Avrupa’da Reform ve Rönesans ile başlayan, dinin ve kilisenin sorgulanması, İslam coğrafyasını da etkilemiş ve etkilemeye devam etmektedir. Özellikle dini temsil eden şahıs, kurum ve sosyal toplulukların zamanın ruhunu anlayamaması, bağnaz ve dışlayıcı söylemleri, dini siyasette araç olarak kullanmaları, maneviyattan uzak yaşam formlarının yaygınlaşmasına, anlam kaybı ve maneviyat açlığına yol açmıştır. Günümüz insanı dinden uzaklaştıkça manevi boşluklarını tatmin etmek için modern, kutsal rehberlere ihtiyaç duymaktadır. Yeni Çağ söylemlerinde enerji şifacılığı gibi şifa akımları, manevi boşlukları doldurmak ve problemleri giderebilmek için kişisel gelişim ve şifa dağıtma seanslarıyla pratik çözümler sunduklarını iddia etmektedirler. Modern hayatın kargaşası karşısında anlam arayan bireyleri, manevi yönden arındırmayı, böylece mutluluğa, bolluğa, berekete ve şifaya kavuşturmayı vadetmeleri nedeniyle yoğun talep görmektedirler.

Yeni Çağ maneviyatçılığı, pek çok din, felsefe ve gelenekten beslenmiş hibrit bir yapıya sahiptir. Batı ülkelerinden sentezlenerek, modern bir şekle büründürülen şifacılık uygulamaları, İslam dünyasında da yeni bir piyasa oluşturmaktadır. Batının gizemciliği ile Doğunun mistizmini harmanlayan “seç ve karıştır veya alakart tüketim dini” diyebileceğimiz bu şifa sistemleri, insanı merkeze alan, Tanrıyı evrendeki kozmik enerjinin kaynağı olarak değerlendiren ve sundukları kurtuluş reçeteleri ile içsel uyanışı sembolize eden mistik oluşumlar olmuşlardır. Her türlü inanca hitap etmekte ve mistik öğretilerle dinî kavramları sentezleyerek kişiye özgü yeni bir dinsel alan oluşturmaktadır.

Bu şifa akımları, ilkel putçu, pagan öğretileri, dinî mahiyette icra etmediklerini ifade etseler de Budizm, Taoizm, Şintozim, Şamanizm ve Hinduizm  gibi  tek veya çok tanrı inançlı veya tanrı inancı bulunmayan, Orta ve Uzak Asya dinî öğretilerinden derlenen söylem ve eylemlere sahiptirler. Bu hâlleriyle ortaya koydukları şifa teknikleri, kodlamaları, ticari ürünleri ve sembolleri ile dindar olmayan bireyler kadar, dindar bireylerin de dikkatini çekmektedirler. Bu durumdaki bireyler, bir taraftan dinin gerektirdiği ibadetleri sembolik olarak yerine getirirken diğer taraftan bu şifa akımlarının ritüllerine de ihtiyaç duyabilmektedir. Söz gelimi Müslüman bir kişi, daha fazla huzura erişeceği inancı ile namaz kıldığı odaya, şükür frekansı temalı bir tablo asarak, modern bir şifalanma ritüeline katılmakta veya meditasyon yapmakta hiçbir sakınca görmemektedir. Yani bireyler, zihinlerindeki inanç yapısını esnetebilmekte, kendi istek ve talepleri doğrultusunda dönüştürebilmektedir. Yaratıcı ve peygamberi kabul ettiğini ifade etmekle beraber, dine ait uygulamalarda, ibadet ve rükünlerde kendilerince yorumlar geliştirmekte, hatta bu konularda kendilerini muaf görmektedirler. Kendilerince, kişiye özgü din ortaya çıkarmaktadırlar.

Mevcut dinî yapıyı problemli gören ve eleştiren şifa uygulayıcıları “toplumun dini” ve “benim dinim” şeklinde bir ayrıma gidebilmekte, geleneksel dini katı ve baskıcı bulabilmekte, kendine özgü inanç sistemini, keskin sınırlara dayanmayan, esnek ve affedici görebilmektedirler. Enerji şifacılığı uygulamaları; Eski Hint dinleri, Uzak Doğu din ve mistik felsefelerinden karma bir şekilde modern söylemlerle, dinî hassasiyeti olmayan insanlara ve hitap ettiği kitlenin dinî kavramlarını kullanarak kendisini dindar olarak tanımlayan kişilere de hitap etmektedir.

İnternetle beraber sosyal medyanın yaygınlaşması neticesinde uygulayıcılar, etki alanlarını genişletmiş ve mesajlarını geniş kitlelere ulaştırma imkânı bulmuşlardır. Görünürde sadece bir şifa uygulayıcısı olmanın da ötesinde hiçbir dinî yetkinlikleri olmasa da din hakkında kendilerince özgün yorumlar yaptıkları görülmektedir. 

Toplumumuzda dinin ibadet boyutunda azalma olsa da insanımız inanç boyutunda ve kutsal olana saygı hususundaki duruşunu muhafaza etmektedir. Yeni Çağ şifa akımları, bu verileri de dikkate alarak, İslam toplumlarının her kesimine ürününü pazarlayabilmek için pratiklerini, İslam’ın renkleriyle boyamaktadır.

Dindar şifa uygulayıcıları, teknikleri meşrulaştırmak için bu tekniklerin, Hz. Peygamber tarafından da kullanıldığını, hadislerde ve Kur’an’da bu tekniklerle ilgili bilginin olduğunu idddia etmektedirler. Yine bu uygulayıcıların söylemlerinde, gerçek İslam’ın, asırlarca insanlardan gizlendiği, basmakalıp düşünce ve yorumların sürekli Müslümanlara dikte edildiği şeklinde ifadelerle, İslami geleneğin eleştirildiği görülmektedir. Bir uygulayıcının, kendisine gelebilecek eleştiriler için geliştirdiği “el âlem, terör örgütü” gibi ifadeler, iyi niyetle yapılabilecek eleştiriye dahi tahammüllerinin olmadığının bir göstergesidir.

Şifa akımlarının, inanan kesim arasında meşruiyet kazanması ve hızla yayılmasında bazı cemaatlerin sohbetçi hocalarının da tesiri olduğu görülmektedir. Katılımcılarının değer verdiği cemaat mensubu hocaların, gayrimüslim kişiler tarafından ortaya konan bu teknikleri meşrulaştırmak ve dine aitmiş gibi göstermek için bunların kendilerine, manevi âlemde öğretildiğini söyledikleri de görülmektedir. Mensubu oldukları cemaat liderlerinin, zamanın seçilmiş ve vazifeli şahısları olduğuna ve ulaştıkları velayet makamları sebebiyle, manevi âlemlerle içli dışlı oldukarına inanılan bu yapılar içinde bulunanlar için, şifacıların bu iddialarının, inandırıcılıktan çok da uzak olduğu düşünülemez elbette.

Dindar kimliğini ön plana çıkaran bir kısım uygulayıcıların ise şarlatanlık boyutuna varan sahtekarlıklârıyla karşılaşılmaktadır. Mesela kendisini, Profesör unvanı ile tanıtan, 20 yılda 3.565 seminerde, 7.200.000 kişiye eğitim verdiğini iddia eden uygulayıcı, web sayfasında kendini tanıtırken önce ailesinin dinî kökenlerine dikkati çekmektedir.

Bizim coğrafyamızda yapılan uygulamaların nasıl ki İslam’a mal edilmeye çalışıldığını görüyorsak,  bazı batılı uygulayıcıların da konunun dinî boyutundan bahsettiğini görüyoruz. Konunun dinselleştirilmesi çabasındaki en büyük etken, inanan insanların, dinlerinde haram olabilecek bir sahaya girme endişeleri olarak değerlendirilebilir.

Bizdeki uygulayıcılar konuyu ne kadar Hz. Peygamber ile ilişkilendiriyorsa, batıda yaşayan bazı uygulamacıların da enerji sistemlerinin kaynağını Hz. İsaya dayandırma gayretlerini görmek mümkündür. Böylece, sistem hakkında oluşabilecek ön yargı ve şüphelerin önü alınmaktadır. Örneğin Steine bu iddiasını şöyle işliyor:

“Usui, Budizm aracılığıyla bilgiye ulaşmaya çalışır. Hindistandaki Buda (Gautaina Siddhartha) ile tarihsel İsa'nın hayatı arasında çarpıcı benzerlikler vardır. Budist keşişler Usui'ye eski ruhsal şifa yönteminin kaybolduğunu ve ona ancak Budizm’in Aydınlanma Yolu ile ulaşmanın mümkün olabileceğini söylerler… Japonya'ya dönüşünde o artık Budist’tir ve bir Zen Manastırı’na yerleşmiştir.”[1]

“...İsa çarmıhtan kurtulmuş ve Hindistanda kutsal biri olarak saygın ve uzun bir hayat sürmüştür Meryem (Pakistanda Mariede), Mary Magdalen, İncile göre İsanın, içinden yedi şeytan çıkardığı kadın. Çin–Hindistan, Kaşgar'da ve Yuz Asaf/İsanın (Hindistan, Srinagarda) kabirleri bilinmekte ve bu yerler insanların akınına uğramaktadır. Bu yerler, kaynaklarda açıkça belirtilmektedir. İsa'nın çarmıha gerilişinden sonra, Keşmirdeki ikametgâhını tarif eden 21 belge zikredilmektedir.

…Reiki din olmamakla birlikte, tüm dinlerden daha eskidir ve Doğu felsefesiyle ilintilidir. Reiki öyle bir kültürden geliyor ki Batı'nın tüm metafizik teknikleri ve belki de ahlakının tamamı oradan alınmadır.

...Budist Mahayana ve Vajrayana öğretilerine vakıf olan İsa, yetişkin Budist ve Reiki şifacısı olarak Kudüs'e döndü. O aynı zamanda bir Bodhisattva'ydı.”[2]

Türkiyeye, 90lı yıllarda Sovyetler Birliğinin yıkılması ile birlikte, Orta Asya ülkelerinden çok sayıda bioenerji uygulayıcısı gelmeye başladı. Gerçi öncesinde de Türkiyede uygulayıcılar vardı ama o kadar yaygın bir uygulama sistemi değildi. Halk arasında bilinirliği ve uygulanması neredeyse yoktu.

2000li yıllarda, uygulamalar daha hızlı yaygınlaşma sürecine girdi. İlk dönem uygulayıcılar, çoğunlukla dindar bir hayat süren insanlar değildi. 90lı yıllarda, Türkiyede azınlıkta olan gayrimüslim nüfus ve dinî yaşantıya mesafeli kesimler arasında şifa akımlarının ilk kıpırdanışları başladı. Bu kişilerin, zaten İslam’ın hassas olduğu şirk konusunda, herhangi bir kaygıları yoktu. Bu sebeple mevcut uygulamalardaki birçok şirk ve bidat uygulama, bu kişiler tarafından rahatlıkla uygulanabiliyordu.

90larda, İstanbuldaki lüks otellerde, Türkiye sosyete ve elitinin düzenlediği katılımı yüksek fiyatlı Maharishi Mahesh Yoginin yaptığı, Transandantal Meditasyon (TM) hareketi başladı. O dönemde zaten dinî yaşantıyla problemi olan medyanın, magazin eklerinde bu etkinlikler özendirilerek haberleştiriliyordu. Mevcut katılımcıların çoğunluğunun, yurt dışı eğitim ve iş bağlantıları sebebiyle bu tür etkinliklere katılma fırsatları olmaktaydı. Eğitimler alındı ve kendi dar çevrelerinde uygulamalar başladı.

2000li yıllarda, siyasi yönetimin de etkisiyle, ekonomik gücün muhafazakâr kesime doğru yön değiştirmesi söz konusu oldu. Muhafazakâr kesimin, bu elit kesimlerle etkileşim süreçleri hızlandı. Neticede, dinî bir endişe taşımayan bu insanların elindeki şifa akımları hızlı bir şekilde muhafazakâr kesime transfer olmaya başladı. Uygulamalar, dindar kesimin elinde İbn-i Arabi ve Mevlana gibi İslam felsefeci ve mutasavvıflarının görüşleri ile harmanlanma ve izah edilme sürecine girdi.

Özellikle son 10 yıllık dilimde, muhafazakâr kesim arasında çığ gibi büyüyen bir yayılma süreci başladı. Hatta zamanla, meselenin dinî hüviyetinden bahsedilir oldu. Kendilerini, dindar kimlikleri ile nazara veren kişilerin bir kısmının, enerji şifacılığı yöntemlerini, inançlarına uygun olup olmadığına bakmaksızın, bir şifa yöntemi olarak benimsediklerini ve eğitimlerini aldıklarını görmekteyiz. Öyle ki bu uygulamaların, İslam dininin söylemleriyle aynı olduğuna inananlar ve inandıkları konulara, diğer insanları inandırmaya çalışan kimseler bulunmaktadır.

Enerji şifa uygulamalarının, dinî bir bir yönünün bulunup bulunmadığı konusunda uygulayıcıların ortak bir kararı yoktur. Özellikle dine karşı mesafesi olan bir kesime göre yapılan işin, dinle bir alakası yoktur.

“Bir başka deyişle bioenerji ve enerji çalışmaları nedir, ne değildir?”

Enerji çalışmaları; bir din veya din içerisindeki bir tarikat değildir. Enerji çalışmaları yapabilmek için dinimizden tavizler vermeye, dinimizin içine sokulmaya çalışılan yanlış değerlere inanmamıza gerek yoktur. Enerji çalışmalarının amacı, insanı anlamaktır. İnsanın, her şeyi anlama ve çözümleme şeklinde bir çaba içerisinde olması gereksiz, geçersiz ve yanlıştır. Enerji çalışmaları için tuhaf şekilleri kullanmaya veya anlamsız kelimelerin tekrarına gerek yoktur. Garip ritüellere, ayinlere gerek yoktur. Doğuştan özel yeteneklerimizin olması gerekmez. Doğal ve normal olmak dışında herhangi bir dine bağlı olmaya, kültüre, enstrümana, jargona veya performansa ihtiyacımız yoktur."

Bu şekilde, enerji şifacılığının dinî bir yönünün bulunmadığını ve ritüeller yapmaya gerek olmadığını söyleyen uygulayıcıya karşın, “İslami Reiki” yaptığını iddia eden uygulayıcının ise Budistlerin meditasyonlarını yapmayı ve mantralarını zikretmeyi tavsiye ettiğini görmekteyiz. Çünkü bugün meditasyon konusu, tamamen dinî hüviyetinden koparılarak, günlük yaşamda yapılabilecek herhangi bir yaşam biçimi gibi algılanmaya başlanmıştır.

“Çakraları açmak için ne yapmalı?”

1. Çakra Nasıl Açılır?

* Ayakta dik durarak birkaç dakika rahatlanır.

* Bağdaş kurulur.

* Baş ve işaret parmağı birleştirilerek dize kondurulur.

* Çakraya odaklanılır.

* Sessiz ve net “LAM” kelimesi tekrarlanır.

* Derin nefes alışverişi, sakinleşip huzurlu hissedilene kadar devam ettirilir.

Diğer çarkların açılması için de sırasıyla; “VAM”, “RAM”, “YAM”, “HAM”, “OM”, “NG” okunur.

Akabinde, tasavvuftaki 7 nefis mertebesini Budizm, Hinduizm gibi din ve öğretilerden devşirilmiş çakralar ile eşleştirmeye, bunların duygulara yansımasını uzun uzun izah etmeye başlamaktadır. Bunlar, bugün YouTubeda videolarını seyredebileceğiniz birçok uygulayıcı tarafından yapılmaktadır. Ciddi bir ilahiyat eğitimi almamış uygulayıcıların çoğu, “İslami Bioenerji”, “Nur Şifası”, “Esma Enerji” gibi isimler altında tasavvuf sohbetleri yaparak, modern şeyhlik postuna oturmakta olduklarını görmekteyiz. Enerji çalışmalarının, herhangi bir dinî yönünün bulunmadığından bahseden uygulayıcı şöyle devam eder:

Tasavvuf ehli Kuran-ı Kerim'in kılavuzluğunda nefsi, 7 mertebe (basamak) olarak tespit etmişlerdir. Aynı şekilde kişisel gelişimci Ken Keyes, sevgiyi sistemleştirerek, yüksek bilince doğru gelişimi ölçmek için 7 basamaklı bir ölçek yapmıştır. Hint felsefesinde bu mertebeler çakra olarak adlandırılmıştır. Üç farklı öğreti de aslında aynı şeyi anlatmakta ve insan bilincinin yükselirken katedeceği basamaklara ışık tutmaktadır. Bunlar sırasıyla şu şekilde isimlendirilmiştir:

Emmâre nefs                                 Güvenlik merkezi                               Kök çakra

Levvâme nefs                                 Duygu merkezi                                   Cinsel çakra

Mülhime Nefs                                Güç merkezi                                       Sosyal çakra

Mûtmainne Nefs                            Sevgi merkezi                                     Kalp çakrası

Râzıyye Nefs                                  Bolluk merkezi                                   Boğaz çakrası

Mardiyye Nefs                               Bilinçli farkındalık merkezi               Alın çakrası (3.göz) 

Kâmile Nefs                                   Kozmik bilinç                                     Taç çakra”

Bu şekilde mesele adım adım dinî kavramlarla örtüştürülmeye başlanmıştır. Enerji uygulamalarına, özellikle esma zikirleri, Kuran’daki şifa ayetleri, Felak ve Nas surelerinin okunması gibi dine ait unsurlar yoluyla İslami bir hava verilmeye çalışılmaktadır. Bazı uygulamacılar, uygulamalarının tamamını, dua ve Allah’ın isimleri ile (esma) yaptığı için insanlara, temiz enerji aktardığını söylemektedirler. Kirli enerji ile temiz enerjinin ayrımının neye göre yapıldığı, enerjinin bu şekilde temiz olduğuna dair referansların hangi dinî kaynaktan alındığı belli değildir. Bu iddiaların tamamı,  şahsi ve subjektif değerlendirmelerdir. 

Bioenerji uygulamalarının ayet, esma ve zikirler yoluyla uygulanmasına dair herhangi bir ayet veya hadis delil olarak getirilemeyeceği gibi, sadece uygulayıcının kendi tecrübesi olması, başka insanların bunları tecrübe edememesi ise meseleyi anlamsızlaştırmaktadır. Yalnızca kendisinin bilebildiği bir “sır” imajı ile uygulayıcı kendisine, seçilmişlik ve özel kazanımlar elde etmiş havası vererek, işi daha da gizemli ve sırlı bir havaya sokmaktadır. “Uyanış” gibi ifadeler kullanarak, kendilerine gayb âlemi açılmış hissi oluşturmaktadırlar. Oysa gaybın son haber vericisi peygamberimizdir.

Manevi uyanış sohbetlerinde, Kuran ve hadislerden ziyade; kişisel gelişim kitaplarından alınmış, Budizmin mistik öğretileri ve batının maddiyatçı kültürünün neticesi olan, egoyu şişiren, ben merkezli düşünceler anlatılmaktadır. Aralara serpiştirilen tasavvufi ifadelerle kendini gerçekleştirmiş, manevi uyanışını tamamlamış insan imajı sunulmaktadır. Anlatımlarında, İslam’ın paylaşımcı ahlak anlayışından ziyade kendi zevki için yaşama ön plana çıkmaktadır. Kapsamlı bir ilahiyat bilgisi ile konuşmuyorlar. İslam’ın namaz, zekât, haram ve helal gibi ameli meseleleri, günah, sünnet gibi kavramları yok. Bol bol tasavvufi ifadeler; marifet, bekabillah, fenafillah, mertebe, aşk, celal, cemal, esma, uyanış, ilahi, nefsin mertebeleri kavramları, kendisine sırlar açılmış insan imajıyla, takipçilere sunuluyor. Kuantum, kuark, kozmik, atom altı parçacıklar, foton, DNA, mRNA gibi kavramlarla ise anlatılanların, bilimsel temelleri varmış havası verilmektedir. Mesela bir uygulayıcının video kaydında seyrettiğim “şu iki esma ile mRNAnızı aktive edersiniz” ifadesi ne kadar da iddialı. Bu iki esmanın mRNAyı aktive ettiği nasıl anlaşılmıştır? Hangi bilimsel çalışma veya dinî referansla bu sonuca varıldığı ise tam bir muammadır. “Kendimi ifade edemiyorum.” diyen birine, “Bunun sebebi boğaz çakranın tıkanık olması yani raziye makamında tıkanıklığın olması sebep oluyor.” şeklinde verilen cevaplar ise işin cabasıdır. Bu anlam nasıl çıkarılmıştır? Bunun için herhangi bir kaynak var mıdır?

Konunun dinîleştirilmeye çalışıldığı esnada çok garip iddialarda bulunulmaktadır. Aktarılan bilgilerin, normal hayat için bir bilgi değeri de bulunmamaktadır. Bu vesile ile dinde olmayan ve dinî bir kaynakla da teyit edilemeyecek anlamsız bilgilerle yeni bidat ve hurafeler üretilmektedir. Mesela gelecek örnekte uygulayıcının boynu esnetme, ip atlama, esneme, iyileşme, yatağın etrafını daire içine alma, Fil suresi uygulaması, lavaboları tıkama, beynin nöronları üzerine tespitlerde bulunma hâllerini şaşkınlıkla okuyabilirsiniz:

“Boynu esnetmek empatiyi, vicdanı (anlayış/idrak, kavrama yetimizi) geliştirir. Namazların sonunda, önce sağ tarafa, sonra sol tarafa yüz çevirerek selam vermek; sağ ve sol omuzda yer alan enerjilere pozitif ve negatif yüke bir vurgudur. Rahmani bir dengedir.”

“İp atlamak, manyetik yamulmaları dengeleyerek hizalar. Belki bu bedensel çözülme, ilişkilerde çözülme, ekonomik çözülme, bağırsaklarda çözülme getirerek şifalanacak, tıkanmış ne kadar hadise varsa aynı şekilde bir iz, eş düşümü mutlaka olacaktır. Esnedikçe bir üst boyuta sıçrayabiliriz ve potansiyel olarak bizde açığa çıkmayı bekleyen esmaları aktifleştirebiliriz.”

“Gönül gözüyle bakıldığında olayların sebep sonuç zinciriyle devam ettiğini, kişinin şartlı refleks, koşullanma ile davranış geliştirdiğini anladığımız an devreye ‘ES-SETTÂR’ (kusurları örten), ‘El-GÂFFAR’ (affeden/tolere eden), ‘EN-NÛR’ (aydınlatan/idrak ettiren) girer. Nihayetinde bu tür bir mübarek yayın, negatifin üstüne set çekip, ilişkiyi felaha erdirip kurtuluş ve iyileşme sağlar.”

“Yatmadan evvel; yatak etrafını ile daire içine alıp uzandıktan sonra, gözleri yumarak, sol göğsün altına yoğunlaşıp 'Kalpler ancak Allah’ın zikri ile mutmain olur.’ Rad suresi 28’i, Türkçe manasıyla kalben okuyarak ve düşünerek uyumaya çalışılması, uykuya dalış evresinde başka hiçbir şey düşünülmezse etkili olur. Bu sayede rahatsızlık veren, şuur sahamızı taciz eden, çöp düşünceler diyebileceğimiz bilgiler ekarte edilerek derin bir uykuya dalabiliriz.”

“Fil suresini her türlü hastalığın tedavisi için okuyabilirsiniz. Bu sure, bedeni aşağı çeken, belli bir bölgeyi istila etmiş karanlık enerjiyi söküp atabilecek güçtedir. Cerrahi bir müdahale gibi veya doktorun elindeki neşter ile tümörün kökünü kazıdığı gibi. 40 gün süreyle, günlük 100 tekrar tesirli olur. Omurgaya yerleşik düzen almış, bilhassa sırt ve boyun bölgesini etkileyen, abuk sabuk parazit enerjileri siler süpürür. Ebabil kuşlarının gagalarından atılan ‘balçıktan pişirilmiş sert taşlar’ için öncelikle niyet edin ve rahatsız olduğunuz bölgeyi hedef alarak, metafiziksel atışlar (niyetle yönlendirme) yapın. Okumaya başladığınız anda beyniniz, 'Arap alfabe koduyla’, Fil suresinin anlamını, dalga frekansa çevirecek ve atomik boyutta hedef aldığınız bölgeye yaptığınız atışlarla kahrederek temizleyecektir inşaallah. Ritmik ve düzenli tekrarlarla birlikte güçlenen beyniniz, hücre gruplarını motive edecek ve daha çok örgütlenerek, kuvvetli dalgalar üretecek ve havan topu gibi atışlarla, ilgili bölgede yer alan habis enerjiyi def olmaya sevk edecektir.”

“Evin giderlerini, lavaboları tıkaçla kapamalı, aksi hâlde akıl noksan olur, duygu ve düşüncelerde bozulmalar yaşanır. Atık su giderlerinden gelen negatif yük, manyetik sahamıza engel oluşturur.”

“Birçok vesileyle, yazılarımda ifade ettiğim ‘Her şey, düşünceyi izler.’ önermesini bu yönde incelediğimizde bir iyilik, bir kazanım karşısında yapacağımız bir teşekkürle ilgili konuda beynimiz ‘Eş-Şekur’ esmasının manasını nöronlarda tetikleyerek, kapasite genişlemesine vesile olup algı dünyamız genişleyecekir.”

Burada anlatılan konuların hiçbirinin dinî bir değeri ve referansı yoktur. Uygulayıcı; namazda verilen selamın enerjileri dengelemesini, ip atlamanın bizdeki esmaları aktif hâle getirmesini, Fil suresinin hastalıklara bu şekildeki bir tesirini, Eş-Şekur esmasının nöronları tetiklediğini, ev giderlerinden gelen enerjilerin ne olduğunu ve bize nasıl engel olduğunu nasıl anlamış? Bütün bunları hangi dinî delile dayandırarak söylemektedir?

Ayrıca Peygamber Efendimiz (sav); Yatağına uzandığı vakit Ayetel Kürsiyi yani ‘Hayy ve Kayyum olan Allah’tan başka hiçbir ilah yoktur.’ ayet-i kerimesini sonuna kadar oku. Böyle yaparsan, üzerinde behemehâl Allah tarafından gönderilen muhafız bir melek bulunur ve şeytan, sabaha kadar senin semtine yaklaşamaz.”[3] buyurmuştur. Peygamberimizin, yatağına girdiği zaman ellerini birleştirerek Felak ve Nas surelerini okuduğu ve sonra vücudunu, ellerinin yetiştiği yerlere kadar mesh ettiği hadislerde rivayet edilmektedir. Uygulayıcının, yatağın etrafını Ayetel Kürsi ile daire içine alınması ile ilgili tavsiyesi, şekli belli olan sünnetin, tahrip ve tahrifidir. Ayrıca zihindeki çöp düşüncelerin ekarte edilmesi başka bir soru işaretidir.

Kendisini, İslami enerjinin öncüsü ve az sayıdaki temsilcisinden birisi olarak gören bir başka uygulayıcının ise kendince geliştirdiği, nazardan korunma ritüeli de yine sünnetin tahrif ve tahribatının bir başka örneğidir. Uygulayıcının, evdeki nazar ve negatif enerjilerden kurtulmak için iki farklı uygulama tavsiyesi var:

“Negatif Enerjilerden Arınma Suyu Hazırlama

Okumadan önce: "Nazar ve bütün negatif enerjilerden, sevgiyle arınmayı seçiyorum. Ve öyle de oluyor şükürler olsun Allah'ım.”

Tekvir suresini bir şişe suya 41 defa okuyoruz. Ve okuma bittikten sonra 3 defa Hu diyerek nefesimizi suya üflüyoruz. (Uzun gelirse, 7 defa okuyup 7 gün bu çalışmayı yaparak devam ettirebilirsiniz. İki seçenekten birini yapabilirsiniz.) Okuduktan sonra da suyu herkese içirebilirsiniz. Çalışma, 24 saat içerisinde tamamlanıp su, 24 saat içerisinde tüketilmelidir.”

“Negatiften Arınmak İçin Evde Nasıl Tütsü Yapılır?

Demir ya da cam olan derin bir kabın içine alüminyum folyo koyuyoruz. Sonrasında içine defne yaprağı, ada çayı, birkaç dal üzerlik otu ekliyoruz ve ardından yakıyoruz. Yanmazsa üzerine kolonya döküp bir parça kâğıt yakıp içine atarsanız, yanmaya başlayacaktır. Bu dumanı odalarda gezdiriyoruz. Özellikle köşelerde üç dört defa döndürüyoruz. Gezdirirken Ayet’el Kürsi, Nas ve Felak surelerini okuyup ‘Sizleri sevgiyle uğurluyorum.’ diye tekrarlıyoruz.”

Oysa Peygamberimizin nazardan korunmak için yaptığı şey gayet basit ve sadedir. Rivayet şu şekilde: “Resulullah (sav), göz değmesinden ve cinlerin şerrinden dolayı Allah’a sığınır ve dualar okurdu. Muavvizeteyn sureleri denilen Felak ve Nas sureleri nazil olunca (indirilince), diğer okuduğu şeyleri bıraktı ve bu iki sureyi okumaya başladı.”[4] Uygulayıcının bu tavsiyeleri Budizm ve Şintoizm gibi batıl dinlerden alınmış ritüellerdir.

Bu, nazar ve cinin musallat olması konusu, enerji uygulayıcılarının kendilerince yorumladıkları, güya çözdükleri bir alandır. Hatta çoğunun inancına göre zaten bioenerji, bedene musallat olmuş cinleri yakmakta veya çıkarmaktadır. Bakın, bir başka uygulayıcı bu konuda nasıl bir değerlendirme yapıyor:

“Etrafımızda bir nur halkası yoksa şeytan vücuda girer. Bionerji 3. gözü açar, bir nur halkası oluşturur. Şeytan bedene giremez ve vesvese oluşturamaz. Bioenerji öğrenen insanlarda nur enerjisi olduğu için şeytan, ona tesir edemez. Önce vesveseden kurtulmak için eğitim veriyorum.

Enerji seviyesi yüksek olanlar, şeytan çarpmasını temizler, altı ayda düzelir.

Nazardan kurtulmak için herkes okumamalı. Nazardan kurtulmak için bioenerji, nur enerjisini tavsiye ederim. Aura enerjisi arttıkça nazar, şeytan ve cin tesirinden kurtulursunuz.

5 yaşında öğrencim var. Bütün öğrencilerim birbirine cumadan cumaya enerji gönderiyor.

Biz de rukye yapıyoruz. İlimle bilim birleşince nursal enerji oldu. Bioenerjinin de üstünde bir şey bu… Efendimizin zamanındaki rukye ücretini öğrenseniz dudaklarınız uçuklar. Hastalanan bir asker için rukye yapıyorlar ve karşılığında 100 koyun veriyorlar. Bu işin ücretini ödemezseniz iyileşmezsiniz.

Ayet ve esmalar bizim uygulamalarımızda anahtardır. Biz ayna gibiyiz. Reiki mum ışığı ise nur enerjisi güneştir.”

Buradaki her bir değerlendirme tam bir fecaattir. 14 asırdan beri bionerjiyi bilmeyen Müslümanlar acaba şeytanın vesvese ve tesirlerinden nasıl kurtulmuşlardır? Nazar ve şeytan çarpmasına karşı nur enerjisinin uygulanmasının dinî referansı nedir?

Uygulayıcılar, neredeyse dinin her bir meselesine yeni yorumlar getirmektedirler. Uçuk diye nitelendirebileceğimiz, akla ve mantığa uymayan, Kur’an ve sünnette karşılığı bulunmayan hurafe ve değerlendirmeler, adım adım İslam’ın altını oymaktadır. Canlı yayınla yaptığı meditasyon uygulaması esnasında, takipçilerini Medineye götürüp Peygamber Efendimizin (sav) kabrini ziyaret ettiren bir başka uygulayıcının, namaz sonunda yapılan tesbihatlar için yaptığı yorum ise şöyledir:

“Tesbihat yaparken göz önüne gelen resim kareleri, algoritmalarınızdaki üçüncü gözünüze gelir. Üçüncü göz aktive olurken alın ve kaş bölgelerinde ağrı, karıncalanma olur. Bu simgelerin zihnen fotoğrafını çek ve internetten bak. O simgeyle uyumlanıyorsun o an.”

Kendisini “Allah’ın memuru” olarak nitelendirerek, cennet frekansında eğitimler verdiğini iddia eden bir başka uygulayıcı ise “Zambak enerjisinden bir gün deneyimliyorum ve cennetten bir gün yaşıyorum. Bu cümleyi 11 defa söylemeden yataktan kalkmıyorum hatta gözümü bile açmıyorum.” gibi çiçekler üzerine kurduğu şifa kodlamalı sözler ile bedensel farkındalık, çakra açılımı ve kendini bulma, varoluşun özüne erme, bolluk, bereket, sevgi ve evrenle bütünleşme üzerine kendince yeni bir sistem kurduğunu iddia etmektedir. 

Uygulayıcıya göre çiçek sembollü ürünler ile şifalanma çalışmaları ve bu çalışmalarda tekrarlanan şifalı sözlere gerçekten inanan kişiler, enerji şifacılığından yararlanabilmektedir. Sembol ve dil üzerinden gerçekleşen çalışma; şifalanmaya, frekansın değişmesine, yaşamdan zevk almaya, arınmaya, günlük sıkıntılardan kurtulmaya yönelik dua paketi olarak sunulmaktadır.

2019 yılında, yaşam çiçeği enerjisini ilk kez dünya ile buluşturduğunu ileri sürerek, kendisine yüklediği misyonla; yüzde yüz ilahi sistemle bağlantıda kalarak, kendi fani kimliklerimizi değil, Allah’ı yücelterek, insanoğlu için dünyada cenneti yaşamanın mümkün olduğunu söyleyen uygulayıcı; para, çocuk, wellness üzerine verdiği eğitimleri için “Dünyadaki cennete hoş geldiniz!” sloganını kullanmaktadır.

Şükretmeye çalışmanın ne kadar zorlama olduğunu fark ettiği bir günde “Ben, bedenim ve yaşamım meccanen şükür frekansındayım.” sözünün ortaya çıktığını iddia eden uygulayıcı, bu ifade tekrar edildiğinde frekansınızın değişeceğini, yaşamdan zevk almaya başlayacağınızı ve şükür gerektiren güzelliklerin ayaklarınızın altına serileceğini iddia etmektedir. Bir başka paylaşımda “Alfa frekansındayım, cennet frekansındayım.”, “Dünyada cenneti yaşıyorum.”, “Yaşamımın altın çağındayım.” ve “Bugün cennetten bir güne uyanıyorum.” cümleleri, 7-9-11 kez tekrar edildiğinde, cennet frekansına geçişin ve dünyada cenneti yaşamanın kesinlikle mümkün olduğuna dikkat çekmektedir.

Gerek bilinçaltı gerekse enerji uygulamalarında bazı uygulayıcılar, bu çalışmalarından sonra ibadetlerini daha bir duyarak ve derinlik içinde yapabildiklerini belirtmektedirler. Mesela şu paylaşımı Access Bars kurucusu Gary Douglas’ın, cinsel sapkınlıklarının bahsedildiği bir yorumun altında YouTube’da okudum.

“Merhaba Burcu Hanım, anlattıklarınızın aksine ben, accesteki araçları kullanmaya başladığımda ibadetlerimi daha severek, içten ve samimi bir şekilde yapmaya başladım. Güne daha kolaylıkla başlıyorum. Yaşadığım her olayda ‘Bunun bana hayrı nedir, hediyesi nedir, Allahım burada benim için başka neler mümkün?’ diyorum. Çözemediğim sorunlarda pıt diye bir kolaylık sağlanıyor. Ben, hepsinin birer araç olduğunu düşünüyorum. Elbette dine göre düşünüp uygulandığında hayatınızda muazzam güzellikler oluyor. Kendimize koyduğumuz tüm kilitler açılıyor. İnsanları olduğu güzelliğiyle alıp kabul ediyorsunuz. Ben böyle düşünüyorum. Eğitim ücretleri, kanallıklar ile söylediklerinizle haklı olabilirsiniz ama içinde bir sürü dinamik araç var. Siz hangisini kullanmak isterseniz, onu kullanırsınız. Soru sormak muazzam alan açıyor.”

Peki neden uygulayıcılar, kaynakları bu kadar problemli ve içeriğinde İslam’ın ruhuyla uyuşmayan, hatta şirk olarak nitelendirebileceğimiz bu sistemleri uygulamakla, ibadetlerinde daha fazla huzur hissedebilmektedirler?

Peygamber Efendimiz (sav) “Öfke şeytandandır.”[5] buyurmaktadır. Demek ki şeytanın, insanın duygularına tesir edebilmesi söz konusu olmaktadır. Şeytan, olumsuz anlamda; öfke, haset, kin ve inat gibi duyguları tahrik edebildiği gibi, insana bazı şeyleri hoş gösterebilme, zevk aldırabilme gücüne de sahiptir. Ayette “Allah’a yemin olsun ki senden önceki ümmetlere de (elçiler) gönderdik. Fakat şeytan onlara, yapıp ettiklerini (küfür ve kötü amellerini) süslü göstermiştir. Bugün de onların velisi (dostu) o (şeytandır) ve ona uyanlar için acı bir azap vardır (onları beklemektedir).” [6] buyurulmaktadır. Yani şeytan, batıl ve çirkin olan şeyleri de insana güzel gösterebilmektedir. Bu tür batıl icraatlarla beraber ibadetinden daha fazla zevk alma meselesi ise ancak şeytanın sağdan yaklaşması diye tanımlanabilir. Şeytan, kişi batıl bir yola saptığı için namazda vermiş olduğu tembellik, miskinlik ve bezginlik havasını vermekten vazgeçmektedir. Böylece kişi namazdan zevk almakta, bu zevki de duvara astığı yaşam çiçeği tablosuna, Access uygulamasına, Theta Healing’deki his yüklemesine mal ederek, bu batıl sistemlerin hem destekçisi hem de yaygınlaşması konusunda pay sahibi olmaya başlamaktadır.

Kur’an’da, işlenilen amelin süslü gösterilmesi iki şekilde ele alınır: Şeytanın süslemesi ve Allah’ın ameli süslü göstermesi.[7]

Şeytanın süslemesi, insanlara kötü işleri -vesvese yoluyla- güzel olarak telkin etmesi demektir. Amacı ise insanları maddi-manevi zarara sokmaktır. “Biz, ahirete iman etmeyenlere yaptıkları işleri süsledik, o yüzden onlar körelmiş bir vaziyette bocalayıp dururlar.”[8] Bu ayette geçen, Allah’ın süslemesi, onları, kötüyü güzel olarak algılayacakları bir duruma getirmesidir.

Bu iki süsleme arasındaki farkı şöyle açıklayabiliriz: Allah’ın süslemesi, bir yaratmadır. Şeytanın süslemesi ise yalnız bir telkindir. Allah, haksız yere hiç kimseye kötüyü güzel gösterip onu hak yoldan saptırmaz. “...Allah bu misalle birçoklarını şaşırtır, yine onunla birçoklarını yola getirir ancak bununla fasıklardan başkasını şaşırtmaz.”[9] mealindeki ayette bu gerçeğe vurgu yapılmıştır. Şeytan ise kötü insanların yanı sıra iyi insanlara da kötüyü güzel olarak göstermeye çalışır.

Allah, kendi özgür iradeleriyle yanlış yola girip kendisine isyan eden, küfür ve isyanlarında ısrar edenlere hak ettikleri cezayı vermek üzere, onları içinde bulundukları yanlış yoldan çıkarmaz. O yolu onlara -bir ceza olarak- süslü gösterir. Yani algılama cihazlarını köreltir, artık doğruyu görmezler. Ve bu adaletin ta kendisidir. İçki içen, hırsızlık yapan, adam öldürenlerin, o kötü temayüllerini fiilî teşebbüs hâline getirince, Allah da onların bu kötü temayüllerine bir ceza olarak, o fiilleri işlemelerini kendilerine güzel gösterir ve onları yaratır da.

Şeytanın amacı ise ilk insan Hz. Âdem’den (as) beri devam eden husumetin bir sonucu olarak, hak etsin etmesin, bütün insanları doğru yoldan saptırmaktır.

Yukarıda sıraladığım bir kısım örneklerde görüldüğü üzere, din meselesi neredeyse tüm enerji şifa uygulayıcılarının tepe tepe kullandıkları hatta sömürdükleri, üzerinden menfaat elde ettikleri, kendilerince yaptıkları yorumlar ile adım adım dinin temel dinamiklerini tahrip ettikleri bir alan olmuştur.

Ayet ve Esma-ül Hüsna ile İslami ve temiz enerji sunduğunu (hatta İslami enerjinin, kendisinin tescilli markası olduğunu ve kendisinden izinsiz kullananlar hakkında gerekli işlemlerin başlatılacağını) iddia eden bir diğer uygulayıcının, toplu enerji çalışmalarıyla karşılaştım. Uygulayıcı, Instagram hesabından yaptığı paylaşımlarında; Yüz Güzelliği, Başarı Enerjisi, Sakinlik Enerjisi, Yıldız Yükseltme, Namaz Sevgisi, İbadeti Sevdirme, Para Blokajı Temizleme, Gold Bolluk Enerjisi ve Kalp Acısı Şifalandırma başlıkları altındaki uygulamaları online, toplu olarak ve ücretsiz yaptığını söylemektedir. Dünyanın neresinde olursanız olun, 24 saat içinde faydalanabileceğiniz bu uygulama da yine İslami süslemelerden fazlasıyla payını almış bulunmaktadır.

Katılmak istiyorsanız yorumlara Ad, Soyad ve Bulunduğunuz Şehri yazıyorsunuz. Soyadını vermek istemeyenler sadece adını ve şehrini yazabilir. Cuma günü, Türkiye saatiyle akşam 22.00'de, ücretsiz enerji çalışması olacaktır. 20 dakika sürecektir.

Niyetimiz: ‘Xxxx Xxx’in vesilesiyle bana gönderilecek olan, Rabbimizin şifa enerjisini sevgiyle kabul ediyorum ve izin veriyorum. Kendimi ve yaşamımdaki tüm oluşları, şifalanması ve düzelmesi niyetiyle, sevgiyle bu enerjiye açıyorum. İbadetlerime olan sevgim artıyor, şükürler olsun. Şükürler olsun Allah’ım, teşekkür ederim. Allah’ım imtihanlarımızı kolaylaştır. İçimdeki öfkelerimi sevgiye dönüştür. Bugüne kadar kime ne yaptıysam hepsinden özür dilerim. Lütfen beni affedin. Teşekkür ederim. Sizleri seviyorum. Bugüne kadar yaptığım bütün günahlardan tevbe ediyorum Allah'ım. Benim ibadetlerime olan sevgimi artır. Kolaylıkla, sevgiyle, neşeyle ibadet etmemi sağla Allah'ım.

Niyeti sesli olarak okuyup avuç içleri tavana bakacak şekilde uzanıyoruz. Abdestli olmanız iyi olur. Regl olanlar da katılabilir. Çalışma sırasında, bugüne kadar kaçırdığımız, hakkıyla yapamadığımız bütün ibadetlerimiz için tevbe edelim.

Enerji çalışmasından önce 1 bardak su içiyoruz. Enerji çalışması sırasında ayrı bir bardak suyu yanımızda tutup enerji çalışması bitiminde bu suyu çoğaltarak ailecek içebilirsiniz. Bu suyu 24 saat içinde tüketmeniz gerekir.

Enerji çalışması sırasında kendinizi, mat beyaz bir renkle arınmış ve sakinleşmiş olarak hayal edin. İbadetlerinize olan sevginizin arttığını hayal edin.

Çalışmadan sonra ihtiyacı olan birine sadaka veriyoruz.

İşiniz varsa, niyet etmeniz bile enerjiyi almanızı sağlar. Çalışmaya katılamazsanız, 24 saat içinde niyet edip istediğiniz zaman 20 dk. uzanabilirsiniz.

Yaşam çiçeği uygulaması ile zamanın ötesinde şifa dağıttığını iddia eden bir başka uygulayıcı ise tekrarlanmasını istediği sözler ile Kur’an bilincine ulaştırabildiğini, feraseti arttırabildiğini ve yaşamı güzelleştirebildiğini iddia etmektedir. Yani sizin Kur’an’ı okuyup anlamanız veya onu hayatınıza tatbik etmeniz değil, bu ritüeli yapmanız tavsiye edilmektedir.

“Bu evrende hangi yaşam çiçeği formu olduğumu, beyaz zambak çiçekleri ile fark ediyorum.” “Tekrar et, yaşamın değişsin.”

“Kurban bilincinden, Kur’an bilincine, mavi yaşam çiçekleri eşliğinde geçiş yapıyorum.”

“Sarızambak enerjisiyle ferasetim artıyor ve yaşamım güzelleşiyor.”

Burada uygulayıcıların, çok az sayıda dinî ritüel ve söylemlerle zenginleştirilmiş çalışma ve uygulamalarını örneklendirdim. Görüldüğü üzere yeni bir din anlayışı, yeni ritüel ve anlayışları, uygulama ve inanışları ile adım adım şekillendirilmektedir. Özellikle; nazar, büyü, korunma, şifalanma, bolluk ve bereket, huzurlu aile, zihin açıklığı ve berraklığı gibi herkesin ihtiyaç duyabileceği konular ele alınmaktadır. Sunulan uygulama ve ritüellerin, İslam’da yeri olmamasına karşın, İslam sosu ile âdeta üzerine tesettür kıyafeti giydirilmiş bir fahişe hüviyetinde pazarlandığını görmek mümkündür.

 


[1] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 17.

[2] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 20.

[3] Buhari, Vekalet 10

[4] Tirmizi, Tıp 12

[5] Müsned, 4/226

[6] Nahl, 16/63

[7] https://sorularlaislamiyet.com/allahin-ve-seytanin-kafirlere-islerini-guzel-ve-suslu-gosterdigini-belirten-ayetler-var-allah-ve-0

[8] Neml, 27/4

[9] Bakara, 2/26

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.

Herhangi bir şey arayın...