Reenkarnasyon, ölen bir bedendeki ruhun, yeni doğan bir bedenle dünyaya geri döndüğü inancıdır. İlk izlerini Eski Mısır, Antik Yunan, Kelt, Maya ve İnka Uygarlıklarında görmekle beraber; Hinduizm, Jainizm, Sihizm, hatta Budizm’in yeniden doğma inancını da reenkarnasyon olarak görebiliriz. Anadolu Kızılbaşlığı’nda, Nusayrilerde, Dürzilerde, Yahudiliğin ezoterik yapısı olan Kabbala’da (gilgulim) ve belirgin ifadelerde bulunan (Ferideddin Attar, Bahram Elahi gibi) sufilerin bir kısmında, az olmakla birlikte tasavvufta da rastlanır. [1]
Ellerini kullanarak, bedendeki dengesi bozulmuş enerji sistemini düzeltme iddiasında bulunan enerji uygulayıcılarının birçoğunun kitaplarının, özellikle son kısmında reenkarnasyon konusuna değindiklerini görürüz. Yapılan işin ölüm sonrasıyla ne alakası vardır? Neden böyle bir inanca yönelme ihtiyacı duymaktadırlar?
Konuyu araştırdığım dönemlerde, her hafta doktor, avukat, mühendis gibi seçkin insanların üye olduğu köklü bir spiritüel dernekte sohbet yapan 80’li yaşlardaki uygulayıcı, bir video kaydında reenkarnasyon inancından hiçbir şekilde dönmeyeceğini söylemişti. Aslında çok da şaşılacak bir durum değildir bu. İleri seviye uygulayıcıların, özellikle bulundukları coğrafya ve dinî yapı içinde önemli olan, meşhur isimlerin ruhlarıyla görüştüklerine dair iddialarını manevi rehberlik konusunda işlemiştim. Mesela bizim coğrafyamızda Mevlana, İbn-i Sina, Lokman Hekim, Merkez Efendi, İbn-i Arabi ile görüşüldüğü düşünülmekte ve iddia edilmektedir.
Bu manevi, ruhsal rehberlerle görüşmelerinin neticesinde, bizdekilerden bazıları da dâhil olmak üzere çok sayıda şifa uygulayıcısı, reenkarnasyon fikrine inanmaktadır. Şifa uygulayıcıları, sadece ellerini kişi üzerinde tutarak şifalanmaya vesile oldukları gibi bir görüntü çizseler de her ne hikmetse İslam’ın yaratıcı, melek, ahiret, kader, peygamber, mucize, ibadet, zikir gibi konularında yeni ve dinin ruhuyla uyuşmayan, problemli düşünce yapıları ve söylemleri geliştirdiklerini görürüz. Görünüşte yapılan iş, sadece bir şifa çalışması gibi görünse de birçok şirk unsurları içeren inanış ve ritüeller, şifa uygulamaları yoluyla hayata dâhil edilmeye başlanmıştır. Böylece sadece dinde olmayan bidatler ile sünnetin tahrip edilmesi değil, İslam’ın altı inanç esası da yeni bir din anlayışı ile tahrip edilmektedir. Meleklere imanla ilgili problemleri bir önceki başlıkta incelemiştim. Reenkarnasyon iddiasında ise ahirete iman konusu tahrip edilmektedir. Zaten birçok başlıkta, Allah’a şirk koşulması örneklerini paylaşmaya devam ettiğimi görüyorsunuz. Kitaplara yani Kur’an’a iman konusundaki tahribatın ise enerji uygulamaları üzerinden değil, havas ilmi üzerinden yapıldığını nasipse ayrı bir kitap çalışması ile ortaya koyacağım.
Steine, bu hayatta Reiki alanların daha önceki yaşamlarında da Reiki aldığı için şimdi de aldığını, hastalıklara ruhsal âlemde mahsur kalmış ruhların sebep olduğunu, Reiki sembolü Sei-He-Ki kullanarak ruhun, asıl ait olduğu yere gönderilebileceğini söyler.
“Geleneksel öğretmenler der ki eğer şimdiki hayatınızda Reiki almışsanız bu, iddiaya göre önceki bedenlenmelerinizde de almış olduğunuzdandır.
Bir sonraki şifamızda onu son uygulamanın tüm hayatlarına geri götürdüm.
Bazen, ruhsal âlemin alt bölgelerinde (astral düzleminde) mahsur kalan ruhlar, insanların veya hayvanların bedenine girip hastalık olarak tezahür edebilirler. Bunlara ruhsal ilişikler denir. Şifacı, tecrübe kazandıkça onlarla karşılaşmaya başlayacaktır. Onları uzaklaştırma işlemi, evdeki varlığı serbest bırakmaya benzer. Ancak şu farkla ki sözünü ettiğimiz ruhlar, yanlış bir şey yaptıklarının farkındadırlar ve 'ev’lerine gitmeye korkuyor olabilirler. İlişiğe şöyle derim: 'Işığa git. Görevin bitti, artık evine dönebilirsin. Cezalandırılmayacaksın. Hoş karşılanacak ve şifa bulacaksın. Işığa git, Tanrı seni bekliyor.’ Bol bol Sei-He-Ki kullanın. Enerjinin serbest kaldığını hissedeceksiniz. Böyle bir şifa bazen uzun süreli bir sağlık sorununun ya da duygusal bir problemin çözümüne vesile olabilir.”[2]
Brennan, danışmanlıkları esnasında danışanlarının geçmiş hayatlarını görebildiğini, geçmiş hayatları ve duyu dışı elde edilen malzemeleri yorumlayabilmek amacıyla dokuz yıllık bir eğitim aldığını ifade ediyor.
“Washington DC’de danışmanlık yapıyordum ve geçmiş hayatlar denen şeyi görmeye başladım… Örneğin sudan korkan bir hastam, başka bir yaşamda boğulmuştu. Yardım da isteyememişti… Phoneix Pathwork Merkezi’nde, geçmiş hayat ve diğer duyular dışı algılamalarıyla elde edilen malzemeleri yorumlama üzerine dokuz yıl sürecek eğitimi almaya başladım.”[3]
Henkin, varlık diye nitelendirdiği ruhun ölümden sonra ne olduğunu tam olarak açıklayamadığı başka planlarda yaşamını sürdürdüğünü, bazı ruhların ise tecrübelerini paylaşmak için bedenli insanlarla iletişim kurduğunu, hatta bazı ruhların yarım kalan işlerini tamamlamak amacıyla bu dünyayı tam olarak terk edemediğini iddia eder.
“İnsan ölüp fiziksel formu dünyadaki devrini tamamladığında varlık, genelde astral plan dediğimiz, öteki planlarda yaşamını sürdürür. Varlık, her reenkarnasyonda yeni bedenlere girerek başka fiziksel şekillere bürünür ve fiziki hayatlarına devam eder... Dünyada şifacı olarak şu ya da bu şekilde çalışmış olan çok sayıda ruh, astral planla ilgili araştırmalara merak ve öğrenme isteği ile devam ediyor... Yeteneklerini uygulamak isteği veya karmik borçtan ötürü ya da sadece dostluk ve iyi niyetle bir ruh, bedenli insanlarla çalışmayı seçebilir... Şifacı, ruhun bilgi ve uzmanlığından yararlanırken, fiziksel plandaki bedenli varlık kadar kuvvetli ve etkin olmayan bedensiz ruh da başkasının mevcut bedeni aracılığıyla çalışarak büyük etkide bulunur... Bazı ruhlar, bedenleri öldükten sonra, hoşlandıkları ya da canlılar arasında bitmemiş işleri olduğu veya hangi plana ait olduklarını karıştırdıkları için fiziki planı terk etmeye isteksizdirler… Her varlık çeşitli bedenler içinde enkarne olur… İnsanlara kur yapıp onları etkilemenin öteki yolu, geçmiş yaşamlarında günahkâr ya da tehlikeli olduklarını söyleyip bugünkü hareketlerinden sorumlu olmadığını anlatmaktır… Yakın arkadaşlarınız ve ilişkileriniz hemen hemen daima eski arkadaşlardır… Çok sayıda insanın, çok sayıda geçmiş yaşamları olmuştur.”[4]
Buna benzer bir yaklaşım tarzını daha önce bahsettiğim, her hafta toplanıp Yüce Plan Notlarını okuyan grubun videolarında da görmüştüm. Haftalık dernek sohbetlerini yapan uygulayıcı, cin kavramı yerine bedeni terk etmemiş eski bir ruh olmasından bahseder. Bunlar ölümden sonra bedeni terk edememiş ve yeni yerlerine gidememiş olan ruhlardır. Uygulayıcı, Hollanda’da kayda aldığı eski bir videoda, danışanını hipnoz yoluyla transa aldıktan sonra ondaki bu ruhla konuştuğunu anlatmakta ve video kaydını yayınlamaktadır. Danışandaki ruh, eski bir itfaiyeciye ait olduğunu ve bir yangın sırasında yanarak öldüğünü söylemektedir. Uygulayıcı, ruha; danışanın acı çektiğini, artık bu bedeni terk etmesi ve ışığa gitmesi gerektiğini söylemektedir. Bir müddet sonra ruh bedeni terk ederek ışığa gitti. Uygulayıcı, daha sonra yaptıkları araştırmada bu isimde bir itfaiyecinin yaşamış olduğunu ve gerçekten de bir yangın sırasında yanarak öldüğünü anlatmaktadır. Uygulayıcı bu ve benzeri tecrübelerinden ötürü hiç kimsenin kendisini reenkarnasyon inancından vazgeçiremeyeceğini söylemektedir.
İnsanın bu dünyaya kaç defa geldiği inancı konusunda şu iki uygulayıcının paylaşımları bize bir fikir verebilir.
“Dünyadaki ortalama bir ruh, yaklaşık 2 bin yaşam yaşadı. Yaşlı ruhlar 2500 ve hatta 3000 ömür yaşamıştır.”
“Bu simülasyon sonlandığında bilincini, boyut frekans bant hızına yükselttiğinde, ait olduğun boyuta aktarılıp o boyutun yaşam koşullarına uygun beden ile muazzam bir hayata kavuşacaksın. Tekamülün bulunduğun boyutta da devam edecek. 26 bin yıllık döngüler ile.”
Tabii burada ister istemez herkesin aklına şu soru gelmektedir: İnsanın bu kadar defa tekrar hayata geldiği kim tarafından, nasıl sayılmıştır? Reenkarnasyon inancıyla meditasyon inancı arasında da bir ilişki vardır. Meditasyon yaparak, bu dünyanın acılarından kurtulamadığı sürece insan, bedenlenerek bu dünyaya gelmeye ve acılar çekmeye devam edecektir. Ama ne zaman ki meditasyonla aydınlanarak Nirvana’ya yani hiçlik boyutuna ulaşabilirse o zaman bedenlenerek bu dünyaya gelmekten kurtulacağı ve böylece acılarından kurtularak bir üst boyuta geçeceği düşüncesine inanılmaktadır. Ahmet Hulusi, bu tür iddiaların arkasında kişilerin beynine ve bilincine tesir eden bir cinnin -aslında benim tecrübelerime göre bir cinni şeytanın- varlığından bahsedilebileceğini söylemektedir.
Kişinin uyumasından yani “insanın bilincinin, beyin” ve dolayısıyla “beden” üzerindeki tasarrufunun kalkmasından sonra, o uyutulan kişinin frekansına en yakın yapıdaki “cin”, onunla iletişime geçmiştir...
Önce bu cin bir adaptör, bir radyo görevi gören o kişinin beynine sinyaller göndermeye başlamış ve beyindeki konuşma merkezine de etki ederek, o kişinin ağzından değişik bir şekilde orada bulunanlara hitap etmiştir...
Dinî yollar dışında, reenkarnasyona inananların ileri sürdükleri diğer ispat yolları şu dört noktayla belirlenmektedir:
a. Rüyalar
b. Déjà vu
c. Ekminezi (Ecminesis)
d. Doğrudan, eski hayatların hatırlanması
“... Ey cin topluluğu, gerçekten insanların çoğunluğunu hükmünüz altına aldınız (hakikatten uzaklaştırdınız)!...” (6 En’am: 128)
“Dünya’nın son devirleri yaklaştığında, cinler yeryüzünde görünmeye ve insanlarla çeşitli şekillerle temas kurmaya başlayacaklardır...”[5]
Cinni şeytanlar, yüzler hatta binlerle ifade edilen yaşlara kadar yaşamaktadırlar. Kendilerine verilen görevlere göre, birçok insana girip çıktıkları için, bedeninde yıllarca yaşadıkları insanlar hakkında çok detaylı bilgi sahibi olmaları tabii ki normal bir durumdur. Bir kısım insanlarda, önceki yaşamlarına dair inancın oluşmasını netice veren, vizyon ve tecrübelerin yaşanmasına sebep olabilmektedirler. Bu yolla şeytan, reenkarnasyon inancının güçlenerek ahiret inancının inkâr edilmesi amacını hedeflemektedir. Neticede ahiret yoksa o zaman hesap, cennet ve cehennem de yok demektir.
Reenkarnasyon meselesi, “Kur’an Yolu” tefsirinde şöyle irdelenmektedir:
“Sizler cansız iken size O hayat verdiği hâlde Allah’ı nasıl inkâr edebiliyorsunuz? Sonra sizi öldürecek, sonra diriltecek, sonra O'na götürüleceksiniz.”[6]
Burada, insanlara “cansız nesneler” iken (lafzi anlamıyla “ölüler” iken) hayat verildiği, sonra yine öldürülüp tekrar diriltilecekleri bildirilmiştir. Baştaki “ölüler iken diriltilme” ifadesi bazı kimselerin aklına, ilk ölü olma hâlinden önce de bir hayatın bulunması gerektiği düşüncesini getirmiştir. Buradan da insanların defalarca ölüp başka bir bedende yeniden dünyaya geldikleri (reenkarnasyon, tenasüh) inancı ortaya çıkmıştır.
Bu inancı, Kur’an-ı Kerim ve hadislerden çıkartmak ve delillendirmek mümkün değildir. Çünkü bir başka ayette inkârcıların, “Ey Rabbimiz! Bizi iki defa öldürdün, iki defa dirilttin. Şimdi günahımızı itiraf etmiş bulunuyoruz, bir çıkış yolu yok mu?”[7] diyecekleri bildirilmiştir. “Kur’an ayetleri birbirini açıklar.” kaidesinden hareket ederek, 28. ayeti ele alırsak bunu, “peş peşe defalarca ölüp her defasında bir başka bedende dünyaya gelme, dirilme” şeklinde anlamak tutarlı olmaz. Mü’min suresindeki meali verilen ayete göre: “Ölmek de iki keredir, dirilmek de iki keredir.” Bu ayetle konumuz olan ayeti aynı olayın iki ayrı yönden açıklanması olarak aldığımızda şu mana ortaya çıkar:
İnsanlar yaratılmadan, doğmadan önce yokturlar ve bu bakımdan ölü gibidirler. Önce bu ölülere, yani yok olanlara varlık ve hayat verilmiştir. Bu “birinci diriltme”dir. Sonra dünya hayatını tamamlayanlar, birinci ölümü tatmışlardır. Dünyadaki bütün insanların ve dünyanın ömürleri sona erip kıyamet kopunca yeryüzünde canlı kalmamıştır. Arkadan sura üflenmiş ve bütün insanlar yeniden diriltilmişler, ahiret hayatına başlamışlardır. Bu da “ikinci diriltme”dir. Özetleyecek olursak, insanlar yok iken var edilmişler, sonra dünyada bir kere ölmüşler, kıyametten sonra da ikinci defa hayata gelmişlerdir; iki ölüm ve iki dirilme bundan ibarettir.
Bu ayetin lafzından, “Yaşayan insan, iki kere ölmekte ve her iki ölümden sonra da birer kere diriltilmektedir.” şeklinde de bir anlam çıkarılabilir. Buna göre, yaşayan insan eceli gelince ölür, sonra kabirde diriltilir; ilk sorgudan sonra tekrar ölür ve kıyametten sonra tekrar diriltilir.[8] Yok iken yaratılma ve can vermeye “ölü iken diriltme” demek mecazi olduğu için gerçek manada iki kere ölme ve dirilme olayı da Mü’min suresindeki ayette açıklanmış olmaktadır.
Ölmek ve dirilmekle ilgili ayetler nasıl yorumlanırsa yorumlansın, ölmenin iki ve dirilmenin de iki kereden ibaret olması sonucu değişmez. Bu vakıa da reenkarnasyon inancına ters düşer, onun aslı olmadığını ortaya koyar.
Ayrıca birçok ayet ve hadisin açıkladığı; insanın yaratılma amacı, dünya hayatının sebebi ve hikmeti, ölümden sonra dirilerek dünyada hak edilene göre mükâfat veya ceza görmesi gerçeği, insan nefsinin terbiye edilerek, kâmil bir insanın, olgun nefsine sahip olabilmesi için gösterilen yollar ve çareler vb. konulardaki bilgiler, yeniden bedenlenme inancının İslam’a aykırı olduğunun kesin kanıtlarıdır.
Yeniden bedenlenmenin, akli ve ilmî bakımdan da hiçbir delili yoktur. Dünyada yaşayan 6 milyar insanın, daha önce gelip bir başka bedende yaşadıklarına dair bilgileri ve şuurları mevcut değildir. Bu gerçekler karşısında, bazı insanların hipnoz veya telkin altında, geçmişlerine aitmiş gibi bazı bilgiler vermelerinin başka açıklamaları olmalıdır. Nitekim kolektif şuur, rüya benzeri görüntüler, cinlerle temas, hafızanın oyunları gibi nazariyelerle bu tür açıklamalar yapılmaktadır.[9]
Aşağıda gelecek ayetler bize, dünya hayatının bir kerelik bir fırsat olduğunu, istesek de tekrar dünyaya döndürülemeyeceğimizi ifade etmektedir.
“Nihayet onlardan (müşriklerden) birine ölüm gelip çattığında: ‘Rabbim der, lütfen beni (dünyaya) geri gönder. Ta ki boşa geçirdiğim dünyada iyi iş (ve hareketler) yapayım.’ Hayır! Onun söylediği bu söz (boş) laftan ibarettir. Onların gerisinde ise yeniden dirilecekleri güne kadar (süren) bir berzah vardır.”[10]
“De ki: Size vekil kılınmış olan ölüm meleği canınızı alacak, sonra döndürülüp Rabbinize götürüleceksiniz. Günahkârları bir görseydin! Rablerinin huzurunda başları öne eğilmiş olarak şöyle derler: ’Ey Rabbimiz! Gördük ve işittik, şimdi bizi geri çevir de salih bir amel işleyelim çünkü biz artık kesin bir şekilde inanıyoruz.’ Eğer biz dilemiş olsaydık her nefse hidayetini verirdik!”[11]
“Onlar, orada şöyle feryat ederler: ‘Ey Rabbimiz! Bizleri çıkar, yaptıklarımızdan başka salih bir amel yapalım.’ Onlara denilir ki: ‘Size düşünecek olanın düşüneceği kadar bir ömür vermedik mi? Hem size uyarıcı da gelmişti. O hâlde tadın bakalım azabı! Çünkü zalimleri kurtaracak yoktur.”[12]
Reenkarnasyon inancının, ölçülebilir bir verisi yoktur. Reenkarnasyona yönelik subjektif bakış açısının oluşumunda etkili iki farklı unsurdan bahsedilebilir. Bunlar yöresel âdetler ve dinî bakış açısıdır. Görsel medya ve internet dünyayı büyük bir aile hâline getirmeden önce reenkarnasyon, sadece belirli coğrafyalarda türeyen bir fenomendi (Hindistan ve Çin). Buna karşı çıkanlar ise dinî direktiflere göre hareket edenlerdir. Bunlar ise Kitap Ehli olan dinler yani; İslam, Hristiyanlık ve Museviliktir.
Bu iki unsurun yansımasını Türkiye üzerinden örneklendirebiliriz. Türkiye’de zaman zaman medyaya yansıyan, önceki hayatını hatırlayan kişi veya çocuklara dair haberler ile karşılaşılmaktadır. Bu tür haberlerin medyaya yansımasının en önemli sebebi, önceki yaşama dair meşhur bir kişinin ruhuyla ilişkilendirme durumudur. Mesela, Mersin’de 10 yaşlarındaki bir çocuk, daha önceki yaşamında ünlü bir sanatçı olduğunu, şimdi ise Mersin’de tekrar dünyaya geldiği iddiasında bulunmuştu.
Her ne hikmetse, bu tür iddialar genelde hep aynı yöre ve çevresinde ortaya çıkmaktadır. Çünkü bu yörede Nusayri azınlık yaşamaktadır. Nusayrilikte, reenkarnasyon inancı bulunmaktadır. Hâliyle burada, inançtan kaynaklanan yöresel iddialar söz konusu olmaktadır. Ülkenin diğer yörelerinde ise böylesi söylemler neredeyse hiç dile getirilmemektedir. Ama muhtemelen bu tür iddialar, önümüzdeki yıllarda, diğer yörelerde de ortaya çıkmaya başlayacaktır. Bunda ise enerji şifası uygulayıcılarının, bu yöndeki inanışlarının tesiri göz ardı edilmemelidir. Şimdilik bunun ilk emareleri, sosyal medyada gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.
Reenkarnasyon konusunda yaşanan tecrübelerin sebebini “Şeytan-Enerji ve Şifa” başlıklı, 7. bölümde irdeleyeceğim.
[1] https://tr.wikipedia.org/wiki/Reenkarnasyon
[2] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 26.
[3] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 34.
[4] Henkin, A. W.-B. (1995). Ruhsal Şifacı Olmak. İstanbul: Bilyay, s. 66.
[5] Hulusi, A. (2014). Ruh İnsan Cin. İstanbul: Kitsan, s. 144.
[6] Bakara, 2/28
[7] Mü’min, 40/11
[8] Ebü’l-Muîn en-Nesefî, Tebsıratü’l-edille, II, 764
[9] Kur'an Yolu Tefsiri Cilt: 1 Sayfa: 95-97
[10] Müminun, 99-100
[11] Secde, 11-13
[12] Fatır, 37
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.