Ne aradığınızı yazın. Sizi bu sitede doğru sayfaya yönlendiririm: hizmet, süreç, iletişim ya da Tevbe Terapisi’nin ne olmadığı.
Özetle:
1. İstihare, yapılması düşünülen bir iş hakkında Allah'tan hayırlı olanı istemektir; gelecekte ne olacağını öğrenme yöntemi değildir.
2. Hz. Peygamber'in öğrettiği istihare, iki rekât namaz kılmak ve ardından istihare duasını okumaktır.
3. İstihareden sonra uyumak ve rüya görmek şart değildir. Sahih istihare hadisinde rüya görülmesi veya rüyadan işaret çıkarılması istenmemiştir.
4. Rüyada beyaz ve yeşil renkleri hayra, siyah ve kırmızı renkleri şerre yorumlamak, Hz. Peygamber'den sahih hadisle nakledilmiş bir uygulama değildir.
5. İstihareyi yedi defa yapmak zorunlu değildir. Yedi defa istihare yapıp kalbe doğan ilk düşünceye göre hareket edilmesini anlatan rivayet çok zayıf kabul edilmiştir.
6. Başkasına istihare yaptırmak konusunda âlimler arasında görüş ayrılığı vardır. Ancak bir başkasının gördüğü rüyayı Allah'ın kesin cevabı olarak kabul etmek doğru değildir.
7. İstihare rüyaları gelecekte yaşanacak olayları kesin olarak bildirmez. Olumlu bir rüya evliliğin mutlu olacağını, olumsuz bir rüya ise mutlaka kötü sonuçlanacağını garanti etmez.
8. Kur'an'ı rastgele açmak, tesbih saymak veya çeşitli işaretlerden gelecek hakkında sonuç çıkarmak, Hz. Peygamber'in öğrettiği istihare yönteminden farklıdır.
9. İstihare, araştırma ve istişarenin yerine geçmez. Kişi gerekli bilgileri edinmeli, güvenilir insanlarla görüşmeli, Allah'tan hayırlısını isteyerek karar vermelidir.
1. İstiharenin Anlamı Ve Dinî Dayanağı
İstihare, sözlükte hayırlı olanı istemek anlamına gelmektedir. Dinî bir kavram olarak ise kişinin yapmayı düşündüğü bir iş hakkında Allah'tan kendisi için hayırlı olanı takdir etmesini istemesini ifade eder. İstiharenin temelinde, insanın sahip olduğu bilgi ve imkânların sınırlı olduğu, gelecekte meydana gelecek olayların bütün sonuçlarını ise ancak Allah'ın bilebileceği inancı bulunmaktadır. İnsan karşılaştığı bir durumun görünen yönlerini değerlendirebilir, geçmiş tecrübelerinden yararlanabilir ve geleceğe ilişkin tahminlerde bulunabilir. Ancak bütün bunlar, yapmayı düşündüğü bir işin ileride nasıl sonuçlanacağını kesin olarak bilmesini sağlamaz. Kur'an'da insanın bu sınırlılığına dikkat çekilerek, “Olur ki bir şey sizin için hayırlı iken siz onu hoş görmezsiniz. Yine olur ki bir şey sizin için kötü iken siz onu seversiniz. Allah bilir, siz bilmezsiniz” buyrulmaktadır (Bakara 2/216). Ayetin doğrudan konusu savaş yükümlülüğü olmakla birlikte, insanın hoşlandığı veya hoşlanmadığı şeylerin gerçek sonuçlarını her zaman bilemeyeceğine ilişkin genel bir ilkeye de işaret etmektedir. İstihare duası, insanın bu bilgi sınırlılığını kabul ederek Allah'ın ilmine ve kudretine yönelmesi üzerine kurulmuştur.
İstihare, İslam toplumlarında özellikle evlilik, ticaret, iş değiştirme, taşınma ve benzeri önemli kararlar öncesinde başvurulan bir ibadet olarak bilinmektedir. Bununla birlikte zaman içerisinde istiharenin mahiyetine ilişkin farklı anlayışlar ortaya çıkmıştır. Günümüzde istihare denildiğinde birçok insanın aklına iki rekât namaz kılmaktan ziyade, namazın ardından uyumak ve rüyada bir işaret görmek gelmektedir. Hatta “istihareye yatmak” ifadesi, bazı çevrelerde istihare namazının kendisinden daha fazla kullanılmaktadır. Bu anlayışa göre kişinin rüyasında gördüğü renkler, insanlar, hayvanlar veya çeşitli olaylar, yapmayı düşündüğü işin hayırlı olup olmadığını göstermektedir. Burada cevaplandırılması gereken temel soru, Hz. Peygamber'in istihareyi gerçekten böyle bir yöntem olarak öğretip öğretmediğidir. Bunun için sahih hadislerle belirlenen uygulamanın, sonraki dönemlerde ortaya çıkan yorumlardan ayrılması gerekmektedir. Çünkü bir uygulamanın Müslümanlar arasında yaygınlaşmış olması, onun mutlaka Hz. Peygamber tarafından öğretildiği anlamına gelmez. Aynı şekilde bazı âlimlerin bir uygulamayı uygun görmesiyle o uygulamanın sahih hadisle sabit olması da aynı şey değildir.
2. Hz. Peygamber'in Öğrettiği İstihare Namazı Ve Duası
İstiharenin dinî dayanağını oluşturan en önemli rivayet, Câbir b. Abdullah tarafından nakledilen ve Buhârî'nin Sahîh adlı eserinde yer alan hadistir. Câbir b. Abdullah (r.a.) şöyle rivayet etmiştir: “Hz. Peygamber (s.a.v.), Kur'an'dan bir sure öğretir gibi bize bütün işlerimizde istihare yapmayı öğretirdi. Şöyle buyururdu: ‘Sizden biri bir iş yapmaya niyetlendiğinde iki rekât namaz kılsın. Ardından şöyle dua etsin:
اللَّهُمَّ إِنِّي أَسْتَخِيرُكَ بِعِلْمِكَ، وَأَسْتَقْدِرُكَ بِقُدْرَتِكَ، وَأَسْأَلُكَ مِنْ فَضْلِكَ الْعَظِيمِ، فَإِنَّكَ تَقْدِرُ وَلَا أَقْدِرُ، وَتَعْلَمُ وَلَا أَعْلَمُ، وَأَنْتَ عَلَّامُ الْغُيُوبِ. اللَّهُمَّ إِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الْأَمْرَ خَيْرٌ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي، فَاقْدُرْهُ لِي وَيَسِّرْهُ لِي ثُمَّ بَارِكْ لِي فِيهِ، وَإِنْ كُنْتَ تَعْلَمُ أَنَّ هَذَا الْأَمْرَ شَرٌّ لِي فِي دِينِي وَمَعَاشِي وَعَاقِبَةِ أَمْرِي، فَاصْرِفْهُ عَنِّي وَاصْرِفْنِي عَنْهُ، وَاقْدُرْ لِيَ الْخَيْرَ حَيْثُ كَانَ ثُمَّ أَرْضِنِي بِهِ.
‘Allah'ım! Senin ilminle hayırlı olanı istiyorum. Senin kudretinle güç ve imkân istiyorum. Senin büyük lütfundan diliyorum. Çünkü senin gücün yeter, benim gücüm yetmez. Sen bilirsin, ben bilmem. Sen bütün gizli şeyleri bilensin. Allah'ım! Eğer bu işin dinim, geçimim ve işimin sonucu bakımından benim için hayırlı olduğunu biliyorsan onu bana takdir et, kolaylaştır ve bereketli kıl. Eğer bu işin dinim, geçimim ve işimin sonucu bakımından benim için kötü olduğunu biliyorsan onu benden uzaklaştır, beni de ondan uzaklaştır. Hayır nerede ise onu bana takdir et ve beni onunla hoşnut kıl.’ Ardından kişi, istihare yapmak istediği işini belirtir.” (Buhârî, Deavât, 48, hadis no. 6382)
Hadiste kişinin yapmak istediği işi duasında belirtmesi de öğretilmektedir. Duanın içeriği incelendiğinde istiharenin mahiyeti açık biçimde anlaşılmaktadır. Kişi öncelikle Allah'ın bildiği fakat kendisinin bilmediği hususlar bulunduğunu kabul etmekte, ardından yapmayı düşündüğü işin hayırlı olması durumunda Allah'tan onu kolaylaştırmasını ve bereketli kılmasını istemektedir. İşin zararlı olması hâlinde ise yalnızca o işin gerçekleşmemesini değil, kendisinin de ondan uzaklaştırılmasını talep etmektedir. Duanın sonunda hayrın nerede bulunursa bulunsun kendisine takdir edilmesi ve bu takdire razı olabilmesi istenmektedir. Dikkat edilirse bu duada Allah'tan herhangi bir rüya, renk, sembol veya işaret gösterilmesi talep edilmemektedir. Hz. Peygamber'in öğrettiği istiharede esas olan, geleceğe ilişkin bilgi edinmek değil, geleceği bilen Allah'tan hayırlı olanı istemektir.
İstihare namazının nasıl kılınacağına ilişkin bazı ayrıntılar da açıklığa kavuşturulmalıdır. Bazı fıkıh kaynaklarında birinci rekâtta Fâtiha'dan sonra Kâfirûn, ikinci rekâtta ise İhlâs suresinin okunması tavsiye edilmiştir. Ancak Câbir'in rivayet ettiği sahih hadiste bu sureler özel olarak belirlenmediğinden istihare namazının geçerliliği bunların okunmasına bağlı değildir; kişi bildiği başka sureleri de okuyabilir. Namazın yalnızca gece kılınması gerektiği de hadiste belirtilmemiştir. Nafile namaz kılmanın uygun olmadığı vakitler dışında istihare namazı kılınabilir. Ayrıca bazı fıkıh âlimleri, namaz kılamayan kişinin yalnızca istihare duasını okuyabileceğini belirtmişlerdir. Bu görüş özellikle hayız veya nifas hâlindeki kadınlar ve başka sebeplerle namaz kılamayan kişiler bakımından önemlidir. İstiharenin asıl uygulaması iki rekât namaz ve ardından dua olmakla birlikte, Allah'tan hayırlı olanı istemek yalnızca namaz kılabilen kişilere mahsus değildir.
Câbir'in rivayetinde Hz. Peygamber'in istihareyi bütün işlerde öğrettiği belirtilmektedir. Bununla birlikte fıkıh âlimleri, dinen farz olduğu açıkça bilinen bir görevin yapılıp yapılmaması veya haram olduğu kesin olan bir davranışın tercih edilip edilmemesi konusunda istihare yapılmasını uygun görmemişlerdir. Çünkü bu konularda dinî hüküm zaten belirlenmiştir. Örneğin bir insanın namaz kılıp kılmamak veya haram bir kazanç yoluna girip girmemek konusunda istihare yapması, istiharenin amacıyla bağdaşmaz. İstihare daha çok kişinin önünde bulunan meşru seçenekler arasında karar vermesi veya yapmayı düşündüğü meşru bir işin kendisi için hayırlı olmasını istemesiyle ilgilidir.
3. İstihare Allah'tan Hayır İstemek midir, Geleceği Öğrenmek midir?
İstihareyle ilgili yanlış anlayışların temelinde, Allah'tan hayırlı olanı istemekle gelecekte meydana gelecek olaylar hakkında bilgi edinmeye çalışmanın birbirine karıştırılması bulunmaktadır. Günümüzde birçok insan, evlilik, ticaret veya başka bir konuda istihare yaptığında Allah'ın kendisine olumlu ya da olumsuz bir cevap vereceğini düşünmektedir. Bu cevap bazen rüyada görülen renklerde, bazen kalbe doğan duygularda, bazen de istihareden sonra karşılaşılan olaylarda aranmaktadır. Oysa “Allah'ım, bu evlilik benim için hayırlıysa gerçekleşmesini kolaylaştır, değilse beni ondan uzaklaştır” şeklinde dua etmekle, “Allah'ım, bu kişiyle evlenirsem mutlu olup olmayacağımı rüyamda göster” diye cevap beklemek aynı şey değildir. Birinci yaklaşım Hz. Peygamber'in öğrettiği istihare duasının anlamıyla örtüşmektedir. İkinci yaklaşımda ise gelecekteki olaylara ilişkin bilgi edinme beklentisi bulunmaktadır. Bu beklentinin istiharenin sünnette belirlenmiş amacı olduğunu gösteren sahih bir rivayet bulunmamaktadır.
Kur'an'da gaybın bilgisinin Allah'a ait olduğu çeşitli ayetlerde bildirilmektedir. Neml suresinin 65. ayetinde, “De ki: Göklerde ve yerde Allah'tan başka kimse gaybı bilmez” buyrulmaktadır. Cin suresinin 26 ve 27. ayetlerinde ise Allah'ın gaybı bildiği ve razı olduğu elçileri dışında kimseyi gaybına muttali kılmadığı ifade edilmektedir. Bununla birlikte İslam inancında Allah'ın bazı kullarına doğru rüyalar göstermesi mümkündür. Kur'an'da Hz. Yusuf'un gördüğü rüya ve daha sonra gerçekleşen olaylar anlatılmakta, Hz. İbrahim'in oğlunu kurban ettiğini rüyasında görmesinden söz edilmektedir. Hadislerde de salih rüyaların varlığı kabul edilmektedir. Ancak peygamberlerin vahiy niteliğindeki rüyalarıyla diğer insanların gördükleri rüyalar arasında önemli bir fark bulunmaktadır. Peygamberlerin rüyalarına ilişkin hükümler sıradan insanların gördükleri rüyalara aynen uygulanamaz. Burada tartışılan mesele, Allah'ın kullarına rüya yoluyla bir şey bildirmesinin mümkün olup olmadığı değil, istihare namazının geleceği öğrenmek amacıyla başvurulacak güvenilir bir yöntem olarak öğretilip öğretilmediğidir.
İstihareyi geleceğe ilişkin bilgi edinme yöntemi olarak değerlendirmek, dua ile gaybı öğrenme arayışı arasındaki sınırın belirsizleşmesine yol açmaktadır. Özellikle rüyaların veya çeşitli işaretlerin Allah'ın kesin cevabı olarak kabul edilmesi, kişinin kendi değerlendirmelerini dinî bir zorunluluk gibi görmesine neden olabilir. Örneğin evlenmeyi düşündüğü kişi hakkında olumlu bir rüya gören insan, bunu Allah'ın evliliği onayladığı şeklinde yorumladığında, karşı taraf hakkında sonradan öğrendiği ciddi olumsuzlukları bile önemsemeyebilir. Oysa Allah'ın bir duayı kabul etmesi, dua eden kişinin bunu rüya veya başka bir olağanüstü olay aracılığıyla öğrenmesini gerektirmez. İstihareden sonra herhangi bir rüya görülmemesi veya belirgin bir duygu yaşanmaması, duanın karşılıksız kaldığı anlamına gelmediği gibi, görülen bir rüya da mutlaka duanın kabul edildiğini göstermez.
4. İstihareye Yatmak Ve Rüya Görmek Sünnet midir?
Günümüzde istihareyle en fazla ilişkilendirilen uygulama, namaz kıldıktan sonra uyumak ve rüyada görülen olayları yorumlamaktır. Bu anlayışta istiharenin sonucunun genellikle rüyada ortaya çıkacağı düşünülmekte, rüya görülmediğinde ise uygulamanın tekrar edilmesi gerektiğine inanılmaktadır. Bazı kişiler istihareye yattıkları hâlde hiçbir rüya görmedikleri için ne yapmaları gerektiğini bilememekte, bazıları ise kendilerinden daha dindar gördükleri kişilerin rüyalarının daha güvenilir olacağını düşünmektedir. Ancak Câbir b. Abdullah'ın rivayet ettiği sahih istihare hadisinde namazdan sonra uyumak, rüya görmek veya görülen rüyayı yorumlamak şeklinde bir uygulamadan söz edilmemektedir. İstihare namazını kılıp duasını yapan kişi, rüya görmese de hadiste öğretilen ibadeti yerine getirmiş olur. Bununla birlikte hadiste rüyadan söz edilmemesi, istihareden sonra görülen her rüyanın değersiz veya şeytanî olduğunu göstermez. Burada ayrılması gereken husus, rüya görmenin mümkün olmasıyla bunun istiharenin dinen belirlenmiş şartı olarak kabul edilmesidir.
İstihareyle rüya arasında kurulan ilişkinin sonraki dönemlerde fıkıh ve tasavvuf literatürüne de yansıdığı görülmektedir. Bazı âlimler istihareden sonra kişinin kalbinde oluşan düşüncelere veya gördüğü rüyalara ilişkin değerlendirmelerde bulunurken, bazıları bu uygulamaları eleştirmiştir. Mâlikî fakihlerinden İbnü'l-Hâc el-Abderî (ö. 737/1336), el-Medhal adlı eserinde istihareden sonra işaret almak amacıyla uyuma uygulamasını eleştiren âlimlerdendir. İbnü'l-Hâc, bazı insanların istihare yaptıktan sonra rüyada bir cevap görene kadar beklediğini veya başkasının kendisi adına rüya görmesini istediğini anlatmakta, Hz. Peygamber'in öğrettiği istihare ve istişare yerine rüya yoluyla işaret beklemeyi sünnette belirlenmiş bir uygulama olarak görmemektedir. Bu tür davranışları bidat olarak nitelendirmesi, istihareye yatma anlayışının kendi döneminde de tartışıldığını göstermektedir (el-Medhal, IV, 37–40). Ancak bu uygulamanın ilk defa ne zaman ortaya çıktığını veya hangi çevrelerden yayıldığını kesin olarak belirlemek için daha ayrıntılı tarihî araştırmalara ihtiyaç vardır.
İstihareye yatma anlayışının yaygınlaşmasında, insanların belirsizlik karşısında kesin cevap arama eğilimlerinin etkili olması mümkündür. Özellikle evlilik gibi önemli kararlar öncesinde kişi, gelecekte neyle karşılaşacağını bilemediği için endişe duyabilir ve rüyada göreceği olumlu bir işaretin kararını kolaylaştıracağını düşünebilir. Ancak bir uygulamanın psikolojik rahatlık sağlaması, onun dinî bakımdan güvenilir bir yöntem olduğunu göstermez. İstihare namazından sonra uyumak kendi başına yanlış bir davranış değildir; insan namazını kılıp duasını yaptıktan sonra uyuyabilir ve rüya görebilir. Yanlış olan, uyumayı ve rüyada belirli işaretler görmeyi ibadetin zorunlu unsurları hâline getirmek veya görülen rüyayı Allah'ın kesin cevabı olarak kabul etmektir.
5. İstihare Rüyaları Şeytandan Gelebilir mi?
İstihareyle ilgili üzerinde durulması gereken önemli meselelerden biri, görülen rüyaların kaynağıdır. Hz. Peygamber'den nakledilen hadislerde rüyaların farklı kaynaklardan gelebileceği bildirilmektedir. Ebû Hüreyre'den rivayet edilen bir hadiste rüyalar üç kısma ayrılmaktadır: Allah'tan gelen müjde niteliğindeki salih rüyalar, şeytanın insanı üzmesi veya korkutmasıyla ilişkili rüyalar ve kişinin kendi düşünce ve meşguliyetlerinden kaynaklanan rüyalar (Müslim, Rü'yâ, hadis no. 2263). Ebû Katâde'den nakledilen başka bir rivayette ise güzel rüyanın Allah'tan, kötü rüyanın şeytandan olduğu ifade edilmekte ve hoşlanılmayan bir rüya görüldüğünde Allah'a sığınılması tavsiye edilmektedir (Müslim, Rü'yâ, hadis no. 2261). Bu rivayetler, istihare namazı kılan kişinin de diğer insanlar gibi farklı kaynaklarla ilişkili rüyalar görebileceğini göstermektedir. Namaz kılmış olması, gördüğü bütün rüyaların mutlaka Allah'tan geldiğini veya kendisine özel bir cevap verildiğini ispatlamaz.
Rüyaların kişinin kendi düşüncelerinden kaynaklanabileceğinin hadislerde belirtilmesi, özellikle evlilik konusundaki istihareler bakımından dikkate değerdir. Bir insan evlenmeyi düşündüğü kişi hakkında günlerce düşünebilir, onunla mutlu bir hayat sürmeyi hayal edebilir veya evliliğin başarısız olmasından endişe duyabilir. Bu düşünce ve duyguların rüyalarına yansıması mümkündür. Aynı şekilde şeytanın insanı korkutan veya üzen rüyalarla ilişkili olabileceği de hadislerde bildirilmektedir. Ancak burada iki aşırı yorumdan kaçınmak gerekir. Birincisi, istihareden sonra görülen her rüyanın Allah'tan geldiğini düşünmektir. İkincisi ise istihareden sonra görülen bütün rüyaların şeytandan geldiğini ileri sürmektir. Hadisler bu iki genellemeyi de desteklememektedir. Ayrıca şeytanın korkutucu rüyalarla ilişkili olduğuna dair rivayetlerden, olumlu görünen bir rüyanın hiçbir şekilde aldatıcı olamayacağı sonucu da çıkarılamaz. Bununla birlikte belirli bir güzel rüyanın şeytandan geldiğini söylemek için de kesin bir ölçüt bulunmamaktadır.
İslamî kaynaklarda salih rüyaların varlığı kabul edilmekle birlikte, bunların dinî hükümleri değiştiren veya insanlar hakkında kesin kararlar verilmesini sağlayan deliller olmadığı da dikkate alınmalıdır. Bir kimsenin gördüğü rüya kendisi açısından anlamlı olabilir; ancak bu durum rüyanın başkalarını bağlayan bir hükme dönüşmesini sağlamaz. Özellikle evlilik, boşanma ve ticaret gibi önemli konularda kişinin gördüğü rüyadan hareketle geleceğe ilişkin kesin hükümler vermesi ciddi sakıncalar doğurabilir. Rüyanın güzel, korkutucu veya çok etkileyici olması, onun kaynağını kesin olarak belirlemeye yetmez. Dolayısıyla istihareden sonra görülen olumlu bir rüya işin mutlaka hayırlı sonuçlanacağını garanti etmediği gibi, olumsuz bir rüya da kişinin mutlaka zararla karşılaşacağını göstermez.
6. İstiharede Renklerin, Sembollerin Ve Duyguların Yorumlanması
İstihareyle ilgili yaygın inanışlardan biri, rüyada görülen renklerin yapılması düşünülen işin hayırlı veya hayırsız olduğunu göstermesidir. Bu anlayışa göre beyaz ve yeşil renkler olumlu, siyah ve kırmızı renkler ise olumsuz işaretler olarak kabul edilmektedir. Bazı kişiler rüyalarında gördükleri hayvanları, insanları, yolları, evleri veya başka sembolleri de benzer biçimde yorumlamaktadır. Ancak Hz. Peygamber'in istihareyi öğrettiği sahih hadiste renklerle ilgili herhangi bir açıklama bulunmamaktadır. Bununla birlikte renk yorumlarının bazı klasik fıkıh kaynaklarında yer aldığı görülmektedir. Hanefî âlimlerinden İbn Âbidîn (ö. 1252/1836), Reddü'l-muhtâr adlı eserinde istihareyle ilgili açıklamalar yaparken rüyada beyaz veya yeşil görülmesinin hayra, siyah veya kırmızı görülmesinin ise şerre yorumlandığını nakletmektedir (Reddü'l-muhtâr, II, 27). Burada önemli olan, İbn Âbidîn'in bu görüşü doğrudan Hz. Peygamber'den nakledilen sahih bir hadis olarak sunmamasıdır. İlgili açıklamalar sonraki dönem fıkıh literatüründe yer alan nakillere dayanmaktadır ve başvurduğu kaynaklar arasında Şerhu'ş-Şir'a adlı eser de bulunmaktadır. Salim Öğüt tarafından yazılan TDV İslâm Ansiklopedisi'nin “İstihâre” maddesinde de renklerle ilgili yorumların şahsi tecrübelere dayandığı ve dinî bir mahiyet taşımadığı belirtilmektedir. Dolayısıyla bu yorumların bazı klasik eserlerde bulunması, onları Hz. Peygamber'in öğrettiği sünnet hâline getirmez.
Rüyalardaki diğer sembollerin yorumlanmasında da benzer bir sorun bulunmaktadır. Örneğin bir kişinin rüyasında güzel bir bahçe görmesi, evlenmeyi düşündüğü kişiyle mutlu olacağını kesin olarak göstermez. Aynı şekilde karanlık bir yol görmesi de evliliğin başarısız olacağını ispatlamaz. Rüyadaki semboller kişilerin yaşantılarına, düşüncelerine, korkularına ve beklentilerine göre farklı anlamlar taşıyabilir. Bu nedenle belirli bir sembolün bütün insanlar için aynı sonucu bildirdiğini söylemek mümkün değildir. İstihareyle ilişkilendirilen bir başka konu ise kişinin namaz ve duadan sonra kalbinde oluşan duygulardır. Bazı âlimler istihareden sonra insanın içine ferahlık gelmesini olumlu, sıkıntı ve huzursuzluk hissetmesini ise olumsuz bir durum olarak değerlendirmişlerdir. Ancak kişinin kendi duygularını dikkate almasıyla bunları Allah'ın doğrudan bildirdiği kesin cevap olarak kabul etmesi birbirinden farklıdır. Evlenmeyi düşündüğü kişiye çok bağlı olan bir insan, istihareden sonra onunla evlenme isteğinin devam etmesini olumlu bir işaret olarak yorumlayabilir. Başka biri ise evlilik konusunda yoğun kaygı yaşadığı için huzursuzluk hissedebilir. Bu duyguların kişinin beklentileri ve psikolojik durumuyla ilişkili olabileceği göz ardı edilmemelidir.
İstiharenin yedi defa tekrarlanması ve ardından kalbe ilk doğan düşünceye göre hareket edilmesiyle ilgili bir rivayet de bulunmaktadır. Enes b. Mâlik'e nispet edilen bu rivayet, İbnü's-Sünnî'nin Amelü'l-yevm ve'l-leyle adlı eserinde yer almakta ve Nevevî'nin el-Ezkâr adlı eserinde de aktarılmaktadır. Ancak rivayetin isnadı hadis âlimleri tarafından ciddi biçimde tenkit edilmiştir. İsnadında bulunan İbrâhim b. el-Berâ hakkında ağır zayıflık değerlendirmeleri yapılmış, İbn Hacer el-Askalânî de rivayeti çok zayıf kabul etmiştir (Fethu'l-bârî, XI, 191; Netâicü'l-efkâr, IV, 69–70). Bu nedenle yedi defa istihare yapılması ve ardından kalbe ilk doğan düşüncenin kesin cevap sayılması, sahih bir hadisle sabit olmuş sünnet olarak sunulamaz. Bununla birlikte kişinin aynı konuda yeniden dua etmesi veya istihare yapması mümkündür. Nitekim Abdullah b. Zübeyr'in bir meselede üç defa istihare yaptığını bildiren sahih rivayet bulunmaktadır (Müslim, Hac, hadis no. 1333). Burada ayrılması gereken husus, istiharenin tekrar edilebilmesiyle belirli bir sayının zorunlu dinî şart hâline getirilmesidir.
İstihare duasında Allah'tan hayırlı olan işin kolaylaştırılması istendiği için, işlerin kolaylaşması veya zorlaşması da bazı kişiler tarafından istiharenin sonucu olarak yorumlanmaktadır. Ancak bir işin kolay ilerlemesi, onun mutlaka hayırlı olduğunu göstermez. İnsan bazen yanlış bir kararı kolaylıkla uygulayabilir; aynı şekilde hayırlı bir işin başlangıcında çeşitli zorluklarla karşılaşması da mümkündür. Karşılaşılan kolaylıklar ve engeller, karar verme sürecinde dikkate alınabilecek gerçek şartlardır. Fakat bunları tek başlarına Allah'ın kesin onayı veya reddi olarak değerlendirmek doğru değildir. Dolayısıyla istihareden sonra görülen renkler, semboller, hissedilen duygular ve karşılaşılan gelişmeler, sahih hadisle belirlenmiş kesin cevaplar olarak kabul edilmemelidir.
7. Başkasına İstihare Yaptırmak Dinen Doğru mudur?
İstihareyle ilgili yaygın uygulamalardan biri, kişinin kendi adına başka birinden istihare yapmasını istemesidir. Özellikle evlilik konusunda bazı insanlar, kendilerinden daha dindar veya manevî bakımdan daha üstün gördükleri kişilerin istiharelerinin daha güvenilir olacağına inanmaktadır. Bu nedenle bir hocaya, şeyhe veya dinî bilgisine güvendikleri başka bir kişiye başvurarak kendileri adına istihareye yatmasını istemekte, ardından o kişinin gördüğü rüyayı kararlarının temel ölçütü hâline getirebilmektedirler. Hz. Peygamber'in Câbir b. Abdullah aracılığıyla öğrettiği istihare hadisinde ise bir iş yapmayı düşünen kişinin kendisinin iki rekât namaz kılması ve ardından dua etmesi anlatılmaktadır (Buhârî, Deavât, hadis no. 6382). Rivayette başka bir kişinin onun adına istihare namazı kılması veya gördüğü rüyaya göre karar vermesi şeklinde bir uygulama bulunmamaktadır. Bununla birlikte başkası adına istihare yapılması konusunda fıkıh âlimleri arasında farklı görüşler bulunduğundan, meseleyi yalnızca bu hadiste yer almamasından hareketle kesin biçimde hükme bağlamak doğru değildir.
Klasik fıkıh kaynaklarında bazı Şâfiî ve Mâlikî âlimleri, bir Müslümanın başka bir Müslümana faydalı olmasının dinen teşvik edilmesinden hareketle başkası adına istihare yapılabileceğini belirtmişlerdir. Ancak bu görüşe dayanak gösterilen hadisler doğrudan başkası adına istihare namazı kılınması hakkında değildir. Burada genel bir dinî ilkeden hareketle yapılan fıkhî yorum söz konusudur. Mâlikî âlimlerinden Hattâb er-Ruaynî'ye (ö. 954/1547) nispet edilen bir açıklamada, bir insanın başkası adına istihare yapabileceğine ilişkin özel bir rivayete rastlamadığı, bununla birlikte bazı şeyhlerin böyle yaptığını gördüğü belirtilmektedir. Bu ifadeden Hattâb'ın uygulamayı kesin biçimde haram saydığı sonucu çıkarılamaz. Şâfiî âlimlerinden Süleyman el-Cemel (ö. 1204/1790), Fütûhâtü'l-vehhâb adlı eserinde, istihare hadisinin kişinin kendi adına istihare yapmasına işaret ettiğini belirtmekte ve başkası adına istihare yapılmasına ilişkin farklı görüşleri aktarmaktadır. Mâlikî âlimlerinden Adevî'nin Hâşiyetü'l-Adevî adlı eserinde de başkası adına istihare yapılmasına ilişkin bu görüşlere ve uygulamanın din kardeşine faydalı olma ilkesiyle temellendirilmesine yer verilmektedir. Ancak bu açıklamalar, başkası adına istihare yapılmasının Hz. Peygamber tarafından özel olarak öğretildiğini gösteren sahih bir rivayet niteliğinde değildir.
TDV İslâm Ansiklopedisi'nin “İstihâre” maddesinde de başkası adına istihare yapılması konusundaki görüş ayrılığına dikkat çekilmektedir. İbnü'l-Hâc'ın el-Medhal adlı eserindeki eleştirisi ise kişinin kendi gördüğü veya başkasından görmesini istediği rüyaları istiharenin sonucu olarak kabul etme anlayışının klasik dönemde de tartışıldığını göstermektedir (el-Medhal, IV, 37–38). Dolayısıyla burada Hz. Peygamber'in doğrudan öğrettiği uygulamayla sonraki dönemlerde bazı âlimlerin benimsediği veya tartıştığı uygulamalar birbirinden ayrılmalıdır.
Başkasının adına istihare yapılmasının bazı âlimler tarafından caiz görülmesiyle, başkasının gördüğü rüyanın Allah'ın kesin cevabı olarak kabul edilmesi aynı şey değildir. Bir insanın başka biri için dua etmesi, onun hayırlı bir karar vermesini istemesi ve kendisine tavsiyede bulunması dinî bakımdan anlaşılabilir davranışlardır. Ancak bir hocanın gördüğü rüyada yeşil bir alan veya güzel bir ev bulunmasından hareketle “Bu evlilik kesinlikle hayırlıdır” demesi, rüyaya sahip olmadığı bir kesinlik kazandırmaktadır. Böyle bir yorum, karşı tarafın kişiliği, dürüstlüğü, sorumluluk anlayışı ve evlilik için uygunluğu konusunda yapılması gereken araştırmaların önüne geçebilir. Üstelik istihareye yatan kişinin dindar olması veya çevresinde salih bir insan olarak tanınması da gördüğü rüyanın mutlaka doğru olduğunu göstermez.
Başkasının adına istihare yapmayı ücretli bir hizmete dönüştürmek ayrıca değerlendirilmesi gereken bir meseledir. Özellikle ücret karşılığında istihareye yatıp görülen rüyaları Allah'ın kesin cevabı olarak sunmak ve insanların evlilik gibi önemli kararlarını bu yorumlara göre yönlendirmek, dinî bakımdan ciddi sorunlar doğurmaktadır. Çünkü böyle bir uygulamada yalnızca dua edilmekle kalınmamakta, görülen rüyalardan hareketle kişinin geleceği hakkında güvenilir bilgi verilebildiği iddia edilmektedir. Oysa istihare hadisi, kişiye gelecekte yaşanacak olayların bildirileceğini vadetmemektedir.
8. İstihareye Sonradan Eklenen Uygulamalar Ve Falcılıkla İlişkisi
İstihare, zaman içerisinde iki rekât namaz ve duanın dışında farklı uygulamalarla da ilişkilendirilmiştir. Bunlar arasında Kur'an'ı rastgele açarak karşılaşılan ayetten anlam çıkarmak, tesbih tanelerini sayarak olumlu veya olumsuz sonuç belirlemek, kâğıtlara çeşitli ifadeler yazıp bunlardan birini çekmek ve belirli işaretlerden hareketle karar vermek gibi yöntemler bulunmaktadır. Bu uygulamaların bir kısmı sonraki dönem dinî literatüründe ve bazı mezhep geleneklerinde yer almaktadır. Örneğin Şiî kaynaklarda Kur'an açma, tesbih sayma ve benzeri yöntemlerle istihare yapılmasına ilişkin açıklamalar bulunmaktadır. TDV İslâm Ansiklopedisi'nin “İstihâre” maddesinde de bu uygulamalara değinilmekte ve ilgili Şiî kaynaklara atıf yapılmaktadır. Ancak bunların bütün İslam mezheplerinde aynı şekilde kabul edildiği veya Hz. Peygamber tarafından öğretildiği söylenemez. Burada bir uygulamanın tarihî olarak mevcut olmasıyla onun sahih sünnetle sabit bulunması arasındaki farkın korunması gerekmektedir.
Kur'an'ı rastgele açarak karşılaşılan ayetin olumlu veya olumsuz anlamına göre karar verme uygulaması, üzerinde durulması gereken örneklerden biridir. Kur'an, Müslümanlar için hidayet ve öğüt kaynağıdır. Ayetlerin anlamlarını öğrenmek, üzerinde düşünmek ve hükümlerini hayata geçirmek dinî bir sorumluluktur. Ancak Kur'an'ı rastgele açarak karşılaşılan ayeti, belirli bir evliliğin gerçekleşip gerçekleşmeyeceğini veya bir ticaretin kârla sonuçlanıp sonuçlanmayacağını bildiren özel bir işaret olarak kabul etmek farklı bir uygulamadır. Örneğin evlenmeyi düşünen bir kişi Kur'an'ı açtığında rahmetten söz eden bir ayetle karşılaşırsa bunu evliliğin hayırlı olacağına, azaptan söz eden bir ayetle karşılaşırsa evliliğin kötü sonuçlanacağına işaret sayabilir. Ancak ayetlerin hangi konuda indirildiği, hangi olayla ilgili olduğu ve nasıl anlaşılması gerektiği dikkate alınmadan bu şekilde yorumlanması, Kur'an'ın bağlamından koparılmasına yol açabilir. Ayrıca aynı kişi Kur'an'ı başka bir defa açtığında farklı bir ayetle karşılaşabilir. Bu durumda hangi sonucun esas alınacağı da belirsizleşmektedir. Benzer sorunlar tesbih tanelerinin sayılması veya kâğıt çekilmesi gibi yöntemlerde de bulunmaktadır.
Bu noktada Cahiliye döneminde kullanılan fal oklarıyla ilgili Kur'an hükmü de dikkate alınmalıdır. Mâide suresinin 3. ayetinde fal oklarıyla kısmet aramak yasaklanmıştır. Cahiliye Arapları bazı önemli kararlar öncesinde oklar aracılığıyla olumlu veya olumsuz sonuçlar elde etmeye çalışmaktaydı. Kur'an'ın bu uygulamayı yasaklaması, rastgele işaretlerden hareketle dinî bir cevap elde etmeye çalışma anlayışının değerlendirilmesi bakımından önemlidir. Bununla birlikte günümüzdeki bütün istihare uygulamalarını ayrım yapmadan falcılık olarak nitelendirmek de doğru değildir. Bir insanın istihare namazından sonra gördüğü rüyayı düşünmesiyle, rastgele seçilen işaretlerden kesin gelecek bilgisi çıkardığını iddia etmesi aynı davranış değildir. Aynı şekilde Kur'an okurken karşılaştığı bir ayetten öğüt alan insanla, ayetin gelecekte gerçekleşecek olayları kendisine bildirdiğine inanan insanın yaklaşımı da farklıdır. Falcılıkla ilişkilendirilebilecek asıl sorun, kişinin kendi belirlediği yöntemlerle gayb hakkında kesin bilgi elde ettiğini düşünmesidir.
Burada kura çekme ile falcılık arasındaki fark da korunmalıdır. Birden fazla kişi arasında hakların adil biçimde belirlenmesi veya eşit şartlardaki seçenekler arasında tarafsız seçim yapılması amacıyla kura çekilmesi, geleceği öğrenmek için fal açılmasıyla aynı şey değildir. Kurada amaç bilinmeyen geleceği keşfetmek değil, mevcut seçenekler arasında tarafsız bir belirleme yapmaktır. İstihareye sonradan eklenen uygulamaların tamamı da aynı hüküm altında değerlendirilmemelidir. Bazıları genel dua âdabıyla ilişkili olabilirken, bazıları kişisel tecrübelere veya kültürel alışkanlıklara dayanmaktadır. Buna karşılık rastgele işaretlerden geleceğe ilişkin kesin sonuçlar çıkarmaya yönelik uygulamalar, istiharenin sünnetteki anlamıyla bağdaşmamaktadır.
9. Evlilik Kararlarında İstihare Rüyalarına Güvenmenin Sakıncaları
İstihare rüyalarının insan hayatını en fazla etkilediği alanlardan biri evliliktir. Evlilik kararı, yalnızca iki insanın birbirini sevmesiyle sınırlı olmayan; kişilik özellikleri, dinî ve ahlaki anlayış, sorumluluk bilinci, ekonomik şartlar, aile ilişkileri ve ortak hayat beklentileri gibi birçok unsurun değerlendirilmesini gerektiren önemli bir karardır. Buna rağmen bazı insanlar evlenmeyi düşündükleri kişinin kendileri için uygun olup olmadığını araştırmak yerine istihare rüyalarından sonuç çıkarmaya çalışmaktadır. Kimi zaman da bu karar, istihareye yatan bir hocanın veya onun gördüğü rüyayı yorumlayan başka bir kişinin değerlendirmesine bırakılmaktadır.
İstihare konusunda Instagram hesabımda yaptığım soru-cevap paylaşımlarına gelen yorumlarda ve danışmanlık görüşmelerimde, bu anlayışın insanların evlilik kararlarını nasıl etkilediğine ilişkin çeşitli örneklerle karşılaştım. Takipçilerime, “İstihare yaparak hayırlı olduğunu gördüğünüz ve daha sonra zarara uğradığınız işleriniz oldu mu? Neydi, nasıl oldu?” sorusunu yönelttim. Gelen cevaplardan bazılarını, yalnızca yazım ve noktalama hatalarını düzelterek aşağıda aktarıyorum.
1. “Ben evlilik niyetiyle yaptığım görüşme için istihareye yattım. 4-5 gün rüyaya ehemmiyet vermedim, kalbime gelecek hisse baktım. Son sabah namazı vakti uyandım, kalbim çok mutmaindi. Şu şu güzel hasletleri var, ben bununla evleneyim dedim. Ama sonraki bir yılda önümüze çıkmayan engel kalmadı. En son bitirdik, yuva kuramadan. Ailem istemedi onun bazı şartlarından dolayı. Benim için de olumsuzdu şartları ama iyi bir insan diye yuva kurmayı istemiştim.”
2. “Arkadaşım evlilik için güvendiği hocasına yaptırmıştı. Hocası da rüyayı çok hayırlı yorumladı. Arkadaşım da hayırlı diye kanaat edince evlendi. Yedi ay sonra boşandı. Üstelik iki yıl da psikolojisini düzeltmek için çabaladı. Arkadaşım şu an 42 yaşında ve hâlâ bekâr.”
3. “Evlilik için yedi gün öyle güzel şeyler gördüm, hissettim ama boşandım. Yeşil renkler, bahçeler görmüştüm.”
4. “Evet, ben evlenirken annem yattı. Hayırlı yorumladı ama sonu iyi olmadı.”
5. “Ablamın ilk evliliği. İstiharede çok iyi görmüştü ama boşandı.”
6. “İstiharede gördüğümü değil, kendi istediğimi yaptım ve sonuç çok kötü oldu.”
7. “Birden fazla denemem oldu ama ya hiçbir şey fark edemedim, göremedim ya da bir şeyler gördüysem bile anlayamadım.”
8. “Annem birisinin evlilik kararı için yattı. Çok güzel, olumlu gibiydi. Bir yıl sonra boşandılar.”
9. Bu yorumların yanı sıra bir takipçim, evlenmeyi düşündüğü kişi hakkında dua ettiğini ve uyku ile uyanıklık arasında gördüğü bir sahneyi şöyle anlattı: “Kendimden genç biri benimle evlenmek istiyordu. İki kez reddettim fakat üçüncüde neden olmasın dedim. Bu adam sürekli büyü yapan insanların yanına gidiyordu. Benimle evlenebilmek için yaptığı şeyleri sonradan anladım. İstihare olarak bilinen şeyleri yapmadım ama Allah'a dua etmiştim, evliliğim hayırlı olacaksa bana bir işaret vermesi için. Bir gün koltukta uyuyakaldığımda uyku ile uyanıklık arası şunu gördüm: Evleneceğim kişinin ülkesinde evine gidiyorum, hava karanlık, bana kapıyı açmıyorlar sanırım ve sonra o sokağın çıkmaz sokak olduğunu fark ediyorum.”
Bu son yorumda kişinin gördüğü sahneyi nasıl değerlendirdiği anlaşılmakla birlikte, evlilik kararının nihai sonucuna ilişkin bir bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla bu anlatımdan hareketle rüyanın gerçekleştiği veya geleceği haber verdiği sonucuna varılamaz.
Yukarıdaki yorumlarda dikkat çeken husus, bazı kişilerin istiharede olumlu rüyalar gördüklerini veya olumlu hisler yaşadıklarını ifade etmelerine rağmen evliliklerinin gerçekleşmemesi ya da boşanmayla sonuçlanmasıdır. Özellikle yeşil renkler ve güzel bahçeler gördüğünü söyleyen kişinin boşandığını belirtmesi, istihare rüyalarında belirli renklerin mutlaka hayra işaret ettiği anlayışının güvenilirliğini sorgulamamızı gerektirmektedir. Ancak burada önemli bir ayrım yapılmalıdır. Bir evliliğin boşanmayla sonuçlanması, o evliliğin başlangıçtan itibaren bütünüyle hayırsız olduğunu göstermez. Aynı şekilde bir kişinin olumsuz rüya gördükten sonra sıkıntı yaşaması da o rüyanın Allah tarafından gönderilmiş kesin bir uyarı olduğunu ispatlamaz. İnsanların yaşadıkları olaylar üzerinde birçok farklı etken bulunmaktadır. Ayrıca kişiler, sonradan yaşadıkları olaylara göre geçmişte gördükleri rüyaları yeniden yorumlayabilirler.
Bu yorumlar bilimsel bir araştırmanın sonuçları değildir. Yorumları paylaşan kişilerin anlattıkları olayları bağımsız olarak doğrulama imkânımız bulunmamaktadır. Bununla birlikte bu örnekler, istihare rüyalarına yüklenen anlamların insanların evlilik kararlarında ne kadar etkili olabildiğini göstermektedir. Burada özellikle üzerinde durulması gereken mesele, istiharede görülen rüyanın veya hissedilen iç huzurunun, evlenilecek kişinin uygunluğuna ilişkin araştırmanın yerine geçirilmesidir. Birinci yorumda kişi, evlenmeyi düşündüğü insanın bazı şartlarının kendisi açısından olumsuz olduğunu bildiği hâlde kalbinde hissettiği huzura önem verdiğini anlatmaktadır.
Danışmanlık görüşmelerimde karşılaştığım bir başka olay, istihare rüyalarının yalnızca evlilik öncesinde değil, mevcut evliliklerin sona erdirilmesi konusunda da belirleyici hâle gelebildiğini göstermektedir. Evliliklerinde ciddi problemler yaşayan ve ayrılma aşamasında danışmanlık için bana başvuran bir çiftin görüşmesinde, hanımefendi istihare yaptığını ve bunun sonucunda eşinden ayrılmaya karar verdiğini ifade etmişti. Burada dikkatimi çeken husus, evliliğin devam ettirilmesi veya sona erdirilmesi konusunda mevcut problemlerin ve çözüm imkânlarının değerlendirilmesinden ziyade, istihareden çıkarılan sonucun belirleyici hâle gelmesiydi. Elbette bazı evliliklerde ayrılık gerekli ve doğru bir karar olabilir. Özellikle şiddet, tehdit, istismar veya ciddi hak ihlallerinin bulunduğu durumlarda kişinin güvenliği ve hakları öncelikle korunmalıdır. Ancak evliliğin sürdürülmesi veya sona erdirilmesi gibi önemli bir kararın yalnızca istihare rüyasına veya ondan çıkarılan kişisel bir yoruma dayandırılması sağlıklı bir yaklaşım değildir.
Bu olay bana yıllar önce Mustafa Özdamar’ın Mehmed Zahid Kotku adlı eserinde okuduğum bir anekdotu hatırlattı. Eserde anlatıldığına göre Kotku’nun dostlarından Cevad Hoca’nın evlilik çağına gelmiş bir kızı vardı. Kızına bir talip çıkınca Cevad Hoca istihareye yatmış, ancak rüyasında olumsuz olarak yorumladığı bir durumla karşılaşınca evlilik konusunda tereddüde düşmüştü. Mehmed Zahid Kotku, kızın babasının istihare sonucuna göre hareket etmekte kararsız kaldığını öğrenince, bu zamanda istihareye gönül bağlamanın doğru olmadığını, bunun yerine istişareye başvurulması gerektiğini söylemişti. Anekdotta Kotku'ya atfedilen açıklamada, istihareden güvenilir bir sonuç çıkarılabilmesi için kişinin en az kırk gün haram lokmadan uzak durmuş olması gerektiği de ifade edilmektedir. Ancak bu kırk günlük şartın Hz. Peygamber'in öğrettiği istihare uygulamasında bir karşılığı bulunmamaktadır. Dolayısıyla söz konusu anlatı, istiharenin geçerliliğine ilişkin dinî bir hüküm olarak değil, rüya yorumlarına gereğinden fazla güvenilmemesi konusunda yapılmış bir uyarı olarak değerlendirilmelidir.
İstihare rüyalarına ilişkin bu tecrübeler, insanların gördükleri rüyalara ve hissettikleri duygulara ne kadar önem verdiklerini göstermektedir. Ancak bir insanın dindar olması, haramlardan sakınması veya çevresinde salih bir kişi olarak tanınması, gördüğü rüyaların mutlaka doğru olduğu anlamına gelmez. Aynı şekilde istihareden sonra görülen olumlu ya da olumsuz rüyaların, evliliklerin geleceğini kesin olarak bildirdiği de söylenemez. Bu nedenle evlilik gibi önemli kararların kişisel rüya yorumlarına dayandırılması, mevcut gerçeklerin göz ardı edilmesine ve yanlış kararlar verilmesine yol açabilir.
10. İstihare, İstişare Ve Tevekkül Arasındaki İlişki
İstiharenin sünnetteki anlamının doğru anlaşılması, onun istişare ve tevekkülle ilişkisini de açıklığa kavuşturmaktadır. İslam, insanın önemli kararlar karşısında yalnızca dua etmesini değil, aynı zamanda bilgi edinmesini, düşünmesini, gerekli araştırmaları yapmasını ve güvenilir kişilerle istişare etmesini de öğütlemektedir. Kur'an'da Hz. Peygamber'e hitaben, “İş hakkında onlarla istişare et. Kararını verdiğin zaman da Allah'a tevekkül et” buyrulmaktadır (Âl-i İmrân 3/159). Bir başka ayette ise müminlerin özellikleri arasında işlerini aralarında istişareyle yürütmeleri sayılmaktadır (Şûrâ 42/38). İstişare, insanın kendi bilgi ve tecrübelerinin sınırlı olduğunu kabul ederek başkalarının görüşlerinden yararlanmasıdır. Özellikle önemli kararlar söz konusu olduğunda, kişinin yalnızca kendi düşüncelerine dayanması bazı hususları gözden kaçırmasına yol açabilir. Ancak istişare sonucunda elde edilen bilgiler de mutlak değildir; insanlar bütün şartları değerlendirdikleri hâlde gelecekte ortaya çıkacak gelişmeleri kesin olarak bilemezler. Bu bakımdan istihare ile istişare birbirinin alternatifi değildir. İstişare karar verirken başvurulan bilgi ve değerlendirme sürecini desteklerken istihare Allah'tan hayırlı olanı takdir etmesini istemesidir. Tevekkül ise insanın üzerine düşen sorumlulukları yerine getirdikten sonra sonucu Allah'a bırakmasını ifade eder.
İstişare edilecek kişilerin seçimi de önemlidir. Bir insanın dinî hassasiyeti bulunması, onun her konuda yeterli bilgi ve tecrübeye sahip olduğu anlamına gelmez. Evlilik konusunda tecrübeli ve sağduyulu bir aile büyüğünün görüşü yararlı olabilirken, hukuki bir meselede hukukçunun, sağlıkla ilgili bir konuda ise ilgili sağlık uzmanının değerlendirmesi daha uygun olacaktır. Dolayısıyla istişarede yalnızca kişinin dindarlığına değil, görüş bildirilecek konudaki bilgisine, tecrübesine, dürüstlüğüne ve tarafsızlığına da dikkat edilmelidir. Hz. Peygamber'e nispet edilen bir rivayette, “Müminin ferasetinden sakının. Çünkü o, Allah'ın nuruyla bakar” buyrulmaktadır (Tirmizî, Tefsîr, hadis no. 3127). Ancak Tirmizî'nin garîb olarak nitelendirdiği bu rivayetin isnadı hadis âlimleri tarafından tenkit edilmiş ve rivayet zayıf kabul edilmiştir. Bu nedenle söz konusu hadisten hareketle salih insanların başkalarının geleceğini kesin olarak bilebildikleri veya değerlendirmelerinin hatasız olduğu sonucuna varılamaz. İstişarede önemli olan, bir insanın olağanüstü bilgiye sahip olduğuna inanmak değil, onun ilminden, tecrübesinden, ahlaki duyarlılığından ve sağlıklı değerlendirme yapabilme kabiliyetinden yararlanmaktır.
Evlilik kararı, istihare ile istişarenin birlikte nasıl uygulanabileceğini gösteren uygun bir örnektir. Evlenmeyi düşünen kişinin karşı tarafı tanımaya çalışması, dinî ve ahlaki anlayışını, dürüstlüğünü, sorumluluk bilincini, öfke kontrolünü, aile ilişkilerini ve evlilikten beklentilerini değerlendirmesi gerekir. Ailelerin görüşleri alınabilir, güvenilir kişilerle istişare edilebilir ve gerekli görülen konularda uzman desteğine başvurulabilir. Bunun yanında kişi istihare namazı kılarak Allah'tan hayırlı olanı isteyebilir. Ancak istihare yapmış olması, karşı taraf hakkında ortaya çıkan ciddi olumsuz bilgileri görmezden gelmesini gerektirmez. Örneğin evlenmeyi düşündüğü kişinin kendisine sürekli yalan söylediğini veya şiddet uyguladığını öğrenen bir insanın, rüyasında yeşil renk gördüğü için bu sorunları önemsiz kabul etmesi doğru değildir. Aynı şekilde evlilik hakkında ciddi bir olumsuzluk bulunmadığı hâlde yalnızca rüyasında siyah renk gördüğü için evlenmekten vazgeçen kişi de kararını güvenilir olmayan bir yoruma dayandırmış olabilir. İstihare, insanın elde ettiği bilgileri yok saymasını veya aklını kullanmaktan vazgeçmesini gerektiren bir ibadet değildir.
İstihare yapan kişi, karar vermek istediği konu hakkında gerekli bilgileri toplamalı, seçenekleri değerlendirmeli ve ihtiyaç duyduğu kişilerle istişare etmelidir. Ardından veya bu süreç içerisinde istihare yaparak Allah'tan hayırlı olanı isteyebilir. İstişare ile istiharenin mutlaka belirli bir sırayla yapılması gerektiğini gösteren bağlayıcı bir hüküm bulunmamaktadır. İstihare yapan kişi, rüya görüp görmediğine veya herhangi bir işaret hissedip hissetmediğine bakmaksızın, gerekli araştırma ve istişareleri yaptıktan sonra mevcut bilgiler ve makul değerlendirmeler doğrultusunda kararını verebilir. Çünkü istiharenin amacı, Allah'tan geleceğe ilişkin bir işaret almak değil, yapılacak işin hayırlı olmasını istemektir. Dolayısıyla kişinin karar vermek için yedi gece beklemesi, belirli renkler görmesi veya kalbinde olağanüstü bir değişiklik hissetmesi gerekmez. Ayrıca istihare sonrasında verilen kararın değiştirilemeyeceği düşüncesi de doğru değildir. İnsan yeni bilgiler edinebilir, şartlar değişebilir veya daha önce fark etmediği önemli bir hususu öğrenebilir. Böyle durumlarda kararını yeniden değerlendirmesi, istihareye aykırı davranmak anlamına gelmez. Tevekkül de bu sorumluluklardan vazgeçmek değildir. İnsan araştırmasını yapar, istişare eder, imkânlarını kullanır ve Allah'tan hayırlı olanı isteyerek kararını verir. Sonucu ise Allah'a bırakır. Beklediği sonuç gerçekleşmediğinde ise bunun mutlaka istihareyi yanlış yaptığı veya duasının kabul edilmediği anlamına geldiğini düşünmemelidir.
Netice olarak istihare, araştırma ve istişarenin yerine geçen bir yöntem değil, bunları tamamlayan bir dua ve tevekkül ibadetidir. İstiharenin sünnetteki temel anlamı, Allah'tan geleceği öğrenmek değil, geleceği bilen Allah'tan hayırlı olanı istemektir.
Kaynakça
1. İbnü'l-Hâc el-Abderî. el-Medhal. IV, 37–38.
2. İbn Âbidîn, Muhammed Emîn. Reddü'l-muhtâr ʿale'd-Dürri'l-muhtâr. İstihareyle ilgili açıklamalar; II, 26–27.
3. Nevevî, Yahyâ b. Şeref. el-Ezkâr. İstihareyle ilgili bölüm.
4. İbn Hacer el-Askalânî. Fethu'l-bârî bi-şerhi Sahîhi'l-Buhârî. XI, 191.
5. İbn Hacer el-Askalânî. Netâicü'l-efkâr fî tahrîci ehâdîsi'l-Ezkâr. IV, 69–70.
6. Süleyman b. Ömer el-Cemel. Fütûhâtü'l-vehhâb bi-tavdîhi Şerhi Menheci't-tullâb (Hâşiyetü'l-Cemel). Başkası adına istihareye ilişkin görüşlerin aktarıldığı bölüm.
7. Ali es-Saîdî el-Adevî. Hâşiyetü'l-Adevî ʿalâ Şerhi'l-Haraşî ʿalâ Muhtasari Halîl. Başkası adına istihareyle ilgili açıklamalar.
8. el-Mevsûatü'l-fıkhiyye el-Kuveytiyye. III, 241–247.
9. Öğüt, Salim. “İstihâre.” TDV İslâm Ansiklopedisi. C. 23, İstanbul, 2001, s. 333–334.
10. Rızk, Semîr Karanî Muhammed. el-İstihâre. Beyrut, 1998.
11. Özdamar, Mustafa. Mehmed Zahid Kotku. Kırk Kandil Yayınları, 2017. ISBN: 9789758225521.
İlgili Makaleler
1. Hal İlmi Anlayışı ve Problemleri
2. Hayırlısını İstemek Evliya Duası mı?
Sık Sorulan Sorular
1. İstihare namazı nasıl kılınır?
İstihare, iki rekât nafile namaz kılındıktan sonra Hz. Peygamber'in öğrettiği istihare duasının okunmasıyla yapılır. Duada Allah'tan düşünülen işin hayırlıysa kolaylaştırılması, değilse kişiden uzaklaştırılması istenir (Buhârî, Deavât, 48, hadis no. 6382).
2. İstihareye yattıktan sonra mutlaka rüya görmek gerekir mi?
Hayır. Hz. Peygamber'in öğrettiği istiharede uyumak veya rüya görmek şart değildir. Kişi rüya görmese de istihare namazını ve duasını yerine getirmiş olur.
3. İstiharede yeşil veya beyaz görmek hayra, siyah veya kırmızı görmek şerre mi işarettir?
Bu renk yorumları bazı klasik eserlerde yer alsa da sahih istihare hadisinde bulunmamaktadır. Dolayısıyla görülen renklerden hareketle bir işin kesinlikle hayırlı veya hayırsız olduğuna karar verilemez.
4. İstihareyi yedi gün yapmak gerekir mi?
Hayır. İstiharenin mutlaka yedi defa yapılması gerektiğini gösteren sahih bir hadis bulunmamaktadır. Kişi ihtiyaç duyduğunda istihareyi tekrarlayabilir; ancak yedi sayısını dinî bir zorunluluk olarak kabul etmemelidir.
5. Başkasına istihare yaptırmak caiz midir?
Bu konuda fıkıh âlimleri arasında farklı görüşler bulunmaktadır. Bazı âlimler başkası adına istihare yapılabileceğini belirtmişlerdir. Ancak Hz. Peygamber'in öğrettiği uygulama kişinin kendi namazını kılıp dua etmesidir. Başkasının gördüğü rüya da Allah'ın kesin cevabı olarak kabul edilemez.
6. İstihare yaptıktan sonra nasıl karar verilmelidir?
Kişi karar vereceği konu hakkında araştırma yapmalı, seçenekleri değerlendirmeli ve gerektiğinde güvenilir kişilerle istişare etmelidir. İstihareyle Allah'tan hayırlı olanı isterken kararını rüyalara veya renk yorumlarına değil, elde ettiği bilgilere ve makul değerlendirmelere dayandırmalıdır.
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.