Ritüel, tek bir insanın veya grubun üzerinde uzlaşarak simgesel anlam yükledikleri; belirli aralıklarla, düzenli şekilde yapılan, değişmeyen davranışlarla gerçekleştirdiği sembolik eylemlerdir. Temsilî ve sembolik davranışlar, katı bir şekilsellik, kuralları belirli olan, uygulayıcısından başkası tarafından tam olarak anlaşılmayan terennüm özellikleri bütün ritüeller için genellikle ortaktır. Ritmik davranışın sergilenmesi, kişinin bilinçli ve gönüllü olma durumunu içermektedir. Dolayısıyla ritüel, bilinçli bir şekilde oluşturulmuş, tekrarlanmaya uygun, biçimlendirilmiş sembolik ve bedensel davranışlardır. Ancak bu davranışlar mutlaka kendilerine mistik varlıkları ya da olağanüstü güç unsurlarını referans alır.

Ritüel; huzursuzluğu giderme, aşkı yakalama, stresten kurtulma, huzura ulaşma, öz güven elde etme, sağlık, bolluk ve bereketi çağırma, şans, başarı, olumlu düşünme, nazardan korunma, arınma, eşya ve mekânları kötü enerjilerden temizleme, hastalık, kıtlık, susuzluk ve doğal afetlerden kurtulma gibi pek çok niyetle yapılmaktadır. Ritüel, bazı kaynaklarda sihir ve büyü gibi ögelerle birleştirilmiştir. Çünkü ritüelde doğal dünyanın ve gidişatın mistik yöntemlerle değiştirilmeye çalışılması söz konusudur. Şifa uygulayıcılarının ruhani varlıklardan yardım almak amacıyla yaptıkları rütüller de bulunmaktadır.

Kişinin niyeti, ihtiyacına göre belirlenirken; ritüelde ihtiyaç duyulan enerji farklı nesneler yardımıyla oluşturulur. Ritüel esnasında, özel içerikli mumlar, kokulu tütsüler, doğal taşlar, su, buhurdanlık yağları ve sarkaç gibi nesneler kullanılablir.

Şifa uygulamalarının hepsinin, kendilerine göre önemli sayılan, olmazsa olmaz olarak görülüp uygulanan, bir kısım anlamlar yüklenen, bazı sırlı yönlerinin bulunduğuna inanılan ritüelleri vardır. Bir anlamda yeni bir düşünce ve hayat tarzı oluşturulmaktadır. Uygulayıcı ancak bu ritüelleri yapmakla enerji verebileceğine ve zararlı enerjilerden korunacağına inanır. Her birine farklı anlam ve gerekçeler yüklenen bu ritüeller, aynı zamanda danışanın sisteme inanması hatta güvenmesinde de önemli bir rol oynar.

Pranik şifa eğitimlerimiz esnasında bu ritüeller dikkatimi çekmişti. Öncelikle güne meditasyonla, seansa ise inandığınız yaratıcıya veya evrene, her neye inanıyorsanız ona yönelik dua ile başlamak ve elleri birbirine sürtmek, enerji seviyenizi arttırmak için önemliydi. Uygulama yapılacak odada mumların yakılması, ellerin uygulama esnasında çevrildiği yönler, belirli sayılarda sağa veya sola elleri döndürerek enerjiyi toplayıp alkollü veya tuzlu suya atmak, yeni enerji yüklerken renkleri hayal etmek, renkleri yüklerken etraftaki çiçek, ağaç gibi objelere bakarak enerji emmek, ortamda ada çayı tütsüsü yakmak, uygulama esnasında ağırlaşan elleri sık sık alkollü su ile temizlemek, seans sonunda ellerinizi hatta tüm vücudunuzu tuzlu su ile ovmak önemle tavsiye edilen ritüellerdi. Bioenerji eğitimlerimizde de ellerin birbirine sürtülerek, enerjinin kullanıma hazır hâle getirilmesi, önce auranın sonra çakraların açılması, danışanın sağ tarafında durulması, ayak ucunda kimsenin olmamasına dikkat edilmesi (çünkü hastadan çıkan negatif enerji orada bulunana geçebilir), odadaki negatif enerjiyi emmesi için mum yakılması, seans bitirilirken mutlaka çakraların ve auranın kapatılması gibi ritüellere dikkat etmemiz gerektiği vurgulanmıştı. Enerji uygulamalarının ikna edici olması üzerine bir çalışma yayınlayan Osman Çalışkan, ritüel konusunu şöyle örneklendirmiş:

“Şifacı, bir şeyleri temizliyor izlenimi vermektedir. Kendisine gelen hastanın üzerinden hastalıklı olan şeyi uzaklaştırıyor gibidir. Sanki insanın omuzundaki tozu silkmesi veya pantolonuna yapışan bir şeyi tutup atması gibi hareketler yapmaktadır. Böylelikle hastalığa sebep olan zararlı şey, bedenden sökülüp alınıyordur. Tıpkı cerrahların yaptığı ameliyat gibi. Bir beyin cerrahının tümörü kafadan çıkarması gibi bir izlenim yaratılmaktadır. Tabii yöntem bioenerji olduğu için somut bir şey görmek mümkün değildir. Görünmez enerji, görünmez tümörü yine görünmez bir yere bırakmaktadır! Yine aynı şifacı, Ömer Salih’in şurasında (çocuğun boğazını işaret ediyor) onu sıkan bir şey var. Onu şimdi çözüyorum ve alıp atıyorum.’ diyerek eliyle çözme ve atma hareketi yapmaktadır.

Kendilerini bioenerji uzmanı olarak tanıtan bu insanların, şamanların yaptığına benzer bazı hareketler sergilediği görülmektedir. Şamanlar, özellikle Türki topluluklarda, sadece ayinleri yöneten, ruhlarla ilişki kuran din adamları değil, aynı zamanda hastalıkları iyi eden şifacılardır.”[1]

Uygulamalar esnasında yapılan her bir ritüelin şekli, sayısı ve sebebi vardır. Özellikle yeni başlayan öğrenciler bu şekillere sıkı sıkıya bağlıdırlar. Zamanla herkes yavaş yavaş kendi usulünü belirlemeye başlar. Çünkü işin sanıldığı kadar keskin standartlarının olmadığını fark edersiniz. Zaten  çok farklı enerji uygulamalarında, her defasında aynı sonuçların elde ediliyor olması, uygulamalardaki şekil ve ritüellerin çok da önemli olmadığının göstergesidir. Dr. Pearl de ritüellerin, sonuç almak için o kadar önemli olmadığını vurgular:

“Artık dört köşeye tuz atmak, ada çayı yakmak ya da korunma için varlıkları çağırmak durumunda değiliz. Ellerimizden, negatif enerjiyi su dolu kaplara silkelemek, tepemizden aşağı alkol dökmek ya da muskalar taşımak durumunda da değiliz. Kişiyi tedavi edebilmek için, neresinin hasta olduğunu belirlemek üzere, bilinçli zihinlerimizi kullanmaya ihtiyacımız da yoktur.

…Seminerlerimin ilk uygulama kısmı, ellerin aktive edilmesi ile başlar. Aktive etmek ile anlatmak istediğim, evrenden gelen bu şifa enerjisini alabilmeniz ve bir kanal olarak hareket edebilmeniz için bir açılım sağlamaktır.”

Evrenden gelen (!) bu şifa enerjisini aldıktan sonra danışana aktarırken yapılan ritüeller ve yapılış sebeplerini Dr. Pearl şöyle sıralıyor:

“Şifa tekniklerinin kullanılması törenseldir. Temelinde korku olan törenlerden birkaçına bakalım:

Çiçekler-Hortlakları uzak tutmak için.

Ellerinizi silkelemek-Şifa seanslarında diğer insanlardan aldığınız negatif enerjiden kurtulmak için.

Su tasları-Ellerinizden silkelediğiniz negatif enerjiyi yakalamak için.

Tuz-Ellerinizi silkeledikten sonra suyun yakaladığı negatif enerjiyi kırmak için.

Alkol-Negatif enerjiyi silkeleyecek, içinde tuz olan su tasınız yoksa ellerinizi temizlemeniz için.

Mumlar-Bazı renklerin korunmak için yakılması.

Hareket yönleri-Sadece belli yönlere doğru dönmek ya da yürümek. Düşünce okulunuza ya da kaynağınıza bağlı.

Yerleştirme yönleri-Hastanın belirli bir yönde yatması gerekmektedir. Düşünce okulunuza ya da kaynağınıza bağlı.

Eller-Sağ el gönderme eli, sol el alma eli.

Takılar veya deri varsa çıkarın, şifaya müdahale edebilir.

Nefes verme-Negatif enerjiyi üfleme ya da öksürerek çıkartma.

Omurganın kesişmesi-Omurganın çaprazından geçerek kesişmemesi için hastanın sağ tarafında çalışıyorsanız sağ tarafında durmak, sol tarafına çalışıyorsanız sol tarafında durmak.

Kâğıt mendil-Ya bütün bunlara kahkahalarla güldükten sonra gözlerinizden fışkıran yaşları kurulamak ya da yanlışlıkla ellerinizdeki negatif enerjiyi silkelemek için kullandığınız tuzlu suda ölen çiçeklerinize ağlayarak akıttığınız gözyaşlarını silmek için. Ve dualarınız onları geri getirmez.”[2]

Brennan’ın tavsiye ettiği ritüeller şunlardır:

“Mülheim Reich'in dediği gibi, şifa yapılacak odanın temiz olması, düşük enerji ve kötü titreşimlerden ve ölü orgun enerjisinden arınmış olması gerekir. Mümkünse güneşe ve açık havaya bakan bir oda seçmek iyi olur. Ada çayı, sedir gibi tütsüler odayı temizlemeye yardımcı olur.

Amerikan yerlilerinin geleneğine göre abalone kabuğu tütsüleme için kullanılabilir. Odanın çeşitli yerlerine konan kristaller de ölü orgon enerjisini toplar. Sonra onları temizlemek için dörtte bir çay kaşığı deniz tuzu ile 125 mililitre içme suyu karışımında gece boyunca bekletin.

Eğer ölü orgun enerjisi birlikteliğinizi anlarsanız, bir gün auranızı temizlemek için deniz tuzu ve kabartma tozu katılmış ılık su ile banyo iyi gelecektir. Kristal küre de şifacının enerji sistemini kurmaya yardımcı olur.

Şifaya hazırlık bölümündeki egzersizlerde anlatıldığı gibi, enerjimi hızlı bir şekilde şapkalarımda toplarım. Bunu yaparken, birlik şuurundan ve evrensel ışık güçlerinden yararlanır, fısıltıyla ya da yüksek sesle dua ederim: ‘Birlik şuuru ve evrensel ışık güçleri adına sevgi, hakikat ve şifa için kanal olayım.’ Bunu Evrensel Birlik, Tanrı, Işık, Kutsalların Kutsalı gibi kavramları kullanarak da yapabilirsiniz.”[3]

Pranik şifa eğitimlerinde de bu dua meselesi önemliydi. Uygulamaya, herkesin kendi inandığı yaratıcıya dua etmesi ile başlaması tavsiye edilmekteydi. Bizim coğrafyamızda, bioenerjinin İslamileştirilmesi sonucunda bazı uygulayıcılar, bu duaları Allah’a yönelik yapmaktadır. Ama inancı olmayanların, evren gibi genel kavramlarla bu duayı yapmaları söz konusu olmaktadır. Brennan duanın; Birlik Şuuru, Tanrı, Evrensel Işık Güçleri, Işık, Kutsalların Kutsal’ına karşı yapılabileceğini söylemektedir. Bioenerjinin İslami temellerinden bahsedenlerin ne büyük bir yanılgı içerisinde olduklarının önemli bir göstergesi de bu dua meselesidir. Görüldüğü gibi uygulayıcılar, dualarını Allah’a yönelik yapmasalar da yine aynı sonucu elde etmektedirler. Demek ki enerjinin temizi veya İslamisi gibi iddialar sadece bir kabul, aldatmaca ve safsatadan ibarettir. Brennan’ın tavsiye ettiği bu “istek mercilerine yönelmek” ise apaçık bir şirk unsurudur.

Henkin’in tavsiye ettiği bir kısım ritüeller ise şunlardır:

“Yığınla sorunu olan arkadaşınız sizinle bir kahve içmek istiyorsa yapmanız gereken şey; dalak çakranızı, en azından yarı yarıya kapatmaktır. Bu şekilde onunla sempati durumuna geçersiniz.

Psişik çalışma yaptıktan sonra ellerinizi kavuşturmanın amacı, bedeninizi, enerjinin rastgele dışarı çıkamayacağı kapalı bir psişik devre hâline getirmektir.

İnsanlar sürekli olarak size kablolar fırlatacaklar ve onların size geldiğini görebilecek bir tür meditatif vaziyet içinde de olmayacaksınız.

İç sesinizin, her şeyi bilen ve size en iyi şekilde yardım edecek birtakım soruların cevaplarını sağlayan bir yanının olduğunu söylemiştik. Bu sesle temas kurmak için önce gözlerinizi kapayın ve kendinizi topraklayın. Sormak istediğiniz bir soruyu düşünüyorum. Örneğin, ‘Eddie ile gezmeye gitmeyi gerçekten istiyor muyum?’ ya da ‘Kız kardeşin sahiden bamya seviyor mu?’ gibi.”[4]

Henkin’in bahsettiği şekliyle, bu tür ritüellerle karar aşamasındaki konulara yönelik cevap arama meselesi, birçok uygulayıcı tarafından da kullanılmakta ve tavsiye edilmektedir. Mesela bazılarının da karar aşamalarında sarkaçlara danıştıklarına şahit olmaktayız. Hatta mesele o kadar kesin bir inanışla ele alınmaktadır ki zamanla ciddi aile krizlerinin çıkmasına kadar varabilen, kötü sonuçlarla karşılaşılabilmektedir.

Bu ritüeller, zamanla hayatın bir parçası olmaya başlamakta hatta bizim coğrafyamızda dinin saf yapısına monte edilerek sünnete ait unsurlar tahrip edilmek suretiyle, dinde bidatlar oluşturulmaktadır.

Kendisi bir tıp doktoru olan bayan bir uygulayıcı “Artık yemeklere başlamadan önce yiyeceklere ve içeceklere enerji yüklemesi yapmaktaydım.” diyerek, işin nerelere kadar uzandığını dile getirmişti. Yatak odalarına konulan tuz kristallerinden, evden çıkmadan önce negatif enerjilerden (bizim coğrafyada nazarla ilişkilendiriliyor) korunmak için aura fermuarını kapatmaya, çantanızı omuzunuza nasıl atmanız gerektiğine kadar birçok ritüel, hayat tarzının içine yerleştirilmektedir.

Steinenin tavsiye ettiği ritüeller şunlardır:

“Bir odayı veya evi enerjiden temizlemek istiyorsanız köşelerde ve pencere üstlerinde Sei-He- Kileri kullanın. İlk olarak evi kutsamak için Sei-He-Kiyi kullanarak, her odadaki enerjiyi giderin. Ardından da huzurlu bir eve gereken nitelikler için her yere Cho-Ku-Reileri yerleştirin.

Bazen eski bir ev, daha önce orada yaşamış birinin enerjisini tutabilir. Böyle bir durumda evde önce bolca ada çayı veya ada çayıyla birlikte sedir tütsüsü yakın. Bir ev, oda ya da kişinin enerjisi temizlendikten sonra koruma için Sei-He-Kiyi kullanın.”[5]

Sei-He-Ki, Budizm orijinli bir kavram olup “Tanrı’yla insan bütünleşip bir oldu.” anlamındadır. Bir kısım mutasavvıf ve İslam felsefecilerinin panteist düşünceleri, muhtemelen kaynağını buradan almaktadır. Reiki’nin ikinci sembolü olan Sei-He-Ki, zihinsel ve duygusal sorunların iyileştirilmesinde kullanılır. Yani Steine, evde çizeceğimiz bir kısım semboller ile evin kutsanacağını, ölü enerjilerin gideceğini söylemektedir. Arkasından yapacağımız Taoizm menşeli Cho Ku Rei sembolü ile de evrenin enerjisini, gökten yere indirebileceğimizi ve böylece daha çok arzu ve isteklerin gerçekleşmesinin mümkün olabileceğini söyler. Steine’nin bu tavsiyelerinin de İslam’da bir karşılığı yoktur. Ölmüş kişinin ruhunun, önce Allah’ın katına çıkarılacağı daha sonra ise bedene iade edileceği hadiste anlatılmaktadır. Ada çayı gibi bazı bitki yapraklarını veya tütsü yakarak ruhları kovma âdeti, neredeyse bütün pagan dinlerde vardır. Evlerinin canlanmasını isteyenler, Kur’an okumalıdır. Çünkü Hz. Peygamber (sav), Kur’an okunmayan evi kabre benzetmiştir. Elbette ki böyle bir evde ruhlar daralır, sakinleri asabi olur ve mutsuzlaşır.

Ayrıca bazı sapkın ritüel ve uygulamalardan da bahsedilebilir. Mesela, Reiki uygulayıcısı Steinenin, kundalini enerjisini uyandırmak için yapmış olduğu şu tavsiyeler, mastürbasyondan başka bir şey olmasa gerek. Önce bayanlar için yaptığı tavsiyeye göz atalım:

“Bu alıştırma kapsamında yere oturarak, ayaklarınızdan birinin topuğunu vajina ve klitorisinize bastırarak başlayın. Isınmış ayaklarınızla açıkta olan göğüslerinizi kaplayın ve onlara bastırın. Onlara içerden dışarıya doğru masaj uygulayın. Bundan sonra kasıktan yumurtalıklara kadar olan alt göbek bölgesine masaj yapın. Sağ elinizi vajinanıza, sol elinizi de kalp merkezinize yerleştirin ve meydana gelen evrensel sevgi duyumunu kalbinize nakşedin. Bu alıştırmanın kundalini kanallarını açmak dışında başka yararları da var. Bu alıştırmanın üstünüzde giysi olmaksızın ve mikrokozmik yörüngede meditasyon hâlinde yapılması en iyisidir.”[6]

Erkeklerin kundaliniyi uyandırması için yaptığı tavsiye aynı şekilde bir mastürbasyon uygulamasından başka bir şey değildir.

“Ellerinizde enerji üretin. Hayaları sağ avucunuza alın ve onlara on sekiz ila otuz altı defa hafifçe masaj yapın. Durun ve Kinin hayalarda nasıl toplandığını duyumsayın. Ardından iki elinizle cinsel uzvu kaplayın, uyarılmayı hissedin ve enerjiyi toplamak için uzvu kasın. Durun ve enerjinin yayılmasını hissedin. Sağ eliniz hayalarda olduğu hâlde sol elinizi kalp merkezine koyun ve kalbinize evrensel sevgi enerjisini çekin.

Bu alıştırmanın çeşitli amaçları vardır. İlki, kalple cinsel organlar arasında bağ kurarak merhamet duygusunu arttırmak. İkinci önemli detay ise daha uzun bir hayat ve iyi bir sağlık için cinsel enerji veya asıl Ki enerjisinin yeniden dönüştürülmesidir. Kadınlar için de erkekler için de alıştırmaların ikisi günde ikişer defa yapılmalıdır. Sabahleyin ilk, akşamleyin de yaptığınız son iş olmalıdır. Alıştırmalar eşliğinde ne kadar çok mikrokozmik yörünge kullanılırsa o kadar iyi. Onları daha uzun sürelerle uyguladıkça, saadet duygusu günlük hayatınızın giderek ayrılmaz bir parçası hâline gelir ve gerek fiziksel gerekse duygusal sorunlarınızın birçoğu çözülür.

Hui Yin pozisyonunu tutmanın bir başka yolu da -ki bu yöntem öğrencim, Anastasia Marie tarafından geliştirilmiştir- küçük bir kristal topun hem vajinanın içerisine hem de dilin altına yerleştirilmesidir. Bu sadece Hui Yin pozisyonunu kolaylaştırmakla kalmaz, etkisini de büyütür.” [7]

Kundalini; insan bedeninde, kuyruk sokumunda yer alan Muladhara Çakra'da bulunan gizemli bir enerji olup uyandırılmasının, insan bedeninin sınırsız potansiyelinin açığa çıkmasını sağlayacağına inanırlar. Steine’nin bu uygulaması ile sabah ilk iş ve yatmadan son iş mastürbasyon yapan bir Reiki uygulamacısı, ne kadar sağlıklı bir kişilik olabilir acaba. Mikrokozmik yörünge meditasyonu Taoist Çigogn nefes tekniği olup kişinin yaşam gücünü önemli ölçüde arttırdığı ve çeşitli rahatsızlıklardan kurtardığı söylenilmektedir. Öyle isimlendirmeler yapılmaktadır ki sanki çok üst düzey bilimsel bir olay algısı oluşturulmaktadır.

Reiki uygulamalarında önemli bir yere sahip olan sembollerin menşeleri ve kullanılış gayeleri de oldukça problemlidir. Bu semboller okunarak, yazılarak veya zihinden geçirilerek uygulanmaktadır ve uygulayıcılar, bunların kutsal ve özel enerji güçlerine sahip olduklarını savunmaktadırlar. Şimdi bunlardan bazı örnekler verelim: [8]

Cho Ku Rei sembolü: Taoizm orijinli olup “Evrenin enerjisini, gökten yere-buraya indir.” anlamına gelir. Reikinin başlangıç sembolüdür ve daha çok arzu ve isteklerin gerçekleşmesi için kullanılır.

Sei He Ki sembolü: Budizm orijinli olup, “Tanrıyla insan bütünleşip bir oldu.” anlamındadır. Reikinin ikinci sembolüdür. Zihinsel ve duygusal sorunların iyileştirilmesinde kullanılır.

Üçüncüsü, Hon Sha Ze Sho Nen sembolüdür: Kanji kaynaklıdır. “Benim ve senin içindeki yüksek benlik bir olsun.” demektir ki uzaktakilere şifa vermek, geçmişe ve geleceğe enerji göndermek için kullanılır. Budizm’de, “Buda, kendisiyle senin aranda irtibat kurmak, barış içinde olmak için aracı olsun.” demektir. Hristiyan uygulayıcılar bunu, “İsa, benimle kendisine ulaşmamı, ışığa kavuşmamı ve barışa katkıda bulunmamı sağlasın.” şeklinde çevirmişlerdir.

Ustalık sembolü olan Dai Ko Myo: “Evrenin yüce ışığı, taç çakramdan içeri gir, benim aracılığımla evrene yayıl.” manasına gelir ve hoca tarafından Reikiye uyumlamada kullanılır. Budizme dayanır.

Hint kökenli Raku sembolü: El verme sırasında öğrenciyi temizlemek ve hocayla olan enerji bağını kesmek için kullanır. Tibet Budistleri de çokça kullanırlar.

Antahkarana sembolü: Çin-Tibet kaynaklı olup beyinle-benlik arasındaki bağlantı ve dengeyi kurmak için kullanılır. İnanca göre, insanın negatifliklerden arınmasını sağlar. Şimdilerde, kristallerin temizlenmesinde de kullanılmaktadır.

Şifa uygulayıcıları, şekillere ve sembollere değer verdikleri gibi renklere, taşlara, tütsülere, kokulara, bitkilere de şifalandırıcı veya tam tersi negatif enerji yayıcı, hayat akışının ritmini bozucu özel güçler atfederler. Bunları biraz örneklendirelim:

Negatif Enerjileri Temizleyen Bitkiler

Negatif enerjileri temizleyen, kullanımı oldukça kolay, enerjileri güçlü bitkilerimiz var. Bu bitkilerimizi yakarak evimize veya üzerimize yapışan negatif enerjilerin yorucu etkisinden kurtulmak mümkün olabiliyor.

Pelin Otu: Orta Çda, cadıların çantalarından ayırmadığı, doğal bir ağrı kesici olan pelin otunun ruh kovucu bir özelliği de bulunmakta. Bu özelliği onu, negatif enerjileri hızla etrafından uzaklaştıran bir bitki yapıyor.

Ada Çayı: Eski çağlarda, kapı eşiklerine asılarak kötü ruhların gelmesine engel olduğu inanışı vardı. Meditasyon öncesi kullanıldığında, daha rahat meditasyon yaptığınızı görürsünüz.

Lavanta: Yıpranmış aurayı tamir eder, meditasyon öncesi tepe çakrayı besler.

Sandal Ağacı: Sandal ağacı tütsüsü, negatif enerjileri bloke ettiği gibi, pozitif enerjilerinde toplanmasına yardımcı olduğu için uzun yıllar, vazgeçilmez kokulardan birisi olmuştur. Doğu kültürünün ayrılmaz bir parçası olarak, hemen her tapınakta sandal ağacının kokusunu duymak mümkündür.

Defne Yaprağı: Defne yaprağının bir diğer muhteşem etkisi, koruma özelliğidir. Defne yaprağını cebinizde taşıdığınızda, negatif enerjilerden kolay kolay etkilenmeyeceğinizi göreceksiniz. Aynı şekilde evinizde kapı aralıklarına veya bulunduğunuz odanın her bir köşesine defne yaprağı koyduğunuzda, evinizi bir koruma kalkanı içerisine almış olursunuz.

Okaliptus Yaprağı: Özellikle tepe çakraları beslediği için medyumların vazgeçilmez kokularından birisidir.

Görüldüğü üzere, bitkiler kişiyi ve mekânı bir koruma kalkanı içine alarak, negatif enerjilerden ve kötü ruhların gelmesinden korumakta, hatta kötü ruhları kovmaktadır. Ayrıca şifanın haricinde pozitif enerjilerin toplanmasına ve çakraları açmaya da destek olmaktadır. Bitkilerin böylesine üstün ve gizemli özellikleri olduğu gibi taşlar da bu safsatalardan nasibini almıştır.

Doç. Dr. Hikmet Tanyu, “Türklerde Taşlarla İlgili İnançlarisimli kitabında Hint, Çin, Avrupa ve Asya gibi tüm kadim ve günümüz topluluklarında; ilkel, yerel, tek ve çok tanrılı dinlerde, fetiş olarak; kutsal taş inancı, taşları uğur ve büyü aracı olarak kullanmak; onda daima bir kudret, kuvvet, esrarengiz bir hâl tasavvur etmek, uğur, talih getirmek, fal, şifa, bolluk, bereket, zürriyetin devamı, verim temini, niyet, dilek, mutluluk, hastalığa karşı korunma gibi inançlarla kullanıldığını anlatmaktadır. Hatta bazı taşlar özel bir saygı ve tazim görmekte, ziyaret edilmekte veya ilahın yanına bırakılmaktadır. Bilhassa büyücülükte, taş özel bir role sahip olmuştur.

İncelemelerde, taşların muhtelif kullanma şekilleri belirlenmektedir. Kutsal sayılan taşı ziyaret etme, çevresinde dolaşma, el sürme, vücuduna sürme, sürtme, öpme, üstünde taşıma, boyuna asma (muska gibi), evde saklama, alındığı yere iade etme, teslim etme, gömme, birbirine sürtme, sallayıp bir yere koyma, ırmağa atma, dereye, ırmağa, havuza, göle topluca koyma (torba ile), ağızda tutma, yalama, üzerine dua okuma, üfleme, bir fincana, kaba veya tasa konması gibi yüze yakın ritüel ile kullanıldığı görülmektedir. [9]

İslam kültüründe, Kâbe’deki Hacer’ül Esved’in tavafın başlangıcına nişane olması, Makam-ı İbrahim’deki taşta ise Hz. İbrahim’in ayak izinin olması sebebiyle, hatırasına binaen değer verilmektedir. Bu iki taşa verilen değer onları kutsallaştırma, şifaya veya duaların kabulüne vesile görme gibi bir inanca bağlı değildir. Nitekim Hz. Ömer’in Hacerül Esved’le ilgili olarak, “Allah’a andolsun ki senin zarar veya fayda vermeyen bir taş olduğunu biliyorum; eğer Resulullah’ı seni istilâm (sıvazlama) ediyor görmeseydim, ben de seni istilâm etmezdim.[10] demesi, İslam’ın bu konudaki yaklaşımını yansıtmaktadır.

Şifa uygulamalarında taşlara değer atfedilmekte; evlere ve seans yapılan mekânlara konulması, cepte veya boyunda taşınması gibi tavsiyelerde bulunulmaktadır. Enerji uygulayıcılarının da taş, tuz kristali veya çeşitli kristallere, seans sonrası kendilerinde biriken negatif yükü atmak, enerji seviyelerini yükseltmek gibi gayelerle dokunduklarını veya yanlarında taşıdıklarını görmekteyiz. Taşlar; şifa verme, çakraları dengeleme ve korunma amaçları ile önemsenir, takılır, taşınır ve bulundurulurlar. Uygulayıcıların web sayfalarında taşlarla ilgili yaptıkları değerlendirme ve tavsiyelerden birkaçına bakalım:

“Değerli taşları kullanmadan önce onları temizlemelisiniz. Çünkü taşlar aslında yalnızca enerji yaymazlar, bunun yanında bedenden zararlı maddeleri eterik bedenden ve çevreden de negatif titreşimleri emerler. Böylece sizi korurlar.” 

Doğaya gidip bir taş, yaprak veya tabiatta var olan bir cisim alın ve onlara olumsuz durumlar veya konuları sizden devralıp almayacaklarını sorun. Evet veya hayır şeklinde bir cevap alırsınız. Evet cevabı alırsanız, o cismin ruhuna teşekkür edip cismi yatağınızın yanı başına koyarak ondan, uyuduğunuz sırada şüphelerinizi, hüzünlerinizi, bağımlılıklarınızı ve sorunlarınızı gidermesi için dilekte bulunun, dua edin. Sabah uyanınca o cisme dokunmayın. Bir kâğıt parçası alıp cismi ona sarın ve civarındaki bir deniz, göl, gölet veya dereye atarken şunları söyleyin: “Bunu sonsuza dek arınması ve temizlenmesi için tabiata yolluyorum. Sonra cismi suya atın. Negatifliklerden kurtulur ve sorunlardan arınırsınız.”

Obsidyen Taşı ile Koruma Tılsımı Yapma

Bu çalışmayı sadece koruma amaçlı yapabilirsiniz. Başka bir çalışmada kullandığınızda veya farklı bir rune denemesi yaptığınızda, geri dönüşü olmayan ciddi zararlar görebilirsiniz.

Yedi kez “Sevgili obsidyen taşım; seni, bana gelecek olan tüm negatif ve kötü enerjilerden, tüm kötü ve düşük frekanslardan, düşük frekanslı insan ve varlıklardan koruman için programlıyorum. Teşekkür ederim, teşekkür ederim, teşekkür ederim.dedikten sonra taşımızı, temiz bir bez ile külünden temizliyoruz. Bu noktada taşı kesinlikle su ile yıkamayın.

Taşınız, bu işlemden sonra sizi bir koruma kalkanı içine alacaktır. Taşınızın etkisi yaklaşık iki hafta boyunca yüksek bir koruma sağlar. Elbette çok fazla negatif enerjiye maruz kalırsa, bu süre bir haftaya inebilir.

Pembe Kuvars ile Kalp Çakrası Besleme Tekniği

Aşk Tanrıçasının Taşı

“Sevgili pembe kuvarsım, evrenin tüm sevgi, şifa ve pozitif enerjilerinin sana dolmasını ve sende olan enerji ile kalp çakramı dengelemeni, hayatıma muhteşem güzellikteki olasılıkları, sevgiyle ve nazikçe çekmeni, benim ve benimle ilgili herkesin iyiliği için sevgi enerjisi ile şifa getirmeni istiyorum.

7 kez yavaşça, sesli bir şekilde tekrar edilmelidir.

Kristal ve Doğal Taşları Temizleme Yöntemleri

Reiki ile temizleme de yalnızca Usui Reiki’ye inisiye olmuş kişilerin yapabileceği bir çalışmadır. Etkili bir temizleme yöntemidir ve evrenden şifalı enerjiyi doğrudan doğal taşa ileterek, temizlenmesini ve yüklenmesini sağlayabilir.

Usui Reiki’ye inisiye olmayanların asla yapmaması gereken bir çalışmadır.
Doğal taşınızı iki elinizin arasına alıp Reiki’ye bağlanın ve taşınızı 5-10 dk. yükleyin.
2. seviyedeki öğrenciler, taşın üzerine “3+2+1+3+3” sembollerini çizerek daha fazla etki alabilirler.
Masterlık seviyesindekiler, taşın üzerine “3+4+2+3” çizerek daha etkili bir temizleme ve yükleme elde edebilirler.

Allah Resulü, “Kim, kendisini zarardan koruması için bir şey takarsa, Allah (cc), o kimsenin korunmasını taktığı şeye bırakır.”[11], “Kim nazar boncuğu veya muska takarsa Allah’a şirk koşmuştur.[12] diyerek, kişinin, kendisini koruması gayesiyle bir şey takmasını şirk olarak nitelendirmiştir.

Modern Çağ’ın şifa uygulayıcılarının, eskinin kurşun döken babaannelerinin ve muska yazıp okunmuş su dağıtan cinci hocalarının yerini aldığını görmekteyiz. Kendi elleri ile yaptıkları putlara tapan pagan topluluklarında, eşyaları kutsayarak yapılan ritüel ve şifa uygulamalarını ise kabilelerin büyücü ve şamanları yapmaktaydı.

Bugünkü şifa akımları, Yeni Çağ Paganizminin öncü kolları olarak değerlendirilebilir. Paganizm, doğanın yüceltilmesini temel alan bir dinî inanıştır. En basit tanımıyla bu şekilde özetlenebilecek olan bu inanç sistemi, bazı ritüellere ve özelliklere sahiptir. Nasıl ki Hinduizm’in tek bir kurucusu, kutsal kitabı ya da dinsel felsefesi yoksa, Paganizm de buna benzer şekilde bir yeryüzü dini olarak görülür.

Paganlar, doğal dünyanın kutsal nitelikler taşıdığına ve kutsal bir karaktere sahip olduğuna inanırlar. Günümüzde birçok insan, doğal dünya ile bağlantısını yitirdiğini hissederken, bu bağlantı onarmak için başvurduğu ruhsal yollardan biri de Paganizm olmaktadır. Doğa temelli olan pagan dinlerinde ibadethane bulunmaz. Peygamberler veya yazılı bilgiler olmadan inanış gerçekleşir. İbadet ve özel ritüeller içermez. Eskinin cadılarının yerini bugün, bilge kişiler almaktadır.

Modern pagan hareketi 20. yüzyılın başından itibaren etkisini göstermeye başlamıştır. Avrupa’da, Hristiyanlık öncesi pagan dinlerine geri dönüş görülmektedir. Wicca ve Druidizm hareketleri bu anlamda ilk dikkat çeken hareketlerdir. Yeni pagan hareketi; doğal çevreyi koruma, inanç özgürlüğü, doğa ile bütünleşme ve otoriteyi reddetme söylemleri ile dikkat çeker. En büyük hedef, bireyselleşmedir. Günümüz, yeni pagan hareketi destekçileri “Başlarına yapraktan taç geçirmiş ateistler” olarak tanımlanabilir.

Günümüz şifa akımları, her dönemde olduğu gibi, nesneleri ve ritüelleri ticari metaya da dönüştürmektedir. Bu bağlamda, şifa ve koruyucu nitelik taşıyan, kişiye özel kodlamalı, altın çağ takıları, taç çakra, kalp çakra, lotus çiçeği, yaşam çiçeği kolyesi, yaşam çiçeği tablosu, yaşam çiçeği, gümüş su çubuğu, bereket iğnesi, tütsü, şifalı taşlar gibi çeşitli mistik simge ve ögeler içeren ürünler pazarlanmaktadır.

Kendini Allah’ın memuru olarak tanımlayarak, yeni bir şifa sistemi kurduğunu söyleyen uygulayıcı, web sayfasında, üzerinde “meccanen şükür frekansındayım” yazılı; ortamı rahatlatan, negatifi alan, mekânda bereketi yükselten, rahat uyku enerjisi sağlayan, gece gündüz kullanıma uygun olduğunu ifade ettiği, el işlemeli bir tablo satmaktadır. Bu tablonun, bulunduğu ortamdaki negatif enerjiyi alarak, kişiyi rahatlatıp sakinleştirdiği; bu nedenle meditasyon, dua, namaz gibi ruhsal çalışma ve ibadetlerden önce, kısa bir süre seyredilmesinin, zihni sakinleştirerek daha huzurlu bir ibadet imkânı sağladığını iddia etmektedir.

Gümüş su çubuğu ile sular canlanıp, şifalandığı, kodlamayı kendinizin yapmasıyla ailenizi şifalandırabileceğiniz; amacının problemlerin çözülmesine, yaşamınızın bereketli ve neşeli bir  hâle gelmesine katkıda bulunmayı hedeflediğini söyleyen uygulayıcı, yaşam çiçeği amblemli mor veya kırmızı renklerde satılan cüzdanların, bolluk ve bereketi temsil ettiğini ve cüzdan ile bereketin artacağını yazmaktadır.

Şifa uygulayıcılarının kutsama, değerli kılma, güç atfetme ve ritüellere ortak etme fikriyatlarından renkler de hissesini almıştır. Bu renkleri, olumlamalar ile uygulamanız durumunda sizi, her türlü negatif enerji, kötü ruh ve nazar gibi hâllerden koruyacağına, melekleri davet edeceğine inanılmaktadır.

Kalabalık yerler gibi düşük enerjili bir yerde/durumda olacağınız veya hasta ya da kızgın insanların etrafında olduğunuz zaman, kendinizi korumanız önemlidir. Kendinizi korumak için, kendinizin seçtiğiniz renkte bir ışıkla tamamen çevrelendiğinizi imgeleyin, düşünün veya görün.

Ayrıca başkalarını, araç veya evler gibi nesneleri de ışık ile koruyabilirsiniz. Koruyucu kalkanlar yırtılır, bu nedenle bunu yaklaşık her 12 saatte bir yeniden uygulamaya ihtiyacınız olur.

Beyaz Işık: Suç veya fiziksel saldırıya karşı korunma için iyidir. Etrafınıza ilave melekleri davet eder.

Pembe Işık: Pembe ışık kalkanı negatifliğe karşı korur. Negatif zihinli, şikâyetçi veya dedikoducu insanların yanında olduğunuzda yardımcıdır. Pembe ışık kalkanından sadece sevgi nüfuz edebilir.

Yeşil Işık: Fiziksel şifa kalkanı. Yaralanmış veya hasta olanlar için yeşil ışık kalkanı kullanın.

Mor Işık: Psişik korunma. Psişik saldırı ve varlıklara karşı koruma sağlar.

Ayna (yansıtıcı) Küre: Saldırıya açık hissettiğinizde veya çakralarınız açık ve berrak olduğunda ve yabancı kalabalıklar veya yoğun bir iş toplantısı gibi kaba/sert enerjiye gireceğiniz zaman, kendinizi ayna şeklinde bir kürenin içine girerken görün veya hissedin. Tüm negatif enerji küreden geri yansır.

Kurşun Kalkan: Bir mücadele/kavga başlayacağı tahmin edildiğinde veya kendinizi ekstra saldırıya açık/hassas hissettiğinizde negatifliğe karşı koruma sağlar. Kendinizin, hiçbir şeyin nüfuz edemeyeceği, hafif kurşun metalle tamamen çevrelendiğinizi görün veya hissedin.”

Uygulayıcının bu paylaşımının altına bir takipçisi olumlamalar ile kendisi için renk kalkanını nasıl oluşturduğunu şöyle örneklendirmiş:

“İlk önce mavi, sonra mor, sonra sarı ve en son da kurşun kalkanla kendimi ve tüm alanımı, enerji merkezlerimle birlikte korumaya alıyorum. Oldu bile şükürler olsun. Hep pembe balonum vardır beni saran. Sevgiyle kabul ettim. O da oldu. Şükürler olsun.”

İnsanın korunması konusu, gerek şifacılar gerekse diğer ezoterik bilgi alanlarında en çok dile getirilen konudur. Bu konuda birçok nesnenin ve ritüelin koruyucu gücünden  bahsedildiğini görürüz.

Allah’ın bir ismi de “Hâfiz” olup koruyan anlamına gelir. Onun yarattığı sistemde rastgelelik yoktur. Her şey belli bir düzen ve ahenk içinde yürümektedir. Olaylar karşısında aciz olan insanın korunması, Allah’ın koyduğu sistem içinde devam eder. Koruyup kollama işi, Allah’ın kullarına büyük bir lütfudur. Yoksa insanın, bir mikroptan depreme kadar, semavi ve arzi musibet ve tehlikeler gibi, kendisini çepeçevre saran kötülüklerden korunması asla mümkün olmayacaktır.

Allah, kulun korunması konusunda öncelikle görevi meleklere vermiştir. İnsanın önünde ve ardında devamlı surette, nöbetleşerek görevlendirilen melekler vardır. Bunlar, Allah’ın emrinden ötürü, onu koruyup kollarlar.”[13] Bu melekler; kişi kâfir olsun, mümin olsun, fasık olsun, salih olsun, her insanı takip edip izleyen muhafız meleklerdir.

Bunlardan bazıları, insanın amellerini, söylediklerini, işlediklerini kontrol edip yazarlar. Diğer bir kısmı ise onları -cinler de dâhil- her türlü kötülükten korurlar. Yani; Allah’ın kader kanunuyla programladığı ve kaza kanunuyla kâinat çapında uygulamaya koyduğu genel icraatlardan olumsuz etkilenmemeleri için insanları, koruma altına almış ve onlara koruyucu melekler tayin etmiştir. Taberâni'nin rivayet ettiği bir hadis-i şerifte, her insana üç yüz altmış (360) meleğin nezaret ettiği ve  koruma altına aldığı kaydedilmektedir. [14]

Şayet bu özel koruma işi olmasaydı, insanın cin ve insan şeytanların şerrinden, semavi ve arzi musibetlerden, insanın bünyesinde ve dış dünyada kümeleşmiş milyarlarca mikroplardan, virüslerden ve parazitlerden sakınması hiç mümkün olur muydu?

Bu koruyucu melekler, görevlerinin gereği olarak her zaman her yerde insanı takip etmekte ve gözetlemektedirler. Bu melekler nurdan olup onlara hiçbir şey engel olmaz. Demek ki insanın üzerine üşüşen bela ve musibetler, insanı çepeçevre kuşatan melekler tarafından çok defa geri çevrilmekte ve böylece insan, öldürücü binbir hadise altında ezilip gitmekten korunabilmektedir. Yoksa bu, her belayı her musibeti ve her sıkıntıyı engellerler anlamında değildir.

Elbette meleklerin bu muhafazası, Allah’ın iradesine bağlıdır. Zaten her meselede ilahi murat, ilahi dileme esastır. "Allah'ın olmasını dilediği şey olur, olmasını dilemediği şey de olmaz.", hakikati de bize bunu anlatmaktadır.

Ritüel ile kaynağının Allah’ın ve resulünün oluşturduğu dinin unsurları olan ibadet ve dinin rükünleri bir tutulmamalıdır. İbadetlere ait zaman, sayı, şekil gibi bütün rükünler ilahi kaynaktan gelmektedir. Amaç bir şeyleri değiştirmek değil yalnızca Allah’ın rızasını kazanmaktır. Ritüeller ise insanlar tarafından şekillendirilmiş olup dünyalık amaçlarla yapılmaktadır. Burada oldurma gücü; evren, enerji, bilinçaltı, ışık gibi unsurlara yüklenmektedir. Daha önce de işlediğim gibi şifa dahi aciz insan tarafından ritüellerle oldurulabilecek bir sonuç olarak değerlendirilmektedir.

 


[1] Youtube’un Şifa Dağıtan Videoları: Bir Sözdebilim Olarak Biyoenerji'nin Retoriği, Osman Çalışkan

 

 

[2] Pearl, D. (2011). Tekrar Bağlantı. İstanbul: Butik Yayıncılık, s. 84.

[3] Brennan, B. A. Işığın Elleri. İstanbul: Meta. s. 206.

 

[4] Henkin, A. W.-B. (1995). Ruhsal Şifacı Olmak. İstanbul: Bilyay, s. 138.

[5] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 90.

[6] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 138.

[7] Steine, D. (2002). Bir Şifa Klavuzu Reiki Esasları. İstanbul: Arıtan Yayınevi, s. 138.

[8] https://www.gerçekislam.com/reikiye-alternatif-cagimiz-bunalimlarina-care-islami-reiki-96#_ftn139

[9] Türklerde Taşlarla İlgili İnançlar, Doç. Dr. Hikmet Tanyu, Ankara Üniversitesi Basımevi, 1968

[10] Buhârî, “Ḥac”, 57

[11] Tirmizi, Tıbb 34

[12] Ebu Davud, 3910

[13] Rad, 13/11

[14] Süyûti, ed-Dürrü'l-Mensur, 4/615; Zebidi, İthâfü's-Sâde, 7/288.

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.

Herhangi bir şey arayın...