Şifa uygulayıcılarının kullandıkları diğer bir araç da sarkaç yani pandüldür. Pandül ya da sarkaç, bir ipe veya zincire bağlı olan, sabit bir noktada tutulduğunda, çeşitli enerjilere göre salınım yaptığına inanılan, radyestezik bir araç olarak tanımlanmaktadır. Zincirin ucundaki pandül; altın, gümüş, pirinç gibi çeşitli madenlerden, ahşaptan, camdan, yarı değerli veya değerli doğal taşlardan yapılır.

Uygulayıcılar, aile hayatından mekânlara, sağlık çalışmalarından karar aşamalarına, atalardan gelen aktarımlardan, bolluk ve berekete varıncaya kadar hayatın her alanında problemleri çözme, dengeye oturtma, istek ve arzulara ulaşma gibi amaçlarla bu sarkaçı kullanmaktadırlar. Sarkacın salınım şekli, yönü ve hızı gibi unsurlar, uygulayıcıların önemsediği bilgilerdir.

Bir uygulayıcı, vereceği sarkaç eğitimine katılacak kişilere, sarkacı şu amaçlarla kullanabileceklerini söylüyor: “Sarkaçla ilişki analizi ve şifası, varlık tespiti, yaşam enerjisi analizi ve dengelenmesi (Bovis Life), dünyaya geliş amacınız, doğum enerjiniz ve şu anki enerjinizi ölçme ve dengeleme; eş, sevgili, çocuk, aile ve her türlü ilişkilerinizin uyum enerjilerini ölçme, ilişkileri dengeye getirme; mekân temizliği, dişil ve eril enerji dengeleme, eksik element tespiti ve dengelenmesi, bolluk ve bereket enerjisini arttırma, suyu kodlama, bilinçaltı blokajlarını çözme, atalarla ve kişilerle bağ kesme, kilo çalışması, tansiyon dengeleme, esmalarla ve dualarla sarkaç kullanımı, atalardan epigenetik yoldan aktarılan olumsuz enerjilerin temizlenmesi.

Bir ipin ucuna bağladığımız cismin salınım yönü ve şeklinin; evlilik hayatınızı, paranızın bereketini, hayat felsefenizi, ölmüş atalarla ilişkinizi ve hatta genlerinizi bile etkilemesi inancı ancak paganizm ile açıklanabilir. Yoksa bunların ne bilimsel ne de dinî anlamda bir bilgi değeri vardır.

İleride bolluk ve bereket uygulamalarını geniş bir şekilde işleyeceğim. Burada bir uygulayıcının, ipin ucuna bağladığı cam kristal sarkacını kullanarak, cüzdanının üzerinde yaptığı kodlama ritüeli ile bolluk ve bereket çalışmasını irdeleyeceğim. Uygulayıcı, sarkaç çalışmasında bir yandan İslam’la hiçbir alakası olmayan batıl argümanları kullanırken diğer yandan da Allah’ın isimleri ile yaptığını İslamileştirmektedir. Cüzdanın büyük olmasından, sol elde tutmaya kadar, sayı sekanslarından, sonsuz mucizeleri çağırmaya kadar her şey, aslında sadece bir safsatadan ibarettir.

Sarkaçla Cüzdana Bolluk ve Bereket Çalışması

Büyük cüzdan kullanmak, evrensel yasalara göre size daha fazla para getirir. Evren boşlukları sevmez. Cüzdanınız ne kadar büyük olursa, o boşluk mutlaka dolar. Bolluk bereket, rahim enerjisi yani annelikle ilgili olduğu için cüzdanınızı sol elinizde tutun. Cüzdanınızı kullanırken korku, kaygı gibi birçok düşük frekanslı enerjiler oluşuyor. Bunlar cüzdanda blokajlar oluşturuyor. Negatifi temizlemek için önce niyet ediyoruz:

“Tüm zamanlarda, cüzdanımda farkında olduğum ve olmadığım, bereketime engel olan tüm negatif enerjilerin temizlenmesine niyet ediyorum.”

Şimdi sol tarafa doğru sarkacı çeviriyorum. Bu arada eltete temizliği yapıyoruz.

Gerçek siz, bundan önce kimdiniz? Bundan sonra kim olacaksınız? Bundan önce gerçek işiniz neydi? Şimdi işiniz ne olacak? Şimdi gerçekten kimsiniz? Bundan önce kimdiniz? 1, 2, 3, 4 diyerek sayı frekansını da kullanıp burada negatif enerjinin gitmesini sağlıyoruz. Bu arada sayıları kullanırız. 3-9-8 kullanabiliriz. Bu bolluğun ve bereketin önündeki tüm engellerin kalkması; 5-2-0-2-5 kullanalım. Tüm kapıların bize açılması, engellerin kalkması içindir.

 Burada sarkacıma soracağım: “Cüzdanımın üzerinde, bolluğumun ve bereketimin üzerinde negatif enerji var mı?” Sarkacın yatay yönde salınımı bana hiçbir şekilde cüzdanımda negatif enerji olmadığını gösterir.

“Dur!” diyorum sarkaca. Çünkü sarkaca verdiğimiz her komutu sarkaç, bilinçli bir şekilde alır. Titreşimi alır. Şimdi:

“Tüm zamanlarda bolluğun ve bereketin, sonsuz ve sınırsız Allah’ın rahmetinin hayatımda, cüzdanımda ve yaşamımda kolaylık olmasına niyet ediyorum.”

Bu arada esmaları kullanalım. Ya Fettah, Ya Rezzak, Ya Ğani, Ya Kayyum esmaları bolluk ve bereket için çok etkilidir. El-Kayyum ve Er-Rezzak esmalarını günde 500 kez okumak ve bunu sarkaçla yüklemek size çok güzel kapılar açar. Sarkaçla esmaları yüklerken, sayı frekanslarını da yükleyelim: “5-2-0”, “7-4-1”, “8-8-8-9-8”

Burada, para mıknatısını yaptıktan sonra mucizeleri çağıralım. Bizim için, bolluğumuz ve bereketimiz için sonsuz mucizeleri çağıralım. Burada bir niyet oluşturalım:

“Benimle beraber burada bu çalışmaya evet diyen herkesin, cüzdanına bu temizleme, bu yükleme alan hızında, bolluğun ve bereketin kolaylıkla ayağımıza gelerek, yüklenmesine niyet ediyorum.”

Şimdi sarkacıma soruyorum: “Bolluk bereket cüzdanıma yüklendi mi?” Sarkacın salınımından bolluk ve bereketin yüklendiğini anlayabiliyoruz.”

İslami bioenerji uygulaması yaptığını iddia eden bir uygulayıcı ise geleceğe dair konuların sarkaca sorulmasının şirk olacağını söylerken, sarkacın yaratıcı ile uygulayıcı arasında bir enerji kanalı kurduğunu ve ondan mesajlar alınmasına vesile olduğunu iddia etmektedir.

Sarkaca soru sorarak doğruları öğrenebilirsiniz. Bunlar, ayrı bir eğitimin içeriğidir. Sarkaca, geleceğe yönelik soru sorulmasını doğru bulmuyorum. Ancak Rabbimizle olan enerji kanalına bağlanarak, Rabbimizden gelen mesajları okumamızı kolaylaştırabilir. Her daim şunu hatırlayalım: Bilgileri sarkaç söylemez. O, sadece bir alettir, sadece vesile olur. Küçücük bir parçanın ne kadar aklı olabilir? Buradaki şirke dikkat edelim. Buradaki araç, sadece Rabbimizden gelen bilgiyi doğru okumamız için bir vesile olur. Sarkacı da diğer araçlar gibi güzel kullandığınızda faydaları artacaktır.”

Bu paylaşımın altında, uygulayıcının takipçilerinden birisi, erkek arkadaşı ile tartışmalarından sonra karar aşamasında, konuyu birçok defa sarkaca sormuş ve olumsuz bir cevap almış olacak ki sarkaç hakkında şüpheye düşmüş. Sarkaç hakkında içine sinmeyen konuyu şöyle dile getirmiş:

“Sarkaç ile çalışma yaparken araya şeytanların karışmadığını nereden bilebiliriz? Her ne kadar sığınarak başlasak da ya sarkaç, Kuran’da geçen “şeytan okları”ndan ise? Ve onlardan uzak durun deniliyor ya, çalışma yapacağız diye, ya uzak durmaktansa onu kullanmayı seçtiğimizde artık sığınmamızın bir önemi olmuyorsa? Bu, apaçık bir emre karşı gelmek oluyor. Ben, sarkacımı her ne kadar sevsem de bu ayetten sonra elime alamıyorum açıkçası. Bir de çokça kez, sevdiğimden ayrılma vaktinin geldiğini söyledi, bazı tartışmalardan sonra. Ya benim enerjimden etkileniyor yahut da şeytanların en sevdiği şeydir ya çiftlerin arasına girmek… Sarkaç konusunu biraz daha işlerseniz çok sevinirim. Gördüğünüz gibi çok fazla sorularım var.”

Bu takipçi, yerinde bir endişe taşımaktadır. Enerji uygulayıcılarının sarkacı kullanma amaçları ile cahiliye Araplarının fal oklarını kullanmaları arasında pek de fark yoktur. Putperest, pagan kültüründe eşya ve ritüeller, madde ve şekil olarak değişse bile, onlara verilen kutsallık nitelikleri ve onlardan beklenen sonuç genelde birbirine benzer. Fal okları, İslam Ansiklopedisi'nde şöyle anlatılmış:[1]

“Cahiliye Dönemi’nde kullanılan fal okları, ucunda demir parçası ve üzerinde kanat bulunmayan ince oklardı. Cahiliye Araplarının, üzerine ‘evet’ veya ‘hayır’ gibi değişik alternatifler yazdıkları ve bir işe girişmeden önce aralarından birini çekmek amacıyla sakladıkları oklarıdır. Babillilerden itibaren, çeşitli milletlerce uygulanan bu tür bir fal uygulamasına, Kitab-ı Mukaddes’te belirtildiğine göre Kudüs’ün fethi öncesinde Buhtunnasr da başvurmuştur.

Kur’an-ı Kerim’de, iki yerde geçen fal oklarının, şeytanın işlerinden biri olarak nitelendirilen, kısmet çekme işinde kullanıldığına işaret edilmiş ve bu tür oklara başvurulması yasaklanmıştır. (el-Mâide 5/3, 90) Hz. Peygamber (sav), Hz. İbrahim ile oğlu İsmail’i, ellerinde fal okları ile birlikte tasvir eden bir resmi görünce, imha edilmesini emretmiş ve onların asla fal okları kullanmadığını bildirmiştir. (Buhârî, Enbiyâ, 8)

Cahiliye Arapları; yolculuğa çıkma, savaşa gitme, evlenme, şüpheli çocukların nesebini tayin etme, ticaret yapma, su kuyusu açma hatta kumar oynama gibi kendilerince önemli olan işlere başlamadan önce, tahtadan yapılmış ve kanat takılmamış ince oklar üzerine ‘yap, yapma’ şeklinde alternatifler yazıp bir torbaya koyarlar, daha sonra içlerinden birini çekerek çıkan yazıya göre girişilen işin kendileri için uğurlu veya uğursuz olacağına inanır ve ona göre hareket ederlerdi. Fal oklarının, beyaz çakıl taşlarından yapılmış tavla zarı şeklinde veya satranç taşları gibi olduğunu rivayet edenler de vardır.

Fal okları, sayılarına ve bulundukları kimselere göre ikiye ayrılır. 

a) Üçlü fal okları: Herkesin yanında taşıdığı üç okun birinde, ‘Rabbim bana emretti.’ veya ‘yap’; diğerinde, ‘Rabbim bana yasak etti.’ yahut ‘yapma’ diye yazılır, üçüncüsünde ise yazı bulunmaz ve çekilen kısmette ne çıkarsa ona göre hareket edilirdi. Eğer yazısız ok isabet ederse kısmet çekme işlemi tekrarlanırdı. 

b) Yedili fal okları: Kâbe’nin içindeki Hübel adlı putun yanında veya kâhinlerle hâkimlerin nezdinde bulunan ve her biri üzerinde ‘evet’, ‘hayır’, ‘sizden’, ‘başkasından’, ‘açık değil’, ‘diyet’, ‘su’ ifadelerinden biri yazılmış olan yedi ok, bir işi yapmak veya yapmamak, nesebi şüpheli görülen bir çocuğun babasını belirlemek, öldürülen kimsenin diyetini ödetmek, su kuyusu açmak, evlenmek gibi değişik maksatlarla kullanılırdı. Bu işlerden biriyle ilgili olarak kısmetini tayin etmek isteyen kişi, hediyelerle birlikte Kâbe’nin hizmetçisine yahut yedi oku bulunan kâhinlere gider, kısmet çektirir, çıkan sonucun putların iradesine uygun olduğuna inanır ve ona göre hareket ederdi. 

Fahreddin er-Razî, fal okları çekmenin yasaklanmasını, Allah’a mahsus olan gaybı bilme ve putlara uluhiyyet isnat etme gibi mahzurlar taşımasına bağlarken (Mefâtîḥu’l-Ğayb, XI, 136), Reşid Rıza, akli ve ilmî hiçbir gerekçeye dayanmadığı için fal ve kumar oklarının yasaklandığını söyler. (Tefsîrü’l-Menâr, VI, 149-151) Zira yapılması düşünülen bir işin hayırlı olup olmadığını, bir yerde suyun bulunup bulunmadığını veya nesebi şüpheli görülen bir çocuğun babasının kim olduğunu fal oku çekerek belirlemek mümkün değildir. İnsanların akıl gücüne hitap eden İslamiyet, her işin açık delillere ve doğru bilgilere başvurularak yapılmasını emretmiş, bu tür yollara girilmesini yasaklamıştır.”

Peki, şifa uygulayıcılarının enerjinin dengelenmesi gibi birçok amaçla kullandığı sarkacı kim çeviriyor?

Kur’an’da, Neml suresinde, Hz. Süleyman’ın (as), Belkıs’ın tahtını kimin kendisine getirebileceği sorusu üzerine: “Cinlerden bir ifrit, ‘Sen makâmından kalkmadan ben onu sana getiririm. Gerçekten bu işe gücüm ve güvenim var.’ dedi.”

İfrit; cinlerin reisi veya en güçlü, zeki, kurnaz ve zararlı olanı olup[2] kötülük ve pislikte son dereceyi bulmuş ve şeytanlıkta ileri gitmiş, tuttuğunu deviren, kuvvetli, becerikli, ele avuca sığmaz biri demektir.[3] Bu ayetten anladığımıza göre cinlerin, eşya taşıyabilecek gücü, yeteneği ve imkânı vardır. Biz bu taşıma işini, bir kısım cinlerle çalıştığını söyleyen hoca (!), büyücü ve medyumların, danışanlarına muska veya büyü malzemesini, bir anda, hariçten getirtip önlerine koymaları ile ilgili tecrübelerde şahit olmaktayız. Ayet bize bu malzeme taşıma işini, cinlerin kâfir grubu olan, ifrit şeytan takımının yapabileceği konusunda fikir vermektedir. Ben, sarkacı çevirenin de cinni şeytanlar olduğunu düşünüyorum. Çünkü yapılan iş; boş, malayani, bidat ve şirk unsurlar içermektedir. Elbette ki bunlar, şeytanın istediği ve hoşuna giden işlerdir.

 

 


[1] https://islamansiklopedisi.org.tr/ezlam

[2] https://islamansiklopedisi.org.tr, İfrit maddesi

[3] Sorularlaislamiyet.com, ifrit maddesi

Yorumlar (0)

Henüz onaylanmış yorum yok. İlk yorumu siz bırakabilirsiniz.

Herhangi bir şey arayın...