Özetle:
· Olumlama, kişinin kendisi ve hayatıyla ilgili olumlu cümleleri tekrarlamasına dayanan bir uygulamadır. Ancak modern kişisel gelişim ve New Age anlayışında bu yöntem, çoğu zaman basit bir olumlu düşünme tekniğinin ötesine taşınmaktadır.
· “Ben zenginim”, “Ben sağlıklıyım”, “Bolluk bana geliyor” gibi cümlelerin bilinçaltını programlayacağı, insanın frekansını değiştireceği ve arzu edilen olayları hayata çekeceği ileri sürülebilmektedir.
· Her olumlu söz veya psikolojik telkin dinen problemli değildir. İnsanın kendisini cesaretlendirmesi, ümitli olması ve gerçekçi olumlu düşünceler geliştirmesi ile düşünceye dış gerçekliği değiştiren metafizik bir güç yüklemek birbirinden ayrılmalıdır.
· Olumlamanın çekim yasası ve manifest ile birleşen biçimlerinde düşünce, bilinçaltı, enerji, frekans ve “evren” kavramlarına gerçekte sahip oldukları gösterilmemiş birtakım güçler yüklenmektedir.
· Düşünceye, bilinçaltına veya evrene Allah'tan bağımsız olarak olayları meydana getirme, rızık veya şifa verme gibi güçlerin atfedilmesi tevhid açısından ciddi bir problem oluşturur ve inancın mahiyetine göre şirk kapsamına girebilir.
· Belirli sayı, tekrar ve yöntemlere dinî veya gaybî bir tesir yüklenmesi ise uygulamanın niteliğine göre bid'at, hurafe ve bâtıl inanç problemlerini gündeme getirebilir.
· “Ben kulumun zannı üzereyim” hadisi ve “Bir toplum kendilerindekini değiştirmedikçe...” (Ra‘d 13/11) ayeti, düşüncelerle dış gerçekliği meydana getirme anlayışına delil değildir.
· Nöroplastisite ve düşüncelerin davranış üzerindeki etkisi, insanın düşünceleriyle dış dünyadaki olayları meydana getirebildiğini bilimsel olarak kanıtlamaz.
· Dua ile olumlama aynı değildir. Duada kul Allah'tan ister, meşru sebeplere başvurur ve sonucu O'nun takdirine bırakır; metafizik olumlamada ise söz, bilinçaltı veya başka bir mekanizma üzerinden istenilen sonucu gerçekleştirme düşüncesi öne çıkabilir.
1. Olumlama Nedir?
Olumlama, kişinin kendisi veya hayatıyla ilgili olumlu cümleleri düzenli olarak tekrar etmesine dayanan bir uygulamadır. “Ben başarılıyım”, “Ben sağlıklıyım”, “Ben bolluk içindeyim”, “Hayatıma güzel şeyleri çekiyorum” gibi ifadeler olumlamanın en yaygın örnekleridir. Amaç, olumsuz olduğu düşünülen düşünce kalıplarının yerine olumlu düşünceler yerleştirmek ve bunları bilinçaltına kabul ettirmektir.
Ancak günümüzde kişisel gelişim ve spiritüel çevrelerde kullanılan olumlama, çoğu zaman kişinin kendisini motive etmesinden daha ileri bir anlam taşımaktadır. Olumlama sistemini savunan bazı yaklaşımlarda, tekrar edilen sözlerin bilinçaltını programlayacağı ve bunun sonucunda insanın hayatında arzu ettiği değişikliklerin ortaya çıkacağı ileri sürülmektedir. Bu nedenle kişiye, istediği şeyi gelecekte gerçekleşecek bir dilek olarak değil, zaten gerçekleşmiş bir durum gibi ifade etmesi öğretilmektedir. “Zengin olmak istiyorum” yerine “Ben bolluk içindeyim”, “Sağlıklı olmak istiyorum” yerine “Ben sağlıklıyım” denilmesi bunun içindir.
Modern olumlama anlayışının yaygınlaşmasında Louise Hay ve Joseph Murphy gibi kişisel gelişim yazarlarının önemli etkisi olmuştur. Bu yaklaşımlarda düşüncelerin ve bilinçaltına yerleştirilen telkinlerin insan hayatını değiştirebileceği düşüncesi öne çıkar. Zamanla bu anlayış çekim yasası, manifest, enerji, titreşim ve frekans gibi New Age kavramlarıyla da birleşmiştir. Böylece olumlama, bazı çevrelerde yalnızca insanın düşünce biçimini değiştirmesinin değil, arzu ettiği gerçekliği meydana getirmenin veya hayatına çekmenin bir yöntemi olarak sunulmaya başlanmıştır. Bu sistemlerin olumlamayla nasıl bağlantılı olduğunu daha ayrıntılı görmek için Çekim Yasası ve Manifest: Sipariş mi Veriyoruz, Şirk mi Koşuyoruz? başlıklı yazılarımıza da bakabilirsiniz.
Burada önemli bir ayrım yapılmalıdır. Olumlu düşünmek ile olumlama sistemine inanmak aynı şey değildir. Bir insanın “Ümitsizliğe kapılmayacağım”, “Çalışırsam başarabilirim” veya “Allah’ın izniyle bu sıkıntıyı aşabilirim” demesinde tek başına dinî açıdan problemli bir durum yoktur. Hz. Peygamber'in güzel sözü ve hayra yormayı sevdiği de bildirilmiştir (Buhârî, Tıb, 44; Müslim, Selâm, 110).
Problem, söylenen olumlu cümlelere normal psikolojik etkilerinin ötesinde bir güç yüklenmesiyle başlamaktadır. “Bu sözleri tekrarladığımda bilinçaltım hayatımı buna göre şekillendirir”, “Düşüncelerim evrene frekans gönderir”, “Bolluk düşünürsem bolluğu kendime çekerim” veya “Kendi gerçekliğimi düşüncelerimle yaratırım” denildiğinde artık basit bir motivasyon tekniğinden söz edilmemektedir. Burada düşünce, söz, bilinçaltı veya evren hakkında metafizik iddialar ortaya çıkmaktadır.
Bu nedenle bu yazıda eleştirilen şey insanın güzel düşünmesi, ümitli olması veya kendisini motive etmesi değildir. Eleştirilen, olumlama adı altında düşünceye ve söze gerçekliği meydana getiren bir güç verilmesi; bilinçaltının, enerjinin veya evrenin insanın isteklerini gerçekleştiren bir mekanizma gibi görülmesidir.
Olumlamanın İslam inancı açısından asıl tartışılması gereken yönü de buradan başlamaktadır. Önce bu sistemin nasıl uygulandığına, ardından bu uygulamaların arkasındaki bilinçaltı, enerji, frekans ve “gerçekliği yaratma” anlayışına bakmak gerekir.
2. Olumlama Nasıl Uygulanıyor?
Olumlama uygulamalarında temel yöntem, kişinin ulaşmak istediği durumu olumlu cümlelerle ifade etmesi ve bu cümleleri düzenli biçimde tekrar etmesidir. Cümlelerin genellikle şimdiki zaman kipinde ve arzu edilen şey gerçekleşmiş gibi kurulması tavsiye edilir. Bu nedenle “Sağlıklı olmak istiyorum” yerine “Ben sağlıklıyım”, “Maddî sıkıntılarımdan kurtulmak istiyorum” yerine “Ben bolluk içindeyim” gibi ifadeler kullanılır. Bununla kişinin zihnindeki olumsuz düşüncelerin değiştirilmesi ve yeni düşüncelerin bilinçaltına yerleştirilmesi amaçlanır.
Olumlama yalnızca sözlü tekrar şeklinde uygulanmaz. En yaygın yöntemlerden biri aynı cümlenin belirli bir süre boyunca tekrar edilmesidir. Özellikle 21 gün boyunca olumlama yapma kişisel gelişim çevrelerinde oldukça yaygındır. Kişi seçtiği cümleyi her gün söyleyebilir, yazabilir veya hazırlanmış ses kayıtlarından dinleyebilir. Bir başka yöntem olan ayna çalışmasında ise kişi aynada kendi gözlerine bakarak “Ben değerliyim”, “Kendimi seviyorum”, “Ben başarılıyım” gibi ifadeleri tekrar eder. Louise Hay'in çalışmalarında öne çıkan bu yöntemde, kişinin kendisi hakkındaki olumsuz kabullerinin değiştirilmesi hedeflenir.
Olumlamanın manifest uygulamalarıyla birleştiği yöntemlerden biri de 3-6-9 tekniğidir. Farklı biçimleri bulunmakla birlikte genellikle arzu edilen şeyin sabah üç, gün içerisinde altı ve akşam dokuz defa yazılması veya söylenmesi tavsiye edilir. Bunun yanında kişinin istediği evi, işi, parayı veya ilişkiyi elde etmiş gibi defterine yazdığı uygulamalar da bulunmaktadır. Bazı manifest yöntemlerinde dileğin yazıldığı kâğıdın saklanması veya yakılması gibi uygulamalar da bunlara eklenmektedir.
Olumlama amacıyla hazırlanmış ses kayıtları ve subliminal telkinler de yaygın biçimde kullanılmaktadır. Bolluk, sağlık, özgüven, başarı veya ilişki gibi farklı konularda hazırlanan kayıtlar tekrar tekrar dinlenmektedir. Subliminal olarak adlandırılan bazı kayıtlarda ise olumlama mesajlarının müzik veya başka seslerin arkasına yerleştirildiği ve kişinin bilinçli olarak fark etmediği bu mesajların bilinçaltına ulaşacağı ileri sürülmektedir.
Görüldüğü gibi olumlama; söyleme, yazma, dinleme, aynaya bakma ve belirli sayılarda tekrar etme gibi farklı yöntemlerle uygulanmaktadır. Ancak bu davranışların kendisi, olumlama sisteminin asıl tartışmalı yönünü açıklamak için yeterli değildir. Önemli olan, bu uygulamalarla neyin gerçekleştirilebileceğine inanıldığıdır. Çünkü olumlama bazı kişiler tarafından yalnızca kendini motive etme yöntemi olarak kullanılırken, bazı sistemlerde bilinçaltını programlayarak hayatı değiştirme, düşüncelerle gerçekliği şekillendirme veya istenilen şeyleri kendine çekme yöntemi olarak sunulmaktadır. Olumlamanın İslam açısından değerlendirilmesinde asıl üzerinde durulması gereken nokta da bu ikinci anlayıştır.
3. Olumlamanın Arkasındaki İnanç Sistemi
Olumlama ilk bakışta olumlu cümlelerin tekrarından ibaret görünse de, modern kişisel gelişim ve New Age anlayışındaki kullanımında bunun arkasında daha geniş bir düşünce sistemi bulunmaktadır. Bu sistemde insanın düşüncelerinin bilinçaltını şekillendirdiği, bilinçaltına yerleşen düşüncelerin de kişinin hayatını değiştirdiği ileri sürülmektedir. Bazı yaklaşımlarda bununla da yetinilmez; düşüncelerin bir enerji ve frekans oluşturduğu, benzer olayları kendisine çektiği ve böylece insanın kendi gerçekliğini meydana getirebildiği savunulur. Olumlama, çekim yasası ve manifest uygulamalarıyla tam da bu noktada birleşmektedir.
Bilinçaltını Programlayarak Hayatı Değiştirme
Olumlama sisteminin temel kavramlarından biri “bilinçaltını programlama”dır. Buna göre çocukluktan itibaren duyulan sözler, yaşanan olaylar ve edinilen inançlar bilinçaltında birtakım kayıtlar meydana getirir. “Ben başarısızım”, “Para kazanmak zordur”, “Ben sevilmeye layık değilim” gibi kabullerin insanın sonraki hayatını olumsuz etkilediği düşünülür. Çözüm olarak da bunların karşıtı olan olumlu cümlelerin tekrar edilerek eski kayıtların değiştirilmesi önerilir. Bu yaklaşımın bazı biçimlerinde bilinçaltı yalnızca davranışları etkileyen psikolojik bir süreç olarak değil, insanın karşılaşacağı olayları ve hayat şartlarını belirleyen güçlü bir mekanizma gibi sunulmaktadır.
Burada iki farklı iddiayı birbirinden ayırmak gerekir. İnsanın geçmiş tecrübelerinin, beklentilerinin ve kendisi hakkındaki düşüncelerinin davranışlarını etkilemesi anlaşılabilir bir durumdur. “Başaramam” diye düşünen bir insan daha az çaba gösterebilir; kendisine güvenen kişi ise daha kararlı davranabilir. Ancak “Bilinçaltımdaki düşünceleri değiştirirsem dış dünyadaki olaylar da buna göre değişir” iddiası bundan farklıdır. İlkinde düşünce davranışı etkilemektedir; ikincisinde ise bilinçaltına dış gerçekliği meydana getiren veya yönlendiren özel bir güç yüklenmektedir. Bilinçaltına yüklenen bu tür güçleri ve bilinçaltı uygulamalarının dayandığı temel kabulleri ayrıca Bilinçaltı Yöntemlerinin Saklı Tehlikeleri başlıklı yazımızda ele aldık.
Düşünce, Enerji ve Frekans
Olumlamanın çekim yasasıyla birleştiği anlayışlarda düşüncelerin “enerji” olduğu ve belirli bir “frekans” yaydığı da ileri sürülmektedir. Buna göre sevgi, mutluluk, bolluk ve şükür gibi olumlu düşünceler yüksek; korku, üzüntü, öfke ve kıtlık düşünceleri düşük frekans meydana getirir. İnsan hangi frekansta bulunuyorsa hayatına da o frekansa uygun olayları çeker. Böylece “bolluk frekansına girmek”, “şifa frekansını yükseltmek” veya “sevgi titreşimi yaymak” gibi kavramlar olumlama uygulamalarının içerisine girmiştir.
Enerji, frekans ve titreşim fizikte gerçek anlamları bulunan kavramlardır. Fakat bunların spiritüel literatürde kullanılması, “bolluk düşüncesinin para çeken bir frekans yaydığı” veya “olumlu düşüncelerin dış dünyadaki olayları kendisine çektiği” iddiasını bilimsel hâle getirmez. Bu konunun bilimsel yönünü ilerleyen bölümde ayrıca ele alacağız. Burada önemli olan, olumlama sisteminde düşüncenin yalnızca insanın iç dünyasını etkileyen bir unsur olmaktan çıkarılarak dış gerçekliği etkileyen görünmez bir güç şeklinde yorumlanmasıdır.
Evrene Mesaj Göndermek ve Gerçekliği Oluşturmak
Olumlama, manifest ve çekim yasasının kesiştiği diğer önemli nokta “evren” anlayışıdır. Bazı uygulamalarda kişinin düşüncelerinin ve sözlerinin evrene bir mesaj gönderdiği, evrenin de buna uygun olaylarla karşılık verdiği söylenmektedir. “Evrene ne gönderirsen sana o döner”, “İsteğini evrene bırak”, “Evren sana cevap verir” veya “İstediğin şeyin frekansına gir” gibi söylemler bu anlayışın ürünüdür. Kişinin istediği sonucu olmuş gibi söylemesi de yalnızca moral kazanmak için değil, istediği gerçekliği hayatına çekmek amacıyla yapılmaktadır.
Bu düşüncenin daha ileri biçiminde insanın “kendi gerçekliğini yarattığı” iddiası ortaya çıkar. Kişinin bugünkü hayatının geçmiş düşüncelerinin sonucu olduğu, geleceğini de bugünkü düşünceleriyle oluşturabileceği savunulur. Böylece olumlama yalnızca “iyi düşünmek” olmaktan çıkar; bilinçaltını programlama, frekans değiştirme, evrene mesaj gönderme ve istenilen gerçekliği kendine çekme zincirinin bir parçasına dönüşür.
Elbette olumlama yapan herkes bu düşüncelerin tamamına inanmayabilir. Bazı kişiler olumlamayı yalnızca kendilerini motive etmek veya olumsuz iç konuşmalarını azaltmak amacıyla kullanmaktadır. Bu nedenle bütün olumlama uygulamalarını aynı hüküm altında değerlendirmek doğru değildir. Ancak düşünceye, bilinçaltına, enerjiye veya evrene insanın hayatındaki olayları meydana getiren özel bir güç yüklendiğinde mesele artık sıradan bir psikolojik telkin olmaktan çıkar. Olumlamanın İslam inancı açısından asıl problemli yönü de burada başlamaktadır. Bir sonraki bölümde bu anlayışın tevhid, kader, tevekkül, şirk, bid'at ve hurafe açısından ne anlama geldiğini ele alacağız.
4. Olumlama İslam İnancı Açısından Neden Problemlidir?
Olumlama konusunda İslam açısından yapılacak değerlendirmede, kişinin olumlu düşünmesi ile düşünceye metafizik bir güç yüklemesi birbirinden ayrılmalıdır. İnsanın “Allah’ın izniyle bu sıkıntıyı aşacağım”, “Çalışırsam başarabilirim” diyerek kendisini motive etmesinde bir sakınca yoktur. Problem; olumlama cümlelerinin bilinçaltını programlayarak dış gerçekliği değiştirdiğine, düşüncelerin istenilen olayları çektiğine, evrenin gönderilen mesajlara karşılık verdiğine veya belirli tekrarların hayat üzerinde görünmeyen bir tesir meydana getirdiğine inanılmasıyla başlar. Çünkü bu noktada konu artık olumlu düşünmekten çıkar; yaratma, takdir, rızık, şifa, fayda ve zarar gibi doğrudan inanç alanına giren meselelerle ilişkili hâle gelir.
Düşünceye ve Bilinçaltına Yaratıcı Güç Yüklemek
Kur’an’a göre yaratmak ve varlık üzerinde mutlak tasarrufta bulunmak Allah’a aittir: “Allah her şeyin yaratıcısıdır. O, her şeye vekildir.” (Zümer 39/62). Başka bir ayette, “Rabbin dilediğini yaratır ve seçer.” buyrulmaktadır (Kasas 28/68). Dolayısıyla insanın düşüncesi, sözü veya bilinçaltı kendi başına olayları meydana getiren yaratıcı bir kudret değildir. Düşünceler insanın kararlarını ve davranışlarını etkileyebilir; davranışlar da birtakım sonuçlara sebep olabilir. Fakat bu doğal ilişki ile “Düşüncelerim gerçekliğimi yaratıyor” iddiası aynı değildir.
Burada şirk hükmü konusunda da ölçülü olmak gerekir. Bir insanın günlük dilde “Kendi hayatımı yeniden yarattım” demesi tek başına onun Allah’a ortak koştuğunu göstermez; söz mecaz anlamında kullanılmış olabilir. Ancak insan zihninin, bilinçaltının veya düşüncelerinin Allah’tan bağımsız biçimde olayları meydana getirdiğine gerçekten inanılması durumunda ciddi bir tevhid problemi ortaya çıkar. Çünkü yaratılmış bir varlığa, Allah’a mahsus olan yaratma ve mutlak tasarruf gücü verilmiş olur.
Evrene Güç Atfetmek ve Evrenden İstemek
Olumlamanın çekim yasası ve manifest ile birleştiği uygulamalarda “evren” kavramı daha problemli bir anlam kazanabilmektedir. “Evrene mesaj gönder”, “Evren seni duyuyor”, “İsteğini evrene bırak” veya “Evren sana karşılığını verir” denildiğinde evren, yalnızca Allah’ın yarattığı kâinat olarak değil; insanı işiten, taleplerini bilen ve onlara karşılık veren bir güç gibi tasvir edilmektedir. Böyle bir inanç İslam’ın dua ve tevhid anlayışıyla bağdaşmaz.
Kur’an'da Allah, “Bana dua edin, size karşılık vereyim.” buyurmaktadır (Mü’min 40/60). Fâtiha sûresindeki “Yalnız sana kulluk eder ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fâtiha 1/5) ayeti de müminin yönelişinin kime olması gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Dolayısıyla evrenin insanın taleplerini işiten ve bunları gerçekleştiren metafizik bir merci olduğuna inanarak ondan sağlık, rızık, eş veya başka bir nasip beklemek, yaratılmış olana Allah’a ait tasarruflar yüklemek anlamına gelir. Buradaki problem “evren” kelimesinin kendisi değil, evrene verilen güç ve görevdir.
“Kendi Gerçekliğini Yaratmak” ve Kader Anlayışı
Olumlama sistemlerinde karşılaşılan “Hayatını sen yaratırsın”, “Geleceğini düşüncelerinle oluşturursun” veya “Yaşadıkların geçmiş düşüncelerinin sonucudur” şeklindeki söylemler, İslam’ın kader anlayışıyla da uyuşmaz. İslam insana irade ve sorumluluk verir; insan çalışır, tercih eder, tedbir alır ve yaptıklarının sonucundan sorumlu olur. Fakat insanın iradesi mutlak değildir. Kur’an'da “Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.” buyrulmaktadır (İnsan 76/30). İnsan bir şeyi çok isteyebilir, bunun için çalışabilir ve dua edebilir; buna rağmen sonuç istediği gibi gerçekleşmeyebilir.
Hz. Peygamber de bu dengeyi, “Sana fayda verene gayret et, Allah’tan yardım dile ve acizlik gösterme” buyurarak açıklamıştır. Ardından bir şey meydana geldiğinde “Şöyle yapsaydım böyle olurdu” demek yerine Allah’ın takdirini kabul etmeyi öğretmiştir (Müslim, Kader, 34). Dolayısıyla İslam ne insanı iradesiz bir varlık kabul eder ne de onu kendi kaderinin mutlak belirleyicisi hâline getirir. Olumlama düşüncesinin bazı biçimlerinde görülen “Her şeyi düşüncelerinle sen çekiyorsun” anlayışı bu dengeyi bozmaktadır.
Bu düşüncenin başka bir sakıncası da insanın başına gelen musibetlerin sorumluluğunu bütünüyle kendisine yüklemesidir. Hastalanan bir kişiye “Hastalığı olumsuz düşüncelerinle çektin”, maddî sıkıntı yaşayan birine “Bolluk bilincinde olmadığın için fakirliği kendine çektin” denildiğinde, Allah’ın imtihan ve kader anlayışı geri plana itilmiş olur. Kur’an, insanın korku, açlık ve mal kaybı gibi çeşitli imtihanlarla karşılaşabileceğini açıkça bildirmektedir (Bakara 2/155). Dolayısıyla her sıkıntıyı kişinin yanlış düşüncelerinin ürünü olarak görmek İslamî kader anlayışına uygun değildir.
Olumlama, Bid’at ve Hurafe
Her olumlama uygulamasını doğrudan bid’at olarak nitelendirmek doğru olmaz. Bir kişinin kendisini motive etmek için bazı cümleleri tekrarlaması dinî bir ibadet olmadığı için bu davranış kendi başına bid’at sayılmaz. Ancak olumlamanın belirli sayılarla ve sürelerle yapılmasına dinî veya manevî bir fazilet yüklenir, uygulama Allah’a yaklaşmanın, manevî arınmanın veya özel bir gaybî sonuç elde etmenin yolu olarak sunulursa durum değişir. Hz. Peygamber, “Kim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şeyi ortaya çıkarırsa o reddedilmiştir.” buyurmuştur (Buhârî, Sulh, 5; Müslim, Akdiye, 17). Bu nedenle din tarafından belirlenmemiş bir yöntemi zikir, dua veya özel manevî uygulama gibi sunmak için dinî delil gerekir.
Benzer şekilde 21 gün, 3-6-9 tekrarları, özel frekanslar veya belirli ritüellerin görünmeyen bir tesirle istenilen sonucu meydana getireceğine inanılması hurafe boyutuna ulaşabilir. İslam'da herhangi bir şeye gerçekte sahip olmadığı gizli güçler yüklemek doğru değildir. Hz. Peygamber'in “Uğursuzluk inancı şirktir.” buyurması (Ebû Dâvûd, Tıb, 24; Tirmizî, Siyer, 47), yaratılmış şeylere delilsiz biçimde görünmeyen etkiler yüklemenin inanç açısından taşıdığı tehlikeyi göstermektedir. Burada da her temelsiz inanışın aynı derecede şirk olduğunu söylemek yerine, o nesneye, sayıya veya yönteme hangi gücün atfedildiğine bakmak gerekir. Sayılara özel ve görünmeyen güçler yüklenmesinin başka örnekleri için “777 Mucize mi Safsata mı?” ve “Rakamla Mucize Vaadi: Grabovoi Sistemi (Sayı Sekansları) Neden Tehlikeli Bir Hurafe?” yazılarımıza da bakabilirsiniz.
5. Olumlamayı İslamîleştirme Çabaları
Olumlama, çekim yasası ve manifest gibi uygulamalar Müslüman toplumlarda yaygınlaşırken bunların doğrudan New Age kavramlarıyla anlatılması her zaman kabul görmemektedir. Bu nedenle bazı uygulayıcılar sistemin temel mantığını koruyarak “evren” yerine Allah, “enerji” yerine dua, “olumlama” yerine güzel zan veya zikir gibi İslamî kavramları kullanmaktadır. Böylece Batı kaynaklı bir kişisel gelişim sistemi, İslam'ın zaten öğrettiği bir yöntemmiş gibi sunulabilmektedir. Oysa bir uygulamada Allah, dua, ayet veya tevekkül gibi kavramların kullanılması, o uygulamanın dayandığı düşünceyi kendiliğinden İslamî hâle getirmez. Burada bakılması gereken, kullanılan kelimelerden çok bu kelimelere hangi anlamların yüklendiğidir.
“Dua da Bir Olumlamadır” İddiası
Olumlamayı İslam'la bağdaştırmak için kullanılan yaygın iddialardan biri, “Dua da aslında olumlamadır” düşüncesidir. Her ikisinde de insanın bir isteğini sözle ifade etmesi, yüzeysel bir benzerlik meydana getirebilir. Fakat dua ile olumlamanın dayandığı anlayış aynı değildir. Duada kul, ihtiyacını Allah'a arz eder ve sonucu O'nun dilemesine bırakır. Olumlamanın metafizik biçimlerinde ise kişi istediği şeyi gerçekleşmiş gibi tekrar ederek bilinçaltını programlamaya, frekansını değiştirmeye veya istediği sonucu hayatına çekmeye çalışır.
Kur'an'da dua, doğrudan Allah'a yönelme olarak öğretilmiştir: “Kullarım sana beni sorduklarında bilsinler ki ben yakınım. Bana dua edenin duasına, bana dua ettiği zaman karşılık veririm.” (Bakara 2/186). Duanın merkezinde insanın kendi sözünün gücü değil, Allah'ın kudreti vardır. Kul ister; fakat istediği şeyin mutlaka kendi belirlediği biçimde gerçekleşeceğini iddia etmez. Bu nedenle “Ben istiyorum ve olacak” anlayışıyla “Allah'tan istiyorum; O dilerse nasip eder” anlayışı arasında temel bir inanç farkı bulunmaktadır.
“Ben Kulumun Zannı Üzereyim” Hadisi Olumlamaya Delil midir?
Olumlama ve çekim yasasını İslamî kavramlarla açıklamaya çalışanların başvurduğu delillerden biri de kudsî hadiste geçen “Ben kulumun benim hakkımdaki zannı üzereyim” ifadesidir (Buhârî, Tevhîd, 15; Müslim, Zikir, 2). Bu hadis bazen “İyi düşünürsen iyi şeyler olur”, hatta “Ne düşünürsen onu hayatına çekersin” şeklinde yorumlanmaktadır. Ancak hadisin konusu insan düşüncesinin evrende olay meydana getirmesi değildir. Hadisin devamında Allah'ı zikreden, O'na yaklaşan ve O'na yönelen kuldan söz edilmektedir. Dolayısıyla burada söz konusu olan, kulun Allah'ın rahmeti, mağfireti ve kendisine muamelesi hakkında güzel zan beslemesidir.
Allah hakkında hüsnüzan sahibi olmak ile düşüncelerin dış gerçekliği yarattığına inanmak aynı şey değildir. Mümin Allah'ın kendisine merhamet edeceğini ümit eder, duasının işitildiğine inanır ve O'ndan hayır bekler. Fakat bu, “Olumlu düşündüğüm için istediğim olay gerçekleşmek zorundadır” anlamına gelmez. Hadisi bu şekilde yorumlamak, metnin bağlamında bulunmayan çekim yasası veya olumlama anlayışını hadise yüklemek olur.
“Bir Toplum Kendilerindekini Değiştirmedikçe...” Ayeti
Olumlamaya delil olarak kullanılan ayetlerden biri de “Bir toplum kendilerinde bulunanı değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez.” ayetidir (Ra‘d 13/11). Bu ayet bazen “Düşüncelerini değiştir, hayatın değişsin” şeklinde aktarılmakta ve bilinçaltını programlama düşüncesine delil gösterilmektedir. Oysa ayet, olumlama cümlelerinin tekrarlanması veya insanın düşünceleriyle istediği gerçekliği çekmesi hakkında değildir. Nitekim Taberî ve İbn Kesîr de ayeti, insanın düşünce veya “frekansını” değiştirmesi şeklinde değil; insanların Allah’a karşı tutum ve davranışlarında meydana gelen değişim bağlamında açıklamaktadır. Bu yorum, “kendilerinde olanı değiştirme” ifadesinin bilinçaltını programlama veya düşünceyle gerçekliği değiştirme anlamına gelmediğini göstermektedir (Taberî, Câmiʿu’l-beyân, Ra‘d 13/11 tefsiri; İbn Kesîr, Tefsîru’l-Kur’âni’l-azîm, Ra‘d 13/11 tefsiri).
Ayet insanın sorumluluğunu, tutum ve davranışlarını değiştirmesini konu alan daha geniş bir bağlam içerisindedir. İslam insanın kendisini düzeltmesini, yanlışlarından dönmesini ve sebeplere sarılmasını ister. Ancak bundan, insanın zihnindeki düşünceleri değiştirerek dış gerçekliği metafizik biçimde değiştirebildiği sonucu çıkarılamaz. İç dünyadaki ahlâkî ve iradî değişim ile düşünce yoluyla gerçeklik yaratma iddiası birbirinden farklıdır.
İslamî Kavramların Anlamını Değiştirmemek
Benzer bir problem dua, şükür, tevekkül ve zikir gibi kavramların “enerji” ve “frekans” diliyle yeniden açıklanmasında görülmektedir. “Dua evrene frekans göndermektir”, “Zikir titreşimi yükseltir”, “Şükür bolluk frekansına geçirir” gibi ifadeler ilk bakışta İslamî görünse de, İslam'ın ibadet anlayışını New Age sisteminin kavramlarıyla yeniden yorumlamaktadır. Müslüman Allah'a dua eder çünkü Allah işitir ve cevap vermeye kadirdir; zikreder çünkü Allah kendisini zikretmeyi emretmiştir; şükreder çünkü nimetin gerçek sahibinin Allah olduğuna inanır. Bunların meşruiyeti varsayılan enerji veya frekans mekanizmalarına bağlı değildir.
Bu nedenle olumlamanın başına “Allah'ın izniyle” eklemek veya uygulamanın içerisinde ayet ve esma kullanmak, arkasındaki yanlış inançları kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Eğer sistem hâlâ düşüncenin gerçekliği meydana getirdiğini, belirli tekrarların görünmeyen sonuçlar oluşturduğunu veya insanın kendi hayatını zihinsel yöntemlerle kontrol edebileceğini savunuyorsa temel problem devam etmektedir. İslamî kavramları modern spiritüel sistemlere uyarlamak yerine, bu sistemlerin iddialarını Kur'an ve sünnetin kendi kavramları ve ölçüleri içerisinde değerlendirmek gerekir.
6. Olumlama Gerçekten Bilimsel mi?
Olumlama sistemleri yalnızca spiritüel kavramlarla değil, zaman zaman bilimsel terimlerle de açıklanmaktadır. Özellikle “nöroplastisite”, “bilinçaltını yeniden programlama”, “beynin frekansını değiştirme” ve “düşüncenin enerji yayması” gibi ifadeler kullanılarak olumlamaların bilimsel olarak kanıtlanmış bir yöntem olduğu izlenimi oluşturulmaktadır. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, bilimsel olarak bilinen bazı gerçeklerle bunlardan hareketle ileri sürülen daha kapsamlı iddiaları birbirinden ayırmaktır.
Nöroplastisite Olumlamayı Kanıtlar mı?
Nöroplastisite, beynin yaşantı, öğrenme ve tekrar sonucunda yapısal ve işlevsel değişiklikler gösterebilme özelliğidir. Yeni bir beceri öğrenmek, sürekli bir davranışı tekrarlamak veya yeni tecrübeler edinmek sinir sisteminde değişikliklere yol açabilir. Bu gerçek, olumlama sistemlerinde bazen “Bir cümleyi sürekli tekrar edersen beynini yeniden programlar ve hayatını değiştirirsin” şeklinde yorumlanmaktadır. Oysa beynin öğrenme sonucunda değişebilmesi ile tekrarlanan bir cümlenin dış dünyadaki olayları değiştirmesi arasında bilimsel olarak kurulmuş böyle bir sebep-sonuç ilişkisi yoktur.
Benzer şekilde insanın kendisi hakkındaki düşüncelerinin davranışlarını etkilemesi mümkündür. “Nasıl olsa başaramam” düşüncesi kişinin çabasını azaltabilir; daha gerçekçi ve ümitli bir düşünce ise harekete geçmesini kolaylaştırabilir. Dolayısıyla olumlu iç konuşmanın motivasyon veya davranış üzerinde bazı etkilerinin bulunabilmesi mümkündür. Fakat bundan “Ben zenginim” sözünü tekrar etmenin maddî bolluk meydana getireceği veya “Ben sağlıklıyım” demenin hastalığı ortadan kaldıracağı sonucu çıkarılamaz. Zihinsel tutumun davranış üzerindeki etkisi ile düşüncenin gerçekliği meydana getirdiği iddiası aynı şey değildir.
“Bilinçaltını Programlamak” Ne Kadar Bilimsel?
Kişisel gelişim literatüründe bilinçaltı çoğu zaman bilgisayar gibi tasvir edilmekte; eski “programların” silinebileceği ve yenilerinin olumlamalarla yüklenebileceği anlatılmaktadır. Bu benzetme konuyu kolaylaştırmak amacıyla kullanılabilir; ancak insan zihninin gerçekten bu şekilde çalışan bir bilgisayar programı olduğu anlamına gelmez. İnsan davranışları geçmiş tecrübeler, öğrenilmiş alışkanlıklar, çevre, kişilik, sosyal şartlar ve daha birçok etkenin birlikte rol oynadığı karmaşık süreçlerin sonucudur.
Bu nedenle insanın yıllar içinde oluşmuş bütün problemlerinin birkaç olumlama cümlesiyle “bilinçaltından silinebileceği” iddiasına ihtiyatla yaklaşmak gerekir. Özellikle hastalık, ekonomik problem, evlilik sorunu veya travmatik yaşantı gibi çok farklı sebepleri bulunabilecek durumları yalnızca bilinçaltındaki “yanlış kayıtlarla” açıklamak, hem bilimsel açıdan aşırı bir genellemedir hem de gerçek sebeplerin gözden kaçmasına yol açabilir.
Enerji ve Frekans Kavramlarının Yanlış Kullanılması
Olumlama, çekim yasası ve manifest sistemlerinin bilimsel görünmesinde en çok kullanılan kavramlardan biri de “frekans”tır. Fizikte enerji, frekans ve titreşim ölçülebilir kavramlardır. Ancak “bolluk frekansı”, “para titreşimi”, “şifa frekansı” veya olumlu düşüncelerin evrene gönderdiği ve benzer olayları geri çektiği bir frekans için aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Bilimsel bir terimin spiritüel bir açıklamanın içerisinde kullanılması, o açıklamayı bilimsel delil hâline getirmez.
Dolayısıyla olumlama konusunda iki uç yaklaşımdan da kaçınmak gerekir. İnsan düşüncelerinin davranış, motivasyon ve duygu durumu üzerinde hiçbir etkisi olmadığını söylemek doğru olmadığı gibi, bu etkiden hareketle düşüncelerin hastalıkları iyileştirdiğini, maddî olayları çektiğini veya dış gerçekliği oluşturduğunu iddia etmek de doğru değildir. Bilimin gösterebildiği psikolojik etkiler ile olumlama sistemine yüklenen metafizik güç birbirinden ayrılmalıdır. Olumlama hakkındaki bilimsel tartışmanın temel problemi de bu sınırın sık sık ortadan kaldırılmasıdır.
7. Olumlamanın Psikolojik Riskleri
Olumlama uygulamaları çoğunlukla insanın kendisini daha iyi hissetmesi, özgüven kazanması ve olumsuz düşüncelerden kurtulması amacıyla kullanılmaktadır. Gerçekçi ve kişinin davranışlarını destekleyen olumlu iç konuşmaların faydalı olabileceği durumlar vardır. Ancak olumlama, “Düşüncelerim yaşadıklarımı belirler”, “Olumsuz düşünürsem olumsuz olayları kendime çekerim” veya “İstediğim şey gerçekleşmiyorsa doğru frekansta değilim” anlayışına dönüştüğünde psikolojik açıdan da sorunlu sonuçlar ortaya çıkabilir.
Her Zaman Olumlu Olma Baskısı
Olumlama kültüründe kişinin korku, üzüntü, kaygı ve öfke gibi duyguları bazen “negatif enerji” olarak değerlendirilmekte ve bunlardan mümkün olduğunca uzak durması gerektiği söylenmektedir. Çünkü olumsuz düşüncelerin benzer olumsuzlukları hayata çekeceğine inanılmaktadır. Bu anlayış kişiyi gerçek duygularıyla yüzleşmek yerine onları bastırmaya yöneltebilir. Oysa insanın üzülmesi, korkması veya zaman zaman ümitsizliğe yaklaşması hayatın doğal bir parçasıdır. Asıl mesele bu duyguların varlığını inkâr etmek değil, onlarla sağlıklı biçimde başa çıkabilmektir.
İslam da insanı sürekli mutlu görünmeye zorlamaz. Kur'an'da peygamberlerin dahi korku, hüzün ve sıkıntı yaşadıkları anlatılmaktadır. Hz. Yakub'un Hz. Yusuf sebebiyle yaşadığı derin üzüntü bunun açık örneklerinden biridir (Yûsuf 12/84-86). Dolayısıyla üzüntüyü veya korkuyu başlı başına insanın hayatına kötülük çeken bir “düşük frekans” gibi görmek hem insan tabiatını hem de İslam'ın insan anlayışını doğru yansıtmaz.
“Başıma Gelenleri Ben Çektim” Düşüncesi
Olumlama ve çekim yasasının en ağır sonuçlarından biri, insanın yaşadığı olumsuzlukların sorumluluğunu bütünüyle kendi düşüncelerine yüklemesidir. Eğer “Düşünceler gerçekliği oluşturur” ilkesi kabul edilirse, bunun doğal sonucu hastalık, maddî kayıp, boşanma veya başka bir musibet yaşayan kişinin bunları bir şekilde kendisine çektiğinin düşünülmesidir. Böylece kişi yalnızca yaşadığı problemin yükünü değil, “Buna yanlış düşüncelerim sebep oldu” suçluluğunu da taşımaya başlayabilir.
Bu yaklaşım özellikle insanın kontrolü dışında gelişen olaylarda daha problemli hâle gelir. İnsan hayatında kendi tercihleriyle ortaya çıkan sonuçlar bulunduğu gibi, iradesinin dışında meydana gelen sayısız olay da vardır. İslam bunları tek bir zihinsel sebebe bağlamaz; hayatın içerisinde imtihanın bulunduğunu bildirir: “Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğiz.” (Bakara 2/155). Bu nedenle yaşanan her sıkıntıyı “yanlış düşündün ve bunu kendine çektin” şeklinde açıklamak doğru değildir.
Gerçek Problemlerin Üzerini Örtme Tehlikesi
Olumlamanın bir başka riski, çözüm gerektiren gerçek problemlerin yalnızca düşünce değişikliğiyle giderilebileceği kanaatidir. Maddî sıkıntının çözümü için çalışma ve planlama, aile problemleri için iletişim ve gerektiğinde uzman desteği, sağlık sorunları için ise uygun tıbbî değerlendirme gerekebilir. Bunların yerine sürekli “Ben bolluk içindeyim”, “Her şey mükemmel” veya “Ben tamamen sağlıklıyım” demek, mevcut problemin ortadan kalktığı anlamına gelmez.
İslam'ın yaklaşımında dua ile sebeplere başvurmak birbirinin alternatifi değildir. Hz. Peygamber'in “Sana fayda verene gayret et, Allah'tan yardım dile ve acizlik gösterme.” tavsiyesi (Müslim, Kader, 34), bu dengeyi açık biçimde ortaya koymaktadır. Mümin Allah'tan yardım isterken üzerine düşeni de yapar. Dolayısıyla insanı gerçek sebeplerden uzaklaştırarak bütün çözümü düşüncelerini değiştirmeye bağlayan bir olumlama anlayışı, psikolojik olduğu kadar hayatın gerçekleri açısından da problemli hâle gelebilir.
Olumlamanın psikolojik açıdan temel problemi bu nedenle olumlu düşünmek değil, olumlu düşünceye taşıyamayacağı bir sorumluluk yüklemektir. İnsan düşüncelerini gözden geçirebilir, ümidini koruyabilir ve kendisine daha yapıcı biçimde konuşabilir. Fakat hayatındaki her sonucu düşüncelerinin ürünü kabul etmek, kişiye gerçekte sahip olmadığı bir kontrol gücü verdiği gibi gerçekleşmeyen sonuçların sorumluluğunu da yine onun üzerine bırakmaktadır.
8. Dua ile Olumlama Arasındaki Temel Fark
Olumlamayı savunan bazı kişiler, “Olumlama da bir çeşit duadır; sonuçta her ikisinde de insan istediği şeyi sözle ifade etmektedir” diyerek iki uygulamayı birbirine benzetmektedir. Yüzeysel olarak bakıldığında her ikisinde de bir isteğin dile getirilmesi benzerlik gibi görülebilir. Ancak isteğin kime yöneltildiği, sonucun kimden beklendiği ve kullanılan sözlere nasıl bir güç atfedildiği dikkate alındığında dua ile olumlama arasında temel bir fark bulunduğu görülür.
Dua Allah’a Yönelir, Olumlama İnsanın Kendisine veya Bir Mekanizmaya Dayanır
Dua, kulun ihtiyacını Allah’a arz etmesidir. Dua eden insan kendisini her şeye gücü yeten bir varlık olarak görmez; aksine kendi imkânlarının sınırlı olduğunu bilir ve sonucunu gerçekleştirmeye gücü yeten Allah’a yönelir. Kur’an’da, “Rabbiniz şöyle buyurdu: Bana dua edin, size karşılık vereyim.” (Mü’min 40/60) buyrulmaktadır. Olumlamada ise kişi çoğunlukla kendisine hitap eder: “Ben zenginim”, “Ben sağlıklıyım”, “İstediğim şey bana geliyor” gibi ifadeleri tekrarlar. Bu tekrar yalnızca psikolojik motivasyon amacı taşıyorsa dua ile karşılaştırılması zaten gerekmez. Ancak bilinçaltının programlanacağı, evrene mesaj gönderileceği veya bu sözlerle istenilen gerçekliğin meydana getirileceği düşünülüyorsa, duadan tamamen farklı bir anlayış ortaya çıkar.
Dua İstemektir, Olumlama Gerçekleşmiş Gibi İlan Eder
Duada kul, “Allah’ım bana şifa ver”, “Rabbim bana hayırlı rızık nasip et” veya “Hakkımda hayırlı olanı kolaylaştır” diyerek talepte bulunur. Olumlama sisteminde ise çoğu zaman “istemek” yerine, arzu edilen şeyin zaten gerçekleşmiş gibi söylenmesi tavsiye edilir. Çünkü “istiyorum” demenin eksiklik bilinci oluşturacağı, “sahibim” demenin ise bilinçaltına veya evrene doğru mesajı vereceği ileri sürülmektedir. Dolayısıyla dua “Allah’tan istiyorum, O dilerse olur” anlayışına dayanırken, metafizik anlam yüklenen olumlama “İstediğim sonucu gerçekleşmiş kabul ediyor ve onu hayatıma çekiyorum” anlayışına yaklaşmaktadır.
Duada Tevekkül Vardır, Sonuç Allah’a Bırakılır
Dua eden insan isteğinin gerçekleşmesi için Allah’a yönelir; fakat Allah’ı kendi istediği sonucu gerçekleştirmek zorunda olan bir güç gibi görmez. Bazen insanın istediği şey kendisi için hayırlı olmayabilir. Kur’an’da, “Olur ki hoşlanmadığınız bir şey sizin için hayırlıdır; sevdiğiniz bir şey de sizin için şer olabilir. Allah bilir, siz bilmezsiniz.” buyrulmaktadır (Bakara 2/216). Bu nedenle duanın içerisinde tevekkül ve teslimiyet vardır. İnsan ister, sebeplere başvurur; ancak sonucun nasıl gerçekleşeceğini Allah’ın bilgisine ve takdirine bırakır.
Olumlamanın çekim yasası ve manifest ile birleşen biçimlerinde ise kişinin istediği sonucu zihninde belirlemesi, onu olmuş gibi düşünmesi ve sürekli bu sonuca odaklanması öğütlenmektedir. Burada insanın “Ben bunu istiyorum ama hakkımda hayırlı olanı Allah bilir” demesinden farklı bir yaklaşım vardır. Kişinin arzusu merkeze alınmakta ve zihinsel yöntemlerle bu arzunun gerçekleştirilmesine çalışılmaktadır.
Dua Bir İbadettir, Olumlama Değildir
Dua yalnızca insanın isteklerini elde etmesinin yöntemi değildir; aynı zamanda ibadettir. Hz. Peygamber, “Dua ibadetin kendisidir.” buyurmuştur (Ebû Dâvûd, Vitr, 23; Tirmizî, Deavât, 1). İnsan dua ederken Allah’ın kendisini işittiğini, ihtiyacını bildiğini ve her şeye gücünün yettiğini kabul eder. Bu yönüyle dua tevhidin, kulluğun ve Allah’a yönelişin bir ifadesidir.
Olumlama ise böyle bir ibadet değildir. Psikolojik amaçlı olumlu iç konuşma olarak kullanıldığında zaten dua yerine geçmez. Bilinçaltını programlama, frekans yükseltme veya gerçekliği meydana getirme yöntemi olarak kullanıldığında ise İslam’ın dua anlayışından daha da uzaklaşır. Bu nedenle “Dua da olumlamadır” demek, aralarındaki temel inanç farklarını görmezden gelmektedir. Dışarıdan her ikisinde de sözlü ifadeler bulunması, onların aynı mahiyette olduğu anlamına gelmez.
Dua ile olumlama arasındaki farkı en kısa biçimde şöyle ifade etmek mümkündür: Olumlama, ‘Olmuş gibi düşünüyor ve bunu hayatıma çekiyorum’ anlayışına dönüşebilir; dua ise ‘Allah’tan istiyorum, O dilerse nasip eder’ anlayışına dayanır.
Olumlama “Ben istiyorum, olacak” düşüncesine dönüşebilir; dua ise “Allah’tan istiyorum, O dilerse olur” der. Birinde kişinin sözüne, düşüncesine veya kullandığı yönteme sonuç meydana getiren bir güç yüklenebilirken; diğerinde kul talebini Rabbine arz eder, üzerine düşeni yapar ve sonucu Allah’a bırakır. Bu nedenle İslam açısından olumlamanın alternatifi karamsarlık veya olumsuz düşünmek değil; ümit, gayret, dua ve tevekkül arasında doğru dengeyi kurmaktır.
Sonuç
Olumlama konusunda temel ayrım, olumlu düşünmek ile düşünceye metafizik bir güç yüklemek arasındadır. İnsanın kendisini motive etmesi, ümitli olması ve gerçekçi olumlu cümleler kullanması kendi başına dinî açıdan problemli değildir. Problem; sözlerin veya düşüncelerin bilinçaltını programlayarak dış gerçekliği değiştirdiğine, olayları çektiğine ya da görünmeyen bir mekanizmayı harekete geçirdiğine inanılmasıyla başlamaktadır.
İslam'a göre insan çalışır, tercih eder ve sebeplere başvurur; fakat yaratmak, rızık vermek, şifa vermek ve sonuçları takdir etmek Allah'a aittir. Bu nedenle düşünceye, bilinçaltına veya evrene Allah'tan bağımsız bir yaratma ve tasarruf gücü atfedilmesi şirk kapsamına girebilir. Dinî delili bulunmayan uygulamalar ibadet veya özel manevî yöntem hâline getirildiğinde bid'at; sayı, frekans ve ritüellere delilsiz gizli etkiler yüklendiğinde ise hurafe ve bâtıl inanç problemi ortaya çıkar.
İslam insanı karamsarlığa değil, ümide ve gayrete çağırır. Ancak bu ümit, insanın kendi düşüncesini hayatın mutlak belirleyicisi görmesine değil; meşru sebeplere başvurmaya, dua etmeye ve sonucu Allah'a bırakmaya dayanır. Hz. Peygamber'in, “Sana fayda verene gayret et, Allah'tan yardım dile ve acizlik gösterme.” tavsiyesi (Müslim, Kader, 34) bu dengeyi açık biçimde ortaya koymaktadır.
İlgili Yazılar
Manifest: Sipariş mi Veriyoruz, Şirk mi Koşuyoruz?
Rakamla Mucize Vaadi: Grabovoi Sistemi (Sayı Sekansları) Neden Tehlikeli Bir Hurafe?
Gizli Kod Masalı: Numeroloji Hurafesi
İsim Analizi ve Numeroloji Sistemleri
Olumlama Hakkında Sık Sorulan Sorular
Olumlama nedir ve nasıl yapılır?
Olumlama yapmak İslam’a göre caiz midir?
Her olumlama şirk midir?
Olumlama ile dua arasındaki temel fark nedir?
“Ben kulumun zannı üzereyim” hadisi olumlamaya delil midir?
Olumlama ile bilinçaltını programlamak gerçekten mümkün müdür?
Olumlama, çekim yasası ve manifest arasında nasıl bir bağlantı vardır?
Yorumlar (0)
Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.
Yorum yapmak için giriş yapın.