an ve sünnetle desteklenmemektedir.
· Bir randevunun iptal olması, bir işin gerçekleşmemesi veya insanın içine sıkıntı gelmesi, mutlaka Allah’ın o kişiyi belirli bir tehlikeden koruduğunu göstermez.
· Şeytan, insanlara yanlış davranışlarını süslü gösterebilir ve gizli telkinlerde bulunabilir (Neml, 27/24; En‘âm, 6/121). Bu nedenle sıra dışı tecrübeler, bir uygulamanın dinî bakımdan doğru olduğuna tek başına delil sayılamaz.
· Kişisel tecrübelerin ve tesadüflerin dinî delil kabul edilmesi, bidat ve hurafelerin yayılmasına yol açabilir.
· Dua, Allah’a yönelmek ve O’ndan yardım istemektir. Bir duaya sünnette bulunmayan özel sayılar, gizli güçler ve kesin sonuçlar yüklemek dinî bakımdan sakıncalıdır.
Giriş
Son yıllarda sosyal medyada bazı ayet ve duaların, Kur’an ve sünnette bildirilmeyen özel faydalarla insanlara tavsiye edildiğini görüyoruz. Bu paylaşımlarda kimi zaman belirli bir duanın yüzlerce defa okunması isteniyor, ardından bu uygulamanın insanı kötülüklerden koruyacağı, gizli gerçekleri ortaya çıkaracağı, yanlış kararlar vermesini engelleyeceği veya hayatındaki olumsuzlukları ortadan kaldıracağı ileri sürülüyor. Özellikle tasavvuf ve havas çevrelerinde karşılaştığımız bu tür anlatımlarda, dinî kaynaklarda bulunan bir dua ile o duaya sonradan yüklenen olağanüstü özellikler çoğu zaman birbirine karıştırılıyor. Böylece aslında Allah’a sığınmayı ve O’ndan yardım istemeyi ifade eden bir dua, zamanla belirli sonuçlar meydana getirdiğine inanılan özel bir uygulamaya dönüşebiliyor.
Bunun son örneklerinden biri de sosyal medyada “Kabak Duası” adıyla yayılan bir duadır. “Derviş Kabak” ismiyle paylaşılan görsellerde bu duanın günde 300 defa okunması tavsiye edilmekte, ardından insanın hayatında meydana gelebilecek çok sayıda olay bu duanın “tecelli ve hikmetleri” olarak açıklanmaktadır. Bir yere gitmekten vazgeçmek, imza atacakken içinin sıkılması, bir randevunun iptal olması, yanlış bir insanla tanışmanın engellenmesi veya bir işin beklenmedik şekilde gerçekleşmemesi gibi olayların, duayı okuyan kişiyi Allah’ın korumasının belirtileri olduğu ileri sürülmektedir. Hatta duanın “illüzyonu bozduğu” ve “gerçekliği tüm çıplaklığıyla ortaya döktüğü” ifade edilmektedir.
Bu iddiaları değerlendirirken öncelikle iki hususu birbirinden ayırmamız gerekiyor. Birincisi, paylaşılan duanın dinî kaynaklarda bulunup bulunmadığıdır. İkincisi ise bu duaya atfedilen özel sayıların ve olağanüstü sonuçların Kur’an ve sünnette bir karşılığının olup olmadığıdır. Çünkü bir duanın hadis kaynaklarında yer alması, onun hakkında sonradan ileri sürülen bütün iddiaların da doğru olduğu anlamına gelmez.
Kabak Duası Olarak Paylaşılan Dua Hadislerde Var mı?
Sosyal medyada Kabak Duası adıyla paylaşılan Arapça metin şöyledir:
اللَّهُمَّ إِنَّا نَجْعَلُكَ فِي نُحُورِهِمْ وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شُرُورِهِمْ
Okunuşu: Allahümme innâ nec‘alüke fî nuhûrihim ve neûzü bike min şürûrihim.
Anlamı: “Allah’ım! Onlara karşı seni önümüze koyuyor, onların kötülüklerinden sana sığınıyoruz.”
Bu dua tamamen kaynaksız veya sonradan uydurulmuş bir metin değildir. Hz. Peygamber’den rivayet edilmiş ve hadis kitaplarında yer almıştır. Ebû Mûsâ el-Eş‘arî’den (r.a.) nakledilen rivayetin Arapça metni şöyledir:
كَانَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا خَافَ قَوْمًا قَالَ: اللَّهُمَّ إِنَّا نَجْعَلُكَ فِي نُحُورِهِمْ وَنَعُوذُ بِكَ مِنْ شُرُورِهِمْ
“Resûlullah (s.a.v.) bir topluluktan korktuğunda şöyle dua ederdi: Allah’ım! Onlara karşı seni önümüze koyuyor, onların kötülüklerinden sana sığınıyoruz.” (Ebû Dâvûd, Vitr, 32, hadis no. 1537).
Bu rivayetin sıhhati konusunda hadis âlimleri arasında farklı değerlendirmeler bulunmaktadır. Bazı âlimler rivayeti kabul edilebilir bulurken bazıları senedindeki problemler sebebiyle zayıf değerlendirmiştir. Bununla birlikte duanın anlamı, Kur’an’ın Allah’a sığınma ve O’ndan yardım isteme konusundaki temel öğretileriyle uyumludur. Nitekim Kur’an’da, “De ki: Sabahın Rabbine sığınırım.” (Felak, 113/1) ve “De ki: İnsanların Rabbine sığınırım.” (Nâs, 114/1) buyurulmaktadır. Dolayısıyla bir Müslümanın insanların kötülüklerinden korunmak için Allah’a sığınmasında herhangi bir sakınca bulunmamaktadır.
Ancak hadisin hangi durumda söylendiğine dikkat edilmelidir. Rivayette Hz. Peygamber’in, kendisinden kötülük gelmesinden endişe ettiği bir topluluk karşısında Allah’a sığındığı anlatılmaktadır. Duanın anlamı ve bağlamı, insanlardan gelebilecek kötülüklere karşı Allah’tan yardım istemektir. Hadiste bu duanın günde 300 defa okunması gerektiği belirtilmediği gibi, okuyan kişinin gizli gerçekleri öğreneceği, hayatındaki yanlış insanlardan uzaklaştırılacağı veya önüne çıkacak tehlikelerin çeşitli tesadüflerle engelleneceği de anlatılmamaktadır. Ayrıca rivayetin hiçbir yerinde “Kabak Duası” şeklinde bir isimlendirme bulunmamaktadır. Bu adlandırmanın, paylaşımı yapan kişinin isminden hareketle kullanıldığı anlaşılmaktadır.
Burada üzerinde durulması gereken asıl mesele de budur. Hz. Peygamber’den rivayet edilen bir duanın alınarak farklı bir isimle tanıtılması tek başına problem olmayabilir. Fakat bu duaya sünnette bulunmayan tekrar sayıları, özel faziletler ve olağanüstü sonuçlar yüklenmesi, dinî açıdan ayrıca değerlendirilmesi gereken bir durumdur. Çünkü bir ibadetin veya duanın fazileti hakkında hüküm verirken kişisel tecrübelerden ziyade güvenilir dinî delillere dayanılması gerekir.
Duanın Günde 300 Defa Okunmasının Bir Dayanağı Var mı?
Paylaşımda, “Günlük 300 defa oku. Duadır; her daim okunur. İllüzyonu bozar, gerçekliği tüm çıplaklığıyla ortaya döker.” denilmektedir. Burada yalnızca dua edilmesi tavsiye edilmiyor; aynı zamanda belirli bir sayı ve bu sayıya bağlı özel bir sonuç ortaya konuluyor. Oysa Hz. Peygamber’den rivayet edilen metinde böyle bir sayı bulunmamaktadır. Bu duanın 300 defa okunmasıyla ilgili herhangi bir ayet veya güvenilir hadis de gösterilmemiştir.
İslam’da Allah’ı çokça zikretmek ve O’na dua etmek teşvik edilmiştir. Kur’an’da, “Ey iman edenler! Allah’ı çokça zikredin.” buyurulmaktadır (Ahzâb, 33/41). Hz. Peygamber de bazı zikirlerin belirli sayılarda yapılmasını tavsiye etmiştir. Mesela namazlardan sonra otuz üç defa tesbih, otuz üç defa tahmid ve otuz üç defa tekbir getirilmesine ilişkin rivayetler bulunmaktadır (Müslim, Mesâcid, 146). Bu zikirlerdeki sayıların dinî bir dayanağı vardır. Ancak hakkında böyle bir delil bulunmayan dualara özel sayılar belirlemek ve bu sayıların birtakım gizli sonuçlar meydana getireceğini ileri sürmek aynı şekilde değerlendirilemez.
Elbette bir Müslüman, kendi isteğiyle bir duayı gün içerisinde defalarca okuyabilir. Bir kimsenin kendisine hatırlatıcı olması amacıyla günlük dua ve zikir programı oluşturması da tek başına bidat olarak nitelendirilemez. Buradaki problem, belirlenen sayının Allah veya Resulü tarafından tavsiye edilmiş özel bir sayı gibi sunulması yahut o sayıda okunduğunda belirli sonuçların ortaya çıkacağının iddia edilmesidir. Mesela bir insanın bu duayı günde 300 defa okumayı kendisine alışkanlık edinmesiyle, “Bu duayı 300 defa okursanız gizli gerçekler ortaya çıkar.” demesi arasında önemli bir fark vardır. İkinci ifade, delil gerektiren özel bir dinî iddiadır.
Hz. Peygamber, “Kim bizim bu işimizde (dinimizde) ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa o reddedilir.” buyurmuştur (Buhârî, Sulh, 5; Müslim, Akdiye, 17). Bu hadis, din adına ortaya konulan uygulamaların Kur’an ve sünnet ölçülerine uygun olması gerektiğini göstermektedir. Dolayısıyla bir duanın özel bir sayıda okunmasını dinî bir gereklilik veya kesin sonuçlar sağlayan bir yöntem olarak sunmak, bidat tartışmasını gündeme getirmektedir. Özellikle bu tür uygulamaların Allah ve Resulü tarafından tavsiye edilmiş gibi anlatılması, insanların din anlayışını yanlış yönlendirebilir.
Kabak Duası Gizli Gerçekleri Ortaya Çıkarır mı?
Paylaşımda dikkat çeken ifadelerden biri, duanın “illüzyonu bozduğu” ve “gerçekliği tüm çıplaklığıyla ortaya döktüğü” iddiasıdır. Bu anlatım, duanın insanın normal şartlarda göremediği gerçekleri ortaya çıkaran özel bir yöntem olduğu izlenimini vermektedir. Nitekim paylaşımın devamında, bir ortaklık kurulmak üzereyken karşıdaki kişinin gerçek yüzünün küçük bir olayla anlaşılması, tanışılacak bir insanla görüşmenin beklenmedik şekilde engellenmesi veya önemli bir karar verilmeden hemen önce insanın içine bir sıkıntı gelmesi gibi örnekler sıralanmaktadır. Böylece kişinin fark ettiği gerçekler ve yaşadığı tesadüfler, doğrudan duanın özel etkisiyle ilişkilendirilmektedir.
Şüphesiz Allah’ın kullarına yardım etmesi, onları kötülüklerden koruması ve doğru kararlar vermelerini nasip etmesi mümkündür. Müslüman da Allah’tan kendisine basiret, hikmet ve doğruyu yanlıştan ayırabilme yeteneği vermesini isteyebilir. Ancak belirli bir duayı okuyan herkesin gizli gerçekleri öğreneceğini veya çevresindeki insanların gerçek niyetlerini anlayacağını söylemek, dinî delil gerektiren bir iddiadır. Kur’an’da, “De ki: Göklerde ve yerde Allah’tan başka kimse gaybı bilmez.” buyurulmaktadır (Neml, 27/65). Allah’ın bazı peygamberlerine gayba ilişkin bilgiler bildirmesi ise vahiy yoluyla gerçekleşen özel bir durumdur (Cin, 72/26-27). Bundan hareketle sıradan insanların belirli duaları tekrarlayarak gizli bilgilere ulaşabileceği sonucuna varılamaz.
Burada gayb bilgisiyle insanların günlük hayatta bazı gerçekleri fark etmesi de birbirine karıştırılmamalıdır. Bir insan, karşısındaki kişinin davranışlarını dikkatle gözlemleyerek onun güvenilir olmadığını anlayabilir. Daha önce fark etmediği bir ayrıntıyı sonradan görebilir veya geçmiş tecrübelerinden hareketle bir işin kendisi için uygun olmayacağını düşünebilir. Bunlar insanın aklı, tecrübesi ve değerlendirme yeteneğiyle açıklanabilecek durumlardır. Böyle bir farkındalığın dua ettikten sonra meydana gelmesi, mutlaka duanın olağanüstü bir bilgi edinme yöntemi olduğunu göstermez.
Ayrıca “illüzyonu bozmak” ve “gerçekliği ortaya çıkarmak” gibi ifadeler, neyin kastedildiği açıkça belirtilmediğinde oldukça geniş yorumlara müsaittir. Bir kimse karşısındaki insanın davranışlarından şüphelenirse bunu duanın etkisi olarak görebilir. Başka biri yaptığı işin yanlış olduğunu fark ettiğinde aynı yorumu yapabilir. Fakat bu tür kişisel yorumlardan hareketle herkes için geçerli bir dinî kural oluşturulamaz. İslam’da bir duanın özel fazileti, insanların olaylara yüklediği anlamlarla değil, güvenilir dinî delillerle belirlenir.
Hayatımızdaki Her Engel Allah’ın Bizi O İşten Koruduğunu mu Gösterir?
“Kabak Duasının Tecelli ve Hikmetleri” başlığı altında verilen örnekler incelendiğinde, günlük hayatta karşılaşılabilecek pek çok olayın duanın özel koruması olarak yorumlandığı görülmektedir. Paylaşımda, “Gidesim var dediğin bir yere, sebepsizce gitmekten vazgeçmen”, “Tam imza atacakken için sıkılıp geri durman”, “Senin için hayırlı olmayan kapının, ısrarına rağmen bir türlü açılmaması” ve “Eve çıkacaksındır, işlemler bir türlü tamamlanmaz; sonradan o mahalledeki sıkıntıları duyarsın.” gibi ifadeler yer almaktadır. Bu anlatımlara göre insanın önüne çıkan engeller, çoğu zaman Allah’ın onu yanlış bir karardan koruduğunun işaretleri olarak değerlendirilmektedir.
Allah’ın kullarını çeşitli kötülüklerden koruyabileceği konusunda bir şüphe yoktur. Kur’an’da Allah’ın her şeye gücünün yettiği ve kullarına yardım ettiği bildirilmektedir. Ancak burada tartışılan mesele, Allah’ın insanı koruyup koruyamayacağı değildir. Asıl mesele, yaşanan belirli bir olayın Allah tarafından hangi maksatla meydana getirildiğinin insanlar tarafından kesin olarak bilinip bilinemeyeceğidir. Bir işin gerçekleşmemesi, o işin mutlaka kötü olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde bir işin kolaylıkla gerçekleşmesi de onun mutlaka hayırlı olduğunu göstermez. İnsan bazen hayırlı bir işte çeşitli zorluklarla karşılaşabilir, bazen de kendisi için zararlı olacak bir işe kolaylıkla ulaşabilir.
Nitekim Kur’an’da, “Olur ki bir şey sizin için hayırlı olduğu hâlde siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü olduğu hâlde siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” buyurulmaktadır (Bakara, 2/216). Bu ayet, insanın bir olayın gerçek sonucunu ve kendisi için taşıdığı bütün anlamları her zaman bilemeyeceğini göstermektedir. Dolayısıyla bir randevunun iptal olmasını, bir sözleşmenin imzalanmamasını veya bir yolculuğun gerçekleşmemesini kesin biçimde ilahî bir koruma olarak yorumlamak, ayetin ortaya koyduğu bilgi sınırını aşmak anlamına gelebilir.
Bu tür yorumlarda psikolojik bir düşünme hatası da söz konusu olabilir. İnsanlar genellikle inandıkları düşünceyi destekleyen olayları daha kolay hatırlar, onunla uyuşmayan olayları ise göz ardı ederler. Psikolojide bu durum doğrulama yanlılığı olarak adlandırılmaktadır. Örneğin bir kişi, gitmekten vazgeçtiği bir yerde sonradan olumsuz bir olay yaşandığını öğrenirse bunu okuduğu duanın koruması olarak yorumlayabilir. Ancak gitmekten vazgeçtiği diğer yerlerde herhangi bir olumsuzluk yaşanmadığında bunları aynı şekilde değerlendirmeyebilir. Böylece yalnızca kendi inancını destekleyen olayları seçerek duanın özel bir etkisi olduğu sonucuna ulaşabilir.
Bunun yanında, iki olayın art arda meydana gelmesi, birinin diğerine sebep olduğunu göstermez. Bir kimsenin dua ettikten sonra randevusunun iptal olması, randevunun dua sebebiyle iptal edildiğini kanıtlamaz. Elbette kişi yaşadığı olaydan bir ders çıkarabilir ve Allah’a şükredebilir. Fakat kendi yorumunu herkes için geçerli bir dinî hakikat olarak sunmamalıdır.
Şeytanın Batıl Uygulamaları Süslemesi Ve İnsanları Aldatması
Paylaşımda yalnızca dış dünyada meydana gelen olaylar değil, insanın zihninden geçen düşünceler, kalbine doğan hisler ve bazı sıra dışı tecrübeler de duanın özel etkisi olarak anlatılmaktadır. Mesela “Güçlü bir öfke nöbetinde, kalbinden bir anda ‘sus, şimdi konuşma’ ihtarının gelmesi”, “‘Bu iş bitti’ diye düşündüğün yerde, kalbine ‘bir de şu kapıyı çal’ ilhamının gelmesi” ve “Bir gün boyu içini sıkan belirsiz hâlin, akşam gelen bir haberle ‘meğer beni buna hazırlıyormuş’ diye çözülmesi” gibi örnekler verilmektedir. Bu anlatımlarda kişinin içine doğan düşünceler, hissettiği duygular ve karşılaştığı olaylar, belirli sayıda okunan duanın ardından gerçekleşen ilahî yönlendirmeler olarak yorumlanmaktadır. Ancak burada üzerinde durulması gereken önemli bir husus vardır: İslam'a göre insanın kalbine gelen her düşünce, duyduğu her ses veya yaşadığı her sıra dışı olay Allah'tan gelen bir işaret değildir. Kur'an, şeytanın da insanlara vesvese verdiğini, kötülükleri süslü gösterdiğini ve onları çeşitli yollarla yönlendirmeye çalıştığını haber vermektedir.
Kur'an'da şeytanın insanları aldatma yöntemlerinden biri şöyle açıklanmaktadır: “Böylece biz, her peygambere insan ve cin şeytanlarını düşman kıldık. Bunlar aldatmak için birbirlerine yaldızlı sözler fısıldarlar.” (En‘âm, 6/112). Bir başka ayette ise “Şüphesiz şeytanlar, sizinle mücadele etmeleri için kendi dostlarına telkinde bulunurlar.” buyurulmaktadır (En‘âm, 6/121). İkinci ayette kullanılan يُوحُونَ (yûhûn) kelimesi, şeytanların dostlarına gizli telkinlerde bulunmasını ifade etmektedir. Buradaki vahiy, peygamberlere gelen ilahî vahiy anlamında değildir; gizli bildirim ve yönlendirme anlamındadır. Bu ayetler, şeytanın insanı yalnızca açıkça kötülüğe çağırmadığını, düşüncelerini ve davranışlarını etkileyen telkinlerle de saptırmaya çalıştığını göstermektedir.
Şeytanın önemli aldatma yöntemlerinden biri de yanlış davranışları insana güzel ve doğru göstermesidir. Kur'an'da, “Şeytan onlara yaptıklarını süslü gösterdi ve onları doğru yoldan alıkoydu.” buyurulmaktadır (Neml, 27/24). Bu ayet, şeytanın insanı aldatırken her zaman açıkça günaha çağırmak zorunda olmadığını göstermektedir. İnsan bazen yanlış bir davranışı doğru, faydalı ve hatta dinî bakımdan değerli zannedebilir. Özellikle dinî bir uygulamanın Kur'an ve sünnette bulunmayan özel faziletlerle tanıtılması, insanların bu uygulamaya daha fazla bağlanmasına yol açabilir. Kişi Allah'a yaklaşmak ve korunmak amacıyla hareket ettiğini düşünürken, gerçekte dinî delili bulunmayan bir yöntemi ibadet anlayışının merkezine yerleştirebilir. Böyle bir durumda şeytanın aldatması ihtimali İslamî açıdan dikkate alınmalıdır. Ancak burada önemli olan, sünnette bulunmayan her kişisel dua veya zikir alışkanlığını şeytanî saymak değil, delilsiz biçimde özel güçler ve sonuçlar atfedilen uygulamaları sorgulamaktır.
Kabak Duası örneğinde de benzer bir tehlike bulunmaktadır. Hadis kaynaklarında rivayet edilen bir dua alınmakta, ardından bu duanın günde 300 defa okunması istenmekte ve okuyan kişinin hayatında meydana gelecek bazı olayların duanın özel etkileri olduğu ileri sürülmektedir. Böylece başlangıçta meşru olan Allah'a sığınma duasına, sünnette bulunmayan bir uygulama ve sonuç beklentisi eklenmektedir. Kişi bu duayı okuduktan sonra beklediği türden bir olay yaşarsa, bunu uygulamanın doğruluğuna delil kabul edebilir. Mesela bir görüşmenin iptal olması, içine bir düşünce doğması veya karşısındaki insanın davranışlarından şüphelenmesi, duanın kendisine gizli gerçekleri gösterdiği şeklinde yorumlanabilir. Hatta kişi, bu düşünceleri kendi zihninde oluşan değerlendirmeler olarak değil, kendisine dışarıdan bildirilen özel mesajlar olarak algılamaya başlayabilir. Böyle bir yaklaşım, insanın kendi düşüncelerini sorgulamasını zorlaştırdığı gibi, şeytanın telkin ve aldatmalarına karşı da dinî açıdan dikkatli olmasını gerektirir.
Kur'an'da şeytanın insanları aldatmak için onlara yardım ediyormuş gibi görünebildiğini düşündüren bir başka örnek de bulunmaktadır. Bedir Savaşı öncesinde şeytanın müşriklere yaptıklarını süslü göstererek, “Bugün insanlardan size galip gelebilecek kimse yoktur. Ben de sizin yardımcınızım.” dediği; ancak iki ordu karşı karşıya geldiğinde geri çekildiği bildirilmektedir (Enfâl, 8/48). Bu ayette şeytanın önce güven ve destek vaat ettiği, ardından insanları yüzüstü bıraktığı anlatılmaktadır. Buradan hareketle, şeytanın insanı yanlış bir yola teşvik ederken başlangıçta ona güven veren telkinlerde bulunabileceği söylenebilir. Bununla birlikte bu ayet, Kabak Duası'nı okuyan insanların yaşadığı belirli olayların doğrudan şeytan tarafından meydana getirildiğini kanıtlamaz. Ayetin ortaya koyduğu temel ilke, şeytanın aldatıcı vaatlerine ve görünüşteki desteğine güvenilmemesi gerektiğidir.
Bu tür uygulamaların en önemli tehlikelerinden biri, kişisel tecrübelerin zamanla dinî delil yerine kullanılmaya başlanmasıdır. Bir kimse, sünnette özel bir fazileti bulunmayan bir uygulamayı yaptıktan sonra sıra dışı bir olay yaşadığında, bunu uygulamanın doğruluğuna işaret sayabilir. Ardından aynı uygulamayı başkalarına tavsiye ederek onların da benzer sonuçlar elde edeceğini ileri sürebilir. Böylece kişisel yorumlar önce birer tecrübeye, ardından özel fazilet anlatılarına ve nihayet dinî bir uygulamaya dönüşebilir. Şeytanın kötülükleri süslü göstermesiyle ilgili ayetler, bu süreçte ortaya çıkabilecek aldanma tehlikesini anlamak bakımından önemlidir. Çünkü insan, yaptığı işin dinî bakımdan doğru olduğuna ne kadar güçlü inanırsa, onu sorgulamakta da o kadar zorlanabilir.
Diğer taraftan bu uygulamalara bağlanan kişilerin beklentileri gerçekleşmediğinde farklı bir problem ortaya çıkabilir. Kendisine belirli bir duayı 300 defa okuduğunda korunacağı, gizli gerçekleri göreceği veya yanlış kararlardan uzaklaştırılacağı söylenen bir insan, beklediği sonuçları elde edemediğinde hayal kırıklığı yaşayabilir. Bazı kişiler bunun sebebini kendilerinde arayarak duayı yeterince doğru okuyamadıklarını düşünebilir, bazıları uygulamayı daha fazla tekrarlamaya yönelebilir, bazıları ise Allah'ın dualarını kabul etmediği gibi yanlış bir kanaate kapılabilir. Böylece başlangıçta Allah'a yakınlaşmak amacıyla yapılan bir uygulama, kişinin dua ve tevekkül anlayışını olumsuz etkileyebilir. Kur'an'da şeytanın insanları Allah hakkında yanıltmasına karşı, “Sakın dünya hayatı sizi aldatmasın; o çok aldatıcı da Allah hakkında sizi aldatmasın.” uyarısı yapılmaktadır (Fâtır, 35/5).
Burada özellikle vurgulanması gereken husus, olağanüstü görünen bir olayın tek başına dinî bir uygulamanın doğruluğunu kanıtlamayacağıdır. Bir insanın içine bir düşünce doğması, beklenmedik bir ses duyması, bazı olayları önceden hissettiğini düşünmesi veya yaptığı bir uygulamanın ardından dikkat çekici gelişmeler yaşaması, o uygulamanın Allah tarafından onaylandığı anlamına gelmez. Bu tür tecrübelerin psikolojik, çevresel veya başka açıklamaları bulunabilir. İslam inancı bakımından şeytanî aldatma ihtimali de göz ardı edilmemelidir. Asıl ölçü, yaşanan tecrübenin sıra dışı olması değil, uygulamanın Kur'an ve sünnetin ortaya koyduğu esaslarla uyumlu olup olmamasıdır.
Allah’a Tevekkül Etmek, İnsanları Figüran Olarak Görmek midir?
Paylaşımda, “Bu duayı okuduktan sonra nazarınızı mahlûktan çekip Hakk’a çevirin. Artık tek muhatabımız Mevlâ’mızdır. Diğerleri ise ilâhî sevkin sahnesinde vazife alan figüranlardan ibarettir.” denilmektedir. Bu ifadelerde Allah’a yönelme ve O’na güvenme düşüncesi öne çıkarılmaktadır. Müslümanın Allah’a tevekkül etmesi, yardım ve korunmayı O’ndan istemesi İslam’ın temel öğretilerindendir. Nitekim Kur’an’da, “Kim Allah’a tevekkül ederse O, kendisine yeter.” buyurulmaktadır (Talâk, 65/3).
Ancak tevekkül, insanların iradesini ve sorumluluğunu ortadan kaldırmaz. İnsanları yalnızca ilahî bir sahnede görev yapan figüranlar olarak görmek, mecazi bir anlatım olarak kullanılabilir. Fakat bu ifade, insanların gerçek tercihleri ve sorumlulukları bulunmadığı anlamında kullanılırsa İslam’ın insan iradesine ilişkin öğretisiyle çelişir. Kur’an’da, “İnsan için ancak çalıştığının karşılığı vardır.” buyurulmaktadır (Necm, 53/39). Allah’ın her şeyi bilmesi ve takdir etmesi, insanın iradesiz bir varlık olduğu anlamına gelmez. İnsan kendi tercihleriyle yaptığı davranışlardan sorumludur.
Tevekkül, insanları ve sebepleri tamamen yok saymak değildir. Bir Müslüman, geçimini sağlamak için çalışır, hastalandığında doktora gider, bir iş kuracağı zaman araştırma yapar ve önemli kararlarında güvenilir insanlara danışır. Bütün bunları yaparken de Allah’a güvenir ve sonucu O’na bırakır. İnsanların hayatımızdaki rollerini tamamen önemsiz görmek veya meydana gelen bütün olayları özel ilahî işaretler şeklinde yorumlamak, tevekkülün doğru anlaşılmasını zorlaştırabilir.
Kabak Duasına Atfedilen Özellikler Bidat mi, Hurafe mi?
Bu noktada dinî kavramların birbirine karıştırılmaması gerekir. Bir Müslümanın Allah’a dua etmesi ve Allah’ın duasını kabul edebileceğine inanması şirk değildir. Aksine dua, kulluğun önemli bir parçasıdır. Kur’an’da, “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, duanıza karşılık vereyim.” denilmektedir (Mü’min, 40/60). Dolayısıyla bir kimsenin hadis kaynaklarında rivayet edilen bu duayı okuyarak Allah’tan korunma istemesinde, duanın anlamı bakımından sakınca bulunmamaktadır.
Ancak duanın kendisine, Allah’ın iradesinden bağımsız biçimde sonuç meydana getiren gizli bir güç atfedilmesi tevhid inancıyla bağdaşmaz. Bunun yanında, belirli bir duanın mutlaka belli sayıda okunmasıyla özel sonuçlar meydana geleceğini delilsiz biçimde ileri sürmek de dinî bakımdan sakıncalıdır. Bir duanın fazileti hakkında güvenilir delil bulunmadığı hâlde ona özel sayılar ve sonuçlar yüklenmesi bidat tartışmasını gündeme getirirken, bu uygulamanın insanlara gerçek dışı veya delilsiz vaatlerle sunulması hurafe kapsamında değerlendirilebilir.
İslam’da dua, Allah’a yönelmek ve O’ndan yardım istemektir. Dua, kendi başına sonuç meydana getiren bağımsız bir güç değildir. Müslüman, duasının kabulünü Allah’tan bekler. Allah’ın duasını ne zaman, nasıl ve hangi şekilde kabul edeceğini ise kesin olarak bilemez. Bu sebeple belirli bir duanın mutlaka belli olayları meydana getireceğini ileri sürmek, dua ile Allah’ın takdiri arasındaki ilişkiyi yanlış anlamaya yol açabilir.
İslam’da dua, gizli olayları çözmeye yarayan, geleceği haber veren veya hayatın bütün tesadüflerini açıklayan mistik bir yöntem değildir. Dua, kulun acizliğini kabul ederek Allah’a yönelmesi ve O’ndan yardım istemesidir. Hz. Peygamber’den rivayet edilen bir duanın kıymetini artırmak için ona sonradan özel sayılar, gizli güçler ve olağanüstü sonuçlar eklemeye ihtiyaç yoktur. Müslümanın görevi, dinî uygulamaları güvenilir kaynaklardan öğrenmek, kişisel yorumları dinin kesin hükümleri gibi sunmamak ve Allah adına delilsiz iddialarda bulunmaktan kaçınmaktır.
İlgili Makaleler
1. Dünya Amaçlı Sayılarla Zikir Çekmek Doğru mu?
2. Şeytanın Yazdırdığı İlim: Havas
3. Şeytanın Yazdırdığı Kitap: Şemsü’l-Maârif
4. Ledün İlmi ve Havasçıların Gaybı Bilmesi
5. Havas ve Yahudi Kabalasının Benzer Yönleri
Sorular
1. Kabak Duası nedir, hadislerde var mı?
Kabak Duası adıyla paylaşılan dua, insanların kötülüklerinden Allah’a sığınmayı ifade eder. Ebû Dâvûd'un Sünen'inde rivayet edilmiştir (Ebû Dâvûd, Vitr, 32, hadis no. 1537). Ancak hadis kaynaklarında “Kabak Duası” adıyla geçmez.
2. Kabak Duası günde 300 defa okunmalı mı?
Duanın günde 300 defa okunması gerektiğine veya bu sayının özel bir fazileti bulunduğuna ilişkin güvenilir bir dinî delil gösterilmemiştir. Kişi dua edebilir; ancak belirli sayılara delilsiz dinî özellikler yüklememelidir.
3. Kabak Duası gizli gerçekleri ortaya çıkarır mı?
Bu duanın insanların gerçek niyetlerini gösterdiğine, gelecekteki olayları bildirdiğine veya gizli gerçekleri ortaya çıkardığına dair güvenilir bir dinî delil bulunmamaktadır. Gayb bilgisi Allah’a aittir (Neml, 27/65).
4. Kabak Duası okumak bidat veya şirk midir?
Duanın kendisini okumak şirk değildir. Ancak duaya sünnette bulunmayan özel sayılar ve olağanüstü sonuçlar yükleyerek bunları dinî bir uygulama hâline getirmek bidat ve hurafe tartışmasını gündeme getirir. Duanın Allah'tan bağımsız bir güce sahip olduğuna inanmak ise tevhid inancına aykırıdır.
5. Dua okuduktan sonra insanın içine doğan düşünceler Allah’tan mı, şeytandan mı gelir?
İnsanın içine doğan her düşünce ilahî bir işaret değildir. Kur’an, şeytanın insanlara vesvese ve telkinlerde bulunabildiğini bildirmektedir (En‘âm, 6/121; Nâs, 114/4-5).
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.